Yaşama dair….


‘Yaşadım…’ diyebilmen için…

yy1

© photocredit

Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani bütün işin gücün yaşamak olacak. Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından…. (Şiirin tamamı)

***

CAVİT’İN DOĞUM HİKÂYESİ…

yakup_yurt

©Yakup Yurt.

humeyni

Türkiye, Irak ve Fransa’da yıllarca sürgünde yaşayan Ayetullah Humeyni Tahran’a muhteşem bir dönüş yaptı 1 Şubat 1979 tarihinde…
İslâm Devrimi başarılı olmuş ve o yönetimi devralmak için uzun yıllar ayrı kaldığı ülkesine dönmüştü.
Uçağından iner inmez toprağı öptü ve müthiş bir kalabalık tarafından coşkuyla karşılandı.

Mideast Two Revolutions

İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi 16 Ocak 1979 da terk etti tahtını ve ülkesini!
Yanlıları ya tutuklandı, ya işkenceden geçirildi, ya öldürüldü, ya da ülkeden kaçabilenler kaçtılar…
Kaçanlar arasında Şah yanlısı varlıklı ve eğitimli insanlar da vardı…
Bu kişiler Batı Avrupa’ya ve ABD’ye iltica ettiler ve değişik mesleklerde ekmek parası kazanmaya çalıştılar.
Ben şahsen iki kişi ile bizzat tanıştım : Bir Türk kahvesinde servisçi kadın ve eşimle beni ilk doğum için hastaneye götüren taksinin şoförü olan adam…

***

3a

08 Ağustos 1982 de Umurbey’de evlendim eşim Güzin ile…
1983 yılının 29 Ekim günüydü.
Hamile olan eşim birden sancılandı.
Doğum doktorumuz bayan France Donnay ile telefonla görüştükten bir sonra taksi çağırmaya karar verdik.
César de Paepe Kliniğine gitmek üzere yola çıktık…
Rue des Alexiens, 11 1000 Brüksel adresinde. Manneken_Pis
Turistik kent merkezi Grand-Place’a ve Brüksel’in simgesi küstah İşeyen Çocuk», « yani yerel adıyla Manneken Pis’e çok yakın mesafede…
Normal koşullarda yürüyerek on dakikalık bir yolumuz vardı.
Taksi ücretinin o günün parasıyla yüz Belçika Frangını (2,5 €) geçmemesi lazımdı.
Şoför fiziken yabancıydı, ayrıca Fransızcası da yetersizdi.
Zira zor anlaşıyorduk.
Nereli olduğunu sordum.
İranlı bir psikolog olduğunu söyledi.
Gereksiz yere niye yolu uzattığını sordum.
Mırın kırın etti, merhamet dilenciliğine soyundu.
Sonunda sürücüye taksimetrenin yazdığı rakamı değil, yüz Frank vereceğimi söyledim.
Kabul etmeyince polis çağırmasını rica ettim.
Taksi numarasını ve plaka numarasını kaydettim, yüz Frank ödedim ve yürüdüm.
Taksi şirketininin müdavimi ve muteber bir müşterisiydim.
Bu nedenle bana şirketlerinin koçanlı taksi-çek defterini bile vermişlerdi.
Şoföre veya iyi müşterilerime para yerine imzalayıp çek veriyordum.
Ay sonunda toplu fatura geliyor ve bankadan toplu olarak ödüyordum.
Faturalı olduğu için de mesleki gider gösterip daha az vergi ödüyordum.
İlk fırsatta durumu şirketin muhasebe müdürüne anlattım.
Adam güldü, demek çok oluyordu…
İranlı şoföre bir hafta telsizden men cezası verilmişti.

***

2

Neyse kliniğe vardık.
İkinci ültrasondan sonra cinsiyet belirliydi : Oğlumuz olacaktı…
Çocuk o gün gece yarısından önce dünyaya gelseydi adı Cumhur olacaktı.
Ama çok meşakkatli bir doğum oldu, ben başından sonuna kadar eşimin yanındaydım…
Anneliğin o güzel, o kutsal, o edebi, o insanî yanını çok erkek doğuma girmediği için bilmez!
Ben her baba adayının mutlaka girmesinden yanayım.
Kontraksiyonları ( açılma, gerilme, kasılmaları ) hızlandırmak ve sıklaştırmak için serum takıldı…
Terleme, hık-mık, sızlanma, derin nefes almadan sonra misafirimiz çıktı geldi.
Sabaha karşı dört-beş sularında…
Bebek temizlendi, hazırlandı ve annesinin kucağına verildi…
İşte o anda annenin yüzündeki mutluluk ifadesini görmek gerekir.
Kelimeler kifayetsiz kalır.
O dönemin sigara tiryakisi bendeniz hastane ortamında saatlerce içmemiştim.
Durumum doktor hanımın da dikkatini çekmiş olmalıydı.
Zira kendisi aktıf ve inançlı bir feministti.
Senin gibi sabırlı adam zor bulunur dedi.
Mükâfat olarak kendi arabasıyla beni evime bıraktı.

***

4

Eve girer girmez, sabah erken saatte, Umurbey’de bulunan rahmetli annemi telefonla aradım.
Uykulu annemin alooo! sesini duyar duymaz «Anneciğim, şu andan itibaren seni daha çok seviyorum, çocuğumuz oldu, babayım baba!» dediğimi hatırlıyorum…
Çocuğun adını da annemin tavsiyesi üzerine Cavit koyduk.
Cavit Farsça kökenli sonsuz, ebedi, sonu olmayan anlamlarına gelen bir kelime…
Rahmetli babamın da göbek adı…
O yüzden farklı severdi Cavit torununu…
Umurbey-Gemlik, 30-10-2014

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: