Yargısız infazlara geri dönüş mü?


Hükümet maçta tabela tutar gibi ölü ve yaralı saymaktan öteye gidemiyor!

tekne-kictan-kara

© photocredit

Davutoğlu Bingöl saldırısı ile ilgili yalan mı söyledi?

Kurds thwart IS in Syria town but Iraqi forces on back foot

EU: € 3.9 million more in humanitarian funding to Turkey.

***

Ya verdiğin sözü tut, andına sadık kal, ya da…

Türkiye en karanlık günlerini yaşıyor. Sokaklarda tüfekle, tabancayla, satırla, bıçakla savaş yaşanıyor.
AKP’nin kimlik ve inanç siyasetiyle böldüğü vatandaşlar birlik ve dayanışma ruhunu maalesef giderek yitiriyor. Hükümet sanki maçta tabela tutar gibi, “Bugün iki grup çatıştı, şu kadar vatandaşımız öldürüldü, biz hiçbir şey yapmadık vallahi” demeyi marifet sayıyor.

Ey çırak başbakan öyle görülüyor ki hükümet etmeyi bilmiyorsun. Onlarca kentte iki grup vatandaş çatışma noktasına geldiyse, neden haberin yok? Ellerindeki silahlar nereden geldi? Kim verdi biliyor musun? İstihbarat teşkilatın, polisin, askerin ne güne duruyor?
Neden ölümleri engellemiyorsun? Belli ki, senin tek bildiğin suçu başkalarına atmak.
Muhalefeti karalamak. Bu ülkeyi 12 yıldır senin hükümetin yönetiyor. Biz de, seçmenler de öyle sanıyorduk. Çünkü son olaylar ortaya koydu ki, sen bırak bu ülkeyi, partini bile yönetmekten acizsin… Sen Kobani’ye yardım nutukları atıyorsun, genel başkan yardımcın çıkıyor, “Kobani’de trajedi falan yok, iki terörist grup çatışıyor” diyor.

Madem böyleydi, senin Meclis’ten çıkarttığın tezkereyle Türk askeri hangi teröristin yardımına koşacak söylesene! Yoksa tezkereyi İŞİD’e destek için mi çıkarttın? Sana mı inanalım, yardımcına mı?

Ey çırak başbakan,
Bir ülkede 38 vatandaş ölmüş, hükümet de seyirci kalmışsa, yaratılan ortamın adı bellidir: Anarşi kol geziyor. Türkiye adeta 12 Eylül öncesine döndü. Zerre kadar aklın varsa Bütün bu olanların siyasi faturasını ödeyeceğini bilmelisin…
Çankaya’daki abin de kurtaramaz seni. Abin, iki gündür kendisini ortaya attı.
Senin adına bize laf yetiştiriyor. Makamını unuttu, 2 ay önce ettiği yemini çiğnedi.
Anayasa’nın 103’üncü Maddesindeki yemini, namusu ve şerefi üzerine etmişti oysa… Bakın ne demişti:

“Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”

Sana söyledim şimdi abine de söylüyorum. Namusu ve şerefi varsa… Ettiği o yemine uyar. Eğer Cumhurbaşkanı ise… Meydan meydan dolaşıp elindeki devlet imkânlarıyla siyaset yapamaz…Siyaset cazgırlığı o makama yakışmaz. Memleket yanarken, vatandaşının yardımına koşar, iktidar partisinin sözcüsü gibi davranamaz. Hem siyaset hem cumhurbaşkanlığı olmaz. Baştan söyledik, anlamadı, dinlemedi. Hem parti sözcülüğü hem cumhurbaşkanlığı bir arada olmaz… Anlaşılan o koltuk abine çok büyük geldi.
Kendisini hala başbakan sanıyor. O zaman kalksın, insin Çankaya’dan aşağı.
Geçsin karşımıza öyle konuşalım. En yüce makama daha fazla zarar vermesin, kirletmesin. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu.

    *

    Çözüm süreci diye millete yutturulan bu zoka!

    Üç günde 35 ölü, yüzlerce yaralı var. 12 Eylül 1980’den tam 34 yıl sonra Türkiye’de 6 şehir ve 22 ilçede sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Sokağa çıkma yasağı bir sıkıyönetim uygulamasıdır.. 3 bin işyeri, 263 kamu binası, 190 banka, 80 parti binası, 340 özel araç, 216 resmi araç, 30 özel yurt ve dernek binası tahrip edildi, yakılıp yıkıldı…Atatürk büst ve heykelleri yıkıldı, Türk bayrakları yakıldı!.

    HDP’ye soruyor Başbakan: “Başka niyetiniz varsa bilelim?” HDP, İmralı’dakinin terörü kürtçülükten çıkarıp da batıdakilerin de oyunu alalım diye kurdurduğu bir parti, öteki; BDP’de şimdilik ellerinin altında bulunuyor. Tek bir parti var, O da PKK (Kürdistan İşçi Partisi) esas anaç tavuk bu, ötekiler de bu tavuğun yumurtasından çıkmış civcivler.. Civcivler PKK’ya legalite sağlıyor, hepsi bu…

    Şu hale bakın!. İmralı’daki fetva veriyor: “Kobani düşerse çözüm süreci biter. ”, “15 Ekime kadar süre tanıyorum! Yoksa ben de bu işin içinde yokum..” civciv de çağrı yapıyor: “ Sokağa çıkın.” Hükümettekiler konuşuyor: “ Çözüm sürecini vandalizme kurban etmeyiz.”, “Marjinal gruplar yapıyor.”, “Arkalarında kaos lobisi yatıyor.”, “İşin içinde paralel yapı var.” çaresizlik ve şoka girince saçmalamak işte böyle olur..

    Çözüm süreci diye, İmralı’dakinin kendini kurtarmak için ortaya attığı mevcut hükümetin de bu zokayı damaktan yediği çıkmaz, ülkeyi her geçen gün daha da derin karanlıklara çekmeye devam ediyor ve edecek de..

    Olayları çıkaran ve kontrolü her geçen gün zorlaştıran sebep: Çözüm süreci diye millete yutturulan bu zokadır. Bölgenin kırsalı terk edildi, şehirler de milisler çoğaldı ve organize oldular. Olayları çıkaran da sürdüren de dağdan gelen kadrolar ve şehirler de örgütlenmiş olan PKK’lı milislerdir..

    Türk milletinin ve onun bir mensubu olan Kürt vatandaşlarımızın sağduyusu bu dönemde hayati öneme sahiptir.. Bu sap ve samanın ayrılması için şarttır.. Ülkenin bu hale düşürülmesin de hükümetin yanında, holding medyanın da çok büyük rolü vardır. Çözüm süreci diye kim oldukları belli işbirlikçileri sürekli ekranlara çıkarıp kukumav gibi aynı şeyleri tekrarlatarak, PKK’ya umut ve moral vermişler; şımartmışlardır..

    Meclis ve meclis dışındaki partilere gelince, bunların hallerini şu Anadolu türküsü en iyi şekilde anlatıyor: “Çayır çimen geze geze, oldum ben bir geveze.”

    Zaman geldiğinde ülkesi için bir şey yapmayan, öldüğün de hiç yaşamamış sayılır. Şimdi tam vaktidir; HEPAR’a katılın… Osman Pamukoğlu, Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı

    *

    Erdoğan’ın zihniyeti ve üslubu müzakere ve çözümden uzak

    Türkiye ve Kürdistan önemli ve kritik bir süreçten geçmektedir. Türk devleti, Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için ya köklü bir zihniyet değişikliğine gidecek, ya da bunun için mücadele Türkiye’de ve Kürdistan’da, hayatın her alanında artarak daha güçlü biçimde gelişecektir. AKP yetkililerinin ve Erdoğan’ın zihniyeti ve kullandığı üslup, müzakere ve çözümden uzaktır. Sürekli saldırı ve tehdit üslubunu kullanmakta, her fırsata Kürt düşmanlığını yapmaktadır. AKP, halklarımıza bir kez daha 90’lı yılların baskı ve şiddet politikalarını dayatmaktadır. Kobani’deki direnişi sahiplenme ekseninde Türkiye ve Kürdistan’da halklarımızın gösterdiği direniş karşısında son günlerde onlarca insanın polis kurşunlarıyla katledilmesi bunu açıkça göstermektedir.

    İnsanların polis kurşunuyla acımasızca öldürüldüğü, darp edildiği ve yaralandığı başka bir ülke olsaydı hükümetler derhal istifa etmek durumunda kalırdı. AKP hükümeti ise istifa etmek şurada kalsın, her gün yeni bir pişkinlik göstererek daha fazla güvenlik tedbirleri, daha çok öldürme, gözaltı ve operasyon kararını almaktadır. Devlet güçlerinin saldırıları sonucu yaşamını yitirenler karşısında en ufak bir tepki göstermeyip, demokratik direnme hakkını kullanan herkesi terörist ilan etmektedir. Bunun anlamı baskıya, şiddete ve haksızlığa karşı çıkan ve direnerek hak mücadelesini veren her kim olursa olsun, ölümü hak etmiş; öldürülürsünüz demektir.

    AKP, faşizan ve totaliter zihniyetinden ısrar edip, bundan taviz vermemektedir. Bu nedenledir ki, çatışmasızlık sürecini doğru değerlendirmemiştir. Kürt sorunun çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve çözüm süreci adına somut hiçbir adım atmamıştır. Sadece demagoji yapmaktadır. Tüm çabası kamuoyunda algı yaratmak üzerinden süreci idare etmek olmuştur.

    Direnen halklarımız, devrimciler, demokratlar ve Kürt halkının dostları AKP’nin bu sindirme ve teslim alma politikalarına karşı elbette direnişlerini sürdürecektir. Polis ve emniyet güçleri haksız ve keyfiyetçi biçimde hiç kimseyi gözaltına alamamalıdır. Her gözaltı direniş gerekçesi olarak görülmeli, AKP’nin bu zorba yönelimlerine karşı meşru ve demokratik tepkiler daha da yükseltilmelidir.

    AKP devleti ve Erdoğan nasıl halen Kobani’deki gelişmelerin çözüm süreciyle olan doğrudan ilişkisini görmezden gelebilir, ya da bilemez? Kobani’deki gelişmeler, Kürt sorununun çözümü ve sürecin yönünü kesinlikle belirleyen niteliktedir. Bu vicdani, ahlaki, insani, sosyolojik, kimlik ve akrabalık bağları itibariyle de böyledir. Kürt halkı ve dostları elbette ki Kobani’deki gelişmeleri, İŞİD faşizminin saldırırlarını ve buna karşı Kobani halkının fedai ruhla gösterdiği kahramanca direnişi görecek, izleyecek ve tepkisini yüksek düzeyde ortaya koyacaktır. Kürtlerden tepkisiz kalmalarını istemek, köleliğin de ötesinde insanlığından ve kimliğinden vazgeçmelerini istemek demektir. Bu Kürtlere ve direnen dostlarına büyük bir haksızlık ve hakarettir.

    Kürtler ve dostları, Kobani’deki direnişi kendi direnişleri olarak görüp onurlu mücadelelerinden hiçbir taviz vermeden direnmeye devam edecektir. İŞİD faşist güçlerinin saldırıları sürdükçe, direniş daha da büyüyecek ve kesintisiz olarak geliştirecektir. Çünkü bu hem bir görev hem meşru direnme hakkı hem de bir onur mücadelesidir. Hiçbir güç Kürt halkının geliştirdiği bu soylu direnme hakkı ve mücadelesinin önünde duramaz. Kürtlerin sevinçleri, acıları, umutları ve sorumlulukları kendilerine zorla dayatılan sömürgeci sınırlara hapsedilemez. Kürtler bu sömürgeci sınır duvarlarını kendi beyinlerinde ve yüreklerinde çoktan yıkmış, varlıklarını korumak ve özgürlüklerini gerçekleştirmek için yekvücut birleşmiş ve bütünleşmiştir. AKP devleti, istese de istemese de gerçek budur. AKP, sadece gerçeğe saygı gereği bile olsa, artık Kürt düşmanlığından vazgeçip Rojava’daki halkımızın demokratik irade ve statüsüne saygı göstermek durumundadır. Aksi durumda ne çözüm süreci gelişebilir, ne de halkımız direnişten vazgeçer. Kobani bu kadar önemlidir. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı

    *

    Bingöl’de infaz edilenlerin polise saldırıyla ilgileri yok!

    Kamuoyunu yanlış yönlendiren Türk devlet yetkilileri bu olaydan sorumludur. 9 Ekim günü Çewlik’te (Bingöl) yaşanan olayla ilgili olarak 10 Ekim günü gerekli açıklama tarafımızdan yapılmıştı. Yapmış olduğumuz bu açıklama geçerliliğini korumaktadır. Ancak aynı gün Çewlik’in Dêrahînê (Genç) ilçesindeki olayla bu olayın herhangi bir ilişkisi yoktur. Her iki olayın birbiriyle hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen, en üst düzeyde Türk devlet yetkilileri, ‘Bingöl’de polislerimizi vuranlar öldürüldü’ diyerek kamuoyunu ve toplumu yalan-yanlış bir şekilde bilgilendirmişlerdir. Oysa Türk devletinin elindeki teknik imkanlar, her iki olayın ilişkisinin olup olmadığını kısa sürede kanıtlayabilecek düzeydedir. Buna rağmen her iki olayı birbiriyle bağlantılandırma tamamen bir çarpıtma ve sahtekarlıktır.

    9 Ekim günü bir görev amacıyla Erzurum eyaletinden Amed eyaletine geçmek isteyen Bahoz Amed (Ramazan Özmarkar) arkadaş, yanında gençlik biriminden Emre Ekinci ve Ömer Topal olduğu halde ilişkiye geçtikleri yurtsever ve demokrat bir insan olan Ali Bozan ile birlikte yola çıkmışlardır.

    Bu arkadaşlarımız sivil kıyafetli olup, yanlarında savunma amaçlı 2 silah dışında herhangi bir şey bulunmamaktadır. Ancak bu hareketleri polisin bilgisi dahiline girmiştir. Bu grubun nereden nereye hareket ettiğini bilen devlet güçleri Dêrahînê’de pusu kurmuşlardır. Çewlik’teki polislerin ölümüne karşılık bilinçli ve planlı bir biçimde dur ihtarı yapılmadan arkadaşlarımız infaz edilmişlerdir.

    Olayın gerçeği budur; bu olayın Çewlik’teki polis olayıyla hiçbir alakası yoktur. Türk devlet güçleri bilinçli bir biçimde pusu kurarak bir gerillamızı, değerli 2 genç sempatizanımızı ve emekçi bir yurtsever insanımızı katletmiştir. Bilinçli bir biçimde yapılan bu katliamın üstünü örtmek için, ‘Bingöl olayını yapanları vurduk’ diyerek kamuoyunu yanlış yönlendiren Türk devlet yetkilileri bu olaydan sorumludur.

    Hayatını kaybedenler: 1990 Urfa Viranşehir doğumlu, 2009 Amed katılımlı Bahoz Amed kod adlı Ramazan Özmarkar, 1999 Malazgirt doğumlu Emre Ekinci, 1998 Tekman doğumlu Ömer Topal, Bingöl-Karlıova doğumlu Ali Bozan’dır. Kaynak.

    *

    Kobane refugee crisis: EU steps up assistance
    Part-PAR-Par7999812-1-1-0

    Brussels, 12/10/2014 – The European Commission is giving € 3.9 million in humanitarian funding to help meet the urgent needs of the thousands of people who have fled to Turkey in recent weeks to escape the fighting in the Syrian town of Kobane.

    Over 180 000 Syrians have been displaced to Turkey by the fierce fighting in Kobane. This further adds to the impact of what is the biggest humanitarian crisis of our times. ( The European Commission’s humanitarian aid and civil protection ) We are directing urgently needed funds to help the humanitarian organizations on the ground deal with the massive influx of refugees, ” said Kristalina Georgieva, Commissioner for International Cooperation, Humanitarian Aid and Crisis Response.

    This funding will help humanitarian organizations ( Factsheet on humanitarian response to Syria crisis ) provide clean water, shelter and medicine to refugees, as well as ensure sanitation and food services.

    It is part of the European Commission’s €150 million humanitarian aid budget for the Syrian crisis in 2014. Jointly, the European Union continues to lead the international response to the crisis with nearly €3 billion of funding, mobilised by the Commission and Member States collectively in humanitarian, development, economic and stabilisation assistance so far.

    Background

    The town of Kobane near the Turkish border has been the target of ISIL fighters for the past three weeks. This is the biggest influx of Syrian refugees to Turkey since the beginning of the crisis over three years ago. The European Commission has been stepping up its assistance to help meet the needs of more than a million refugees seeking shelter in Turkey, those from Syria as well as Iraq, by increasing its humanitarian funding from the initially foreseen € 3.5 million to € 8.5 million in 2014.

    *

    Pourquoi la Turquie rechigne à entrer en guerre contre l’Etat islamique

    ariane_bonzon

    Par Ariane Bonzon Le groupe djihadiste a deux avantages pour Ankara: il lutte contre Bachar el-Assad et il cible les Kurdes syriens du Parti de l’union démocratique. Mais dire que la Turquie soutient l’Etat islamique serait trop simple, les relations sont très contradictoires.

    C’est une image désastreuse pour la Turquie, comme un symbole de son inaction face à l’organisation de l’Etat islamique (EI).
    Le cliché a fait le tour du monde: on y voit une rangée de tanks turcs, immobiles et impassibles, alors que de l’autre côté de la frontière des combattants kurdes défendent seuls et démunis la ville de Kobané face aux assauts des djihadistes de l’EI lourdement équipés.

    A Kobané, l’aviation américaine frappe l’organisation de l’Etat islamique, depuis peu en coordination avec les Kurdes, mais l’armée turque, pourtant alliée des Etats-Unis au sein de l’Otan, ne bouge pas, et surtout refuse de laisser passer des armes et des combattants kurdes venus en renfort et sans lesquels la ville ne pourra résister bien longtemps.

    Comme si l’impassibilité d’Ankara était un moyen de faire pression sur les alliés pour obtenir ce qu’elle veut: l’établissement d’une zone tampon. Faute de quoi, elle paraît préférer voir flotter le drapeau noir des djihadistes sur Kobane plutôt que celui des Kurdes. Lire l’article.

    *

    Iraq’s Sunni Insurgency

    Cover-photo_1

    By Sinan Adnan with Aaron Reese – The Islamic State of Iraq and al Sham (ISIS) is not the only violent group opposed to the government of Iraq. Groups ranging from Salafist-jihadist to Sunni nationalist have also been mobilized against Baghdad since at least 2013. They remain a threat to the government even if ISIS is removed, especially if the core concerns of Iraqi Sunnis remain unaddressed by the Iraqi government. The primary grievances of most Iraqi Sunnis include the integration of Shi‘a militias into the Iraqi Security Forces (ISF), attacks by the ISF in Sunni civilian areas, and political exclusion in Baghdad.

    This anti-government mobilization developed months before the fall of Mosul to ISIS in June 2014. Most of the current anti-government groups had been active during the Sunni insurgency following the fall of Saddam Hussein. The militancy of these groups and their prominence declined as Sunni political participation increased in 2009 and 2010. After the U.S. withdrawal in 2011, Maliki’s political marginalization of Sunni leaders and sectarian command of the Iraqi Security Forces spurred an anti-government protest movement, primarily in Sunni areas such as Anbar and Salah ad-Din. The protest movements spawned an organized, overt militant opposition to the Iraqi government after the Iraqi Security Forces killed civilians while attempting to clear a protest camp in Hawija in April 2013. The armed Sunni rebellion fostered the conditions in Fallujah and Mosul that ISIS exploited to capture the cities in January and June 2014, respectively.

    Some of these groups, particularly the General Military Council of Iraqi Revolutionaries (GMCIR), have cooperated with ISIS in its campaign to expel the ISF from parts of Iraq. Nevertheless, most of them do not share ISIS’s long-term objectives for Iraq. Each group has come into direct confrontation with ISIS in 2014. Some of these groups may turn and fight ISIS, but the Iraqi government will not find them an acceptable partner because they oppose the Shi’a government in Baghdad. In fact, where ISIS is degraded by military action, these groups may seek to fill the vacuum and continue to challenge the ISF for control of Iraq’s Sunni heartland.

    These groups vary in capability. Not every group is capable of mounting effective attacks, and not every group maintains widespread influence. Among the most capable are the General Military Council of Iraqi Revolutionaries, which is Ba‘athist aligned, and Ansar al-Islam. Both groups represent long-term threats to the Iraqi state. Even the smaller groups, though, disrupt ISF operations and make them vulnerable to better-equipped groups like the GMCIR, Ansar al-Islam, and ISIS. Should the Iraqi Security Forces launch ground assaults into Sunni areas that are currently under ISIS’s control, they will likely meet with armed resistance by these groups, which will likely prioritize the fight against the Iraqi state over the fight against ISIS.

    The success of a ground war against ISIS in Iraq depends upon the Sunni population. This population, mostly behind the ISIS control line, is more proximate to the influence of ISIS and Sunni insurgent groups than to the Iraqi state or the U.S.-led counter-ISIS coalition. A strategy to destroy ISIS requires that these competing influences be outmatched to such a degree that the Sunni population once more decides to side with the Iraqi government to fight ISIS on behalf of the state. This will likely be the most difficult requirement for the counter-ISIS campaign.

    Lack of national-level Sunni leadership feeds support for local insurgent groups. Many Sunni political leaders on the national stage lost credibility with the population during the protest movement, during which a number sought political accommodations with the Maliki government. Many of these national figures no longer effectively represent the Sunni population, as the 2014 parliamentary elections demonstrated. Inclusion of these national figures will not likely bring the wider Sunni population behind the government in Baghdad. Rather, a political accommodation in Baghdad that appeals to Iraq’s Sunni population is essential in order to mend this critical vulnerability of the Iraqi state permanently. Without this, the Sunni population will more likely oppose than welcome an Iraqi-led military campaign to retake Iraq’s cities from ISIS. Presently, the Sunni population living under ISIS control is disconnected from Sunni national politics, and this separation must also be overcome in order for Iraq to survive. A military campaign to destroy ISIS that does not treat this condition will accelerate Iraq’s descent into a sectarian civil war. Download the related report.

    *

    Related/Konuya ilişkin:

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: