Orta Doğu halklarının kaymakta olduğu mecra…


Self-Determination

© photocredit

Kendi geleceğini tayin hakkının kullanılması!

OLYMPUS DIGITAL CAMERA ©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

Irak’ta ve/veya Suriye’de yaşayan Kürtler, self-determinasyon haklarını kullanmaya oldukça yakın gözükmektedirler. Bu iki ülkedeki koşullar, self-determinasyon hakkından yararlanmaya elverişli gözükmektedir. Koşulları self-determinasyon hakkından yararlanmaya elverişli olmasa bile, Irak’taki ve/veya Suriye’deki Kürtlerin bağımsızlıklarını ilan etmesi, Türkiye’yi ve İran’ı da self determinasyon üzerinden etkileme potansiyelini içermektedir. Bu potansiyelin, özellikle Türkiye için çok daha güçlü olduğu düşünülmektedir.

*

I. Geçtiğimiz günlerde, Orta Doğu’nun mevcut durumu ile ilgili çağrışımlara yol açan bir rapor yayınlanmıştır. Rapor; “Temsil Edilmeyen Uluslar ve Halklar Örgütü (UNPO)”nün koordinatörlüğünde, 01 Nisan 2014 tarihinde, Brüksel’de, Avrupa Parlamentosunda gerçekleşen, “21. Yüzyılda Self-Determinasyonun (Kendi Kaderini Tayin Hakkının) Yeniden Tanımlanması” konulu uluslararası konferansa ilişkindir.

Konferansta, iki panelde, toplam beş konuşmacı sunum yapmıştır. Birinci panelinin başlığı, “Self-Determinasyonun Bugünü: Bireyin Toplu Hakları” olup; bu bölümdeki iki konuşmadan birinin başlığı “Self-Determinasyon Denemelerinin Farklı Yolları: İç ve Dış Boyutları”, ikinci konuşmanın başlığı da, “AB’de Azınlık Dillerinin Korunması”dır. İkinci panelin başlığı ise, “Self-Determinasyonun Yeniden Tanımlanması: Geçmiş ve Mevcut Uygulamalar” olup; bu bölümdeki üç konuşmadan birinin başlığı “İskoçya Örneği”; bir diğerinin başlığı “Tek Taraflı Self-Determinasyon Denemeleri” ve üçüncü konuşmanın başlığı da, “Anayasal Düzenleme ve Uluslararası Toplum Denetimi: Karadağ Örneği”dir.

Raporun önsözünde; (i). aynı sınırlar içinde farklı ulusların, etnik, dinsel ve kültürel grupların yaşamasının, çağdaş çok kültürlü devletler için, demokrasiye meydan okuma olarak görüldüğü; (ii). biri birine bağımlılığın arttığı ve ekonomik küreselleşme sürecinin yaşandığı günümüz Dünyasında, çok sayıda çok kültürlü devletin, tabandan gelen talepler ile karşılaştığı; (iii). bu taleplerin self-determinasyon şeklinde kendisini gösterdiği; (iv). Dünyanın en gelişmiş azınlık koruma sistemine sahip olmasına rağmen Avrupa’nın da bu talepler ile karşılaştığı; (v). konferansın, önde gelen akademisyenlerin ve politika çalışan uzmanların bu konuda görüş alışverişinde bulunmasını ve çok uluslu devletlerde azınlıkları dikkate alan yeni modeller keşfedilmesini amaçladığı; (vi). konferansın, self-determinasyonun 21. Yüzyıl ile bağlantılı olarak farklı teorik ve siyasal yaklaşımlara konu olduğunu teyit ettiği; (vii). bir yandan bireyin kendisini geçekleştirmesini, geleceğine onurlu bir şekilde bakmasını ve kendi yaşamının kendisinin kontrolü altında olmasını içeren kapasitesine ilişkin “bireysel self-determinasyona”, diğer yandan da gruplara -içeriden ya da harici denemeler ile- yeterli düzeyde özyönetim verilmesi ile ilgili “kolektif self-determinasyona” yollamada bulunulduğu; (viii). konferansta ele alınan akademik çalışmaların ve örnek konuların, sadece azınlıkların korunmasına ilişkin self-determinasyon konsepti konusunda genel bir anlayışı beslemekle kalmadığı, aynı zamanda bu anlayışın günümüz Dünyasında kendisine yer bulmasını da başardığı hususlarına yer verilmiştir.

a. Toplam beş konuşmadan birincisinde, Leuven Üniversitesi’nden Michael Jewkes tarafından yapılan “Self-Determinasyon Denemelerinin Farklı Yolları: İç ve Dış Boyutları” başlıklı sunuşta, özetle; (i). alternatif self-determinasyon formlarının düşünülmesinin bir ihtiyaç olduğu; (ii). bazı ulusal gruplar “tam devlet olma” hakkını elde ederken, diğer grupların “ikinci sınıf self-determinasyon” ile yetinmesinin sorgulanması gerektiği; (iii). yaşadığımız “bağımlı” Dünyada, bağımsız devlet olmanın tam (eksiksiz) bir kendi “kaderini tayin vizyonu” sunmadığı; (iv). yapılacak en iyi şeyin, “alt-devletin” uluslararası tanınmasını geliştirmeye yönelik yolların aranması olduğu hususlarına yer verilmiştir.

b. İkinci konuşmada, Katalonya/Açık Üniversite’den Miquel Strubell tarafından yapılan “AB’de Azınlık Dillerinin Korunması” başlıklı sunuşta, özetle; (i). dilin, bir kurum (yapı) için “hepsi-her şey” ve (aynı zamanda) “son” demek olduğu; (ii). egemen söylem ile azınlık hissedişi arasında bağ olduğu; (iii). (azınlığın) entegrasyonuna yönelik sürecin (böyle bir sürece ağırlık vermenin), çoğunluğun kontrolü konusunda büyük tehdit olduğu hususları öne çıkmıştır.

c. Üçüncü konuşmada, İskoçya’nın Etnik ve Kültürel Azınlık Toplumlarını Güçlendirme (BEMIS) Programı Eşitlik ve Parlamento Ofisinden Danny Boyle tarafından yapılan “İskoçya Örneği” başlıklı sunuşta, özetle; (i). yürütülen “evet” kampanyası kapsamında, İskoçya ile ilgili kararın, İskoçya’da yaşayanlar ve çalışanlar tarafından alınacağı; (ii). Webminster tarafından oluşturulmuş muhafazakar hükümetin İskoçya’da hiçbir siyasi görevi olmamasına rağmen, bireyler ve aileler için sıkıntılı bir refah politikasını (İskoçya’da) sahneye koyduğu; (iii). bağımsızlık referandumunun, sadece pozitif (bir adım) olabileceği hususlarına yer verilmiştir.

d. Dördüncü konuşmada, Wales/Swansea Üniversitesi’nden Alan Sandry tarafından yapılan “Tek Taraflı Self-Determinasyon Denemeleri” başlıklı sunuşta, özetle; (i). self-determinasyonun, karşılıklı olmayı içerdiği (tek taraflı olamayacağı) , insanların birlikte çalışmasını ve biri birline saygı duymasını gerektirdiği; (ii). bir ulus, bir ulus devlet ya da bir grup insan olabileceği, bunların hukuksal ve siyasal açıdan yararlı olabilecek ve değerlerini içerecek bir anayasayı hazırlayabileceği; (iii). insanların her gün etkileşim içinde olduğundan hareketle, sadece insanlarla konuşarak, tanışarak (toplantılar yaparak), kendi toplumunun reklamını yaparak, self-determinasyona zorlanabileceği hususları öne çıkmıştır.

e. Beşinci ve son konuşmada, Katalonya/Açık Üniversite’den Ivan Serrano tarafından yapılan “Anayasal Düzenleme ve Uluslararası Toplum Denetimi: Karadağ Örneği” başlıklı sunuşta ise, özetle; (i). çoğu devletin, toprak bütünlüğünü korumak için, az ya da çok açık olarak ayrılmayı yasakladığı; (ii). bir demokratik devletin, vatandaşlarının bir bölümünden gelen demokratik taleplere cevap verme görevinin bulunduğu; (iii). “ayrılma” konusunu düzenleyen uluslararası düzenlemelerin, kalıcı azınlık sorunları, etnik girişimcilik ya da fırsatçı davranışlar üzerinden ayrılıkçılığı teşvik eden girişimleri önlemeyi amaçlaması gerektiği; (iv). devletin toprak bütünlüğü ilkesinin, devletler arası ilişkilerin bir konusu olduğu, alt-devletin ya da alt-devlet dışında kalan unsurların konusu olmadığı hususlarına yer verilmiştir.

II. Self-determinasyon ya da kendi kaderini tayin hakkı, kendisini diğerlerinden ayrı ve farklı gören (kabul eden) toplulukların, içinde yer alacakları hükümet (yönetim) biçimini ve/veya devleti belirleyebilme hakkı demektir. Bu hak, BM Şartı’nın1/2 ve 55. maddelerinde düzenlenmiştir. Ayrıca BM şapkası altında ortaya çıkmış “Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi”
ile, “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” nin birinci maddelerinin konusu da bu haktır. Keza, “Ulusal Azınlıkların Korunması İçin Çerçeve Sözleşmesi” de, yine self-determinasyon hakkı ile ilişkilendirilmektedir.

Self-determinasyon hakkı, sömürge idarelerinin bağımsızlıklarını kazanmalarına ve özgürlüklerine kavuşmalarına dayanak teşkil etmek suretiyle çok önemli bir işlevi yerine getirdiği için, yakın zamana kadar, daha çok sömürgeciliğe karşı verilen mücadele ile ilişkili bir hak olarak algılanmıştır, görülmüştür. Ve Soğuk Savaş yıllarının kendine özgü koşullarında, fazla gündeme gelmemiştir. Ancak 1991 yılında Sovyetlerin dağılması ve “yumuşak güç” olgusunun öne çıkması, self-determinasyon hakkının – azınlıklar ile ilişkilendirilmek suretiyle- yeniden sıkça konuşulmasına neden olmuştur.

1991’den bu yana hızlı bir değişim gösteren küresel koşullar ve devam eden yeni bir küresel düzen arayışı, self-determinasyon hakkını özellikle sömürgecilikle ilgili olmaktan çıkarmış gözükmektedir. 1993 yılında, Viyana’da yapılan “İnsan Hakları Dünya Konferansı”nın Sonuç Bildirgesi’nde, “hiçbir ayrım yapmadan, tüm toplumu temsil eden demokratik devletlerde, self-determinasyon hakkından yararlanılmayacağı” öngörülmüştür. Ancak konferansın tarihinden bu yana geçen süre içerisinde Dünyada yaşananlar, bu değerlendirmeyi zayıflatmıştır. Diğer taraftan, koşullar ne kadar değişmiş olursa olsun, bu değişim, self-determinasyon hakkı ile devletlerin egemenlik hakkı arasındaki çelişkiyi ortadan kaldırmamıştır. Üstelik self-determinasyon hakkı, günümüzde iki ayrı boyutta görülmeye başlanmıştır ki, bu da bir başka sorundur. Bu boyutlardan bir tanesi, yaşadıkları toplumda kendilerini diğerlerinden ayrı ve farklı gören insanların, kendi kendilerini yönetmeleridir ki, buna “iç self-determinasyon” denilmektedir. Diğer boyut da, bu insanların, bağımsız bir devlet kurmak istemeleri ya da istedikleri bir başka bağımsız devlete bağlanmak istemeleridir ki, buna da “dış self-determinasyon” denilmektedir. Self determinasyon hakkına dayalı talepler ile karşılaşan ya da karşılaşma ihtimali bulunan ülkeler için, “iç self-determinasyon” daha kabul edilebilir görülebilir. Ancak iç ve dış self-determinasyonların, biri diğerinin devamı olan, aynı sürecin parçaları olması, sorun/endişe kaynağıdır. Yine günümüzde bu konu ile bağlantılı bir başka husus ta, “bireysel hak” ve “toplu hak ya da /halk hakkı” ayrımıdır. Azınlık hakları, “bireysel haklar” olarak; self-determinasyon hakkı da, “toplu hak ya da halk hakkı” olarak görülmektedir. Azınlık hakkı ile self-determinasyon hakkının biri birlerinin yerine kullanılması da, yine uygulamada sorun olarak gözükmektedir.

Bugün itibarıyla, doktrine göre; self-determinasyon hakkından söz edebilmesi ya da bu hakkın kullanılabilmesi için; (i). kendilerini diğerlerinden ayrı ve farklı gören insanların kültürel, dinsel ve dilsel değerlerinin zarara uğrama ve yok edilme ile karşı karşıya bulunması; (ii). bu insanların, yaşadıkları ülkelerdeki devletin yasama, yürütme ve yargı sisteminden dışlanmış bulunması; (iii). bu insanların yaşadıkları yerlerin, onların ananevi olarak yaşadıkları yerler olması ve bu yerlerde başka ulusal gruplar bulunmaması; (iv). bu insanların yaşadıkları ülkedeki çoğunluğun, o insanlar ile bir arada (birlikte) yaşama iradesine sahip olmadığını dışa vurmuş olmaları gerektiği kabul edilmektedir.

III. Bugünkü Orta Doğu’ya bakıldığında, taşların yerinden oynamış olduğu, iç savaşların ve kaosun yaygın olduğu, ufalanmanın kendisini gösterdiği bir Orta Doğu görülmektedir. Orta Doğu’daki bu tablo, self-determinasyon hakkının kullanılmasını çağrıştırmaktadır. Orta Doğu’daki mevcut durumu, bu hakkın kullanılmasını gündeme taşıma potansiyelini içermektedir.

Orta Doğu’da, bu bağlamda en çok çıkan, bir etnik, diğeri dinsel iki unsur vardır. Bunlar Kürtler ve Şiiler olup, Orta Doğu’da self determinasyon hakkının kullanımı gündeme gelecekse, bunun, daha çok bu iki unsur ile bağlantılı olacağı düşünülmektedir.

Kürtlerin; Orta Doğu’da Irak, Suriye, Türkiye ve İran’a yayılmış olduğu; Irak’ta, yeniden ileri derecede otonom yönetimine kavuşmuş oldukları; Suriye’de, yaşadıkları bölgenin fiil kontrolünü ele geçirdikleri; Türkiye’de, siyasal sürece açıkça ve ileri derecede katılmış oldukları; İran’da ise, Tahran’ın sıkı baskısı altında tutuldukları görülmektedir. Irak’ta ve/veya Suriye’de yaşayan Kürtler, self-determinasyon haklarını kullanmaya oldukça yakın gözükmektedirler. Bu iki ülkedeki koşullar, self-determinasyon hakkından yararlanmaya elverişli gözükmektedir. Koşulları self-determinasyon hakkından yararlanmaya elverişli olmasa bile, Irak’taki ve/veya Suriye’deki Kürtlerin bağımsızlıklarını ilan etmesi, Türkiye’yi ve İran’ı da self determinasyon üzerinden etkileme potansiyelini içermektedir. Bu potansiyelin, özellikle Türkiye için çok daha güçlü olduğu düşünülmektedir.

Analizin devamı: Self-determinasyon ve mevcut Orta Doğu.
22 Haziran 2014

*

ascmer

ASCMER Bültenleri: Geçen haftadan dikkati çeken bazı gelişmeler.

     

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: