Uzatmalar oynansa da…


Gün, “AKP Defteri”nin dürülme günüdür!!

borges_defteri

© photocredit

***

(…) Emperyalizme, Kapitalizme, Erdoğan-AKP diktatörlüğüne, sömürü-rant, yolsuzluk-rüşvet, baskı, zulüm düzenine karşı direnenlere,
Grevli toplu sözleşmeli sendikal hakları için mücadele eden, işyerlerinde direnen bütün emekçilere,
Toprağına, suyuna, deresine, ormanına, ülkemizin doğal kaynaklarına sahip çıkanlara,
Kentsel-kırsal bütün kamusal alanlara sahip çıkanlara,
“Kentsel dönüşüm” görünümündeki rant yağmasına karşı direnenlere,
Sağlığın herkese eşit ve ücretsiz olması için mücadele eden sağlık emekçilerine,
Halkın haber alma hakkının ve bağımsız haberciliğin sesi olan basın emekçilerine,
Sömürü, şiddet ve ayrımcılığa karşı mücadeleyi yükselten kadınlara,
Gerici, piyasacı eğitim sistemine karşı direnen kamu çalışanları, akademisyenler, liseli ve üniversiteli öğrencilere,
Eşit yurttaşlar olarak tanınmak isteyerek direnen Kürt halkına, Alevilere,
Sömürüye karşı sınıf kardeşleriyle birlikte mücadele eden Türk ve Kürt emekçilerine,
Türkiye‘nin ve dünyanın geleceğini düşünen ve mücadele eden bütün aydınlık insanlara,
İktidarın Taksim‘de yapmak istediği düzenlemeyi durduran davalar açan ve Haziran Direnişinin meşru organı olan Taksim Dayanışması‘nın temellerini atan Odalarımızın İstanbul birimlerine; bizleri Taksim Dayanışması içinde temsil eden arkadaşlarımıza; haklarında dava açılan, aralarında İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Sekreterimizin, İstanbul Şubelerimizin Başkan, yönetici ve üyelerinin de bulunduğu 26 arkadaşımıza,
dayanışma selamlarımızı bugün buradan hepimiz adına öncelikle duyuruyorum.

Ezilen haklar ve kesimler.

İş cinayetlerini; bu cinayetlerin temel nedeni olan azami kâr güdüsü ve esnek, taşeron çalıştırma sistemini,
Düşünce, toplanma, örgütlenme, basın özgürlükleri ve barajsız siyaset yapma hakkını engelleyen bütün anti-demokratik uygulamaları,
Kürt sorununda oyalamacı taktikleri “stratejik bir politika” imiş gibi sunan siyasi iktidarı,
İşçilere, köylülere, öğrencilere, kadınlara, çocuklara, bütün halka yönelik tomalı-gazlı-coplu-mermili devlet terörünü,
Yargı hukuksuzluklarını, cezaevi zulümlerini,
Kadınlar üzerinde estirilen terörü, kadın cinayetlerini,
“Çocuk gelin” rezaletini, çocuk işçi sömürüsünü,
Eğitimi tamamen gericileştiren, piyasaya açan uygulamaları,
Cemaatli-cemaatsiz Erdoğan-AKP faşizmini,
reddettiğimizi, bugün buradan herkese hepimiz adına bir kez daha ilan ediyorum.

AKP iktidarı.

Ülkemizin geleceğinin belirleneceği olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. AKP iktidarının on yılı aşkın zamanda kurduğu düzen tüm unsurlarıyla bir bir deşifre oldu.

Ülke tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet belgeleri ortaya döküldü. İktidar yukarıdan aşağıya kurduğu yolsuzluk şebekesini, emniyetten-yargıya tüm alanları yine yukarıdan kuşatarak korumaya aldı. Çünkü elinde artık stratejik baskı aygıtlarından başka hiçbir şeyi kalmadı. Gün gibi görünen gerçek şu ki, Erdoğan ve AKP artık ülkeyi yönetemiyor. İflah olmaz bir meşruiyet kaybı yaşanıyor. Tüm kurumlarıyla birlikte iktidara olan güven bir daha geri gelmemek üzere kayboldu.
O yüzden de faşist baskıları ve yasakları yoğunlaştırıyor. Ülkeyi mezhepçilik temelinde bölerek, ayakta kalmaya çalışıyor. Adeta aklını yitirmiş bir çıldırmışlık içerisinde tekmeyle, tokatla, küfürle halkın boğazına basmaya çalışıyor.

Ama artık hepimiz biliyoruz ki bir dönem kapandı.
Erdoğan ve AKP‘nin tarihsel misyonu sona erdi. Şimdi uzatmaları oynuyoruz. Bu uzatmalarda hangi makam ve mevkide olurlarsa olsun halkın büyük bir kısmında sözlerinin ve iktidarlarının bir kıymeti harbiyesi olmayacak.

Şimdi asıl önemli nokta ise, Haziran direnişinin Soma sonrasında kazandığı yeni bilinçle yoluna devam ediyor olmasıdır. Yalnızca Erdoğan‘ı değil iktidarın tüm sahiplerini asıl korkutan da budur.

Faşist bir baskı altında geliştirilen neoliberal sömürü içinde kamuya ait tüm kurumlar özelleştirildi, ticarileştirildi. Çalışma hayatı tamamen taşeron sistemi içerisinde güvencesizleştirildi. AKP havuzuna bağlı şirketlerin daha çok kar etmesi pahasına inşaatlar, fabrikalar, madenler işçi mezarlığına dönüştürüldü.

İşte en az 301 işçinin hayatını kaybettiği Soma katliamı. Katliamın nedeni açıkça taşeron çalışmanın, özelleştirmenin, doğrudan iktidara bağlı sendikaların, denetimsizliğin yarattığı güvencesizliktir. İktidar bunu bastırmak için iki şey yaptı, birincisi TOMA‘larını gönderdi, ikincisi ‘cübbelilerini‘ gönderdi. Dinle olmadığı yerde sopayla bu gerçeklerin üzerini örtmeye, işçilerin isyanlarını bastırmaya çalıştı.
Ama tüm bu baskılara karşı, Somalı işçiler şimdi Haziran direnişine de yeni bir yol açarak kamulaştırma talepleriyle direnişe geçti. Bu direnişi ve bu direnişin bilincini selamlıyoruz.

Evet şimdi direnişimizi, kaybettiğimiz ne varsa bir bir geri almak üzerine bir anlayışla sürdürmeliyiz. Şimdi yapılanların daha fazlasını yapmalıyız, ortaklık zeminlerini çoğaltmalı tüm direnme eğilimlerinin birbiriyle dayanışmasını güçlendirmeliyiz. Ve bu direnişimizi artık özelleştirilen tüm kurumların geri alınarak işçilerin öz yönetiminde kamulaştırılması, taşeron çalışmanın tüm biçimlerine son verilmesi, eğitimin ve sağlığın parasız hale getirilmesi başta olmak üzere doğanın ve insanın sömürüsüne son verecek bir anlayışı geliştirerek sürdürmek zorundayız.

Gezi Direnişi.

Türkiye demokrasi mücadelesi tarihinin en önemli halkalarından biri olarak şimdiden yerini alan Gezi Direnişi, Haziran direnişi hepimizin içini ısıttı. Aslında herkes biliyor ki, gerek Taksim Dayanışmasının oluşmasında, gerekse Gezi‘den çıkan sesin tüm ülkede “Artık yeter! Her yer Taksim, her yer direniş” çığlığına dönüşmesinde; TMMOB, bağlı odaları, İstanbul İl Koordinasyon Kurulu ve örgütlü üyelerimiz Gezi direnişinin ne önünde, ne arkasında, ne sağında, ne solundaydı. Direnişin tam ortasında, tam merkezindeydi. Bu direnişte kaybettiğimiz; hepimize direnmenin ve dayanışmanın güzelliğini gösteren ve yaşları anca kızımın yaşlarında, yirmili olan bizim çocuklarımız; Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan, Hasan Ferit Gedik ve kara boncuk gözleri ile Berkin şimdi bize bakıyor. TMMOB‘nin 42. Döneminde görev alan hepimizin gençlerimize “eşit, özgür, demokratik bir Türkiye” sözü var. İsimleri TMMOB‘nin önümüzdeki dönemki çalışmalarının şüphesiz yol göstericisi olacaktır. Çocuklarımızın ölüm emrini verenler, arkalarından acılı analarımızı yuhalatanlar elbet bir gün, tıpkı tüm diktatörler gibi, lanetle anılırken bizim gül yüzlü çocuklarımızın gözleri ülkemizin üzerinde parlamaya devam edecektir. Bundan hiç bir kuşkumuz yoktur.

Soma Faciası.

Soma, AKP Devletinin gerçek yüzüdür.
Soma‘da içlerinde beş meslektaşımızın da bulunduğu 301 canımız hayatını kaybetti. Hepsinin anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Öncelikle de onları yaşatamadığımız için bu ülkenin mühendisleri, mimarları ve şehir plancıları adına ailelerinden özür diliyorum. Hepimizin başı sağ olsun.

AKP‘ye göre bu katliamın nedeni, kömür ocaklarının fıtratında olan iş kazası. İş kazalarında Avrupa birincisi Dünya üçüncüsü olan ülkemizde, fıtrat sadece bize mahsus!

Kömür ocağı kimin? Devletin. Devlet ne yapmış bu ocağı? İşletim hakkını vermiş. Sermaye grubu kim, nasıl seçilmiş? Şeffaf, açık, pazarlama usulü ile mi yapılmış? Ülkemizde var mı böyle bir ihale? “Kupon arazileri” dahi tek tek pazarlayan Başbakan, kendini ihale usulüne bağlı hisseder mi? Övündükleri piyasa ekonomisinin temelini oluşturan İhale Yasası‘nı bile kuşa çevirenler kimdir? Ranta konu edilen değerler %100 kamu malıdır, yiyen % kaçtır? Başbakanın deyimiyle, “%44 milli irade” ise %56 nedir? Bu soruların yanıtını herkes biliyor, açmaya gerek yok.

Anayasa‘nın 128. maddesi denetim hizmeti olan kolluk görevinin devlette olduğunu belirtir. Patenti AKP‘de olan, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası‘nın adında dahi insanı çağrıştıran bir ibare bulunmamaktadır.

AKP bu yasa ile ne yapmıştır?
İşyerlerinde denetim hizmetini özelleştirmiştir. Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri ile iş güvenliği uzmanlarına bu görevi havale etmiştir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde 300 civarında iş müfettişi olup, bunların görevi, iş güvenliği uzmanlarının tuttukları defter ve tutanakları incelemekle sınırlıdır. 1.400.000 işyerinde 300 müfettişin evrak denetlemesi yapması dahi olanaklı değildir. Yasanın içinde işçi sendikaları telaffuz dahi edilmemiştir. Yasanın gerekçesinde AB Direktifleri ve İLO sözleşmeleri olmasına karşın, bu yasanın içinde insana yaraşır bir iş ortamının oluşumuna ilişkin hiçbir düzenleme bulunmamaktadır. Bu yasa,da devletin ve işverenin sorumluğunu, iş güvenliği uzmanlarına yüklemiştir. Hiçbir güvencesi olmayan, işverenin kadrolu ya da kiralık işçisi konumunda olan iş güvenliği uzmanları ile işyeri hekimleri yasaya göre, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin yürütülmesindeki ihmallerinden dolayı, hizmet sundukları işverene karşı sorumludurlar. Bundan dolayıdır ki, cinayet sonrası “kusurlular öldüler” açıklaması yapılmıştır. Yasaya göre ocakta yaşamını yitiren maden mühendisleri ve diğer teknik elemanların ihmallerinden (!) dolayı “iş kazası” meydana gelmiştir. Yasaya göre suçlular ölen arkadaşlarımız olacaktır. İşverenin yükümlülüğünü azaltan, iş güvenliği ve sağlığına yatırım yapmayı maliyet unsuru olarak gören anlayış elbette ki fıtrat savunması yapacaktır. İşçilerin ölümünden sorumlu olan iktidara yuh(!) demenin yaptırımı dayak olacak, işçi cinayetlerinin gerekçesini de fıtrat olarak kabul edeceğiz! Nasıl bir ülkede nasıl bir anlayışla yönetildiğimizin gerçek yüzü çok korkutucu. Devletin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının uhdesinde olan bir işyerinde 301 emekçi yaşamını yitirmiş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 13 Mart 2014‘te denetim yapmış ve bütün yasal yükümlülüklerde sorun yok demiş, bu işyerini hükümet işletmeciye devretmiş. Bu tabloda siyasi sorumluluk yok mudur? Bırakalım hukuki, cezai sorumluluğu, gördük ki; hükümette ahlaki sorumluluğa sahip bir kişi bile yok.

Durmak yok.

Gelecek güzel günler için,
Masmavi gökyüzü altında birikmiş kara bulutların dağılması için,
Gökyüzünün ve yeryüzünün bütün renklerinin özgürlüğü için,
Bilim ve teknolojinin halkımızın hizmetine sunulması, mesleğimizin tüm güzelliklerinin hayatı yaşanabilir kılması için,
Gericiliğe ve karanlığa karşı aydınlığın yaratılması için,
Emperyalizme, kapitalizme ve neoliberal politikalara karşı insanca bir yaşam, özgür, demokratik, eşit ve bağımsız bir Türkiye için,
Şimdi bize düşen görev; örgütümüze sahip çıkmak, örgütümüzü güçlendirmek, inanç, kararlılık ve emek ile TMMOB‘yi geçmişin ayak izlerinden geleceğe doğru omuzlarımızda taşımaktır.
Gün o gün değil,
Derlenip dürülmesin bayraklar.
Duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar…(…) TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı`nın yaptığı konuşmanın tam metni.

    Leave a Reply

    Please log in using one of these methods to post your comment:

    WordPress.com Logo

    You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

    Google photo

    You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

    Twitter picture

    You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

    Facebook photo

    You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

    Connecting to %s

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

    %d bloggers like this: