Hukuka siyasi operasyon…


Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur!!

deve

© photocredit

İktidarla menfaat birliği kurmuş sahtekârlar, imtiyazlı zümre, yeni yetme elit taife tam korumaya alınmış, zırha büründürülmüştür. Rüşvet ve Yolsuzluk” iddialarında adı geçenler yargı önüne çıkarılmazsa hukukun vaaz ettiği eşitlik ilkesi zedelenecektir. Mahkemelere güven tamamen bitecektir. Hukukta başlayan çöküş hali dalga dalga büyüyerek güven duygusuna öldürücü bir darbe vuracak, birlikte yaşama idealini sarsacaktır. Türkiye iblise verilmiş açık çek, emperyalizme çıkarılan açık davetiye, Kürdistan’a verilen vizeye dönüşmüştür. Yeni Türkiye artık, inkar, yalan, iftira, teslimiyet ve tavizdir…

***

AKP; “Aklama ve Kollama Partisi” olmuştur.

Türkiye 17 Aralık’tan beri adeta diken üstündedir. Gündemi altüst eden “Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu”nda Başbakan ve bakanları hazırlıksız yakalanmış, üstelik telaşa kapılarak kontrolü kaybetmişlerdir.

AKP hükümeti hakkın ve adaletin tecellisini önlemek maksadıyla hukuki süreci tıkayacak, soruşturma safhalarını sakatlayacak tedbirlere başvurmaya başlamış; yangından mal kaçırma, selden kütük kurtarma kaygısına kapılmıştır.

Adli Kolluk Yönetmeliği’nde dehşete düşüren değişiklikler yapılarak alelacele Resmi Gazete’de yayımlanması, tam da bu paniğe işaret etmektedir. 2005 yılında yine AKP hükümeti tarafından düzenlenen Adli Kolluk Yönetmeliği, hukuk sisteminin ve adalet mekanizmasının işlerliğini rafa kaldıracak değişikliklerle Sivil Cunta Yönetmeliği’ne dönüştürülmüştür.

Ancak hükümetin dizayn etmeye çalıştığı yargı sistemi bile akıllara durgunluk veren hukuksuzluğa karşı çıkmış, yanlış hesap Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Danıştay’dan dönmüştür.

Değişiklikler, yargıya yönelik yeni bir sivil darbe olduğu kadar, rüşvet ve yolsuzluklarla ilgili süren soruşturma sürecini rayından çıkarmaya tam teşebbüstür. Bu teşebbüs, bizzat yürütme erki tarafından büyük bir cüretkârlıkla sürdürülmektedir. Adalet Bakanlığı’na, Başbakan Yardımcısı iken Tayyip Erdoğan’ın emir ve talimatlarını harfiyen yerine getirerek sadakatini ispat eden Bekir Bozdağ getirilerek yargıya daha sert müdahalelerde bulunulacağının işareti verilmiştir. Başbakan’ın sık sık şüphem yok dediği abdestinden kuşkusu vardır ki günahını bile sevap olarak göstermeye amade bir bendesini Adalet Bakanlığı’na atamıştır. Diğer 9 Bakanlığa yapılan atama da aynı savunma içgüdüsünün eseridir.

Nitekim Adalet Bakanı Bekir Bozdağ göreve gelir gelmez kendinden bekleneni yapmış ve daha önceki bakanlar dönemin de gönderilen “Yetki devri” yazısında değişiklik yaparak HSYK adına yapılacak basın açıklamalarının kendisi tarafından yapılacağını kayda bağlamıştır. Böylece sinyali başbakan alarak HSYK’ya yasak koymuştur.

Etrafındaki çember giderek daraldığı içindir ki Başbakan Erdoğan, hükümette değişiklikler yapmak suretiyle çevresine sadık adamlarından oluşan bir sur örmüştür.

Emniyet teşkilatını allak bullak eden tayinlerse AKP’nin günahlarından ve yolsuzluklardan oluşan karadeliği kapatmak için güvenlik birimlerinin tıkaç niyetine kullanma kaygısı taşımaktadır.

Görünen odur ki on Bakanlıkta yapılan değişiklik, bürokrasideki atamalar ve sürgünlerle başlayan pisliklerin üzerini örtme çabaları, yeni teşebbüslerle devam edecektir.

On bir yıldır süren yolsuzluk, rüşvet, adam kayırmacılık, hukuksuzluk gibi sayısız kirli icraatla hükümet bacasından salınan kötü kokular, demokrasimizi zehirlemekle kalmamış, devlet çarkını işlemez hâle getirmiştir. Bugün devletin kurumları ve yönetim kademeleri birbiriyle kavgalı durumdadır. Yargı sisteminin temelinde AKP’yi ve onun liderini yutacak büyüklükte derin bir çatlak oluşmuştur.

Bilindiği üzere hukuku siyasileştiren, sübjektif kararların çıkması için vicdanını ve faziletini gözden çıkan yönetimler, genellikle askeri vesayet ve dikta rejimlerinde görülmektedir.

Bu ortamda doğal olarak demokrasi rafa kaldırılmakta, temel hak ve hürriyetler çiğnenmektedir. Masumlar, suçsuz günahsız mağdurlar haklılıklarını ispat edemedikleri gibi; rüşvet, iltimas ve her türlü yolsuzluk devleti yönetenler eliyle kolayca yapılmaktadır. Şiddete, haksızlığa, tecavüze maruz kalanlar haklarını arayacak merci bulamamaktadır.

Bu hâlde karşımızda haksızlık ve hukuksuzluktan beslenen, tarafgirliği rehber edinen, acımasızlığı ve vahşiliği kılavuz olarak seçen bir zulüm iktidarı tüm özellikleriyle vücut bulmuş olacaktır.

Yolsuzlukların ortaya çıkması için şeffaf ve sağduyulu hareket etmesi gereken AKP; evindeki ayakkabı kutularında milyon dolarlar saklayan bir bankanın genel müdürünü bile “ak”lamayı ve kollamayı tercih etmektedir. AKP; “Aklama ve Kollama Partisi” olmuştur.

İstifa eden bakanlarından biri dikkate şayan bir yüreklilikle “Soruşturma dosyasında var olan imar planlarının büyük bölümü Başbakan’ın talimatıyla yapıldı. Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için Başbakan’ın istifa etmesi gerektiğine inanıyorum” demesine rağmen Erdoğan hiç oralı bile olmamıştır. Bu büyük bir pişkinliktir.

Hasıraltı edilmesine rağmen bazı Bakanların ve Başbakan’ın oğluna kadar uzanan soruşturma dosyası, birkaç istifa ile savsaklanamaz. Erdoğan, etrafındaki pohpohçuların yağdanlıkların dolduruşlarından, hakkındaki “padişah” “peygamber” ve “dünya lideri” gibi düzmece methiyelerden o kadar şaşkın duruma gelmiştir ki yargı karşısına çıkarak aklanmayı bir türlü kendine ve bakanlarına yedirememektedir.

Meselenin bir başka vahim tarafı da Sayın Başbakan’ın, mevhum düşmanlar cephesi üretmesidir. Tayyip Erdoğan, her geçen gün kendisine kan ve onur kaybettiren koltuğa tutunma mücadelesini istiklal mücadelesi gibi göstermek suretiyle parti tabanını şiddetle tahrik etmektedir.

Bu son benzetme, devletin dümeni başında bulunan zatın, bütün ülkeyi büyük bir iç kavgaya, kaygı verici bir kamplaşmaya sürükleyebilecek çok ciddi bir paranoyanın, histerinin pençesine düştüğünü göstermektedir. Normal düşünme melekelerini ve aklıselimle hareket etme kabiliyetini yitirmiş, dolayısıyla devleti yönetme ehliyet ve liyakatinden uzaklaşmış olan Başbakan Erdoğan’ın, koltuğunda her oturduğu gün Türkiye için fevkalade zararlıdır.

Başbakan Erdoğan, yalnız kendisini ve partisini değil, bütün Türkiye’yi hukuksuzluk batağına, kaosa sürüklemektedir.

Türkiye yolsuzluk operasyonuyla geri dönülmez bir sürece girmiştir. Yapılan bütün yolsuzluklar ve büyük hukuk ihlalleri bir birer açığa çıkacaktır. Devletin gücü kullanılarak bunların üstünün örtülmesi mümkün değildir.

Son olarak basın mensuplarına emniyet teşkilatı nezdinde getirilen yasaklama; polis devletine, baskı ve dikta rejimine gidişe doğru korkunç bir adım olmuştur.

Bağımsız yargının baskı altında tutulduğu, hâkimlerin, savcıların elinin kolunun bağlandığı, halkın polisinin hükümetin polisi gibi görüldüğü bir ülkede demokrasiden de, hukukun üstünlüğünden de söz edilemez.

Başbakan Erdoğan’ın, üzerine bulaşan şaibelerden kurtulmasının yolu, bunların üzerini örtmek ve soruşturma dosyalarını engellemek olmamalı, bilakis yargının ve güvenlik birimlerinin işini kolaylaştırmalıdır. İçeride ve dışarıda suçlu ve sorumlu aramaktan vazgeçmeli, şeffaf ve sağduyulu hareket ederek hakikatlerin ortaya çıkmasına yardımcı olmalıdır. Hükümetin başının, “Biz temiziz” iddiasına sığınıp gerçeklerin araştırılmasına ve suçluların ortaya çıkarılmasına izin vermemesi, kabul edilemez.

Ne yazık ki Sayın Başbakan, Gezi olaylarından beri her gün giderek sertleştirdiği siyasi üslup ve tutumuna, söz konusu operasyon karşısında aldığı olumsuz tavrı ekleyerek büyük bir kaosun kapısını aralamıştır. Gezi Parkı olayları sırasında toplumsal tepkileri ıskalayarak gösterdiği basiretsizliğin bir benzerini, simdi de yolsuzlukları ortaya çıkarma yürekliliğini ıskalayarak sergilemektedir.

Erdoğan; yakın çevresinin, etrafındaki yağcıların ve kargadan kılavuzların dolduruşuna gelmektedir. AKP’nin parti içindeki ve medyadaki şakşakçı korusu, Erdoğan’ı yiğit deyip candan, koçak deyip maldan etmektedir.

Erdoğan; partisinin iktidara talip olduğu yıllardaki sloganının yolsuzlukla mücadele olduğunu unutarak yolsuzlukları örtbas etmek için mücadeleyi tercih etmiştir.

Erdoğan Hükümeti; fakir fukarayı, emekliyi, memuru unutmuştur. Hükümet yolsuzluk ve hukuksuzluk sarhoşu, vatandaş zam ve geçim derdi yorgunudur. İktidarın, yolsuzlukların ortaya çıkarılmasına direnişi yüzünden piyasalar allak bullak olmuş, döviz fiyatları fırlamıştır. Bu durum, vatandaşın cebindeki deliği yolsuzluk karadeliği kadar genişletecek yeni zamları kaçınılmaz olarak davet edecektir. Zaten uzunca bir süredir çarşı ve pazarda, resmi kurumlarca açıklanan enflasyon rakamlarını yalanlayan zam kültürü hâkimdir. Vatandaş dün on kuruşa bulduğunu, bugün iki katına satın alabilmekte, akaryakıt fiyatları durmadan artırılmaktadır. Bu hükümet zampiyondur.

İleri demokrasi, açılım, yüksek refah seviyesi gibi içi boş sloganlarla halkı oyalayan bu hükümetin siyasi ömrü artık dolmuştur.

Başbakan Erdoğan’ı uyarıyoruz.

Sayın Başbakan, iktidarın imkânlarını, kim olursa olsun tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını yiyenlerin ortaya çıkarılması ve layık oldukları cezalara çarptırılmasını engellemekte kullanmamalıdır. Aksi takdirde bizzat kendisi önce millet vicdanında yargılanacak, sonra da adaleti engellemekten hesap vermek zorunda kalacaktır.

Vatandaşlarımız; hem suçlu, hem güçlü; hem kel, hem de fodul olan AKP hükümetinin biletini kesmek için seçim sandığının önüne gelmesini beklemektedir.

Prof. Dr. E. Semih YALÇIN
MHP Genel Başkan Yardımcısı
30 Aralık 2013

* * *

“Bu kadarını da hoş görsün”, demokrasilerde kabul edilemez!!

Türkiye’de siyasî çürümeye artık ekonomik tükeniş de eşlik etmektedir.

AKP’nin 2002’den bu yana benimsediği “sürdürülebilir borç sistemi” miadını çok dramatik bir şekilde doldurmaktadır. Buna paralel olarak, reel işsizlik rakamı yüzde 10 seviyesini geçmiş ve insanımızı açıkça tehdit eder olmuştur.

İşsizlik rakamları bir iktidarın başarı notudur, karnesidir. Batı’daki gelişmiş demokrasilerde işsizlik oranı yüzde 8’i aştığı vakit, orada iktidarda olan yapının seçim kazanma imkanı bulunmamaktadır.

Türkiye’de AKP ile birlikte bir “işsizler ordusu” türemiştir. Üstelik; bu rakamlara tarım sektörünün “mevsimsel” karakterinin sebebiyet verdiği dönemsel işsizlik payı dahil değildir. Söz konusu işsizler ordusu, zaten düşük maaşa çalışan işçileri – emekçileri de muzdarip etmektedir. Dışarıda daha düşük ücrete, hatta sigortasız ve güvencesiz çalışmaya razı olan geniş bir kitle oldukça, bir çalışanın kendisini rahat hissetmesine fırsat verilmez.

Nitekim, iddiamızın en somut örneğini halihazırda yürütülen asgari ücret müzakerelerinde de görmekteyiz. AKP iktidarının, asgari ücretteki “iyileştirme” kıstasları en hafif tabirle alaycıdır.

Tüm bunlar olurken, Merkez Bankası Başkanı’nın Eylül 2013’te verdiği “Dolar yıl sonunda 1,92 bandına gerileyecek” teminatı da boş çıkmış, kur piyasaları kontrolden çıkmıştır. “Piyasaları rahatlatmak” kisvesi altında halka alenen yalan söylemek, bir Merkez Bankası Başkanı’nın “en azından” istifasını gerektirir.

Türkiye, İnsani Gelişme Endeksi’ne (İGE) göre dünyada 90. sıradadır. Sayın Erdoğan’ın dükkan açılışlarında yaptığı konuşmalarda sürekli olarak “kişi başına düşen milli gelir” verilerine odaklanması zaman aşımıdır. Milli gelir, 20.yüzyılın kalkınma parametresidir. Oysa İGE, 21.yüzyılda ekonominin insani boyutunu birinci plana alan evrensel bir standarttır.

Hal böyle iken, Sayın Erdoğan’ın usanmadan “büyüyen bir ekonomi” bahsini açması, kati suretle inandırıcı değildir. Sayın Erdoğan’ın 17 Aralık 2013 tarihinde patlak veren yolsuzluk skandalını meşrulaştırma gayreti içinde olduğunu görüyoruz.

“Büyüyen” bir ekonomide yetim hakkını gasp etmek bir hak değildir, olamaz.

“Büyüyen” bir ekonomide bu “büyümenin” kaymağını, kremasını yönetici kadrosu olarak yiyemezsiniz, bu bir hak değildir.

AKP iktidarının yöneticileri ve kalemşorleri meseleyi “ekonomi büyüyor, kimse bunları görmüyor – o kadar da olsun” noktasında getirmeye çalışıyorlar. Diyorlar ki; “yol yaptık, havaalanı yaptık, köprü yaptık – halkımız, seçmenimiz bu kadarını da hoş görsün”. Bu, demokrasilerde kabul edilebilir bir tavır değildir.

Demokrasi, bir denge ve denetleme rejimidir. Demokrasi, bir haklar, özgürlükler ve fakat sorumluluklar rejimidir. Uyulması gereken belli birtakım kaideler vardır. Bu kaideleri çiğneyenler, hukuk devletinde hesap verirler.

Sayın Erdoğan ve ekibi, inşa ettikleri duble yollarda hız sınırını aşmış ve ahlaklı savcıların radarına yakalanmışlardır. Tüm engellemelere, otoriter tedbirlere ve kara propagandaya rağmen, Türk adaletinin bu işin peşini bırakmayacağını umuyor, biliyoruz.

Yıldırım Tuğrul TÜRKEŞ
MHP Genel Başkan Yardımcısı
30 Aralık 2013

Aynı konuda:

    Leave a Reply

    Please log in using one of these methods to post your comment:

    WordPress.com Logo

    You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

    Google photo

    You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

    Twitter picture

    You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

    Facebook photo

    You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

    Connecting to %s

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

    %d bloggers like this: