Operasyonu bırak, geleceğe bak!


Ama önce…

ypg

© photocredit

Yabancı bir devletin sınırlarla belirlenmiş topraklarına elini kolunu sallayarak, hele hele tanklı tüfekli, tam techizatlı özel kuvvetler ile girmek uluslar arası hukuka kesinlikle aykırıdır ve ihlâl gerekçesidir.. Hz.Mevlâna ne diyor; Gönül öyle yol geçen hanı değil, dergâhtır. Paldır küldür girilip çıkılmaz, günâhtır! Operasyona uyarlarsak; Suriye toprakları öyle yol geçen hanı değil, Şam Yönetimi’nin kutsalıdır. Paldır küldür girilip, çıkılmaz, uluslar arası vahim bir ihlâldir!

***

Hukukçu değilim. Ancak mesleğim icabı yarım asıra yakın izlediğim olaylara dayanarak düşünüyorum.
Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu ikili ve uluslar arası anlaşmalar kapsamında Türkiye’nin toprağı sayılmaktadır. Ama, Resmî temsilcilik arazisi kapsamı dışında kalmaktadır.
Zira, diplomatik misyonların/temsilciliklerin taşınmaz mal edinim hakkı Viyana Antlaşması’nın öngördüğü koşullarda elde edilebilmektedir.
Ülkelere göre değişen koşullar da yok değil… Örneğin Azerbaycan’daki diplomatik misyon binalarının mülkiyeti, üzerinde oturan devlete ait olsa da Bakü, arazi mülkiyetine izin vermemektedir.
Yabancı devletlerin misyon binaları dokunulmazdır. Üzerinde kurulu bulundukları devletin hiçbir yetkilisi (polis, asker vd kurumlar gibi) izinsiz giremez. Ayrıntılı bilgi için bkz.

Yabancı bir devletin sınırlarla belirlenmiş topraklarına da elini kolunu sallayarak, hele hele tanklı tüfekli, tam techizatlı özel kuvvetler ile girmek uluslar arası hukuka kesinlikle aykırıdır ve ihlâl gerekçesidir..
Suriye’nin içinde bulunduğu savaş ortamı da bir mazeret değildir, hukukî bir «dayanaktan» da yoksundur. Zira Şam’da, hâlen meşru bir yönetim bulunmaktadır. Türkiye sevsin, sevmesin diplomasi hukuk ve kurallarına saygı göstermek zorundadır.

Üstelik; ben bu toprak parçamın yerini değiştiriyorum, artık Türbe’nin yeri koşullar düzelinceye kadar Eşme’dir, demeye kalkmak, Suriye’nin ülke ve toprak bütünlüğünü, sınırların değişmezliğini koruma altına alan uluslar arası hukuku delip geçmek demektir ki, Türkiye’yi işgâlci duruma sokar!

Gerekçesi ne olursa olsun, tahliye edilerek terkedilen Türbe’nin arazisi hâlâ Türkiye toprağıdır. Eşme ise Suriye toprağıdır, Kürtlerin Özerk Yönetimi bulunsa, rıza göstermiş olsalar da! Kürtlerin kurdukları muhatap alınacak resmî bir devlet yoktur.. Suriye’nin toprağını önüne gelene verme hakkı hiç yoktur!

Muhalefetin tepkisi, de, eleştirisi de dozu yüksek tutulmuş, saldırgan dilde olsa da genelde haklıdır.
Türkiye, Osmanlı’dan miras kalan bir diplomasi geleneğine sahiptir ve çoğu kez yabancı devletlerce örnek alınır. Seçimler öncesi iç siyaset mülahazaları ile damdan düşercesine – Cumhurbaşkanı RTE’nin damdan düşme tecrübesi olsa da «paldır küldür » bir başka devletin topraklarına girmek uluslar arası bir suçtur.
Hz.Mevlâna ne diyor; Gönül öyle yol geçen hanı değil, dergâhtır. Paldır küldür girilip çıkılmaz, günâhtır!
Operasyona uyarlarsak; Suriye toprakları öyle yol geçen hanı değil, Şam Yönetimi’nin kutsalıdır. Paldır küldür girilip, çıkılmaz, uluslar arası vahim bir ihlâldir!

Evet, Ankara ile Paris 20 Ekim 1921’de imzaladıkları Ankara Antlaşması kapsamında (1) Türbe arazisinin taşınmaz mal kapsamında Türkiye’nin mülkiyeti altında bulunacağını kayda almışlardır.

Evet, Suriye ile uzun süren müzakereler sonunda tahliye edilen bugünkü yerine (Halep’in 123, Şanlıurfa’nın 92 km uzağındaki Karakozak köyündeki göl üzerinde 11 bin m²’lik arazi) taşınması konusunda mutabakat sağlanmıştır. (2)
Ancak….
Tıpkı yabancı bir devlet misyonunun kendi devlet toprağı saydığı büyükelçilik binasının arazisi gibi, Türkiye toprağı da olsa, Türbe Suriye’nin toprak bütünlüğünün içinde yer almaktadır!
Kobane Yönetimi’nin rızası ile tayin edilen yeni yer Eşme gibi…

Türkiye, hava saldırılarında olduğu gibi Washington ile Şam arasında iletişimi sağlayanlar aracılığıyla, dolaylı da olsa Suriye’den izin istemiş sayılır! Hükümet, ‘sadece nota verip bildirimde bulunduk, muhatap almadık’ dese de… Washinton aracılığıyla operasyon plânı Şam’a resmen iletilmiştir. Şam’ın olayın üzerine fazla gitmemesi de Washington ile bir mutabakat sağlandığını göstermektedir!

Olayın bir başka boyutu da, PYD/YPG ile varılan mutabakatı içermektedir. Ankara Hükümeti ilk başlarda inkâr etse, Cumhurbaşkanlığı ‘teröristlerden mi izin isteyecektik’ (3) demeye getirse de, Başbakan’ın dünkü sözleri (4) sınırlı da olsa, operasyonun PYD/YPG onaylı olduğuna işâret ediyor!

En sağduyulu yorumu ise, HDP yapıyor.
Arkadaşlar, Kobane ve etrafının yeniden imar edilmesi sürecine girilecek. Türkiye’den gelecek talepleri mi kabul etsinler, yoksa ‘teröristlerle iş yapmayız’ diyerek, teklifleri ellerinin tersiyle geriye mi çevirenler yerine başka ülkelerle mi anlaşsınlar? demeye getiren mesajı önemlidir.
Türk-Kürt Kardeştir sloganları at, söylevlerinde yeri geldikçe üzerine vurgu yap, sonra kalk, – sen çıkarın gereği örtülü sempati duyup, belki de destek bile vermiş olsan da -, uluslar arası camia tarafından azılı, insanlıktan yoksun, herkes için baş belâsı teröristler karşısında kahramanca mücadele edip, topraklarını savunmuşları terörist sandalyesinde oturtmaya devam et. O zaman Salih Müslim ile temas ve görüşmelerini hangi çerçeveye oturtmak gerekiyor?
Ya aklî dengenden kuşku duyulur, ya da «Kürt Sorunu»nu barışçıl biçimde çözme iradenin samimiyetinden..

TSK ve Dışişleri içinde sağduyulu, uluslar arası sivil ve askerî hukuku virgülüne kadar mükemmel bilen komutan ve diplomatların bulunduğundan kimse kuşku duyamaz!
Ancak, siyasî otorite ve «Başkomutan» emretmişse, Genel Kurmay Başkanlığı’nın önünde iki seçenek vardır; ya istifa edecek – Org.Torumtay gibi (5) – ya da talimatı/emri yerine getirecek, istese de istemese de…
Bu nedenle, özellikle MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin TSK’yı hedef alan ağır suçlamaları (6) kaba ve yersizdi.

Son bir husus; T.B.M.M. Tezkeresi, (7) saldırı veya savaş halinde mi TSK’ya ve Hükümet’e sınır ötesi müdahalede bulunma izni veriyordu; yoksa, ‘canın istediği zaman elini kolunu sallaya sallaya Suriye’nin, Irak’ın, İran’ın, Yunanistan’ın gerekirse Ermenistan gibi sorunlarını sıfır düzeye indiremediğin devletlerin topraklarına gir, çık’ mı diyordu?
Bir bileniniz, anlayanınız varsa anlatsın da bilgi sahibi olalım!
Zira, adamın gözünün içine baka baka, karşısındakileri «Kerry’s» yerine koya koya yalan söyleyenler, işine geldiği gibi evirip çevirip kamuoyuna sunan, gerçekler açığa çıkmasın diye «Devlet Sırrı» kalkanı arkasına sığınanlar Türkiyesi’nde bilgiyi de kirlendirenlere «politikacı» deniyor da…

Nusret Özgül

Brüksel, 25 Şubat 2015

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: