“P B S…”


“Ordu – Sivil Bürokrat oligarşisi”nin ürünü!

başkan

münir_kebir

©Münir Kebir

Cumhurbaşkanı RTE’nin Türkiye için uygun gördüğü Başkanlık Sistemi hakkında bilgi sahibi olan biri çıkıp ta, Siyaset Bilimi içinde tanımlayıp anlatana kadar, ben “P B S” demeyi sürdüreceğim.. Türkiye, koyun sürüsü gibi milleti gütmeye alıştırmış ve sonunda çobanlar bu sürü halkı, demokrasi aldatmacasıyla başıboş bırakmıştır. RTE bu ortamda yerden göğe kadar haklıdır. Ama keşke, bu gidişatta tüm yetkileri tekeline almanın yarın, başına ve bu ülkenin ve milletin başına ne işler açacağını az çok kestirebilse yanmazdım.

***

Piç Başkanlık Rejimi…

Başlığa bakıp ta, benim Başkanlık Rejimine hakaret ettiğim algısı doğabilir…
Hayır!…
Hakaret etme gibi bir saikle değil, Damdan bir elma düştü misali gündemi işgal eden Başkanlık Sisteminin belirsizliğini ifade için “Piç” kelimesini kullandım.

Mehmet Ali Erbil, bir ara televizyonlarda taksi şöförlüğü rolünde bayan müşterileri arabasına aldıktan sonra; “Hanımefendi size bir soru soracağım, bilirseniz, sizden ücret almayacağım” diyordu. Buna sevinen bayan yolcu, Eti bisküvilerinin reklamındaki gibi, yolcu bayanlar; “Hade Sor…sor…sor” diyince, Mehmet Ali Erbil ; ” Her erkekte bulunur, kimisinin uzun kimisinin kısadır, evlenince karısı da kullanır, Nedir bu?…” diyince, Aman Allahımm…. soruyu dinleyen her kadın şok geçiriyor ve arabayı hemen durdurup inmeye kendini zorluyordu. Erbil,gayet soğukkanlı bir şekilde, kendine has gülmesiyle ; ” Bi dakka hanımefendi sorduğum sorunun cevabı Soyadıdır SOYADI!…. Ben bu cevabı sizden istedim. Ama sizin kalbiniz kötüyse suç benim değil ki…” hık…hık….hık kendine has gülücüğüyle, bu rolü her defasında tekrar tekrar sahneye koymuştu.

Benim hesap ta bu hesap…. Anadolu’nun hangi köyüne giderseniz, aşısız fidan için “Piç” sıfatını kullanırlar.
Aşısız ağac meyve verir ama yiyemezsiniz. Benim köyde de bi tane Şekerpare diye aldığım kayısının piç olduğunu köylülerden öğrendim. Bu ağaç erik değil ama kayısı da değil diyorlardı. Gerçekten de dedikleri doğru çıktı. İşte bu sıfatlandırmayı ben de şimdi Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın “Parlamenter sistem bekleme odasına alındı, Artık Başkanlık sistemine geçeceğiz” demesinden sonra, aklıma ne eriktir ne kaysı eşpabyedir eşpabye düşüncesini çağrıştırdı.Nasıl bir sistemdir bu, nasıl Parlamenter sistem bekleme odasına alındı ve daha bir çok soru kafamı meşgul edince, artık bu başlığı attım..

*******

Cumhurbaşkanı RTE’nin Türkiye için uygun gördüğü Başkanlık Sistemi hakkında bilgi sahibi olan biri çıkıp ta, Siyaset Bilimi içinde bu önerilen Başkanlık sistemini tanımlayıp anlatana kadar, ben “Piç Başkanlık Sistemi” düşüncemden vazgeçmeyeceğim. Çünkü 1970’li yıllarda Şişli Siyasal Bilimler Fakültesini 6 yılda bitirdim. T.C Devleti de bana; “Kamu Yöneticisi” ünvanını yasalar çerçevesinde hak ettiğimi belirterek diplomayla belgelendirdi. O zaman, aslında hakkında kitap yazılan bu konuya ben gücüm mesabesinde teknik açıklamayı yapmayı kendim için vatandaşlık borcu sayıyorum.

*****

Hergün duyduğumuz ama açık söyliyim mahiyetini bilmediğimiz bazı kavramların çok kısa açıklamasıyla konuya yaklaşacağız. Bunu yaparken de şahsen beni şaşkınlığa düşüren RTE’nin ve AKP üyelerinin demeçlerine de -satır arası-değineceğim.

REJİM; Bu kelimeyi ilk önce Coğrafya derslerinde öğrendik. “Bir akarsuyun yılın aylarına göre akıttığı su miktarının değişimlerine rejim denilmektedir.”
Bizim konumuz Siyaset Bilimi içindeki Rejimdir. Bu kapsamda Rejim; Bir ülkenin siyasi yapısı içine giren tüm kurum ve kuruluşlar ile bu kurum ve kuruluşlarının hangi yetki ve sorumluluk içinde faaliyet gösterdiğini yazılı hukuk kurallarına bağlı olarak belgelendirilen Devlet Statüsü demektir. Böyle bir Devlet eğer Demokratik Cumhuriyetle idare ediliyorsa, o zaman bunun yazılı belgesi ANAYASA‘dır. Anayasa ise bu niteliğinden dolayı Ülkesel nitelikli olmanın yanında aynı zamanda Enternasyonal niteliklidir. Hukuk hiyerarşisi içinde ise Ülkesellik niteliğiyle birinci sırada, Uluslararası niteliğiyle de, Uluslararası antlaşmalar hemen anayasadan sonra gelen ikinci sırada Emredici nitelikte Hukuk kuralı olarak yer alırlar. Bundan dolayı, Yasama Organının kabul ettiği yasalar hem anayasaya hem de Milletlerarası antlaşmalara aykırı olacak bir hüküm taşıyamazlar. (Kanunlar 3. sıradadır) Taşırlarsa yok sayılırlar. Ülkesel düzeyinde Anayasa Mahkemesi, Uluslararası düzeyinde ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, yaptırım yetkisini kullanırlar.

Yukarıda RTE’nin ve AKP üyelerinin demeçlerine de değineceğimi belirtmiştim. Atama yoluyla AKP hükümetinde İç İşleri Bakanı olarak görev yapan Efgan Ala’nın; ” Ben Anayasayı tanımıyorum” sözünün Ülkesel ve Uluslararası düzeyde nasıl bir sonuç doğurduğunu tartışınız diyerek ben yorum yapmayacağım.

İkinci olarak; RTE’nin tek taraflı olarak Parlamenter sistemi bekleme odasına aldık, 400 milletvekili çıkarmamız şarttır, artık Başkanlık sistemi olacaktır demesi, RTE’nin kişisel iradesiyle rejimi ve anayasa belgesini monolog yoluyla değiştirme girişimidir. Oysaki, rejim değişikliği Mevcut Mer’i Anayasa’ya göre değişiklik 330 Milletvekilinin oyuyla referanduma gitmekle, şayet Meclis içinde değişikliğe gidilecekse o zaman 367 Milletvekilinin oyuyla değiştirileceğini hükme bağlamış ve bununla Diyalog yolunu olmazsa olmaz tutmuştur. Buna göre Cumhurbaşkanı ve AKP’nin hem ülkesel hem de uluslaraarası düzeyinde meşruiyetini tartışınız demekle yetineceğim…

******

İster Parlamenter sistem olsun , ister Başkanlık sistemi olsun her ikisi de yönetim tekniğini belirler. Her ikisi de Temsili Demokrasinin bir sonucu olarak varlık kazanır. Parlamenter Sistemde; Cumhur, vekalet yoluyla Yasama Organını partiler düzeyinde belirler. (Sandık açısından burası çok önemli) daha sonra, Yasama Organı kendi içinden, – istisnai olarak parlemento dışından da – Yürütme Organını teşkil eder. Sonuçta; Yasama Organı Millete karşı, Yürütme Organı ise, Yasama Organına (TBMM’ne, nam-ı diğeri Parlamentoya karşı) sorumludur. Demokrasi kuramsal olarak ; Özgür bir seçim sistemi sonucunda seçilen temsilcilerden (Milletvekillerden) kurulan Halk yönetimidir. Ülke pratiğinde ise, Mecliste Miletvekili sayısının yarısından bir fazla alan partinin ali kıran baş kesen hükümet olmasıdır. De-fakto dediğimiz halihazırda durum bu olunca Parlamenter sistemle ulaşılmak istenen sonuca ulaşmak, Allah’a ulaşmaktan daha zor hale geliyor. Buna, demokrasinin varsaydığı nitelikli insan yokluğu ve 1961 anayasasından bu yana ülkede jakoben Atatürkçülüğü, Kemalizm, Ulusalcılık, Etnik Milliyetçilik akımları da eklenince sistem çöküyor. Buradan da öyleyse RTE, olmayan değil de, işlevsiz bir sistemi bekleme odasına aldı diyebilirsiniz.

Yıllarca, bu ülkeyi gardrop Atatürkçülüğüyle “Atam sen kalk ben yatam” zihniyeti kazandırarak, vatan Millet Sakarya edebiyatı yetmezmiş gibi Bozkurt hikayesiyle milleti tribünleştirirseniz, RTE de bu ülkede at oynatır, İç işleri Bakanı da “Ben bu anayasayı tanımıyorum ” der geçer. Bu ülkeye en büyük kötülüğü Ordu ve Sivil Bürokrat oligarşisi yapmıştır. RTE bu kötülüğün bir ürünüdür.

Peki bu nasıl düzelir?
Kesinlikle düzelmez. Çünkü, nitelikli insan yok!… Herkes tribünde yer kapma çabasında… En basitinden iki örnek vereyim. 19 Mayısta 17-18 yaşına gelmiş memeleri dolgunlaşmış, bacakları dikkat çekici hale gelmiş bu milletin kızlarını şortla statyumlarda gösteriye zorladılar. Karşı çıkanlara ; ” Namus bir tek iki bacak arasında değildir” denilerek susturdular. Halk; “Namus elbetteki iki bacak arasında değildir. Ama iki bacak arası da namusun dışında değildir. Eğer olsaydı kızının bakireliğini korumaya niye özen gösteriyorsun ” diyemedi. Diyemeyince, bu sefer iki arada bir derede kâh taklitçilikle kâh reddiyecilikle sisteme tutunmaya çalıştılar.

İkincisi; kadın oğlunu vatani görevindeyken şehit vermiş, ciğeri yaralı, ama kadını tören alanına sokmadılar… Peki,kim yaptı bunu?
Ordu yaptı, Jakoben Atatürkçüleri yaptı..
Peki şimdi ne yapıyorlar?
Hiç bir şey!…. Hani bir zamanlar Genel Kurmay Başkanı bir askeri rozetten Atatürk resmini kaldırınca bu jakoben Atatürkçülerden biri Genel Kurmay Başkanı aleyhinde dava açmıştı ya(!?)
Şimdi, adam Atatürk’e ayyaş diyor gık yok…
Ben bu anayasayı tanımıyorum diyor gık yok…
Parlamenter sistem bekleme odasına alındı diyor gık yok…
RTE peygamber gibi, hatta Allahın bütün sıfatlarını üzerinde taşıyor diyorlar gık yok…
Başkanın resminin ve sözlerinin yayınlandığı televizyon aşağıya konulamaz, yukarıdır onun yeri deniliyor…diğerlerinden de gık yok.
Bizim Rahmetimiz gazabımızı aşmıştır diyor. Bu söz şirktir. Çünkü, Rahman sıfatı Allahın zatından başkasına verilemez, verilirse ve kabul edilirse kesinlikle ve kesinlikle bu sözden maruf bir vech ile rücu edip tevbe ederse o başka, ama böyle bir tevbe olmadan, buna sessiz kalınması, sandığa gidip seçilmesi müslüman kimliğini kaybetmek demektir. Diyanet İşleri Başkanına burdan sesleniyorum. Benim bu tesbitimi tekzip edin ben de bu tesbitim yanlıştır diyeyim ardından da özür dileyeyim.

*****

Türkiye, koyun sürüsü gibi milleti gütmeye alıştırmış ve sonunda çobanlar bu sürü halkı, demokrasi aldatmacasıyla başıboş bırakmıştır. RTE bu ortamda yerden göğe kadar haklıdır. Ama keşke, bu gidişatta tüm yetkileri tekeline almanın yarın, başına ve bu ülkenin ve milletin başına ne işler açacağını az çok kestirebilse yanmazdım.

***

Başkanlık sistemi mi nedir?…..
Başkanlık sistemi monologla değil kardeşim…. DİYALOGLA vüzuha kavuşturulabilen bir temsili demokrasi yönetim tekniğidir. Ben burda ne açıklarsam açıklayayım, basma kalıp tarifler ve açıklamalar yapmaktan öte hiç bir anlam taşımaz. Ama şu kadarını söyleyerek yazıma son vereceğim.
Madem ki, RTE her defasında Başkanlık sistemini öneriyor ve hemen ardından bu sistemin iyi olduğu anlamında ABD’yi örnek gösteriyor. O zaman şu sorularımı kendilerine birileri iletsin.

1 – Başkanlık sisteminde Başkan ve Yasama Organı ayrı ayrı ve belli sürelerde seçilir. Siz Başkanlığa soyunduğunuza göre, 400 milletvekilini kimin için istiyorsunuz.? Yukarıda yaptığım demokrasi tanımına göre; halk, özgür iradesiyle istediğini seçmekte serbest iken ve halihazırda Cumhurbaşkanı Devleti temsil eden ve ülkenin birlik ve baraberliğine çalışan bir statüyü geçerli saymışken bu isteğinizi ne şekilde meşru görmemiz gerekir?

2 – Siz bir yandan ABD ile Başkanlık Sisteminin reklamını yapıyor öte yandan Türk tipi Başkanlıktan bahsediyorsunuz. Bu durumda Üniter Yapı boşlukta kalıyor. ABD örneği ile Başkanlık sistemini önerdiğinizde ister istemez Federal yapı akla geliyor, diğerinde ise Üniter yapılı bir Başkanlık sistemi ortaya çıkıyor. 400 milletvekili talebiniz üzerinde ısrarlı olmanız yasama yetkisini, sizi eleştirmeyi “Hâşâ” diye AKP için istediğiniz göz önüne alındığında, monolog türünde kendini gösteren bu başkanlık önerinizi Diktatörlük olarak algılayanlar için ne söylemek istersiniz?

3 – ABD’de Yüce Mahkeme üyeleri, Başkan tarafından atanmakta, ama bu yargıçlar atandıktan sonra, yaşam boyu görev garantisine sahip kılınmaktadırlar. Ayrıca Yüce Mahkeme; Başkanın yaptığı kararları iptal etme ve kongrenin yaptığı yasaları Anayasaya aykırı diyerek iptal etme yetkilerini kullanmaktadır. Siz ister ABD örneği ile ister Türk tipi diyerek önerdiğiniz Başkanlık Sistemi yeni bir anayasa gereksinimini olmazsa olmaz kılıyor. Fakat ortada yeni bir anayasa yokken önerdiğiniz Başkanlık Sistemi ve bu sistemde yargının konumu hakkında bizi aydınlatır mısınız?

4 – Türkiyede Siyasi kirlilikten bahsedebilir miyiz. Şayet Siyasi Kirlilik yoksa, Parlamenter sistemi bekleme odasına almanız neyi ifade ediyor? Siyasi kirlilik varsa, ve rejim kifayetsizse, o zaman Başkanlık sisteminin hiç olmazsa çerçevesini Mecliste diyalogla belirlemeniz gerekmez mi?

Şimdilik bu kadar…
Saygılarımla,

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: