IŞID niçin bu kadar şaşırttı?


Türkiye inkâr etse de Işid’i sürekli kullandı ve destekledi!

1622

© photocredit

IŞİD’in bir gecede Musul’u ele geçirmesi öyle kısa bir sürede yaşanan bir gelişme olmadığı gibi, din adına, İslamiyet adına yola çıkması da inandırıcı değildir. Din adına İslamiyet’i bitiren bir örgütlenme olarak gelişmektedir. Esasta Ortadoğu’nun kadim değerlerine karşı geliştirilen bir saldırıdır. Bir zamanlar barışın, adaletin, özgürlüklerin, toplumsallaşmanın ve ana tanrıça kültürünün doğuş merkezi olan Ortadoğu değerlerine ve tarihine karşı gerçekleştirilen saldırıdır.

***

IŞİD hareketinin son geliştirdiği hamle Ortadoğu’da yeni bir durum yarattı. Ortadoğu’daki dengeleri köklü bir biçimde değişikliğe uğratacak yeni bir süreci beraberinde gündeme soktu. Bu durum, ister çok organizeli ve planlı olsun, ister olmasın, Ortadoğu’ya dönük uluslararası derin bir projenin alt zeminini de oluşturmaktadır. Bu projenin pratikleşmesi temelinde Irak’ın fiilen 3’e bölünmesi, Rojava’nın hedeflenerek tasfiye edilmesi ve bölgedeki bağımsızlıkçı, özgürlükçü ve demokratik hareketlerin geriletilerek kontrol altına alınmasını da hedefleyen yeni bir süreç başlayabilir. Bu bakımdan IŞİD’in bu hamlesini sadece Irak boyutunda değil, daha geniş açıdan yaklaşarak bölge boyutunda ele almak gerekiyor.

Öte yandan IŞİD hareketi esas olarak bir El Kaide yapılanmasıdır. El Kaide’nin ne olduğunu izah etmeye gerek yok; bilinen bir şey. Ancak son 7-8 aydan bu yana El Kaide merkeziyle ve onunla bağlantılı olarak kardeş örgütü olan El Nusra’yla bazı sorunları yaşayan, onlardan daha radikal bir profil çizen bir yapılanmadır. Bu El Kaide familyasındaki oluşumların tek hedefi Cihat’tır. Cihat’a yürümek üzere onları güçlendiren her şey onlar için mubahtır. ‘Benim amacıma hizmet eden her şey mubahtır’ diyen bir anlayışla hareket ettiği için herkesin kullanabileceği bir özelliğe sahiptir. Bu açıdan çelişkilere dayanarak kendisine yer açmayı esas alan bir çizgisi vardır. Örneğin mezhep çelişkisine dayanmayı öngördü. Irak’ta mezhep çelişkisini esas olarak El Kaide derinleştirdi. 10 yıldan bu yana hem Şia kesimlerine karşı bombalı eylemler yaptı, hem de dönüp Şialar adına Sünni kesimlere karşı da bombalama eylemi yaptı ve her iki kesimi çatışır hale getirdi. Bu karşıtlaştırma temelinde Sünni kesim içerisinde kendisine güçlü bir yer açtı.

Bu durumun gelişmesinde Irak hükümetinin hataları olsa da, esas olarak Suudi Arabistan’ın, Katar’ın ve Türkiye’nin de rolü vardır. Katar ve Suudi Arabistan destek sunarken, Türkiye ise çanak açmıştır. Irak’ta IŞİD’in bu düzeye gelmesinde bu devletlerin rolü fazladır.

Kürtlere karşı kullandılar.

IŞİD ve El Nusra aynı taktiği Suriye’de de uyguladı. Suriye’de savaşın eksenini bir taraftan mezhebe dayandırdı, diğer taraftan ise Türkiye’nin Kürt karşıtlığını görerek Rojava’da Kürt karşıtlığına dayandı. Bir taraftan Suriye’deki mezhep çelişkilerinden yararlanmayı öngörürken, öbür taraftan Türkiye’nin Rojava’da Kürtlerin statü kazanmasına karşı politikasından yararlanmayı öngördü. Bu konuda önemli sonuçlar da aldı. Nitekim Türkiye, orada PYD ve YPG’ye karşı savaştığı için hem El Nusra’yı hem de IŞİD’i destekledi. Şimdi Türkiye 3 Haziran’da El Nusra’yı terör listesine koymuş, IŞİD’e karşı olduğunu söylüyor ve bu yapılarla ilişkisi olmadığını belirtiyor ama biz ve dünya alem çok iyi biliyor ki, bunlar şimdiye kadar Türkiye’den yararlanarak ve Türkiye’yi adeta bir otostrat yoluna dönüştürerek Irak’a, Suriye’ye ve Rojava’ya güç yığdılar. Ayrıca eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in Hatay Valiliği’ne yazdığı, gelen El Nusra elemanlarının nasıl desteklenmesi ve onlara nasıl imkanlar açılması gerektiğini belirten imzalı talimat belgesi de vardı. Yine bu hareketler Serêkaniyê’ye saldırıyı Türkiye’den gelerek başlattılar. Bunlar üstü örtülemez hususlardır.

Kısaca Türkiye’nin Kürt karşıtlığını kullanarak PYD’ye ve YPG’ye karşı savaş ilan ettiler. Hatta daha fazla ileri giderek bizim hareketimizi, PKK’yi düşman ilan ettiler ve 2 yıldan beri YPG’ye karşı her türlü yöntemle saldırılar geliştirdiler. Bu anlamda Rojava halkımızın ve YPG’nin El Nusra ve IŞİD’e karşı geliştirdiği direniş çok tarihsel bir anlama sahiptir. Maalesef ön yargılardan dolayı dünya bunu takdir etmedi, görmezlikten geldi. Ancak, çeşitli güçler şimdi görmeye başladılar. Gerçekten Kürt halkının ve YPG’nin Rojava’da geliştirdiği direniş birçok şeyin önüne geçmiştir. Eğer Roajva’da YPG’nin IŞİD’e karşı direnişi olmasaydı, şimdiye kadar bu Irak’ta yaptıklarını Suriye’de yapıp Suriye’nin kuzeyinde İslam devletini ilan edeceklerdi. Projeleri buydu. Hatta bunun için Türkiye’nin desteğiyle Urfa’da ve Antep’te merkezler kurdular. Buralardan yoğunlaşarak Suriye’ye yönelik hamleler gerçekleştirdiler. Bu planı bozan YPG’nin direnişidir. Eğer YPG’nin direnişi olmasaydı şimdi Kuzey Suriye’de İslam devleti ile Irak’taki Sünni yapıların birleşiminden teşekkül bir ‘Irak-Şam İslam Devleti’ni ilan etme durumları olacaktı. Ama Rojava’da Kürt halkının ve YPG’nin geliştirdiği direniş aslında Suriye’de böyle bir planın gerçekleştirilmesinin önünde engel oldu. YPG’ye karşı saldırı geliştirdikleri için AKP onları destekledi, KDP de onlara çanak tuttu. KDP de bu politikayı destekledi; arkasında saf tuttu.

KDP ile Rojava çelişkisinden, KDP ile Maliki çelişkisinden, Maliki ile TC çelişkisinden, yine Maliki ile Suudi Arabistan çelişkisinden yararlanarak böyle bir çıkışı gerçekleştirmiş bulunuyorlar. Şimdi bazı kesimler dizlerine vurabilirler, “hayır bizim alakamız yok” diyebilirler ama gerçek budur. Bu çıkışın zemini bu şekilde oluşmuştur. Bu süreç bu temelde IŞİD’in kendisini Irak’taki Sünni yapıda oldukça örgütleyerek, eski Saddam elemanlarıyla birleşerek ve daha farklı kesimlerin katılımıyla geliştirilmiştir. Bu, IŞİD’in kendi planı gibi gözükse de özünde bundan daha farklı derin güçler yararlanmaktadır. Yani bunun arkasında bu süreci kullanan, derinleştirmek isteyen farklı güçler de bulunmaktadır. Bunu görmek gerekiyor. O açıdan plan biraz daha geniştir ve bu plan IŞİD’in boyunu çok çok aşan bir düzeye varacaktır. Mevcut durum, yeni bir planın zemininin yaratılmasıdır.

Türkiye hedef olabilir mi?

Türkiye’nin ilişkisi konusunda belki son aylarda ABD’nin ve batının artan baskıları sonucu ilişkilerini gizli hale getirmiş ve inkar ediyor olabilirler ama Türkiye bu konuda kendini temize çıkaramaz. Mesela Kobanî’nin yakınında Süleyman Şah Türbesi vardır. Karakozak Köprüsü’nün yanında bulunan bu türbe, Türkiye sınırından 30 km. uzaklıktadır. Burası IŞİD’in denetimindedir. Başlangıçta sorun olduğu belirtildi. Bunun üzerine Süleyman Şah’taki askeri güçleri değiştirmek ve onlara erzak taşımak üzere Türk devletinin bir askeri konvoyu Kobanî’den geçerek Süleyman Şah Türbesi’ne gitti. Ama gidiş o gidiş; bir daha dönmediler. Çünkü IŞİD’le anlaşma yaptılar; o konvoy Minbic üzerinden Cerablus’a, Kargamış’a ve öylece Türkiye’ye geçti. Ve şimdi de o hat öyle işliyor. Yani Türkiye’nin Süleyman Şah Türbesi’ndeki askerlerle IŞİD hattı üzerinden ilişkiyi sürdürme durumu var.
Şimdi konsolosluk mensupları -her ne kadar Türk yetkililer alıkonulmuş dese de- rehin alınmıştır. Yine bazı şoförler de tutuklanmıştır. Aynı zamanda fidyeci oldukları için şoförler için fidye istiyor olabilirler. Ama konsolosluğu ellerinde tutup bazı şeyleri garantiye almak istiyorlar. Konsolosluğa herhangi bir zarar vereceklerini sanmıyorum. Zaten dikkat edin, Türkiye de rahattır; ‘sağlıkları iyidir’ demektedirler. Ve yine Musul’da işlerin karıştığı bir hafta öncesinden belliydi. Türkiye’nin tedbir almayıp konsolosluğu çekmemesinin nedeni IŞİD’in böyle yöneleceğini beklememesindendir. Çünkü aralarında bir yakınlık vardır fakat IŞİD’in sağı solu belli olmaz. IŞİD çok rahatlıkla kendi ilişkisine yönelebilecek bir yapıya sahiptir. Şimdi adeta Türkiye’yi kıskaca almıştır. İstediklerini Türkiye’den almazlarsa, daha da sıkıştırırlar. Belli ki Türkiye’den farklı teminatlar istemektedirler. Aslında bir nevi Türkiye’yi kendi amacına hizmet eder pozisyonda tutmayı hesaplamaktadır. Çünkü şimdiye kadar o politikasından bir takım sonuçlar aldı; bütün bu güçlerini Türkiye üzerinden Irak’a ve Suriye’ye taşıdı. Bu açıdan bu, Türkiye’yle IŞİD arasında bir soruna dönüşebilir. Bir nevi Türkiye’nin bize, Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı kullanmak istediği silah şimdi kendisine dönebilir. Biz hep söyledik; IŞİD bütün bölge halkları için bir tehlikedir ama dikkate alamadılar, beslediler. Sonuç ise böyle oldu.

Işid ümmetçi mi?

Esasında IŞİD İslamcı-Selefi çizgiyi esas aldığını iddia eder ama özünde bir milliyetçilik vardır. Millet değil ümmetçiliği esas aldığını belirten bu örgüt sınırları tanımıyor. O açıdan Türkiye’ye de kayıp çalışma yapabilir. Ama Kürdistan’a dönük yapıları zaten vardır. Nihayetinde Kürt ulusal hakları karşıtı bir yapılanmadır. Onun için bu konuda yaşanan yetersizlikleri hızla aşmak ve bu tehlikeli girişim karşısında Kürt halkının ulusal-demokratik birliğini kurmak gereklidir. Bu bir kez daha kendisini dayatan bir olgu haline geldi. Hiç kimse bu konuda kendisini yanıltmasın. Evet, biz Kürtler olarak bölgedeki mezhep çatışmasında taraf olmamalıyız, bağımsız çizgimizi yürütmeliyiz ama öncelikle saldırılar karşısında demokratik-ulusal birlik politikasını esas almalıyız. Bu süreçle birlikte Kürt halkının özgürlük davası da çok önemli, hassas ve kritik bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Artık Kürt sorunu da bölgede çözüm kapısına dayanmıştır; bütün parçalarda Kürt sorununun çözüm koşulları da doğmuştur. Bu nedenle de Kürtler arası demokratik-ulusal birlik platformunun oluşması bugün her zamankinden daha fazla aciliyet kazanan bir görev haline gelmiştir. Hem Güney Kürdistan’daki hem de Rojava’daki kazanımları pekiştirmek ve savunmak, ve hem de Kuzey başta olmak üzere diğer parçalarda da çözümü geliştirmek için bu artık ertelenemez bir görev haline gelmiş bulunuyor.

Hedef özgürlükler.

Aslında IŞİD’i böyle serseri mayın gibi ortaya sürerek Ortadoğu’nun özünde bulunan özgürlükçü potansiyelinin tüketilmesi hedefleniyor. Adeta Ortadoğu’yu zehirleyen bir rol oynamaktadırlar. Halbuki derin bir tarihsel-kültürel birikime dayanan Ortadoğu’da doğal toplum özellikleriyle birlikte kapitalist moderniteye karşı halkların kardeşliğine dayalı çok güçlü bir çıkışın koşulları vardır. Ama IŞİD gibi El Kaide çizgisindeki yapılarla mezhep çelişkisi derinleştirilmekte, parçalama yaratılmakta ve Ortadoğu’nun potansiyeli bunlar eliyle tüketilmeye çalışılmaktadır. Fakat bütün bunlara rağmen IŞİD’in son Musul çıkışıyla birlikte bir kez daha Skeys-Picot zihniyetine dayalı anlaşmaların anlamsızlığını ve Ortadoğu’nun yeniden düzenlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Özgürlük mücadelemizin tüm parçalarda ulaştığı boyutu da dikkate alındığında içinde bulunduğumuz yüzyılın bir Kürt yüzyılı olmasının koşulları doğmuştur. Bununla birlikte Ortadoğu’da derinleşen bu kaotik durum karşısında Kürt özgürlüğü temelinde demokratik konfederal sistemin çıkış yapma koşullarını da geliştirmiştir.

Sürpriz değil,uyarmıştık!

Aslında IŞİD’in bugünkü çıkışı beklenilmeyen bir çıkış değildir. Hatta Önderliğimiz 1 yıl önceden bunu gördü ve Misak_ı Milli sınırlarını gündemleştirdi. Yine Şengal’den Kerkük’e kadar uzanan ‘Orta Hat’ diye tanımladığı alandan bahsetti. Bu hatta diğer örgütlerle birlikte bir ortak mücadele hattının oluşturulması perspektifini sundu. Biz aslında bunun pratik alt yapı hazırlıklarını da başlattık ama belli ki bu konuda geç kalındı. Bu bir özeleştiri konusudur. Geç kalındı, yoksa Önderliğimiz bu konuda bu tehlikeyi hissetti. El Kaide’ye karşı ulus devlet zihniyetiyle değil, demokratik ulus zihniyetiyle Orta Hat’tan Rojava’ya kadar uzanan bir direniş hattının geliştirilmesini öngören bir çerçeveyi önceden sundu. Çünkü burada Kürtler var, Türkmenler var, Araplar var, yine çeşitli mezhepler var. Dolayısıyla burada temel çözümün demokratik ulus perspektifiyle yürütülecek bir direniş mücadelesiyle gelişebileceğini söyledi. Bu çerçevede bazı pratik adımlar da atıldı ama belirttiğim gibi belirli düzeyde geç kalındığından söz etmek gerekiyor. Murat Karayılan. – Mülâkatın Tamamı.

*

Akşamdan sabaha yaratılan bir örgüt değil!

IŞİD’ın Musul’u ele geçirmesiyle birlikte dünya gündemine oturan Irak’ta yeni bir savaş dönemi başlamış oldu. Emperyalizmin merkezi olan ABD, Irak’a müdahalesini, Ortadoğu’ya barışı ve demokrasiyi getirmek üzerinden geliştirdiğini söylemişti. ABD öncesi Saddam’ın zulmünü yaşayan Irak halkı, ABD müdahalesi ile emperyalizmin baskılarına maruz kaldı. Özelde Irak üzerinden geliştirilmeye çalışılsa da Ortadoğu’da şiddet her geçen gün daha da kalıcılaşarak devam etti. Bu müdahale de kan, gözyaşı ve yıkımdan başka bir şey getirmedi.

Ortadoğu’ya barışın ve demokrasinin getirilmesi bir yana savaşları sürekli hale getirecek örgütlemelere de zemin sunuldu ve çete örgütlenmeleri yaratıldı. Bugün IŞİD’in bir gecede Musul’u ele geçirmesi öyle kısa bir sürede yaşanan bir gelişme olmadığı gibi, din adına, İslamiyet adına yola çıkması da inandırıcı değildir. Din adına İslamiyet’i bitiren bir örgütlenme olarak gelişmektedir. Esasta Ortadoğu’nun kadim değerlerine karşı geliştirilen bir saldırıdır. Bir zamanlar barışın, adaletin, özgürlüklerin, toplumsallaşmanın ve ana tanrıça kültürünün doğuş merkezi olan Ortadoğu değerlerine ve tarihine karşı gerçekleştirilen saldırıdır, tüm bu örgütlenmeler.

Dünyanın birçok yerinde savaşlar olsa da hiçbir yerde Ortadoğu’daki gibi şiddet kanıksatılmamıştır insanlara. Sokaklarda patlamaların olmadığı, insanların ölmediği bir gün yoktur, Ortadoğu’da. Her dönem savaş gerekçeleri farklı olsa da Ortadoğu zenginliklerine saldırıdır, şiddetin bu denli süreklileştirilmesi. Yine emperyalist güçlerin çıkarlarına göre, kendilerini örgütleme tarzıdır bu saldırılar. Ortadoğu’nun sürekli savaş halinde olması emperyalist güçlerin kendi sistemlerini burada kalıcılaştırması açısından bulunmaz fırsatlar olacaktır. Yine her zaman savaşları gündemde tutarak Ortadoğu halklarını kendilerine muhtaç kılma yöntemidir bu savaşlar.

O yüzden IŞİD öyle bir gece de Musul’u ele geçirmedi. Öyle kimsenin haberi olmadan gerçekleştirilen bir ele geçirme de değildir. Rojava’da adı farklı olsa da bu çetelerle Kürt halkı iki yıldır savaş halindedir. Hem de insanlık tarihinde görülmeyen, savaşın hiçbir kuralını yerine getirmeyen vahşi bir savaş. Rojava’da savunmasız halka saldırmaları, çocukları kurşuna dizmeleri, insanları kurban gibi kesmelerine kimse şaşırmazken, Musul’un işgaline şaşırdıkların söyleyenler acaba şimdiye kadar nerede yaşıyorlardı? Ya da neden bu gerçeklikler görülmek istenmedi? Bu da Ortadoğu’da Kürtlere yaklaşımın bir sonucudur. Ortadoğu’nun en kadim halkı olmasına rağmen bir türlü bunu kabul edemeyenlerin körlükleriydi, Rojava’da yaşananların görülmemesi. Çetelere her türlü desteği sağlayarak Rojava’ya saldırtan AKP, IŞİD’in yaptıkların en iyi görenlerdendir. Tüm bunları bildiklerinden dolayı kendisini ilgilendirmeyen birçok konuda açıklama yapan AKP, Musul’un çetelerin eline geçmesine dönük hiçbir açıklama yapmamıştır.
Bugün bu çetelere karşı en kahramanca direnişi Rojava halkı gerçekleştirmemiş olsaydı, belki de kısa bir sürede daha geniş alanları ellerine geçirebilirdi, çapulcu çeteler. Rojava üzerinden geliştirilen saldırılar bunun savaşımıydı. Kürt halkı ve Rojava’da kendi özgürlükleri için savaşan halklar ilk sınavını başarıyla tamamlasalar da halen tehlikenin ortadan kalktığını söylemek çok gerçekçi olmayacaktır.

Ortadoğu’da demokratik ulus zihniyetiyle örgütlenmeler gerçekleştirilmedikçe bu tehlikeler her an daha da vahşi şekillerde devam edecektir. Bu gün IŞİD tarzı çete örgütlenmeleri Ortadoğu ve insanlık için tehlikeli oluşumlar olmaktadır. Bu çetelerle savaşmak sadece Ortadoğu halklarının sorunu olmamaktadır. İnsanlık adına yola çıkan tüm güçlerin insanlığa karşı tehlike olan bu güçlerle savaşmaları, çetelere sağlanan tüm desteklerin engellenmesi için çalışmaları gerekmektedir. Ortadoğu halkları da kendi yaşamlarını kendilerinin örgütleyeceği örgütlenmeleri geliştirmedikçe sürekli dışarıdan gelecek tehlikelere karşı savunmasız kalacaklardır. Ortadoğu üzerine oynanan oyunların bozulması, halkların özgürlük arayışı ve mücadelesi sonucu olacaktır.

Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde en önemli rol sahibi olan Kürtlerin Ortadoğu’da yaşanan bu gelişmeler karşısında bölgesel çıkarlardan çok ulusal kaygılarla hareket ederek örgütlenmeleri, ortak savunma tedbirlerini geliştirmeleri hayati önemdedir. Bu gün bunun erken olduğunu düşünenler yarın geç kalmış olmamak için, ulusal birlik ve demokratik Ortadoğu için üzerine düşen tarihi sorumluluğu yerine getirmelidir. Kaynak.

    *

    La balkanisation de l’Irak

    Par Manlio Dinucci – 17 juin 2014/Si ce qu’on est en train de raconter à Washington était vrai, que les USA ont été pris par surprise par l’offensive irakienne de l’Etat islamique en Irak et au Levant (EIIL), le président Obama devrait immédiatement destituer les dirigeants de la Communauté d’intelligence, formée par la CIA et par de nombreuses autres agences fédérales qui espionnent et conduisent des opérations étasuniennes secrètes à l’échelle mondiale.

    Sans aucun doute, au contraire, ont-ils été félicités, en privé, par le président. L’EIIL est en fait fonctionnelle à la stratégie étasunienne de démolition des Etats à travers la guerre secrète. Plusieurs de ses chefs proviennent des formations islamiques libyennes qui, d’abord classifiées comme terroristes, ont été armées, entraînées et financées par les services secrets étasuniens pour renverser Kadhafi. C’est l’EIIL même qui le confirme, en commémorant deux de ses commandants libyens : Abu Abdullah al Libi, qui a combattu en Libye avant d’être tué par un groupe rival en Syrie le 22 septembre 2013 ; et Abu Dajana qui, après avoir combattu lui aussi en Libye, a été tué le 8 février 2014 en Syrie dans un affrontement avec un groupe d’Al Qaida, auparavant son allié. Quand a commencé la guerre secrète pour abattre le président Assad, de nombreux militants sont passés de Libye en Syrie, en s’unissant à ceux, en majorité non Syriens, provenant d’Afghanistan, Bosnie, Tchétchénie et autres pays. L’EIIL a construit une grande partie de sa force justement en Syrie, où les « rebelles », infiltrés de Turquie et Jordanie, ont été approvisionnés en armes, provenant aussi de Croatie, à travers un réseau organisé par la CIA.

    Est-il possible que la CIA et les autres agences étasuniennes –dotées d’un dense réseau d’espions, de drones efficients et de satellites militaires- fussent ignorants du fait que l’EIIL préparait une offensive massive contre Bagdad, annoncée par une série d’attentats ? Evidemment non. Pourquoi alors Washington n’a-t-il pas donné l’alarme avant le début de cette offensive ? Parce que son objectif stratégique n’est pas la défense, mais le contrôle de l’Etat irakien.(…) Full article.

    *

    IŞİD’in aslında neye hizmet ettiği belli.

    Güneydeki iki komşu devlet Irak ve Suriye’nin bölünme tehlikesi ile karşı karşıya olduğu kanlı bir süreç yaşanmaktadır. Bölgedeki olağanüstü şartlardan ilk etkilenenler ise kendi kaderlerine terk edilen milyonlarca Türkmen’dir. Musul’u ele geçirmesinin ardından ilerleyişini sürdüren IŞİD ve fırsattan yararlanarak Kerkük’e el koyan Barzani’nin insafına bırakılmış milyonlarca Türkmen çok büyük bir katliam tehlikesi altındadır. Diplomatlarımız, şoförlerimiz ve Türkmenler kafa kesen canilerin elinde iken Türk dış politikasının tek yapabildiği ise sadece izlemektedir.

    Rehinelerin hayatını kurtarmak ve bölgede katledilen Türkmenlere yardım amacıyla herhangi bir girişim yapılmazken, Musul’daki konsolosluk haberlerine yayın yasağı getiren RTÜK AKP’nin zedelenen prestijini kurtarma peşindedir. AKP hükümeti tıpkı Dağlıca ve Aktütün saldırısında, Reyhanlı’daki bombalamada yaptığı gibi beceriksizliğini ve acizliğini örtmek için sansüre başvurmaktadır.

    Görmeyin, duymayın, bilmeyin şeklinde talimat veren Tayyip Erdoğan’a kalırsa Türkiye’de yolsuzluk ve rüşvetten, terör eylemlerinden, Soma’da olup bitenden vatandaşın haberdar olması imkânsızdır. Hükümetin aleyhine her olayı yayın yasağı ile gizlemeye çalışan AKP, dış basındaki haberleri nasıl engellemeyi düşünmektedir? Anlaşılan odur ki, sansürün amacı cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi içerdeki seçmen kitlesinin etkilenme endişesidir. Musul’daki kaçırılma hadisesi üzerinde bir gizem yaratarak Tayyip Erdoğan’ı kurtarıcı bir kahraman olarak sunmak amaçlanıyorsa, bunun için geç kalınmıştır. Türkiye acziyet bildiren haberleri sansürlemekle uğraşırken, Almanya kendi vatandaşlarını “tereyağından kıl çeker gibi” bölgeden çekip almıştır.

    Irak ve Suriye’de sadece konsolosluk personelimiz rehin tutulmamaktadır. Telafer, Tuzhurmatu, Musul, Kerkük gibi onlarca şehirde sayısı milyonları geçen Türkmenler IŞİD’e esir bırakılmış, Peşmerge ve PKK’nın insafına terk edilmiştir. Irak ve Suriye’deki Türkmen Cephesi liderleri yıllardır AKP’nin kendileriyle ilgilenmediğini haykırmaktadır. Ne yazık ki Türkmen şehri Kerkük bir oldubittiyle Barzani peşmergesine teslim edilmiş ve Türk dış politikasını yöneten AKP zihniyeti ve medyadaki borazanlar tepki göstermek şöyle dursun övgüyle bahsetmiştir.

    Telafer gibi Türkmen şehirlerinin IŞİD tarafından ele geçirilmesiyle birlikte Türkmenler katliam tehdidiyle yerlerini yurtlarını terk etmiş vaziyettedir. Olayları izlemekten öte bir şey yapamayan Türk dış politikası ise şehirler düştükten ve milyonlarca insan yerinden yurdundan olduktan sonra diplomasi marifetiyle yaşanan acziyeti örtebilecek midir? Sayıları üç milyonu aşan Türkmenler başta olmak üzere bölgedeki milyonlarca masum Müslüman ahalinin, mezheplere dayalı radikal İslami örgütler ve Kürt gruplar arasında tercih yapmak zorunda bırakılması düşündürücüdür.

    Bugün Irak baharı olarak sunulan IŞİD ve öteki radikal grupların faaliyetlerinin aslında ülkeyi bir etnik ve mezhep boğazlaşmasına sürüklediği ortadadır. Irak’ı paramparça eden ve milyonlarca Müslümanın kanını akıtan asıl neden ise yüzyıl önce emperyalistler tarafından haritaları çizilmiş yapay Arap devletlerinin yeniden yapılandırılmasıyla ilgilidir. Irak’ın, Suriye’nin, Ürdün’ün, Lübnan’ın Fransız ve İngilizler tarafından cetvelle çizilmiş sınırları bugün yeni küresel gücün arzu ettiği şekilde tasarlanmaktadır. Büyük Ortadoğu Projesi olarak bilinen ve çok daha büyük bir coğrafyayı kapsayan proje içerisinde Türkiye’nin de olduğu dillendirilmekte ve hatta eşbaşkanlığını bizzat Tayyip Erdoğan’ın yaptığı kendisi tarafından zikredilmektedir.

    Türkiye Cumhuriyeti imparatorluklar tecrübesine sahiptir ve bir milli mücadeleyle egemenliğini koruduğu için Arap baharıyla sarsılan yapay devletlerden farklıdır. Bu yüzden sınırlarımıza kadar ulaşan etnik ve mezhep temelli fay hatlarının Türkiye’ye yapacağı tesir komşularımızdaki kadar yıkıcı olmayacaktır. Lakin son yıllarda ülkemize ithal edilen siyasal İslam’ın etkisi ve buna paralel yükselen AKP’nin yönetici sınıfının Türk Müslümanlığı yerine esin kaynağı olarak Vahabi-Selefi gruplar ve Müslüman kardeşlerle olan fikir ve gönül birlikteliği, Türkiye’nin bağışıklık sistemini çökertmektedir. Yani milli ve üniter devlet yapısı, laik ve demokrat sistemiyle bölgede yapay devletlerden farklı olan Türk devletini Tayyip Erdoğan ve ekibi etnik ve mezhep temeline dayalı bir zihniyetle yönetmeye çalışmakla, aslında Türkiye’yi Irak’ın ve Suriye’nin akıbetine hazırlamaktadır.

    Başka ülkelerin vatandaşlarını nasıl kurtardıklarına bakıldığında, bizim konsolosumuz ve personelinin terör örgütünün elinde olmasından nasıl bir dış politikayla yönetildiğimiz anlaşılacaktır. Bu hükümetin terör örgütleriyle içli dışlı olması Türkiye’nin bölgedeki etkinliğini ve saygınlığını yerlerde sürüklenir vaziyete düşürmüştür. Diyarbakır’dan 340 km, Batman’dan 250 km, yani uçaklarımızla 15-20 dakikalık bir mesafedeki konsolosluğumuza giren terör örgütüne cesaret veren gayrımilli AKP politikalarından başkası değildir. Diyarbakır’da askeri birliğimiz içindeki bayrağımızın indirilmesine müsaade edilmesinin hemen ardından Türk toprağı sayılan konsolosluğun ve oradaki bayrağın indirilmesi tesadüf olamaz. Bayrağımızın indirilmesinin seyredilmesi gibi, günler öncesinden Musul boşalmaya başladığı halde tedbir alınmaması ve Ankara’dan giden talimatla personelin IŞİD militanlarına teslim olması düşündürücüdür.

    IŞİD’e terör örgütü dahi diyemeyen AKP hükümeti, örgüte duyduğu sempati sebebiyle mi yoksa bir tehdit nedeniyle mi harekete geçememektedir? Ülkemiz sınırları içerisine kontrolsüz bir şekilde sokulan ve rahatça dolaşan bir milyonu bulan Suriyeli mültecinin arasında hangi örgüt mensuplarının olduğu ve ne tür eylemler yapılabileceği konusunda hükümetin herhangi bir hazırlığı söz konusu mudur?

    Lübnan’da kaçırılan pilotlarımız için Katar’dan, PKK’nın zorla dağa çıkardığı çocuklar için BDP ve PKK’dan, Musul’da esir alınan diplomatlarımız ve tır şoförlerimiz için Barzani’den, IŞİD’den, PYD’den medet uman AKP hükümeti Türkiye’nin kudretini göstermek için daha neyi beklemektedir! Musul’da esir diplomatlarını kurtaramayan ve boğazına kadar Ortadoğu bataklığına saplanan Tayyip Erdoğan’ın Avrupa’ya giderek oradaki Türk vatandaşlarından Cumhurbaşkanlığı için oy isteyebilmesi büyük bir tezattır.

    Bayraklarımızın peş peşe indirilmesine seyirci kalan ve Türk toprağı sayılan konsolosluğu terk eden AKP hükümeti, Türk varlığının Anadolu’dan çok daha eski olduğu bir coğrafyadaki yok oluşun müsebbibidir. Türkiye’nin Mısır’da, İsrail’de ve Suriye’de büyükelçiliği kalmamış, Basra’daki taşınmış, Musul’daki esir edilmiştir. Stratejik derinliğe sahip olduğu iddia edilen AKP’nin dış politikası, tarihi bağlarımızın olduğu bir coğrafyada bütün kapıların suratımıza kapanmasından başka bir işe yaramamaktadır.

    Milliyetçi Ülkücü Hareket’e göre bayrağın inmesi kabul edilemez, Türk’ün yaşadığı toprak ise terk edilemez. Türkiye’nin AKP öncesi yıllarca Musul-Kerkük bölgesinde izlediği dış politika, Türk varlığının yerlerinde korunması üzerinedir. Ne yazık ki şimdi Türkmenler bütün grupların tehdidi altında topraklarını ve canlarını kaybetme tehlikesiyle ne yapacaklarını bilemez haldedirler. Kürtlerin devletleşmeleri yolunda hayati öneme sahip petrol zengini Kerkük’ün teslim edilmiş olması, IŞİD’in aslında neye hizmet ettiğini göstermektedir. ABD’nin on yıllardır alt yapısını hazırladığı Kürt devleti için Irak ve Suriye’den sonra Türkiye ayağındaki faaliyetlere karşı durabilecek milli politikaların uygulanabilmesi için bir MHP hükümeti tarihi bir ihtiyaç haline gelmiştir.MHP Genel Başkan Yardımcısı Şefkat Çetin.

    *

    More Than ISIS, Iraq’s Sunni Insurgency

    by Hassan Hassan – June 17, 2014/ Another indication is the fact that Sunni residents fear a government military response more than they fear the militias in their neighborhoods. Residents are already returning to their areas and, according to sources in Mosul, people are expressing a sense of relief for the departure of government forces. A local resident noted that her younger brother said he never saw his city in this light before: “he grew up under sanctions, under occupation and government security [crackdown],” she said. “He refuses to leave now, as the city feels real for him for the first time.”

    Recognition of these dynamics, instead of focusing on ISIS, is essential to resolving the crisis. The stakes in Iraq are higher than any time before, and the situation has never more perilous. Between 2005 and 2007, when Iraq faced a civil war and the rise of Al Qaeda elements, the American troops were still in the country and religious leaders from both sides actively called for calm. Today, the country faces similar challenges but without the forces that helped to save Iraq before: Sunni religious leaders are either supporting the rebellion or too discredited to have any influence. Grand Ayatollah Ali al-Sistani, who played a central role in calming sectarian tensions during the 2005-2007 civil war, has issued a fatwa calling on Iraqis to pick up arms and join the government’s forces in fighting ISIS. Although he intended to speak to all Iraqis regardless of their sect, his fatwa has been seen as a call for arms against Sunnis owing to the deep polarization.

    A credible and inclusive political process is the way forward. Sunni Iraqis willing to engage in the political process are still the majority. But, to them, Maliki has shown time and again that he cannot be trusted. In 2010, Washington made the mistake of accepting an Iranian plan to help Maliki assume a second term despite the fact that the Iraqiyya bloc won a majority. In this crisis, there are signs that Washington will make another mistake, by seeking Iran’s help in fighting ISIS. But that only adds insult to injury and will deepen Sunnis’ sense of estrangement and betrayal. Full analysis.

    *

    The Intrigue Lying Behind Iraq’s Jihadist Uprising

    By George Friedman – Events in Iraq over the past week were perhaps best crystallized in a series of photos produced by the jihadist group the Islamic State in Iraq and the Levant. Sensationally called “The Destruction of Sykes-Picot,” the pictures confirmed the group’s intent to upend nearly a century of history in the Middle East.

    In a series of pictures set to a purring jihadist chant, the mouth of a bulldozer is shown bursting through an earthen berm forming Iraq’s northern border with Syria. Keffiyeh-wrapped rebels, drained by the hot sun, peer around the edges of the barrier to observe the results of their work. The breach they carved was just wide enough for the U.S.-made, Iraqi army-owned and now jihadist-purloined Humvees to pass through in single file. While a charter outlining an antiquated interpretation of Sharia was being disseminated in Mosul, #SykesPicotOver trended on jihadist Twitter feeds.

    From the point of view of Iraq’s jihadist celebrities, the 1916 borders drawn in secret by British and French imperialists represented by Sir Mark Sykes and Francois Georges-Picot to divide up Mesopotamia are not only irrelevant, they are destructible.

    Turkey Searches for a Strategy

    With the jihadist threat fanning out from Syria to Iraq, Turkey is struggling to insulate itself from the violence and to follow a strategic agenda in Iraqi Kurdistan. Turkey has forged an alliance with the Iraqi Kurdish leadership in a direct challenge to Baghdad’s authority. With the consent of Turkey’s energy minister and to the outrage of Iraqi Prime Minister Nouri al-Maliki, two tankers carrying a few million barrels of Kurdish crude left the Turkish port of Ceyhan in search of a buyer just as the Islamic State in Iraq and the Levant was ratcheting up its offensive. Upping the ante, Turkish Energy Minister Taner Yildiz announced June 16 that a third tanker would be loaded within the week. With al-Maliki now relying on Kurdish peshmerga support to fend off jihadists in the north, Ankara and Arbil have gained some leverage in their ongoing dispute with Baghdad over the distribution of energy revenue. But Turkey’s support for Iraqi Kurds also has limits.

    Ankara had planned to use a tighter relationship with the Kurdistan Regional Government to exploit northern Iraq’s energy reserves and to manage Kurdish unrest within its own boundaries. However, Turkey never intended to underwrite Kurdish independence. And with Kirkuk now in Kurdish hands as a result of the jihadist surge, the largest oil field in northern Iraq stands ready to fuel Kurdish secessionist tendencies. Much to Turkey’s dismay, Kurdish militants from the Kurdistan Workers’ Party and the People’s Protection Units are already reinforcing peshmerga positions in northern Iraq. At the same time, the Islamic State in Iraq and the Levant and its jihadist affiliates are holding 80 Turkish citizens hostage.

    Turkey will thus enlarge its footprint in Mesopotamia, but not necessarily on its own terms. Some 1,500 to 2,000 Turkish forces have maintained a quiet presence in Iraqi Kurdistan. That force will likely expand now that Turkey has an array of threats to justify such a presence and a growing need to temper Kurdish ambitions. Iraq’s Kurdish leadership will be reminded of their deep distrust for Turkey but will also be overwhelmed by its own challenges, not least of which is Turkey’s main regional competitor, Iran. Full analysis.

    *

    Towards the Creation of a US Sponsored Islamist Caliphate

    By Prof Michel Chossudovsky – The conflict is casually described as “sectarian warfare” between Radical Sunni and Shia without addressing “who is behind the various factions”. What is at stake is a carefully staged US military-intelligence agenda.

    Known and documented, Al Qaeda affiliated entities have been used by US-NATO in numerous conflicts as “intelligence assets” since the heyday of the Soviet-Afghan war. In Syria, the Al Nusrah and ISIS rebels are the foot-soldiers of the Western military alliance, which oversees and controls the recruitment and training of paramilitary forces.

    The Al Qaeda affiliated Islamic State of Iraq (ISI) re-emerged in April 2013 with a different name and acronym, commonly referred to as the Islamic State of Iraq and Syria (ISIS). The formation of a terrorist entity encompassing both Iraq and Syria was part of a US intelligence agenda. It responded to geopolitical objectives. It also coincided with the advances of Syrian government forces against the US sponsored insurgency in Syria and the failures of both the Free Syrian Army (FSA) and its various “opposition” terror brigades.

    The decision was taken by Washington to channel its support (covertly) in favor of a terrorist entity which operates in both Syria and Iraq and which has logistical bases in both countries. The Islamic State of Iraq and al-Sham’s Sunni caliphate project coincides with a longstanding US agenda to carve up both Iraq and Syria into three separate territories: A Sunni Islamist Caliphate, an Arab Shia Republic, and a Republic of Kurdistan.

    Whereas the (US proxy) government in Baghdad purchases advanced weapons systems from the US including F16 fighter jets from Lockheed Martin, the Islamic State of Iraq and al-Sham –which is fighting Iraqi government forces– is supported covertly by Western intelligence. The objective is to engineer a civil war in Iraq, in which both sides are controlled indirectly by US-NATO.

    The scenario is to arm and equip them, on both sides, finance them with advanced weapons systems and then “let them fight”. Full analysis.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: