Mültecilerin Dramı: Çelişkilerle dolu bir sorun!


Hangi «Batı»; hangi «İslâm»; hangi «İnsanlık?»

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA ©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

syrian_refugees

Batının, Suriye halkını demokrasi ve özgürlük ile buluşturma “projesi” mi varılan noktanın sorumlusudur? Peki o zaman mültecilere kapılarını kapaması demokrasi ve özgürlük değerleriyle nasıl açıklanabilir ? Batı’nın çıkar ve hedeflerine çoğu zaman kaos ve istikrarsızlık üzerinden ulaşmayı öngören büyük senaryosunun yeni bir tezahürü olarak görmek mümkün mü? Peki Suriye halkının, evini yangın yerine çevirenin boynuna sarılması gibi, içinde bulundukları duruma düşüren Batıya sığınma çabasını, nasıl yorumlamak gerekiyor? Ciddi dersler çıkarılması ve de ciddi önlemler alınması gereken büyük bir insanlık sorunu yaşanıyor!

***

SURİYELİ MÜLTECİLER KONUSU
19 Eylül 2015,

Suriye’de yaşam koşullarının dayanılır olmaktan uzaklaşmaya devam etmesi, daha fazla Suriyelinin ülkeden kaçmasına ve mülteci (sığınmacı) olarak yaşadıkları dramın Dünya kamuoyunda daha çok yer bulmasına neden olmuş gözükmektedir.

Türkiye, Suriye krizinin patlak verdiği 2011 yılından bu yana bu dramla iç içedir; imkânlarını zorlayarak Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapmaya çalışırken, Batının yeni farkına vardığı (!) dramın adeta bir parçası olmuş gibidir. Avrupa Parlamentosu (AP) 120 bin Suriyeli mültecinin Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelere paylaştırılmasını ve bir milyar Amerikan Doları yardımı konuşurken (tartışırken), Türkiye 2.2 milyon mülteciye ev sahipliği yapar hale gelmiş ve Türkiye’nin Suriyeli mülteciler için bugün kadar yapmış olduğu harcamanın tutarı 7.6 milyar Amerikan Dolara ulaşmıştır.

Suriyeli mülteciler sorunu, bir insanlık dramı olmanın ötesinde, hem insanı isyana sevk eden ve “nasıl olabiliyor” dedirten çelişkileri yansıtan, hem de çok ciddi ekonomi-politik boyutları olan bir sorundur. Bu sorun, göçün -uluslararası politika bağlamında- siyasal-stratejik boyutunu öne çıkaran güncel ve somut bir işaret olduğu kadar, uluslararası politikadaki mevcut yapıyı temelden değiştirme eğilimlerini besleyen, buna imkân ve fırsat verdiği düşünülen, bir mahiyet de arz etmektedir.

Bugün yaşanmakta olan dramın arkasındaki Suriye krizi, Batının Suriye halkını demokrasi ve özgürlük ile buluşturma “projesi” nin ürünüdür. Batının Suriye halkının demokratik bir yönetime kavuşması, yönetime katılması, özgürleşmesi ve kendisini serbestçe geliştirebilmesi için attığı adımlar, Suriye’yi ve Suriye halkını bugün, bu noktaya getirmiştir. Böyle bakınca, “çelişki” gibi görünen, farklı yansımalar ile karşılaşmaktadır. Bu yansımalardan bir tanesi, krizi başlatan Batının Suriyeli mültecilere kapılarını kapamaları ya da sembolik sayıda mülteci kabul etmeleridir. Batının, hem Suriye halkını demokrasi ve özgürlük ile buluşturmak istemesi, hem de Suriyeli mültecilere kapılarını kapaması, bir çelişki değil midir? Bir başka çelişki, Suriye halkının, kendilerini içinde bulundukları duruma düşüren Batıya “koşmaları”, Batılı ülkelere iltica etmek istemeleridir. Bu, birinin, evini yangın yerine çevirenin boynuna sarılması gibi bir şey.

Suriyeli mülteciler sorununun bir başka yansıması, “iş bulmak ümidi” yle, eşi ve üç çocuğu ile birlikte, Kastamonu’dan Bursa’ya giden sara hastası bir babanın, iş bulmadığı için çöplerden topladığı yiyeceklerle ailesinin karnını doyurduğu, bunun için büyük marketlerin kapanmasını ve onların attıkları çöpleri beklediği gibi örneklerin sıkça yaşandığı ve “Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2014 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması verilerine göre, nüfusun % 15’nin yoksulluk sınırının altında olduğu” bir ülke olarak, Türkiye’nin 2.2 milyon mülteciye ev sahipliği yapması ve bunlar için bugüne kadar 7.6 milyar Amerikan Doları harcama yapmasıdır.

Bir başka çelişki ya da yansıma da, “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir” sözünün, sadece Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapılmasında hatırlanmasıdır. Oysa bu sözde saklı olan “yardım” gerçeği, hem kardeşe evinde/yerinde sahip çıkmayı, hem de kardeşi evinden/yurdundan edene tavır almayı (en azından araya mesafe koymayı) da içerir.

Suriyeli mülteciler konusunun yansıttığı çelişkiler ve bu sorundan çıkarılacak dersler çok…

Ancak Suriye krizinin yansıttığı bu çelişkiler yeni değil. Batının Kuzey Afrika’dan başlayıp Orta Doğu, Kafkasya ve Hazar Bölgesi üzerinden Orta Asya’ya, Çin sınırlarına kadar uzanan coğrafyada halkları demokrasi ve özgürlük ile buluşturmak için çeşitli adlar ve şekiller ile attığı adımlara bakılırsa, benzeri çelişkilerin oralarda da çıkmış olduğu görülür. Batının attığı adımlar, hem o halklara (ve o ülkelere) yaramamış, hem de o bölgedeki ülkeler Batının attığı bu adımların ağır maliyetleri ile karşı karşıya kalmışlardır.

Batının halkların göçüne ya da yerlerinden edilmesine neden olan demokrasi ve özgürlük girişimlerinin özellikle jeopolitik açıdan kritik önemi haiz coğrafyalarda ya da enerji yönünde zengin coğrafyalarda kendisini göstermesinin arkasında, gerçekte küresel ve bölgesel politikalar bağlamında ciddi ekonomik, politik ve askeri mülahazaların yer aldığı artık bilinen bir husustur. Bu konu, çok yazıldı ve konuşuldu… Suriye krizi, Suriyeli mülteciler sorunu, daha önce yazılanların ve konuşulanların güncel ve somut bir başka örneğidir.

Bu tür sığınma konularına yaklaşılırken, genelde ilk akla gelen hususlardan bir tanesi, sayılarına ve üzerlerindeki kontrole bağlı olarak, sığınmacıların politik, ekonomik ve güvenlik açılarından “iki yönlü” kullanıma elverişli potansiyelleridir. Bunu hep akılda tutmak gerekir.

“Batı”, çok genel olarak, evrensel bir içerik ve değer taşıdığı kabul edilen bir kültür ve medeniyet olgusu olarak alınır. Çin’in uluslararası politikada yükselmesi ve ABD’nin Rusya’yı karşısına alarak Moskova’yı Pekin’e itmesi, günümüzde, “Batı” nın sorgulandığı bir sürece yol açmıştır. Bu sorgulama süreci, Batının küresel hegemonik konumu nedeniyle, uluslararası politikadaki mevcut yapıyı temelden değiştirmeyi öngören eğilimleri de beraberinde getirmiştir. Pekin’in de demokrasiden ve özgürlüklerden yana olduğu, ancak bunun Batı tipi bir demokrasi ve özgürlük olmadığı yolundaki açıklamalar; Washington gibi, Pekin’in de, ülkelerin insan hakları ihlalleri konusunda periyodikler yayınlamaya başlaması; Pekin’in ve Moskova’nın, yeni kredi derecelendirme kurumları ile, ülkelere yatırım için kredi veren çok uluslu fonlar/kurumlar ihdas etmeleri, söz konusu sorgulama sürecinin ve eğilimlerin varlığına ve ciddiyetine işaret eden gelişmelerdir. Bunlar hatırlandığında, Suriye krizinin ve Suriyeli mültecilerin dramının, olumsuz anlamda Batıyı çağrıştırmak suretiyle, söz konusu süreci ve eğilimleri besleyici bir etkiye yol açtığı/açabileceği düşünülmektedir. Esasen “Batı” olgusunun, Avrupa ve Kuzey Amerika ile sınırlı görüldüğü, münhasıran Avrupa’nın Katolik ülkeleri ile ilişkilendirildiği, Rusya’nın (hatta Almanya’nın bile) “Batının” bir parçası olmasının tartışıldığı dikkate alınırsa, Suriye krizinin ve Suriyeli mültecilerin dramının, Batının sorgulandığı sürece ve mevcut küresel hegemonik yapıyı temelden değiştirmeyi öngören eğilimlere hız ve güç katacağından şüphe duyulmaması uygun olacaktır.

Belirtilen bu süreç ve eğilim karşısında, Batının en azından demografik homojenitesini korumak istemesi ve bunun gereği olarak Suriyeli mültecileri kabulde isteksiz davranması anlaşılır bir durum olarak görülebilir. Fakat bu durum, aynı zamanda, Suriye krizinin ve Suriyeli mülteciler sorununun bir çelişki olarak alınabilecek bir başka yansımasına işaret etmiş olur ki, bu da (yukarıda daha önce belirtilmiş olana ilave olarak) Batının çelişkisini ayrıca beslemektedir. Batının başka ülkelerin halklarını demokrasi ve özgürlük ile buluşturmak için attığı adımlar, kendisinin sorgulanmasına neden olan ve hegemonik konumunu tehdit eden gelişmelere zemin oluşturmaktadır. Batının bu yaklaşımını nasıl anlamak gerekir ya da Batı bu çelişkinin farkında değil midir? Herhalde burada da, hem “yaratıcı kaos” ve “yapıcı istikrarsızlık” kavramlarını hatırlamak, hem de çıkar ve hedeflere kaos ve istikrarsızlık üzerinden ulaşılmasını öngören (kaosun ve istikrarsızlığın bir parçasını teşkil ettiği) Batının asıl büyük senaryosunu görmek gerekir.

Suriyeli mülteciler konusu önemli; çıkarılacak ciddi dersler ve alınması gereken ciddi önlemler var.

*
ascmer

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: