Kobani : Turkey’s Strategic Cynicism…


PKK ordulaştırılmaktadır!

peşmerge

© photocredit

Peşmergenin Türk topraklarından geçirilmesi Irak’ın kuzeyindeki fiili durumun gelecekte Suriye’nin kuzeyinde de yaşanmasına Türkiye’nin şimdiden rıza göstermesi, onay vermesi anlamına gelmektedir. Böylece AKP iktidarı kendi eliyle birleşik Kürdistan’ın kurulmasını çabuklaştırmakta, düşmanı besleyip palazlandırmaktadır.

Kürdistan’ın Suriye ayağını kurmak üzere yola çıkan Peşmergeye vatan toprağını çiğnetilmesi hk.

Bölgede Kürt dinamiği yükseliyor.

The Global Coalition to Degrade and Defeat ISIL

***

Genel seçimler yaklaşırken bir taraftan kontrollü toplumsal gerginlik sürdürülerek millî hassasiyetler kaşınmaya, bir taraftan da ikiyüzlü milliyetçilik edebiyatına hız verilmeye başlanmıştır.

Erdoğan’la AKP sözcüleri son zamanlardaki açıklamalarında bir yandan bölücü örgüte ve onun siyasi temsilcilerine diklenirken diğer yandan da kapalı kapılar ardında bölücü örgütle teması sürdürmektedir. Bir taraftan son şehitlerimiz üzerinden parti tabanına ve seçmene, diğer taraftan da “Çözüm süreci aksamayacak. Onu hiçbir şeye kurban vermeyeceğiz.” türünden açıklamalar yoluyla İmralı ve Kandil’e mesaj gönderilmektedir. Kamuoyundan gizli olarak da PKK’nın siyasi temsilcilerine ucu yanık mektuplar döşenmektedir. AKP, yeni seçim politikalarını hem milliyetçi ve muhafazakâr kitlelerin hem de bölge insanının duygularını istismar üzerine şekillendirmektedir.

Sözde akillerin sahaya indirilmesi ise bir başka uyutma, göz boyama ve kandırma taktiğidir. Hatırlayacaksınız bu akillerin geçmişte yaptığı çalışmalar hiçbir işe yaramamış, aksine siyaset ve fikirde ayrışmayı daha çok derinleştirmiştir. Bölücü örgütün gerçek yüzünü göstererek, halk arasına güven ve ferasetten oluşan bir akıl duvarı örmek yerine PKK’nın bölge halkı üzerindeki müessiriyetini daha çok arttırmıştır. Onların; millet yerine iktidarın ve AKP tabanının nabzını tutma çabaları, toplumun diğer kesimlerinde kutuplaşma ile nefreti körüklemiştir.

Her seçim sürecine girildiğinde PKK kanlı eylemlerle bastırıp taviz almaktadır. Devleti temsil eden hükûmet ise bölücü örgüte dikleniyormuş gibi yapmakta, ardından da tıpış tıpış İmralı’nın yolunu tutup bölücü başından aman dilemektedir. İmralı canisi de derhal devreye girip militanlarını yatıştırmaktadır. Bunun adı da “çözüm sürecinde hayli mesafe almak” olmaktadır.

Hükûmetin sözde çözüm ve barış adına 12 yıldır attığı adımların ortaya çıkardığı sonuçlara bakıldığında, devlet açısından bir arpa boyu bile yol gidilmediği görülecektir:
· PKK silah bırakmamış, aksine daha çok silahlanıp eleman kazanmıştır.
· Sokaklar daha güvensiz hâle gelmiştir.
· Şehit cenazelerinin ardı arkası kesilmemiştir.
· Anaların feryatları sona ermemiştir.
· Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda devlet otoritesi yok olmuştur.
· Toplumsal barış ölümcül yara almış ve bir arada yaşama azmi komaya girmiştir.
· Kürt kökenli vatandaşlarımız kendisini temsil etmeyen bölücü örgütün tasallutuna tamamen terk edilmiştir.
· Derin bir ayrışma, kin ve nefret atmosferi giderek yurt çapına yayılmıştır.
· Türkiye, güney sınırları boyunca hüküm süren büyük ve karmaşık bir terör sarmalının tehdidiyle karşı karşıya kalmıştır.

O hâlde millet, 12 yıldır AKP iktidarı tarafından uyutulmakta, aldatılmaktadır.
İktidarın son çabaları da göstermelik ve istismara yöneliktir. Hakikatte ise kapalı kapılar ardında şehitlerimizin kanı ve anaların gözyaşı üzerinden kirli pazarlıklar sürmektedir. İktidar, kullandığı siyasi jargonun aksine en küçük milliyetçilik kaygısı olmadığı için PKK’nın başını ezecek yol da bulamamaktadır.
AKP iktidarı, bölücü başına göbeğinden bağlı ve bağımlıdır.
Kurban Bayramı ve sonrasında Arappınarı (Aynelarap, Kobani) bahane edilerek çıkarılan isyanda 40’tan fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan kanlı isyanı maalesef hükûmet bastırmamıştır. Yine bölücü başına gidilmiş, ricacı olunup elinden bir mektup alınarak bölücü örgüt ancak yatıştırılmıştır. Bölücü örgütün eylemlerini durdurması karşılığında ne istiyorsa verileceği İmralı ve Kandil’e iletilmiştir.
İktidar ve bölücü örgüt birlik olup devletin nefesini kesmişlerdir.
AKP iktidarı devletin elini kolunu bağlayıp eşkıyanın bir güzel dayak atmasını sağlamıştır. Sopa yemekten yüzü gözü şişmiş, mecali kalmamış devlet baba, hantal vücuduyla kımıldayamayacak duruma getirilmiştir. Devlet; vaktiyle mahallenin namusunu, onurunu koruyan yiğit iken, eşkıya sürüsünden yediği dayak yüzünden ne itibarı ne haysiyeti kalmıştır. Devleti yendiğine; önce özerkliğin, sonra da bağımsızlığın yaklaştığına inanan katiller güruhu güç ve mevzi kazanmıştır. Daha cüretkâr ve saldırgan hâle gelmiştir. Eskiden asayiş, düzen ondan sorulurken şimdi sokaklarda bölücü eşkıyanın sözü geçmektedir.

Türkiye’nin bölgeye yönelik dış politikasında da aynı ikiyüzlü strateji uygulanmaktadır. IŞİD’e ve PKK’nın Suriye kolu PYD’ye “terör örgütü denilmekte ama hem el altından hem de göstere göstere bunlara destek verilmektedir. Bu, bağımsız dış politika takip ediyormuş gibi görünerek ABD başta olmak üzere Batılı devletlerin baskılarına boyun eğen iktidarın çifte standardıdır. İki tarafı da idare edeyim derken Türkiye’nin hayati çıkarlarını haleldar eden bu anlayış yüzünden tezkere de iğdiş edilmiş ve ikinci Habur rezaleti ortaya çıkmıştır.

IKBY’ye bağlı peşmergelerin Habur’dan bayrak diye paçavraları sallayarak ve Türk askerinin gözetim ve kontrolünde gövde gösterisi yaparak topraklarımızdan geçirilmesi, AKP iktidarının ayrılıkçı Kürtlere ve terörizme tamamen teslim olduğunun resmidir. Çünkü Peşmergenin Aynelarap’a yardıma gitmesine geçit vereceğini ‘ABD’ye ben söyledim’ diyen Recep Tayyip Erdoğan’dır.

AKP iktidarı böylece Kuzey Irak’taki defakto oluşumu meşrulaştırmış, peşmergeye Irak ordusundan farklı bir statü tanıyarak Irak’ın toprak bütünlüğüne büyük bir darbe indirmiştir. İkinci büyük darbe de Türkiye’nin çıkarlarına ve güvenlik stratejisine vurulmuştur. Yıllardır Kuzey Irak’ta PKK’nın yuvalanmasına imkân veren IKBY’nin bölücü terör örgütüne verdiği ama inkâr ettiği destek de böylece resmiyet kazanmıştır. Neticede PKK ordulaştırılmaktadır.

Peşmergenin Türk topraklarından geçirilmesi aynı zamanda Irak’ın kuzeyindeki fiili durumun gelecekte Suriye’nin kuzeyinde yaşanmasına Türkiye’nin şimdiden rıza göstermesi, onay vermesi anlamına gelmektedir. Yani iktidar kendi eliyle birleşik Kürdistan’ın kurulmasını çabuklaştırmakta, Türkiye’nin düşmanını besleyip palazlandırmaktadır.

Böylece Eski Dışişleri Bakanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun meşhur eseri “Stratejik Derinlik”te işlediği dış politika anlayışının, Türk milletinin bekasını derin Orta Doğu bataklığına gömmek olduğu su yüzüne çıkmıştır.
Bu tablo karşısında millet iradesi, iktidar kurmaylarının sandığı gibi AKP’ye “ak”mayacaktır. Bilakis milletimiz millî iradeyi gerekçe göstererek kimselere vermeyeceği bir takım yasa dışı imtiyaz ve tavizleri İmralı canisine tanıyan, Kandil’i ampulle eş tutan iktidardan rahatsızdır. Irak ve Suriye’nin kuzeyinde meydana gelen gelişmelerden ve Türkiye’nin kendi menfaatlerini çiğneyen dış politikasından oldukça endişelidir.
Böyle giderse 2015 seçimlerinde millet bu hükûmetin mukadder akıbetini hızlandıracaktır. MHP Genel Başkan Yrd. Prof. Dr. E. Semih Yalçın.

*

Çözüm süreci, AKP tarafından boşa çıkartılmış ve bitirilmiştir

Ulusal Kongre’nin bir an önce toplanması elzemdir

National Congress must assemble without delay

AKP devletinin, Kobani ve Ortadoğu siyaseti çökmüştür. Kürt düşmanlığı üzerinde geliştirilen politikalar sonuç vermemiştir. AKP devleti bu nedenle hırçınlaşarak Kürdistan’da siyasi soykırım uygulamalarını artırmıştır. Yaygın tutuklama, gözaltı, işkence ve öldürme olaylar artarak gelişmektedir. AKP devletinin, en ufak ve sıradan bir demokratik tepki ve mücadeleye tahammülü yoktur. Tekçi – faşizan zihniyet uygulamaları toplumu her gün germekte, çatışmalı bir süreç geliştirmektedir.

Hükümet sözcüsü Bülent Arınç sürece mahkum değiliz demekle, AKP’nin gerçek niyetini bir kez daha açığa vurmuştur. AKP, zaten hiçbir zaman çatışmasızlık sürecinin ruhuna uygun bir anlayış ve pratikle hareket etmemiştir. Tek amacı oyalama, toplumda sahte algı yaratarak çözümsüzlük politikasını geliştirme ve süreci bu temelde idare ederek yönetmek olmuştur.

Reber APO’nun büyük bir sabır ve çabayla geliştirdiği ve örmeye çalıştığı çatışmasızlık ve çözüm süreci, AKP tarafından boşa çıkartılmış ve bitirilmiştir. Her zamanki üstenci ve faşizan zihniyet bu nedenle rahatlıkla çözüme mecbur değiliz diyebilmiştir. Halkımızın, AKP devletinin Kürt düşmanı politikalarına karşı ve Kobani’deki direnişe destek amaçlı geliştirdiği serhıldanlar, soykırım ve katliam provalarıyla bastırılmak istenmiştir. AKP devleti şunu çok iyi bilmelidir ki, Kürt halkı, dostları ve direnen güçler zulme ve zorbalığa asla ve hiçbir biçimde boyun eğmeyecektir.

Kobani

30-10-2014 – Avrupa’dan bir gurup akademisyen, aydın ve yazarın 1 Kasım gününü dünya genelinde Kobani’yle dayanışma, birlik ve direniş günü olarak belirlemesi, son derece önemli, onurlu ve sorumlu bir hareket olmuştur. Bu vesileyle Kobani direnişini desteklemek için tüm insanlığa çağrı yapan bu değerli akademisyen ve yazarları selamlıyor ve kutluyoruz.
Kobani direnişi Kürdistan sınırlarını çoktan aşmakla bir insanlık hareketi olarak evrenselleşen bir nitelik kazanmıştır. İŞİD faşizmine karşı fedai bir ruhla kahramanca sürdürülen Kobani direnişi, vicdanları ayaklandırmış, birleştirmiştir. İnsanlığın yükselen değerleri olan demokrasi, özgürlük, insanca ve onurlu bir yaşam için tüm topluluklarda, inançlarda, kültürlerde muazzam bir uyanış yaratmıştır. Sol – Sosyalist güçleri, kadınları, gençleri, emekçileri, vicdan sahibi herkesi direniş ekseninde görev ve sorumluluklarıyla buluşturmuştur. Kobani direnişi bu anlamda uluslar, bölgeler ve kıtalar üstü bir değerler toplamı olarak evrensel ve enternasyonal olduğu kadar, tarihi bir direniş niteliğinde gelişmektedir.
İŞİD faşizminin arkasında olan ve onu destekleyen güçler istedikleri kadar azgın ve sapkın politikalarında ısrar etsinler. Kazanan kesinlikle Kobani’nin şahsında insanlık, onur, demokrasi ve özgürlük olacaktır. Kobani direnişi daha şimdiden kazanmıştır. Çünkü İŞİD faşizmine karşı insanlık birleşmiştir. 2. Dünya savaşında Hitler faşizmine karşı olduğu gibi bugünde Kobani direnişiyle İŞİD faşizmine karşı bir demokrasi, özgürlük ve direniş cephesi gelişmektedir. Kobani direnişinin insanlığa en büyük kazanımı da, İŞİD faşizmine karşı insanlığın dünya çapında gösterdiği ortak direniş ve mücadele olmaktadır. Bu, Kobani halkımızın kahramanca direnen YPG ve YPJ güçleriyle dostlarının bölge ve dünya halklarına en büyük armağını olmuştur.

İŞİD faşizmine ve arkasındaki güçlere karşı Kobani direnişiyle dayanışma, birlik ve mücadele günü olan 1 Kasım artık evrensel ve enternasyonal bir gündür. Bu mücadele dünyanın her tarafında gelişecektir. Başta Kurdistan’a Bakur olmak üzere, Kürdistan’ın dört parçasındaki ve yurtdışındaki halkımızı bu tarihi günde dostlarıyla birlikte omuz omuza, yürek yüreğe en kapsamlı, en radikal düzeyde direnerek Kürt düşmanı politika geliştiren TC sömürgeciliğini ve İŞİD faşizmini lanetlemeye ve mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz. KCK YK EŞ BAŞKANLIĞI – Metinlerin tamamı.

*

Turkish policy in Syria

Michael_Hikari_Cecire

by Michael Hikari Cecire, Thursday, October 30, 2014 – Kobani has revealed Turkish policy in Syria to be deeply cynical and confused—if not outright insidious, as some critics allege. Turkey’s passivity at the prospect of a widely expected ISIS slaughter was not only abhorrent from a human rights perspective, but also may have erased years of progress in Turkish-Kurdish relations and consigned the country to another generation of insurgency while alienating potential allies in Kurdish northern Iraq.

The notion that Ankara had no way to find common cause with the Kurdistan Workers Party (PKK)-affiliated People’s Protection Unit (YPG) fighters comprising the bulk of Kobani’s sentinels is dubious. Ankara has expressed few qualms about reframing relations with states and non-state groups to meet its own ends. Examples abound, including the ruling Justice and Development Party’s (AKP) erstwhile engagement with the PKK, the rapid oscillations in Turkish relations with (pre-war) Syria and Iran, and Ankara’s willingness to deal with an assortment of unsavory militant groups in its attempts to defeat Syrian strongman Bashar al Assad’s regime.

However, Turkey’s official explanation for its non-involvement—conditioning anti-ISIS operations on a wider campaign to unseat Assad—has genuine merit and is unduly dismissed by many Western analysts and policymakers. Turkey has been nothing if not consistent on this particular point.

Though the AKP leadership initially painted Western backing of Arab Spring protests as neo-colonial grousing, Ankara pivoted to an openly anti-regime stance as the Syrian protests erupted into country-wide violence. Since (…) Full Analysis.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: