Hedefimiz: “Yargı!!”


Misyonumuz; Çökertmek…

justice

© photocredit

AKP’nin yolsuzlukları Türkiye’nin nasıl bir soygun düzeni içinde olduğunu kanıtlamıştır. Yolsuzlukların ortaya çıkması, AKP – Cemaat arasında süren kavga ile ABD’nin Türkiye’ye yeni bir biçim verme politikasının parçası olduğu gözüküyor. Önemli olan bu yolsuzlukları neden açığa çıkarıldığının şifresini çözmektir. Bu arada CHP cemaat ile işbirlikçiliğin yeni gücü olmak istemektedir. Gerçek demokrasi isteyenlerin bu tuzağa düşmemeleri gerekmektedir…

***

Yargının Halkın Denetiminden Çıkmasının Sonuçları

Türkiye’de ortalık toz duman. Eskiden devlet denilince akla polis, mahkeme ve zindanlar gelirdi. Lenin devleti tanımlarken bunları devlet hegemonyasının devamlılığını sağlayan temel kurumları olarak değerlendirmiştir. Şimdi bu kurumlar arasında çatışma var. Burjuvazinin devlet anlayışının esası olan yasama, yürütme ve yargı birbirini tamamlayan değil de savaşan güç durumuna gelmişlerdir. Yasama ve yürütmenin bir tarafta, yargı ve polisin ise bir tarafta olduğu bir görüntü ortaya çıkmıştır. Bu görüntü de değil, gerçek bir durumdur. Yaşanan bu durum irdelendiğinde acaba burjuvazi yasama, yürütme ve yargı ayırımını yaparak yargı temeline dayanan bir derin devleti sürekli elde tutmayı mı hesaplamıştır sorusu akla gelmektedir. AKP hükümeti öncesi yargının Ergenekon olarak ifade edilen gücün elinde olması gerçekliği vardı. Devleti de esas olarak bunların ideolojik ve siyasi tercihleri şekillendirmişti. Şimdi fetullahçıların yargıyı denetimde tutmaları ve devleti böyle şekillendirmek ve yönlendirmek istemesi böyle bir soruyu ve sorgulamayı akla getirmektedir. Özellikle de burjuva devlet çağında, ulus-devlet çağında yürütme ve yargının neredeyse iç içe geçme gerçeği, bu yasama, yürütme ve yargı ayırımının irdelenmesi ve sorgulanmasını gerektiren bir durum olmaktadır.

Devletleşmemiş toplumlarda sosyal, kültürel ve toplumu yönetme işleri bir bütündür. Yasama, yürütme ve yargı denen tüm faaliyetler halkın elinde ve denetimindedir. Halkın iradesi dışında olan hiçbir kurum yoktur. Halkın meclisleri ve komünleri hem yasama, hem yargı, hem de yürütme işlerini birlikte yürütmektedir. Halkın iradesi üstünde hiçbir güç yoktur. Halkın iradesi parçalanmamış bir bütündür. Meclis ve komün tüm faaliyetlere hakimdir. Her karar komün ve meclis adına alınmaktadır. Yargı da yine bu meclis ve komünlerin kontrolündeki ve denetimindeki birimler tarafından yapılmaktadır. Bu nedenle meclislerin ve komünlerin denetiminin olduğu yerde başka hiçbir gücün ayrı bir güç ve irade olması mümkün olmamıştır.

Meclis, yürütme görevini bile süreli vermektedir. Her zaman yürütme işi yapan güçleri geri çekme gücüne sahiptir. Yürütmenin yasama gücünde kararname ve yönetmelikler çıkarma gibi bir gücü yoktur. Tüm kararlar meclislerde alınmakta, yürütme sadece bunu uygulamaktadır.

Günümüzde yürütme yasamanın yerini alacak kadar güçlendirilmiştir. Öyle ki kanun gücünde kararnameler çıkarmaktadır. Başbakan, bakanlar kurulu meclise sormadan çok önemli kararlar almakta ve uygulamaktadır. Halkın iradesi olan meclisler devre dışı tutulmaktadır. Yargı zaten halkın iradesini değil, yürütmenin ya da başka güçlerin denetiminde kararlar alan organlara dönüşmüştür. Yargı, yürütme ve yasama ayırımı, halkın iradesinin anlamsızlaştığı bir sisteme dönüşmüştür. Eğer tarihine bakılırsa halkın meclis ve komünlerdeki yetkilerinin egemen sınıflar ve güçler tarafından adım adım elinden alındığını, meclislerin anlamsız ve etkisiz hale getirilerek yürütme ve yargının hakim kılındığı görülür. Hatta zamanla meclisler tamamen ortadan kaldırılarak otoriter yürütmeler ortaya çıkmıştır. Bir hanedan ve sınıfın iktidar ve yürütme gücünü ele geçirdiği ve yargının da onun denetimine çalıştığı çağlar başlamıştır. Yüz yıllar, bin yılar boyunca böyle bir sistemle toplum üzerinde zulüm ve sömürü düzeni kurulmuştur.

Batı Avrupa’da Rönesans ve reform hareketleri ve sonrası gerçekleşen halk devrimleri sonrası meclisler tarih sahnesine yeniden çıkmıştır. Halkın kendi düşüncesini ve sözünü yansıttığı meclisler adım adım kendini yeniden güçlendirmeye başlamıştır. Halk iradesinin en güçlü yansıdığı sistemin meclislerin güçlü olduğu sistem olduğu görülmüştür. Otoriter rejimlerden demokratik değerlerin ortaya çıktığı döneme böyle geçilmiştir. Avrupa bir dönem meclislerin güçlü olduğu dönemi yaşamıştır. Bu dönem, burjuvazinin tam hakimiyetini kurmadığı, diğer toplumsal kesimlerle meclis içinde yer aldığı dönemdir. Ancak ne zaman burjuvazi güçlenip kendini etkin kılmaya başladıkça yasamanın, yani meclisin yetkileri sınırlandırılmaya ve halkın iradesi parçalanmaya başlanmıştır. Böylece toplumun sesi yeniden kısılmaya, belli güç odaklarının kendini etkili kıldığı yürütmenin güçlenmesi süreci başlamıştır. Zaman içinde yargı üzerindeki kontrol ve denetim de meclislerin, yani halkın denetiminden çıkarılmaya, bağımsızlık adı altında yürütmenin kontrolüne sokulmaya başlanmıştır. Yargının yasama ve yürütmeden ayrı ifade edilmesinin burjuva sistem içinde kendine göre makul ve haklı yanları olsa da, zamanla halkın denetimi dışına çıkan ve halka karşı kullanılan güç haline gelmesi sağlanmıştır. Hatta adalet sistemi olan yargı sistemi her yerde devlet içindeki derin güçlerin denetiminde halk güçlerine ve muhaliflerine karşı bir giyotin gibi kullanılmıştır. Burjuva güçlerin birbirlerine karşı mücadelede tarafsızlık içinde olsun diye düşündüğü yargı sistemi, kapitalizmde tekelleşmenin gelişmesiyle birlikte tamamen tekelci güçlerin hizmetinde olmuştur.

Bu gerçekler, halkın temel güç olduğu ve iradesinin parçalanmadığı meclis ve komün sisteminden, yasama, yürütme ve yargının ayrılma sürecine nasıl geçildiğinin ve bunun zamanla kime hizmet ettiğinin sorgulanmasının her geçen gün kendini fazla hissettirdiği bir dönemden geçilmektedir. Tüm kurumların halkın denetiminde ve kontrolünde olması gereken bir demokratik toplumcu sistem ihtiyacı olduğu giderek kendini yakıcı biçimde ortaya koymaktadır. Otoriter ve baskıcı rejimler; yürütme ve yargının, meclisin, yani halkın denetiminden çıkarıldığı sistemlerde değil, halkın denetiminin hakim olduğu güçlü meclisler ve komün sistemiyle önlenebilir. Kapitalist modernitenin hakim olduğu son iki üç yüzyıl bu gerçekliği daha fazla ortaya koymuş bulunmaktadır.

Cumhuriyetle birlikte İstiklal Mahkemeleri Türkiye’nin temel ideolojik-politik gücü haline gelmiştir. Yargı, Kürtler üzerindeki kültürel soykırımcı sömürgeci sistemin en faşist ve soykırımcı kurumları olmuştur. Cumhuriyetin Kürtler üzerinde zindan ve idamlar sistemi haline getirilmesi bu gerçekliği tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Son yıllarda yargının Kürtler üzerinde estirdiği şiddet, öneki cumhuriyet döneminin zindanlar ve idamlar sisteminin günümüz koşullarına uyarlanmasından başka bir anlam taşımamaktadır. Hatta daha pervasız bir yargı terörü estirildiği görülmektedir. Öyle ki 12 Eylül mahkemelerine rahmet okutan bir yargı şiddeti günümüzde Kürtler üzerinde estirilmektedir.

Bu gerçeklikler Türkiye tarihi boyunca Kürtler üzerinde özel bir kültürel soykırımcı hukukun uygulandığını kanıtlamakta ve sorgulanmasını gerektirmektedir. KCK tutuklamaları bu kültürel soykırımcı sömürgeci hukukun somut uygulanmasaydı. Anayasa mahkemesinin Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay’ı bırakmasından sonra Kürt milletvekillerinin bırakılmamasının Kürtler için bir adalet sistemi olmadığını, tüm mahkemelerin sömürgeci siyasi iradenin kararlarını uyguladığını bir daha kanıtlamıştır.

Tüm bu gerçeklikler Kürtlerin kendi kendini yönetmesi gerektiğinin ve kendi toplumsal adalet sistemini kurmasının zorunlu olduğunu bir daha gözler önüne sermiştir.

Kürtler kendi kendini yönetme hakkını ve adalet sistemini kültürel soykırımcı sömürgeci hukuk sistemine bırakamaz. Kürt halkı demokratik özerklik sistemini en başta da kendi toplumsal adalet sistemini kurmakla işe başlayabilir. Kürtler hiçbir konuda yaşam alanlarını kültürel soykırımcı sistem ve kurumlarına bırakamazlar. Ekonomik alandan sosyal yaşama, eğitim ve kültürel alana kadar kendi sistemlerini kurmaları zorunlu hale gelmiştir.

Son olarak AKP’nin ortaya çıkan yolsuzlukları ve üç bakan çocuğunun rüşvet ve yolsuzluğun merkezi içinde olması Türkiye’nin nasıl bir soygun düzeni içinde olduğunu kanıtlamıştır. Kuşkusuz bu yolsuzluk AKP ile fetullahçılar arasında süren kavga ve ABD’nin Türkiye’ye yeni bir biçim verme politikasının parçası olarak gündeme gelmiştir. Soygun, yolsuzluk ve sömürü düzeninin merkezi olan ABD ile bağlantılı ve politik nedenlerle bu yolsuzluk ortaya saçılmış olsa da, Türkiye gerçeğinin açığa çıkması açısından hayırlı olmuştur. Yine din iman altında nasıl bir soygun ve yolsuzluk düzeni kurulduğu gözler önüne serilmiştir. Fetullahçıların da din iman altında sömürücü ve zalim devletin derin gücü olmak ve Türkiye’de yeni bir hegemonya kurmak peşinde olduklarını tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Böylece Türkiye gerçeği en yalın biçimde bu dönemde açığa çıkmıştır. Türkiye tarihinin en hayırlı işi AKP, cemaat ve ABD arasındaki sorunlar ve çekişmeyle gerçekleşmiştir. Çünkü sistemin çirkinliğini en iyi sistem içi güçler bilmektedir. Sistemin kirli çamaşırları bir bir ortaya dökülmüştür. Bu sadece AKP’nin değil, fetullahçıların ve sistemin temel gücü olan ABD’nin kirli çamaşırlarının da ortaya dökülmesidir. Ne de güzel olmuştur. halkın kendi özgür ve demokratik yaşamını kurmada çok önemli fırsatları ortaya çıkarmıştır.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, fetullahçıların tuzağına düşmemektir. Onların bu yolsuzlukları neden açığa çıkardığını iyi anlamaktır. Hem ABD’nin Türkiye ve bölgedeki ajanıdırlar, hem de Türkiye’deki yeni zulüm düzeninin temel dayanağı olmak isteyen bir güçtürler. Paralel devlet oluşumuna gitmesi, kim hükümet olursa olsun bu sistemi dış güçlerin hizmetine sokmak amaçlıdır. Kendine hizmet hareketi demesi tam da bu gerçekliğini ifade etmektedir.

Fetullahçılar ve paralel devlet Kürt Halk Önderinin ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin Kürt sorununu Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde çözmesini istemeyen temel güçlerdendir. Kürt sorununu çözümsüz bırakmak isteyen dış güçlerin çıkarına hizmet etmektedirler. Bunların Kürt Halk Önderi ve PKK ile çözüm olmamalı demesi de Türkiye ile Kürtleri sürekli çatıştırmak ve Kürtleri kültürel soykırım içinde tutma projesinin gereğidir. Çünkü Kürt Halk Önderinin önerdiği çözüm Türkiye ile Kürtler arasında demokratik birliği sağlayarak dış güçlerin Türkiye ve Kürtleri yönlendirme ve kontrol etme politikasına son vermeyi amaçlamaktadır. İşte böyle bir düzenin ortaya çıkmaması için dış güçler devlet içinde paralel devlet oluşturan fetullahçıları kullanmaktadırlar.

AKP de Kürtleri en iyi ben kontrol ederim, en iyi ben tasfiye ederim diyerek şimdiye kadar bu güçlerin desteğini almıştı. AKP 12 yıldır bu güçlerin çözümsüzlük politikasının uygulayıcısı olmuştur. Ancak dış güçlerle yaşadığı sorunlar ve artık Kürtleri kontrol etme gücünü ve kapasitesini kaybetmesi AKP’nin saf dışı edilmesi hareketini ortaya çıkarmıştır. Yani dış güçler işbirlikçilerini ve piyonlarını değiştirme harekatı başlatmıştır. AKP ise fetullahçılarla savaşı keskinleştirerek dış güçlere “Benden başka sizin çıkarlarınızı koruyacak güç yoktur” demek istemektedir. AKP kendini tek işbirlikçi güç olarak bırakma mücadelesi vermektedir. CHP ve fetullahçılar yeni işbirlikçiliğin gücü olmak isterken, AKP “Ben bu işbirlikçiliği yaparım” diyerek kendine karşı yürütülen harekata karşı direnmektedir.

Devrimcilere ve demokratlara düşen görev tabii ki fetullahçıların, CHP’nin ve dış güçlerin politikalarının yedeğine düşmeden kendi bağımsız politikaları doğrultusunda hareket edip demokratik Türkiye mücadelesini yükselterek Türkiye’yi demokratikleştirip Kürt sorununu çözmeyi gerçekleştirmeleridir.

Mustafa KARASU

    Leave a Reply

    Please log in using one of these methods to post your comment:

    WordPress.com Logo

    You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

    Google photo

    You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

    Twitter picture

    You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

    Facebook photo

    You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

    Connecting to %s

    This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

    %d bloggers like this: