Avrupa ile ilk «merhabalaşma..!»


trieste

***

Avrupa’ya ilk çıkışım…..

200 dolar + askerlik engelinden dolayı 1500 TL vize (ister rüşvet deyin isterseniz de çıkış kapısını açacak «anahtar!…»

O demlerde «talebe» kimliği taşıyan herkese potansiyel «terörist» gözüyle bakıldığından; saç uzunluğunun, bıyık şeklinin ve de aile geçmişinin dikkate alındığından dolayı, fifty fifty kurtarmış olsak da, o çıkış vizesini almak, olmazsa olmaz şarttı!
Benim memurum işini bilir, meselesi…

Efendim, alt tarafı bi Avrupa görüp geleceğim, emin olun döneceğim. Allah şahidimdir (Tanrı, Yaradan vd sıfatları kullanmak mı? Deneyene bedava idi!)

Gerçekten de ilk çıkışımın amacı, Avrupa görmekti.
Yolculuk Sirkeci Garı’nda başladı ki; nedense – bugün o kokusu sinmiş duruyor. Daha doğrusu Sirkeci Garı yaşıyor mu hiç bilemiyorum! – o ağır yağ kokuları ile karışık, hafif ter kokusu katılmış, onca yıllık trenlerin yükünün saldığı baharatla çeşnilendirmiş (ne de olsa yanıbaşı KapalıÇarşı’nın giriş kapısı) parfümü…

Birileri çıkıp da Dior, Paco Rabanne, Azarro gibi markaların bir benzerini «Sirkeci» markası altında üretse ve o demlerin kokusunu ciğerlerime hatırlatsa, eminim ilk alan ben olurdum!

Kara Tren yola çıktığında yüreğim pır pır ediyordu, nedendir bilinmez !
Anavatan’dan ayrılış mı (kısa süreli olsa da); Türkiye dışında yeni bir dünya, ortam ve bizlere bahsedilen çağdaş yaşamla yüz yüze gelmek heyecanı mı, hâlâ çıkarabilmiş değilim!
Tek bildiğim, adamın üzerine kurşun ağırlığında çöken o devrin baskısını üzerimden nasıl atabilirim, arayışı olsa gerek!
Depresyona düşen insanın, kurtuluş yolunu anti-depresif ilâçlarda aradığı gibi olmalı…

Neyse ki, kompartımanda dost insanlarla seyahat ettim. Sofya’da, kısa süreli de olsa, bindiğinde ve bizimle seyahat etmeyi kararlaştıran, ilk yabancı kadın «ilişki»mi tattım – lafın gelişi – plânladığım ve çıkış noktası belirlediğim Trieste durağında tüm dostlara ‘ce n’est qu’un au revoir’ dedim ve indim.
İnmez olaydım ve de keşke nihaî durak olan Paris’e kadar hep birlikte seyahat etseydim.
Müthiş tasarruf edecektim!

Tek başıma kaldım mı ve de bastı mı beni «Gurbet Fobisi!.» Daha Türkiye içinde doğru dürüst serbestçe, anası babası, emireri yanında olmaksızın seyahat etmemiş birini alıyorsunuz, yâd ellere paraşütle indiriveriyorsunuz!
Olacak iş değil…

Şimdiki gibi ne «GPS» ne de cep türünden ileri teknoloji var! Tek başınasınız ve de tek başına yaşam konusunda da tam bir «nul»sünüz!

«Kayıp av» olduğunuz ya alnınızda yazıyor, ya da şapşal suratınızdan okunuyor olmalı ki; yerli avcıların sempatik ilgisini mıknatıs gibi ânında çekiveriyorsunuz!
Trieste, bak ben geldim… deme fırsatı bile bulamadan!
Herve Villard’ın ‘Capri c’est fini…’ melodisini her dinlediğimde Trieste gelir aklıma, nedense!

Sırt çantama yüklediğim, artık ne çeşit Türk konservesi varsa, onları paylaşma suretiyle ve de «yola devam» ücreti ödemekle – vizeyi o demlerde yerel «otoriteler» veriyordu!! – sustalı çakı ile delik deşik olmadığınız gibi, üstüne bir de yâd ellerde gösterdiğiniz Türk «misafirperverlik»inden hoşnut kalmışlarsa, Türkiye’de bile eşine rastlamadığınız bir sustalı sahibi oluyorsunuz…
Armağan olarak..!

200 Dolar’ın – daha fazlasına izin yoktu, ülkenin dövizleri har vurup, harman savrulmasın diye olmalı – o demlerde ne anlama geldiğini, bugün bile anımsarım.
Paris’e vasıl olup, iki üç tur attıktan, öncesinde de «Bulgar sevgili» için Trieste’de müzikli gondol harcaması yaptıktan sonra – söz vermişsiniz ve Türk sözüne sadıktır! N’est-ce pas? – ikinci mevki dönüş biletiniz olmasına karşın, hem yalnızlıktan ve melankoliden kurtulmak, hem de brandadan yapılmış içi bomboş sırt çantanızı yemekten kurtulup, ineklerin daha önce seyahat ettiği saman balyaları ile yüklü «özel» kompartımanda – kaçıncı sınıftı hâlâ bilmiyorum – acaba «Türk misafirperver»i birine denk düşerim de, yanındaki böreklerle açlığımı bastırabilir miyim? hâyâli ile yer edinmeye çalışıyorsunuz…
Aynı «sapkın» düşünceler besleyen tek olmamalısınız ki, neredeyse giriş ücreti isteyecekler, salaş vagona.. !
Hava neyse ki güzel… Püfür püfür esen rüzgâr açlığı bile bastırıyor.
Akşam vakti, günün sıcaklığının yerini serinlik alıyor ve de göz kapaklarınız ağırlaşmaya başlıyor ! Ama gözünüzü kapatmaya korkuyorsunuz.
Oysa ne çalınacak bir şeyiniz var, pasaportunuz dışında; ne de seyahat ettiğiniz vagondakilerde kuşku yaratacak «hırsız» emareleri!
Bulgar «sevgili»ye aldığınız Gondol var ya, korunması gereken, hafif kafanız öne düşse, ilk sinek vızıldamasında ayağa fırlıyorsunuz ve de sırt çantanızdaki o «değerli» emaneti, armağanı veya vaadinizin yerinde durup durmadığına bakıyorsunuz..
Türk söz verdi mi tutar…
Şimdilerde ara ki bulasın!

Az fırça yemedim rahmetli valide hanımdan bu konuda.
Kalk sır gibi sakla sen; bulgar garısı ‘aldım, ne kadar mutluyum, gelecek seferde seni Sofya’daki evimde ağırlamaktan büyük sevinç duyacağım…’ posta kartını alıncaya kadar…
Bir de evlenme teklif etseymiş, pastanın çileği olacakmış…
Oturmuş bir de türkçe yazdırmış birilerine…
İnsan bulgarca yazar ki, bizim evde kimse çakmasın!
İngilizce, fransızca yazsa da değişen fazla bir şey olmazdı ya !!
Kabahat ileriye «yatırım» düşüncesiyle ev adresini verende, zaten…

Bilmem kaç kilo vermiş – zayıflamak isteyenler derhal bana başvursunlar, özel rejim/diyet yöntemlerim vardır, tek şart bayan olmaları, (göbeklilerle 12 yıldır uğraşıyoruz, kaşıya kaşıya dörde katladılar, 7 Haziranda kalemtraş gibi yontulup, incelmiş şekilde mi «gerçek» yaşama (realiteye) dönerler, yoksa bir dönem daha katmerleşirler mi bilinmez,) hanımefendiler her alanda kurtarıyorlar, kilolu olsalar da «balık eti» dersiniz vs… – erimiş bir halde Sirkeci Garı’na adımınızı atıyorsunuz!

Bir hafta önce cepte 200 US dollars göğüs kafesleri sonuna kadar şişmiş, burnu havalarda Sirkeci marka «parfüm» üretimine başlayıp, köşeyi dönme ( ! ) hâyâlleri kuran kulunuz, hiçbir kokuyu teneffüs etmek bile istemeden, dış görünüşü gereği kimseye de görünmemeye çalışarak – sanki şimdilerde olduğu gibi tanıyacak on kişi çıkarmış gibi – İzmir’e dönüş yolunu tutuyor…

Avrupa’dan dönmüş ama eli boş halde…
Artık ne tür hediyeler bekliyor olmalılar ki (aile dışında) mahalleli aylarca suratınıza bile bakmıyor, selâm verseniz görmezden geliyor !
Oysa o sırt çantasına iki barbunya, bir imambayıldı, kurufasulye ile az «sponsoring» katkısı yapmamışlar !
Konservelerin yerine yenisini vermeye kalksanız, küfür etmiş gibi olmayı bırakın, bu adamdan beş para olmaz, sen kalk Avrupa’yı turla (!) kafasında tüylü fötür, bırak altında Mercedes’i, omuzunda ses tonu sonuna kadar açılmış, radyo ve kaset çalar bile taşımadan, «zibidi» gibi geri dön!
Yüz karası…
Rezil…
Bir de albay oğlu olacak…

«Karizma» bir kere çizildi mi, imkânı yok kolay kolay «onarıl(a)mıyor!.» Gözünü «albay oğluna» kestirmiş, geleceğini «birliktelik»te sağlama almayı düşleyip, senaryolar üzerinde gece gündüz çalışan semt güzelleri bile tüm umutlarını değil bir başka bahara ertelemeyi, bir daha yeşermeyeceksine toprağa gömüveriyorlar !
Ellerinden gelse, bendenizi de birlikte…
Düş kırıklığına uğrayıp, kendini dine verenler bile olmadı değil!

Gitmeden önce «ısmarlanan» ve listeye kayıt düşülen, Channel 5’ler vs, gözlerinde ölü doğmuş cenin gibi kalıveriyor !
«Ismarlama»nın örtülü adının, hediye olduğunu bilmem hatırlatmak gerekiyor mu!

Evet, bu ilk çıkış…
Bir de bunun ikinci ve nihaî çıkışı var ki, Sirkeci «parfümü»nün yerini, Kordonboyu’nda tek başına düzenlenen rakılı veda partisinin mis gibi kokusu alıyor ve ne zaman rakı kokusu dolaşsa aklıma hep o «Deniz Lokantası»ndaki karmakarışık düşünceleri meze olarak önüme dizdiğim anlar geliveriyor !

Nusret Özgül

Brüksel, 6 Mayıs 2015

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: