Ölüm Allah’ın Emri…


İyi de… Ah şu ayrılık olmasaydı!

keep-calm

* * *

Yanarım da yanarım … ( 1 )
Niçin ve neye ?
Diye sormak isterdim ikisine de…
Neden melodilerinizin ekseriyetinde; ayrılık, yalnızlık, «kırık kalpler» ve de ölüm var?
Diye…
Soramayacağıma göre…
İçimden geçenleri (boğazıma takılanları) yazayım bari !

Gerçi sevdiğimiz diğer çoğu melodinin temaları da üç aşağı, beş yukarı aynı?
Bu değerli insanların ‘ne kadar çok satarsak, o kadar iyi’ düşüncesiyle hareket etmediklerini de biliyorum.
Peki öyleyse?
Geçmişlerinde yaşadıkları «âşk travmaları»nın mı etkisi?
Sanmıyorum.
Üstelik ikisi de son derece şen, yaşamı seven, sevgi ve arkadaşlık dolu yürekleriyle bir deniz feneri gibi ışık saçan insanlardı…
Dedim ya; o anlarda sormak gerekiyordu…

Barış ile Nebioğlu Tatil Köyü’nde tanıştık!
Denilebilirse…
O, kimbilir nerelerdeydi..
Yerinde bir dakika duran biri değildi ki…
Ben resepsiyondan arta kalan vakitlerimde tabir-i caizse «Dısc Jokey»lik yapıyordum. Ve Barış ile tanışıklığımız o demlerde başladı.
Kaderin bir cilvesi mi demek lâzım, yoksa ‘böyle programlandığımızın neticesi mi?’ bizleri, varsa Yaradandan öteye kimse bilemez. Zira, beni tanıyanlarınız «tesadüfler»e inanmadığımı bilirler…

Ver elini Brüksel…
Ege Üniversitesi’nin devam ettiğim fakültesinde amiyane tabiri ile kalemler değil, silâhlar konuşuyor !
Bugünleri gördükçe, ya hû o devirlerde zerre kadar akıl yoktu, ders almadıkları anlaşılıyor, yarım asır sonra bugün de tıpkısının aynısı!
Dememek için, taraflı olmak gerekiyor !
Öğrenmek, belli mevkilere gelmek, bilek veya pazu gücüyle bir şeyleri değiştirmek yerine, ilim ve bilimle akıllara hitap etmek varken…
Boşuna dememişler; «Delikanlı!..» diye

Gerçekten de daha o yıllarda (68 dalgasına da kaptırıp kendimizi) gidişatın iyi olmadığını görenlerimizin sadece üniversitelerde değil, hemen hemen her meslektekilerin kanı bir çağlayan gibi delicesine akıyordu!

Genç Harbiyeliler, «ülkenin satıldığının» bizlerden çok daha fazla farkındaydılar.
Tıpkı, bugün İstanbul Barosu Başkanı’nın kutlama mesajına Kayahan’dan alıntı yaptığı gibi; Bir yemin etmişlerdi ki, bırakın yarı yolda dönmeyi, ölümüne!
Üstelik işleri çok zordu !

Ruhunu satanlar kadrosu (Türklükten, Turandan söz eden, «tabutluklarda» tırnakları sökülen rahmetli Türkeş dahil, ) Genç Harbiyeliler’in yanında yer alacaklarına ( Talât Aydemir ve İhtilâl’in Süvarisi gibileri.. .) kendi çıkarları (ABD) ve kendi kariyerleri için ruhlarını satanlar amiyane tabiri ile “su koyuverenler” sayesinde ne Atatürk yolunda ilerlemek kaldı, ne de zihniyetini devam ettirecek kadro!

1960 «Devrim»ini yapanları bile ararsan bul!
Asıldılar da…asıldılar…Kızıldere’de kıyıldılar…
Ve…
Günümüzde hâlâ ağıt yakılıyor, siyasî eğilimlerine göre mesajlar yayınlanıyor !
Ya hû çık bir kere de bugün senin uğruna mücadele ettiğin davada o yıllarda yaşamlarını yitiren «solcuları» da an..

Olmaaaazzzzz….
Niye?
Oy kaybettirir !

vatansızlar

İyi de nerede kaldı, senin ve onların hedeflerinin örtüşmesi?
Tıpkı «Vatansız Vatanseverler»i ölümlerine kadar sürgüne mahkûm ettikleri gibi…
Adamlar daha sen Kasımpaşa’da top koşturmaya, Seda Sayan ile «kırıştırmaya» başlamadan önce senin bugün savunduklarının peşinde koşmuyorlar mıydı?

Ortalıkta «Erkek»im diye turluyor; Azerilerin deyimi ile (silâh) «yarrak» sahibi isen, bu kara sayfayı kapatır ve seçimlere çok meraklı olduğun «ak» sayfalardan birini açarak gidersin!

Yanarım da niye yanarım ikinci olarak ( 2 ) biliyor musunuz; rahmetli babamın o yılları bugün çoğu üst rütbeli subay gibi, kaleme almamasına!
Bugünkü akıl yok ki bende !
Hem tarihe ışık tutacak sağlam bilgileri birinci elden aktarmış olurduk; hem de şu gariban üç beş kuruş kazanırdı. ( ! )
Devreye Kayahan (Tarkan farkıyla) giriyor onca yıl sonra…

‘Yemin ettim bir kere, dönemem ki!’
Tanrı âşkına, her sabah bayrak önünde yemin ettik ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım…’ diye haykırdık da ne oldu ; içimizdeki sağlamlara karşın, her türlü it ve uğursuz çıkmadı mı aramızdan?
TBMM’de yemin edenlere bakın, hâl ve gidişlerini izleyin (dizilerden vakit bulursanız) ve yanıtlayın!
Eh, 1960’da ne ise bugün de tıpkısının aynısı değil mi?; diğer deyişi ile «kariyer» meselesi… Amiyane tabiri ile «kendisinin ve ailesinin götünü kurtarma» olayı!

Eninde sonunda etiketi, markası, parti simgesi ne olursa olsun, kızları dahil köküne kadar girdiğinin farkında ve bilincinde olsalar da…

Demek ki, zevk alıyorlar !
Kıl ve göt yalamaları cabasına…
İyi de ne oldu o ettiğiniz yeminler?
«Çıt» yok!»

bm

Nereden, nereye geldim yine!
O yıllarda sıkça çaldığım plâklardan biri (büyük beğeni topluyor diye..) Barış’ın Dağlar Dağlar’ı idi… Üstelik o plâğı da aşırıp, Brüksel’e getirmiştim! Yedeği var diye!
İlk «hırsızlık» dönemi olmalı!>!

Yok arkası gelmedi.. Gelmediği gibi, ne ayakkabı kutusu doldurabildik, ne de fi tarihinde evebeynlerimin armağanı olan kulplu Yapı Kredi kubarasını…
Sefilleri oynuyorsak da kimsenin kabahati değil, diye yıllardır söyler dururum, sefilleri oynamama sevinenlerin göbek attıklarını bile bile… Barış hayatta iken söylemişti zaten; senden ne köy olur ne de kasaba!

Dağlar..Dağlar.. Plâğının arka yüzü, hiç mi hiç ilgi görmedi…
Bendeniz dışında…
Adam eşiyle veya sevgilisi ile tatile gelmiş…
Eeeeee…
Sen tutuyorsun ‘Ölüm Allah’ın emri’ diye Barış’ı avaz avaz bağırtıyorsun!
Hemen anladım ve «kariyer» ile «göt-işten çıkarılmak» arasında tercihimi yaptım.
Herhalde ‘ne yönde?’ diye sormuyorsunuzdur!

Geçen gün, meslek büyüğüm Doğan Özgüden’e özelden yazdığım gibi; geçmişte amma da «otosansür» uygulamışız kendimize!
Öyle ya, birlikte çalıştığım rahmetli M.Ali Birand bile ‘Doğan, senin haberini kullanırım ama küfür ederek…’
Dememiş miydi
Cuntanın postallarından başka sesin duyulmadığı yıllarda?
Tercümesi…
Ne ben küfür etmek zorunda kalayım, ne de sen Milliyet’te haberin çıktı diye bir kez daha hakkında açılan bir soruşturmaya maruz kal…
Gelelim Barış’ın plâğının arka yüzüne;

Ölüm Allah’ın Emri…

İstediği kadar ‘Off…’ çekti ise de tüm sevdiklerini geride bırakıp gitmedi mi?

İster Barış’ın şarkılarını dinleyin isterseniz Kayahan’ın; ölüm, ayrılık, parçalanmış âşk ve ne kadar hepimizi yakından ilgilendiren iç karartıcı «maraza» varsa!!
Arada «moral» kazandıracak şekilde tınlamış olsalar da !
Evet, niye biz sürekli olarak bu tür «Tema»ları işleyen sanatkârlar ile melodilerine mahkûm kılınıyoruz?
Fazla «Ortadoğulu» olduğumuzdan mı?
Fazla «Duygusal » olduğumuzdan mı?
Yoksa…
Genlerimizde yer etmiş, «Mazoşist» eğilimimiz ağır bastığından dolayı mı?
Eh o zaman «ne kadar müzik» o kadar «siyaset» tayını dememiz gerekmiyor mu!
Bu durumda, şikâyetiniz nedir ki?!

Barış Manço’yu sev; Kayahan’ı sev; sonra kalk al «av tüfeği»ni eline, Türkiye Cumhuriyeti’nin köklerine kadar inen bir Kulübümüzü ortadan kaldıracak projeler üret !
Biliyoruz ve eminiz ki, ne bu tür düşünceyi kafasından geçirip, projeler yapanlar, ne de şu veya bu kulübün «fanatik» taraftarları bu tür bir katliamdan yanadırlar!

Bu arada, Cumhurbaşkanı bile, diğerleri ( ! ) siyasî istismar ( ! ) aracı yapmasınlar düşüncesiyle olmalı, haber bile vermeden Cenaze Töreni’ne katıldı ise (ki kendilerini naçizane şahsen kutluyorum), demek ki Kayahan’ın melodilerinde kendisi açısından da bir şeyler buluyor, olmalıydı!
Oysa Kayahan, ‘Yine şişe dolacak!’ diyor.
Demekle de yetmiyor; ‘biz bu yolun yolcusuyuz… Bu da bizim hayatımız.. .’ diye ekliyor…

Ama bu noktada, Cumhurbaşkanı’nın «hoşgörü» sınırının samimiyetine inanmak (mı?) gerekiyor !
Öyle ya adam çıkmış; mektebimiz imam hatip’ değil ‘Mektebimiz Meyhanedir..’ diyor!
İşte bizler böyle bir «Cumhurbaşkanı» görmek istiyoruz karşımızda!
Ve yaşamın her alanında…
İşte o zaman; ‘Kayahan’ın cenazesinin sırtından prim yapmaya kalkışmadı!’ diyebilelim…

Ve de; fırsat bu fırsat, diyerek şu seçim sürecini kaos ortamına dönüştürmek için düşmeye basmış olanlara fırsat tanıyalım!
Her kim olursa olsun!
Hangi eğilimden olursa olsun!
Bugüne kadar söylenecekler söylenmedi mi?
Söylendi…

O hâlde, amiyane tabiri ile kapatın «gagınızı» ve dürüstçe seçim nutukları atın !
Spor konusuna gelinde; başta basın, isimleri sık gündeme gelsin isteyenler, paralanan eski hakemler, futbol sahalarında kendisinden bekleneni veremeyenler, artistler, reklâm için yeni gelinin bilmem neye saldırdığı gibi, her fırsatta önlerine konulanları ‘ölçüsü bana uyar mı?’ sorusunu bile sormadan üzerine atlayanlar…
Kapatın biraz çenenizi…
Diyeceğim ama…
Tıklatmak ve de reklâm pastasından daha fazla pay almak için, Türkiye’nin bölünmesine bile seyıirci kalacaklar (bakmayın siz yayınladıkları bildirilere) imza atan reyting canavarları kol gezdiği sürece, böyle gelmiş böyle gidecektir !

Adama sorarlar ‘bizim vatanseverliğimizi kimse sınamayamaz…’ diyorsan; o zaman ,
Hürriyet’in olmazsa olmazı ilk logosunu niye değiştirdin?
Atatürk ve Türkiye Türklerindir….
Gerisi mi?
Koy götüne rahvan gitsin…
Elbette, anlayana !
Nâzım Usta boşuna dememiş; kabahatın .çoğu da senin be, canım kardeşim!!’

Nusret Özgül

Brüksel, 5 Nisan 2015

font>

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: