Dönme Dolap!


Başın dönüyorsa, yükseklik fobin varsa, aman binme ve yazıyı da okuma!

donme_dolap

© photocredit

***

Daha fazla silâh satabilmek için tarihin derinliklerinden altın tepsi üzerinde sunulan ve istismara sınırsız açık iki vasıta vardır:
1 – Din, mezhep, tarikat farklılıkları;
2 – Irk temeline oturtulmuş, «aşırı ve ırkçı» milliyetçik!

Mustafa Kemal Atatürk bu tehlikeyi daha o zamanlar sezmiş, kısa değil uzun görüşlü «müneccimliği» ile hem bu tehlike ve tehdidin insanlığı ne tür felâketlere sürükleyebileceğinin; hem de genç Türkiye Cumhuriyeti’nin, o yıllarda daha yaygınlaşmamış olsa da, hiçbir kurşunun delip geçemeyeceği «zırhlı/çelik» yeleğin adını koymuştu:
Türk Milliyetçiliği…
Tarifini de yapmış ve son noktayı koyup, kendine göre o yılların koşullarında çözümü kilitlemişti;
Nerede?
1924 Anayasası’nın 88 maddesinde!
Atatürk İlkeleri’nde de üzerine vurgu yapılarak! [1]

Daha da öteye giderek, kurduğu partinin logosuna bu ilkelerin yerleştirilmesi talimatı vermişti!
Yol boyunca sapan olursa, önce «dürtülmesi», uyarıyı anlamayıp daha ileriye gidenler ile yoldan çıkanların bedeninin, ruhunun, vicdanının «en hassas noktası»na, «Kazıklı Voyvoda» [2] yöntemi ile, sokulmasını öğütlemişti!
Nereye? Amiyane tabiri ile Analına…

Neyi amaçlamıştı?
Bugün Amerika Birleşik Devleti’nde geçerli olan «üst kimlik altındaki milliyetçilik»i! [3]
Adam, Patagonya doğumlu! Vatandaşlık başvurusu yapmış ve kabul edilmiş.. Sağ elini, kalbinin (ve cüzdanının) üzerine bastırıyor, yemin ediyor!
Ne uğruna? [4]
Her alanda «sadakat!»
Her yeminde olduğu gibi, günümüzde de erozyona uğramış ve ihlâl ediliyor olmasına karşın, 250 milyon nüfusun ekseriyeti, riayet etmeyi sürdürüyor!
Türkiye’de ise, mecliste, askerde, poliste edilen yeminler, ilkokul sıralarında içilen antlar, bırakın erozyona uğramasını, dışarı çıktıktan sonra kötü niyetlilerin ayakları altında öfke ve hıçla eziliyor; tam tersi yapılıyor!

Evet Türkiye toprakları üzerinde!
Başbakanlık ‘Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun sitesinde, [5] burs ilânı dışında bir şey göremezsiniz ve bilmeyenler/öğrenmek isteyenler, araştırmalarını sürdürürler. 500 bine yaklaşan Google kaynak motorunun sonuçlarında.
Sabırları varsa…

Peki ne öngörüyor, Atatürk Milliyetçiliği?
Bir kere kesinkes MHP örneğinde olduğu gibi ırkçılığa ve faşizme zerre kadar yer bırakmıyor ! Sonrasında da; içeride ve dışarıda bireylerin, devletlerin dostluk, kardeşlik ve barış içinde yaşamasını temin edecek koşulların oluşturmasını… Bunun da yolunun hangi duraklardan geçtiğini göstermek amacıyla yol haritasını çiziyor… Günümüzde eğer Atatürk sonrası yönetimler (CHP dahil) o istikamet doğrultusunda devam etmek yerine; oy gailesi, kişisel ve siyasal düşünceleri nedeniyle, durak değiştirip sapma yapmasalardı, bugün zaten «yaşadıklarımız» çok farklı olacaktı!
Adam gidiyor, çocuğu amerikan vatandaşı olsun diye eşine USA topraklarında doğum yaptırıyor; zamanı gelince yeminini de ediyor; ama Türkiye Cumhuriyeti topraklarında bildiğini okuyor!
Kur’an üzerine el basıp yemin etse dahi…
Mustafa Kemal Atatürk daha o demlerde, silâh üreticilerinin zihniyetini kavramış, gerekli tedbirleri Türkiye Cumhuriyeti için almaya çalışmış, milli silâh sanayiinin temellerini atmıştı!
Saldırganlık, değil tamamen savunma amaçlı!
Kendi silâhıyla ve askerî gücü ile genç cumhuriyetin ilelebet korunması için!
Daha o yıllarda, Atatürk’ü ince eleyip, sık dokuyan, Türk’ten daha iyi zihniyetini kavrayan dış güçler, o hayatta iken maşaları aracılığıyla projelerini yaşama geçirmeye başlamışlardır!

Günümüzde «ermeni soykırımı» diye küçümsenmeyecek kadar kişinin dillerine persenk ettikleri; «bitlendiği – türk, ermeni, yabancı – » postu yayanlar da, Hitler’i destekleyenler de kimlere hizmet ediyorlar(dı) dersiniz?

Adam, ABD’nin nerede ise yarısının çalıştığı bir istihdam sektörü olan, silâh ve askerî techizat sektörünü ayakta tutabilmek için ne yapmak zorunda?

Ciklet, şekerleme, çikolata, bisküvi veya cep telefonu satmıyor mu!

Onların reklâma bile ihtiyacı yok zaten!

Komşu kızı hangi cikleti çiğniyor; şekerleme, çikolata, bisküvi üretenlerin hangileri « helâl », etiketleri kullanıyor ve de « mahalle baskısı » yetiyor da, artıyor!

TV’lerde hiç gördünüz mü; şu silâhı alırsan daha iyi öldürürsün, ötekini alırsan karşındaki düşmanı yok edersin, türünden reklâmları?

Zira, silâh üretenlerin (sadece ABD değil) hemen hepsi, silâh satabileceklerinin «yumuşak karınları»nı nasıl «okşacaklarını» gayet iyi biliyorlar!

Hem de asırların husumet, Haçlılara kadar uzanan düşmanlık, dinsel ve mezhepsel ayrılıklar/farklılıklar ve de sağ-sol ideolojiler kullanılarak işler yürütülüyor! Yeri geldiğinde halkların tepkisine yol açacak tahrik ve örtülü saldırılar veya kukla olarak kullandıkları mihrakları devreye sokularak ürettiklerini en yüksek ücretlerden, ya da yeraltı, yerüstü zenginlikleriyle takas ederek aralıksız satıyorlar!

Bir ABD TV’si soruyor; ya hû bu adamlar bizim müttefikimiz, en büyük silah pazarlama merkezimiz NATO’daki ortağımız değil mi? Nedir bu amerikan düşmanlığı!

Kendisine sorması gereken soruyu ya aklına getir(e)miyor; ya da bizdeki «kalemsorlar» benzeri biri olduğundan, iğneyi kendine batıracağına, çuvaldızı karşısına hemen sokuveriyor!

Bu «kısır döngü»nün çerçevesine girenler – Türkiye’de – PKK, DHKP-C, İSİD, vs.dir!
Demokrasi, hak ve özgürlükler, adil bir yaşam «teraneleri» kullanılarak!
Haksız da değiller…
Ve; tek çarelerinin başkaldırı ve silâha başvurmak olduğunu söyleyerek, kendilerini savunuyorlar.
Az sempatizan da toplamıyorlar, etraflarında!
Bir tür çok taraflı «ikram» meselesi.
Şiddet ortamına yol açacak koşullar, birbirlerine çanakla sunularak!

İrili ufaklı diğerleri de aynı hedef ve amaca hizmet etmektedirler.

Bilerek, inanarak, çaresizlikten veya ideolojik, mezhepsel, dinsel, ırkî akıl tutulması sonucu!
«Ak(ğa)babalar» satış grafiklerine bakıp, keyifle içkilerini yudumlarken, şiddetin kol gezdiği yerküre köşelerinde çocuklar, kadınlar bigünah insanlar ya can veriyor, ya da canlarını kurtarma pahasına ellerindekini, kimi vakit vücutlarını verip, insan tüccarlarının ellerine düşüyorlar.

Elbette bu «mihraklar» ile mücadele etmenin insanî yöntemleri yok değil!
Kimin işine geliyor ki?
Varsın devam etsin!
Etsin ki, arz ve talep patlaması olsun, «Ak(ğa)babalar»ın karnı doysun!
İnsanlık açlıktan sürünürken…

Ancak, bu silâh pazarında, pastadan pay alanlar (siyasiler, medya, sözüm ona «kanâat önderleri» gibi etkili çevreler) da devreye sokulunca, bizlerin zaman zaman gösterdikleri tepkiler, yaptıkları eleştiriler suya yazılmış gibi kalıveriyor!

Açın bakın; din ve duygu sömürüsü, milliyetçilik ( ! ) istismarı nasıl yapılıyor görün!

Şu ana kadar «nohut» büyüklüğündeki beyninizin algı antenleri çalışmadıysa!

Yazılı matbuatı göremediğim için, ‘tıkla ki reklâm pazarında güçlü görünelim’ amaçlı online sayfalarından hareket ediyorum:

Kan gövdeyi götürüyor. Şehit edebiyatı yapıyor ama hemen yanı başında;
– Nasıl rezil oldu?
– Yatağa girmeden bunu yaptı?
– Frikik vermemek için çok uğraştı!
– Bekâretini satışa çıkardı, işte «bozan!»

Vs..vs..vs..

Utanmadan da yazıyor; hayat devam ediyor!
Gel de ölenlerin geride kalan ailelerinin önünde söyle, cesaretin varsa…

Eh bunca «nohut yıkama»nın sonucunda, mutlaka psikolojik, cinsel, o andaki ruhsal durumunuz «nohut»unuzu da ezip geçecek, humus yapacak ve arzu ettikleri çarkın dişlilerine kendinizi kaptırmanız ile sonuçlanacaktır bu süreç!

Daha «futbol ve dizi»afyonundan söz bile etmiyorum !

Gazeteciliğe başladığım yıllarda bile en çok sattıran «son sayfa» ve de aspragas ağırlıklı «cinsellik»içeren haber ve röportajlar idi!

Uzun lafın kısası, zaten son olaylar yüzünden gözyaşı dökeniniz – samimî – ekseriyetle «timsah gözyaşı» moduna girenleriniz varsa; birincilere diyebilecek bir lafımız yok, ne de olsa duygusal bir ırkın (sadece türk değil) soyuyuz!

İkincilere de yine diyecek bir sözümüz ne yazık ki yok; Yerelce’deki makalesinde, son derece güzel aktarmış Profesör! [6]
Görevlerini yapıyorlar, hayatlarını kazanıyorlar!

Ne diyor, Nazım Hikmet? [7]

Ne diyor, Can Yücel? [8]

Ne demiş, Tevfik Fikret?
İnsan gibi yaşamaktır gerçek din [9]

Ne demiş, Namık Kemal?
Kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar
Uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gaflette
[10]

Kaç yıl öncesinde?!

Ve de bugün değişen nedir?

Biliyorum, bizim «kafadakiler» dışında – belki onlar da, gına geldiğinden – nasıl olsa başkaları okumayacaktır.

Olsun, ‘yazmıştık!’ diyelim…

Hiçbirinizi, gerektiğinde kurtarmada yardımcı olamayacağını bile bile…

Nusret Özgül

Brüksel, 10 Ağustos 2015

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: