Kadın meselesinde erkekler konuşmasın…


Biz kimsenin bacısı, kız kardeşi, annesi falan değiliz. Biz, burada, Parlamentoda erkeklerle siyaset yapan kişileriz ve özgür bireyler olarak siyasette duruşumuzu ifade ediyoruz.

woman

***

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

meral_aksener

Sayın milletvekilleri, bugün kıyafet konusunda yeni bir uygulama söz konusu. Grup başkan vekillerimizin, her gruptan bir milletvekiline söz verilmesine ilişkin talebi vardır, sırasıyla söz vereceğim.

MUHARREM İNCE (CHP)

muharrem_ince

Öncelikle, “Türban yüzde 1,5’un sorunudur.” diyen Sayın Mehmet Ali Şahin’e, “Sadece üniversite öğrencilerini düşünüyoruz.” diyen Sayın Başbakana, “Kız çocuklarımı türban yüzünden Türkiye’de okutamadım.” deyip erkek çocuklarını da Amerika’da okutan Sayın Başbakana, “Bir Hristiyan haç takarsa, bir Musevi takke takarsa, bir Müslüman baş örtüsü takarsa tarafsız davranamayabilir; hizmet konusunda endişe verebilir, korku yayabilir.” diyen Sayın Bülent Arınç’a saygılarımı sunarak başlamak istiyorum.

Bugün geldiğimiz nokta bir özgürlük tartışması değildir, bir kıyafet tartışması değildir, bu tartışma bir demokrasi tartışması da değildir; bu tartışma bir zalimin yeni bir mağduriyet yaratma tartışmasıdır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) “Benim başörtülü bacıma Beşiktaş Meydanı’nda eli sopalı saldırdılar:” deyip kameralardan bu görüntüleri bilemeyenlerin anlattığıdır bunlar. “Camide içki içtiler.” deyip “Cuma günü görüntüleri açıklayacağım.” diyerek aradan yirmi cuma geçmesine rağmen bu görüntüleri açıklayamayanların tartışmasıdır bu. Camileri hazineye satarak belediyelerin borcunu ödeyenler siz değil misiniz? Şimdi de “Örtünmek dinin emridir.” diyor Başbakan.

Burada, merdiven altında sigortasız çalışan, AVM’lerde asgari ücretle çalışan, tatili olmayan kadınları bir kez olsun o arkadaşım gelip bu kürsüden savunmadı. Yürüyüşe katıldı diye on beş yaşındaki kız çocuğunun saçından çekildi, o kız çocuğunu burada savunmadınız. “Kırmızılı kadın” diye tanıdığımız, ağzına yüzüne biber gazı sıkılan kadını bir kez olsun burada savunmadınız. Kıyafeti nedeniyle Genel Başkan Yardımcınızın talimatıyla işten atılan sunucuyu hiçbir kadın milletvekili gelip buraya, bunları savunmadınız. Meclise türbanla girme mücadelesi veriyorsunuz ama milletin vergilerinin nasıl harcandığının kontrolü mücadelesini vermediniz. Sayıştay raporlarının bu Meclise gelmesi için ağzınızı açmadınız. Asrın yolsuzluğundan Almanya’ya giremeyenler Çankaya Köşkü’ne girdi, bu konuda tek kelime laf etmediniz. “Uludere’de 35 çocuğun ölümüne sebep olan olaya ilk emri kim verdi?” diye bir kere sormadınız. Bakalım, “reset”lendiniz, şimdiden sonra soracak mısınız doğrusu çok merak ediyorum.

21/12/2002’de Strazburg’da Başbakan şöyle diyor: “Ya, ne türban meselesi, 5 milyon 300 bin işsizimiz var, açlık sınırında olan milyonlar var, insan var; bunları konuşalım önce.” diyor Başbakana. Peki, işsizlik çözüldü mü? Sorunlar bitti mi? Açlık sınırı çözüldü mü?

Sizin bir tane sermayeniz var. Bakın, o arkadaşlarıma şunu söylemek istiyorum: “İktidar olmak için papaz elbisesi bile giyerim.” diyene “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.” diyebilecek misiniz, bunu merak ediyorum.

PERVİN BULDAN (BDP)

pervin_buldan

Türkiye’nin en önemli meselelerinden birisi olan “türban” meselesinin ya da “başörtüsü” meselesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında çözülmüş olmasından kaynaklı memnuniyetimizi ifade etmek istiyoruz. Ayrıca, bugün bu çatı altında ikinci bir Merve Kavakçı olayı yaşanmadığı için, bir bütün olarak grupları ve partileri kutluyorum. Ama şunun altını da önemle çizmek istiyorum: Bugün 4 kadın milletvekili arkadaşımızın başörtüsü takarak Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altına gelmelerinin altında en büyük neden ve sebep kadınların yıllardır alanlarda ve meydanlarda vermiş olduğu bir mücadelenin sonucudur. Bundan dolayı da bütün kadınları kutluyorum.

Değerli arkadaşlar, özgürlükler sadece türban meselesinde olmamalıdır. Bugün Türkiye açısından sadece türban ya da başörtüsü yasaklı değildir. Bugün Türkiye’de diller, kimlikler ve kültürler, aynı zamanda inançlar yasaklı hâldedir. Bir bütün olarak Türkiye’de artık hiçbir konuda yasakların olmaması gerektiği, her konuda insanların kendilerini özgürce ifade edebildiği, özgürce yaşayabildiği bir Türkiye’yi hep birlikte yaratmak durumundayız.

Değerli arkadaşlar, birincisi erkeklere, ikincisi de ayrıca kadınlara çağrı yapmak istiyorum. Erkeklere çağrım şudur: Kadın meselesinde erkekler lütfen konuşmasın. Kadınların ne giyeceğine, kadınların ne takacağına, kadınların nasıl hareket edeceğine lütfen erkekler karışmasın. Bu konuda erkeklerin konuşmaya ne hakkı vardır ne de haddidir. Biz kadınlar olarak, bundan sonra erkeklerden bize ilişkin hiçbir şekilde bir eleştiri, bir müdahale ve bir öneri almak istemiyoruz. Biz kadınlar nasıl giyineceğimizi, nasıl yaşayacağımızı sizlerden öğrenmek istemiyoruz. Düşünecek beynimiz, hareket edecek, mücadele edecek gücümüz var olduğunu buradan ispat edebiliriz size.

Kadınlar tek ses olduğu sürece, kadınlar tek yürek olduğu sürece, kadınlar birlikte hareket ettiği sürece mücadelemiz daha çok büyüyecek, özgürlüklerimiz daha çok gelişecek ve Türkiye’de kadınlara bakış açısı daha fazla değişecektir değerli arkadaşlar. Bu anlamda hepinizi, özellikle kadınları, birlik ve beraberliğe, birlikte hareket etmeye, birlikte mücadele etmeye davet ediyorum.

RUHSAR DEMİREL (MHP)

ruhsar_demirel

Burası Türkiye’de yaşayan 75 milyonun problemlerinin konuşulup çözülmesi gereken bir alandır. Burada özgürlük adı altında bizim görüşümüzce bir mobbing yapılıyor. Bu inançlarına dayalı olarak giyimlerini tanzim eden hanımefendilerin hayatları bir mikroskoba konuldu. Kim ne yaptı, nasıl örttü, ne etti, bunlar kimseyi ilgilendirmez. Bir parça empati yapınız lütfen. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Burada hem sizlere hem televizyon başında bizi izleyenlere, özellikle erkeklere sesleniyorum: Empati yapınız. Hanımlarınız, kızlarınız var, nasıl giyindikleri kimi ilgilendirir? Kaldı ki bu bir inancın uzantısıysa hiç kimsenin haddi değildir ama burada özgürlük adı altında Türkiye Büyük Millet Meclisinde, milleti temsil etme yeterliğine haiz olmuş 4 hanımefendiye mobbing yapılıyor ve onlar üzerinden bize. Korkarım ki bizlerin de kıyafetleri değerlendiriliyor. Nitekim geçtiğimiz yasama döneminde bir sayın bakanın bu konuda bir atfı var bir hanımefendiye. Dolayısıyla, bunları bütün kadın milletvekilleri, bütün kadın siyasetçiler, bütün Türk kadınları ve bütün dünyadaki kadınlar adına reddediyoruz ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak insanları kılığı kıyafeti üzerinden tanımlamayı affetmiyoruz.

Özellikle beyefendilere seslenmek istiyorum: Biz hanımlar üzerinden siyaset yapmayınız lütfen. Biz üzerimizden değil, bizimle siyaset yapılmasını istiyoruz ve siyasetin tek yapıldığı yer Türkiye Büyük Millet Meclisi değildir. Bütün teşkilatlarımızdaki hanımefendiler bizim için saygıdeğerdir, hepsi kıymetlidir. Sizlerin ve bizlerin buraya gelmesine sebep olan, hepimiz için verilen o ortalama 80 bin oyun büyük emeğinin sahibi, başı açık ya da kapalı, bizim için hiç önemli değil, hanımefendilerdir. Kapıları çalan, her kapıdan içeriye giren, bizler için partilerimizin politikalarını anlatan ve bizleri buraya taşıyan onların omuzlarıdır. Buna saygı gösteriniz, buna hürmet ediniz ve özgürlük adı altında bu mobbing’den, bu şiddetten lütfen vazgeçiniz.

Bizim ne giydiğimizi değil, onların ne yiyemedikleri, onların nerelerde çalışamadıkları, onların evlerine götüremedikleri ekmekleri, onların alamadıkları sağlık hizmetini konuşmamız gerekirken, bizler ki bu ülkenin çok ayrıcalıklı insanlarıyız, gelir düzeyimiz olarak, eğitim düzeyimiz olarak, yaşam standardımız olarak, bizim kılık kıyafetimiz bu ülkenin sorunu olamaz. Böyle bir hakkı kendimizde görmemeliyiz. Biz burada memleketin sorunlarını konuşmak için, bunlarla ilgili çözüm önerisi getirmek için toplanmışken kendimiz bir sorunun parçası oluyorsak oturup kendi durumumuzu biz değerlendirmeliyiz. Bunların hiçbiri hakkımız değildir. Bu millet bizi buraya sorunları çözelim, var olan sorunları konuşalım ve birbirimizle uzlaşalım diye yolluyor, kavga edelim diye değil. İnsanda akıl var, insanda dil var, insanda gönül var; konuşalım, akıl süzgecimizden geçirelim ve vicdanlarımızla buluşalım diye.

Burası ne bir boks ringi ne bir güreş alanı. Bizler burada konuşmak için varız, bizler burada aklımız için varız. Ve kendimizin “kadın” diye tanımlanmasından da -cinsiyetimizle barışık olmakla beraber- memnun değiliz. Bizler de sizin gibi birer milletvekiliyiz. Burada sizler kadar aklımızla, sizler kadar zekâmızla ve vicdanımızla, memleket adına bir hizmet yapmak için bulunuyoruz partilerimizin siyasi duruşunu temsil etmek adına.

Mahremiyet bizim toplumumuzdaki en önemli değerdir. Mahremlerimize girmeyiniz. Bir kadın ne örtecek? Bir kadın kaç çocuk doğuracak? Bu doğuracağı çocuğu sezaryenle mi yapsın? Ayran mı içsin? Bular, bizim özel hayatımız. Bunlar, bizim mahremimiz. Mahremimize girmenizden -erkek arkadaşlara söylüyorum- rahatsızız. Sizin bu yüksek perdeden, dikte edici konuşmalarınızdan rahatsızız. Biz ne yapacağımızı bilecek durumdayız ki, vatandaş bizi seçti ve buraya yolladı. Sizlerden hiçbir farkımız yok. Anayasa’nın “Eşitlik” ilkesine hatırlatmak istiyoruz sizlere. Bizim mahrem alanımızdan çıkınız çünkü bu, bizim olduğu kadar ailelerimizin de mahremi. Biz sizlerin ne yiyip ne içtiğini konuşuyor muyuz? Ne giydiğinizi, ne taktığınızı konuşuyor muyuz? Ve bunları konuşmayı da doğru bulmuyoruz. Siyaset bu değildir. Siyaset, evet, bir tercihler manzumesidir ama bu tercihler millet adına, vatan adına, memleket adına yapılacak tercihlerden ibarettir. Mahremimizden çıkınız.

MİHRİMAH BELMA SATIR (AKP)

mihrimah_belma_satir

Türkiye’de -biraz evvel de konuşmacıların da söylediği gibi- kadın erkek eşitliğinin sağlanması, temsilde adaletin sağlanması için gerekli olan bir konuydu bu. Türkiye’de kadın üzerinden siyasetin yapılması, kadının giysisi üzerinden siyasetin yapılması ve gündem maddesi olması hepimizin ilk günden beri reddettiği bir konuydu. Eğer, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olduğu yazıyorsa bunun gereğini hep birlikte yapmak durumundaydık. Bu arkadaşlarımızın Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısında olması, demokrasi gereği, laiklik gereği ve hukuk devleti olmanın gereğidir.

Bildiğiniz gibi, bu anlamda hiçbir yasal engel yoktu, İç Tüzük’te de engel yoktu ama uygulamadaki sıkıntılardan dolayı başörtülü arkadaşlarımız maalesef eğitimde, kamuda ve Mecliste yer alamıyorlardı. Bugün inşallah demokratikleşme hareketinin neticesi yapılan yönetmelik değişiklikleri sonucunda kamuda görev alan arkadaşlarımız son nokta olarak da Mecliste bizlerle beraber siyaset yapmaya devam edecekler. Burada önemli olan kadın temsil oranının artması. Türkiye’de yüzde 70’e yakın kadın başörtülü ve bu arkadaşlarımızın Mecliste temsilinde sıkıntılar yaşanıyordu. İnşallah bugünden sonra, bu konu da çözülmüş olacak ve daha çok arkadaşımız karar mekanizmalarında, milletvekilliğinde ve başka bölümlerde görev alacaklar.

Kadınlar bugüne kadar hep teferruat durumunda kaldılar, olayların öznesi olmadılar. Kadınların, hep başörtüsü üzerinden, kılık kıyafetleri üzerinden, yaşam tarzları üzerinden gündem yaratıldı. İnşallah bugünden sonra, bu konuda da çözüm üretilmiş olacak ve kadın üzerinden siyaset yapmanın önüne geçmiş olacağız.

SEBAHAT TUNCEL (HDP)

fft5_mf982033

Türkiye demokrasisi açısından uzun süredir tartışma konusu olan ve bu konuda çok çeşitli defalar da Türkiye’nin gündemine gelen, her zaman gerilim konusu olan bir sorunu çözmüş oluyoruz.

Tabii ki bu, Türkiye’nin bütün sorunlarını çözdüğü anlamına gelmiyor, çok daha fazla sorunlarımız var, ama bu sorunu çözme konusunda bugüne kadar bunun mücadelesini veren, bu konuda bedel ödeyen başörtülü kadın arkadaşlarımızla, başörtülü kadınların özgürlüğünü savunan başı açık kadınların verdiği mücadele sayesinde bugün bu ayıbın ortadan kalktığını görüyoruz. O açıdan bu bir iktidarın falan başarısı değildir, bu konuda bedel ödeyen, bu konuda bedel ödeyen kadınların yanında olan ve ortak mücadele eden kadınları bir kez daha buradan saygıyla, sevgiyle selamlıyoruz.

Ama biz biliyoruz ki kadınların sorunları çok fazla, sadece mesele başörtüsü meselesi değil, inanç özgürlüğü meselesini de ele aldığımızda, başı açık kadınların da özellikle Alevi kadınların da çok ciddi sorunları olduğunu biliyoruz. Sadece bir dine mensup olanlar değil, bu ülkede inanmayanların da aslında ciddi anlamda sorunlar yaşadığını biliyoruz. Eğer bu Parlamento gerçekten başörtülü kadınların sorunlarını çözme konusunda kendisini iradeli görüyorsa, önümüzde inanç özgürlüğü kapsamında bundan sonraki sorunları çözme konusunda da kendisini yetkili, sorumlu görmelidir, bunu sadece siyasetin bir malzemesi hâline getirmemelidir, bunun altını bir kez daha çizmek istiyoruz.
Değerli milletvekilleri, hep biz kadınlardan bahsedilirken ne yazık ki eşit bireyler olarak bahsedilmiyor. Bu ülkenin Başbakanı bile kadın erkek eşitliğine inanmadığını her fırsatta ifade ediyor. Kadınların nasıl doğum yapması gerektiğine, kaç çocuk yapması gerektiğine, kadınların nasıl giyinmesi konusunda dikkat ederseniz hep erkekler konuşuyor.

Biz kimsenin bacısı, kız kardeşi, annesi falan değiliz. Biz, burada, Parlamentoda erkeklerle siyaset yapan kişileriz ve özgür bireler olarak siyasette duruşumuzu ifade ediyoruz. O açıdan, diğer yaklaşım, geleneksel olarak erkek egemen sistemin devam ettirilmesi anlamına geliyor. Her gün her gün aslında biz bunun mağduriyetleriyle karşı karşıya kalıyoruz. Her gün bu kültür, erkek egemen sistemin kadınlığı ikincil gören, erkeğin yedeğinde gören, ancak kadınları mutfakta gören ya da kadınları birisinin bacısı, annesi, kız kardeşi olarak gören zihniyet aslında bugün yaşadığımız sorunların temel kaynağıdır. Umuyoruz ki bugün buna da bugün nokta konulacak ve kadınlar adına lütfen artık kadınlar konuşsun, erkeklerin söylediği her söz aslında bu geleneksel erkek egemen sistemi devam ettirendir. Tabii, sadece kadınların konuşması da yetmez.

Kadınların da hangi perspektiften olaya baktıkları önemlidir diye düşünüyorum ve biz bir kez daha Halkların Demokratik Partisi adına şunu ifade etmek istiyoruz: Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi geç de olsa bir hak ihlalini ortadan kaldırmıştır. Bu, önemlidir ama bundan sonra üzerimize düşen çok büyük sorumluluklar var. Bu ülkede inanç özgürlüğü konusunda hâlâ ciddi mağduriyetler yaşayanlar var. Mesela, 3 Kasımda İstanbul’da Aleviler sokağa çıkacak eşit yurttaşlık temelinde. Onların sorununu da burası, bu Parlamento çözmek zorundadır. Eğer çözmezse işte o zaman burada inanç özgürlüğünden falan bahsetmek mümkün olmayacaktır.

Eğer demokrasi inşa edeceksek farklılıklarımızı reddetmeden, farklılıklarımızla bir arada durmayı becerebilmemiz gerekiyor. Bu konuda da bütün farklılıkların hak ve hukukunu gözeten bir noktadan; birbirine dayatan, birbirini ötekileştiren, baskı uygulayan noktadan değil, birbirinin hak ve hukukunu gözeten bir noktadan bakmak gerekiyor. O açıdan, bugün buraya baş örtüsüyle gelen kadın arkadaşlarımız keşke daha öncesinden bu şeyi yapsalardı daha iyi olurdu. En azından sokakta mücadele eden kadınların mücadelesine de destek olmuş olurlardı ama bugün burada bu tartışmanın bitmiş olmasının önemli olduğunu düşünüyoruz.

Bir de son noktada, özellikle bu kılık kıyafet yönetmeliği konusunda partiler henüz anlaşmadılar. Biz de diyelim ki artık bu etek giymek meselesinin çözülmesi gerektiğini, nasıl giyileceği… Bu Parlamentoya bu da bir baskı aslında, kontrol etme mekanizmalarından biri. Kadınların Parlamentoya nasıl gireceği meselesinin de düzenlenmesi gerekiyor. Daha önce de biliyorsunuz Şafak Hanım benzer bir sorun yaşamıştı, o zaman yine bu sorunu çözememişti bu Parlamento, kadınlar olarak da biz çözememiştik. Belki bunun öz eleştirisini vermek gerekiyor.

ŞAFAK PAVEY (CHP)

safak-pavey_256150

Bu konuşmayı her şeyin yasak olduğu Genel Kuruldan yapıyorum. Ortalama yaşın 50’lerde olduğu bir mecliste, su içmenin dahi yasak olduğu bir genel kuruldan yapıyorum. Yaşlı haklarının, hasta üyelerinin haklarının bile düşünülmediği bir genel kuruldan söz ediyorum. Turist olarak bile gitmediğiniz coğrafyalarda, Afganistan’da, Yemen’de, İran’da yıllarca türban kullanmaya mecbur edilmiş biri olarak yapıyorum. Mecliste pantolon giymesi bir erkek vekil tarafından engellenmiş bir kadın vekil olarak yapıyorum. Olmayan bacağı erkekler tarafından siyaset sohbetine dönüştürülen biri olarak yapıyorum ve artık, AKP’nin başı açık vitrin vekillerinin emanet oyları gerçek sahibelerine geri verme zamanlarının geldiklerini düşünüyorum. AKP’yi iktidara taşımış asıl kadınlarının Meclis koltuklarını almalarının hakları olduğuna inanıyorum. Ayrıca, AKP’li kimi vekillerin başörtülü eşlerini saklamaya çalışıp utanmalarından kendim çok inciniyorum. Elbette ülkemde sekülarizmin geleceği ile ilgili muazzam endişelerim var.

Ama kaygım, türbanla kırmızı ruj arasına sıkıştırılmış semboller değildir. Demokrasi paketinde aynı ideolojiyi paylaşan erkek polis doğal karşılanırken türbanlı kadın polise yasak gelmesine çok şaşırmıştım. Daha vahim bir cinsiyet ayrımcılığı olabilir mi? Ben polisin başındaki türbandan değil, bana vadettiği şiddet geleceğinden korkarım. Mecliste cemevi açmak için Diyanetten fetva isteyen anlayıştan korkuyorum yani bir inancın ibadet hakkını diğer inancın iznine bağlayan anlayıştan korkuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Hukukun karşısına dini koyan anlayıştan korkuyorum. Kadın özgürlüklerinden asla korkmam. Söylemek isterim ki özgür bir hayat çok zor kurulur ama çok kolay yıkılır. Tam da bu nedenle çiçekli başörtüsü ve daracık pantolonuyla Çamlıca Parkı’nın kuytularında sevgilisiyle öpüşen genç kıza özgürlüğünü Mustafa Kemal’e borçlu olduğunu hatırlatmak istiyorum.

Türbanla özgürlük ilişkisi bıçak sırtı gibidir. Bir yandan inanç özgürlüğünü temsil eder, öte yandan inanç baskısını. Birçok kadın inanarak örtünürken birçok kız kendilerini kontrol eden aile güçleri tarafından zorla kapatırlar. Sosyal özgürlük alanlarımız geleceğimizden çalınarak birer birer imha ediliyor. 5 yaşında örtülen, 15 yaşında evlendirilen kızlarımızdan bahsediyorum. Geleceğimiz gerçekten kadınlarımızın hâli üstünden berbat bir şekilde değişiyor. Biz kültür olarak hiç önemsemeyiz ama her özgürlük aynı zamanda büyük bir sorumluluktur.

Türbanlı kadın vekillerden beklentim büyük. Mesela ülkemin neden kadın hakları konusunda dünyanın 120’ncisi olduğunu anlatmalarını bekliyorum. Neden 57 İslam ülkesindeki toplam kadın hakları ortalamasının, tek başına Birleşmiş Milletlerin üyesi bile olmayan Tayvan’ın seviyesine ulaşmamış olduğunu açıklamalarını bekliyorum. Artık türbanı bir insan hakları ihlalinden bir insan hakları kazanımına dönüştürmek onların sorumluluğundadır. İnanç özgürlüğünün en büyük güvencesi geleceğimizi dinî rehberlikle kontrol etmek değil, kusursuz bir sekülarizmdir. Lütfen hatırlayın, Orta Doğu’da bizim seküler toplumumuz tek taş pırlanta gibi ışıldıyordu.

Oldukça merak ettiğim bir ayrıntı var: İnanç gösteri için kullanılabilir mi? Büyük bir ruh temizliğinden doğan muhteşem bir tevazuyla yaşanması emredilmiyor mu? Buraya gelmeden önce türbanlı vekillerimizin konuşmalarını taradım. Başkalarının özgürlüklerine dair tek bir kelime kullanmadıklarına rastladım. Kendi inanç özgürlüklerine gösterdikleri hassasiyeti ruhban okulu, azınlık okulları, cemevleri, bir inanç biçiminin mundar olarak ilan edilmesi gibi sorunlu inanç alanlarında göremedim. Mesela bilimin özgürlüğünü kelepçeleyen YÖK hakkındaki fikirlerini de bilmiyorum ama şu hakareti bütün haberlerde duydum ve çok üzülerek: “Başımı açarak bir daha kirlenmeyeceğim.” Bu durumda başı açık olanlar kirlenmişler midir? İnanç üstünden öbürünü kirli ilan edebilmek kimin haddi olabilir? Bir taraf bir arada yaşamanın yolunu ararken öbürü sindirmek, dönüştürmek, özgürlüklerini birer birer yok etmek istiyorsa, bizi yok ettiğinizde gelecek olimpiyat tanıtımına kimi koyacaksınız? Biz Sivas’ta yakılan, Gezi’de vurulan, evlerine işaret konulan, hayat tarzından ötürü cezalandırılanlarız ama her nasılsa kronik mağdur hep sizsiniz. Azınlığın çoğunluğu ezmesi sürdürülemez ama çoğunluğun azınlığı ezmesi sürdürülebilirdir, asıl korkutan da budur. Gerçekten bu ülkeyi korkunç bir akıbete sürüklemekten kaçınmaya niyetliyseniz adaletle öç almak arasındaki farkı en kısa zamanda öğrenmeye mecbursunuz. Bizden çatışma bekleyenler için altını çizmek istiyorum: Biz çatışmıyoruz, var olmak için direniyoruz. Tarihe dönüp bakarsanız hepimizi neyin beklediğini çok açıklıkla göreceksiniz. Kendi yarattığınız radikal canavarın sizi de teslim almasını, sadece bizim var olma mücadelemiz engelleyebilir. Bundan sonrasını arif olanlara bırakıyorum.

Tutanağın tamamı.

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: