Mısır ordusunu tanımak…


Mısır Ordusu, Gazze’de oluşan « tehlike »ye karşı İsrail’in kollayıcısı konumundadır !!

egypte_mısır

***

©Dr.M.Ataman Aksöyek

Evet Hüsnü Mubarek gitti, onun yerini “Mısır Yüksek Askeri Konseyi / Ordu” aldı. Gelişmeleri anlayabilmek için Mısır ordusunu tanımaya çalışalım. Kapaktan söylenmesi gereken tarif ; ordunun devleti elinde tutan hakim sınıfların baskı aracı (Appareil répressif d’Etat) olduğudur. Yani devleti elinde tutan hakim güç önemli bir baskı aracını devreye sokmuştur. O zaman, Batı’nın düzeni devam ettirmek için öne çıkardığı baskı aracını daha yakından tanımaya çalışalım.

TV kanallarının canlı olarak verdiği resimlerde meydanı çeviren tankları bolca gördük. Bunlar, ikili anlaşmalarla Mısır’da imal edilmiş, ABD’nin Mısır ordusuna güvenini gösteren, modern tanklarının son modelleriydi ( M1A1 ). Son otuz yılda ABD Mısır ordusuna, resmi rakamlara göre, 60 milyar Dolar askeri yardım yapmıştır. Buna örtülü yardımları eklersek, ABD’nin bölgede İsrail’den sonra en çok askeri yardım yaptığı ülkenin Mısır olduğu ortaya çıkar.

Halen Mısır ordusu ABD’den yılda iki milyar dolar askeri yardım almakta, bu miktarın önemli bir kısmıyla, ABD’den silah satın almaktadır. Bunun yanında bir borç birikintisi de oluşmaktadır. Yani, Mısır ordusunun ABD’ye bir de önemli borcu birikmiştir. ABD dostlarına karşı cömerttir. Irak savaşına katılımına bağlı olarak, borcunun yedi milyarı 1990 yılında silinmişti. 2000’li yılların başında da, ordusunu yenilemek için, 3,2 milyar ek borç olanağı tanımıştır. Mısır bu borç ile son model 24 tane F-16 ile 3 Patriot bataryası ve başka gelişmiş silahlar almıştır. ABD, Mısır’a, tutarı milyonları bulan, kendisinin kullanmaktan vazgeçtiği silahları da vermektedir. Camp David Anlaşması’ndan bu yana Mısır ordusu ABD ordusu tarafından eğitilmektedir.

Mısır’da askerlik 18 – 35 yaşındaki erkekler için ilke olarak zorunludur. Halen Mısır’ın 340 000 silah altında 475 000 yedek askeri, Hava kuvvetlerinde 567 uçağı 149 helikopteri bulunmaktadır. Mısır silahlı kuvvetleri 1973 yılında Kipput Savaşı’nı, yapmış, Irak-Kuveyt, Yemen, Golf savaşına katılmıştır.

ABD, Mısır ordusunu, özellikle “özel kuvvetleri” eğitmekte ve iki yılda bir “Bright Star” manevralarını ABD ve Mısır askerleri birlikte yapmaktadır. Mısır’da yürütülen son harp oyunlarına ABD ordusu 25.000 askerle katılmıştır.

Bilinen cümlesiyle hatırlayalım, “Mısır ordusunun donunu bile” ABD vermektedir. ABD bu yardımı, Mısır ordusunun savaşması için değil, Savaşmaması için vermektedir.

Komuta sistemi olarak, Mısır ordusu Pentagon’a bir yandan “AfriCom” ile öte yandan “CentCom” ile (Merkezi Kuvvetler) bağlıdır. Böylece Mısır Ordusu ABD’nin bölgedeki petrol çıkarlarının, öte yandan Gazza’da oluşan tehlikeye karşı İsrail’in kollayıcısı durumundadır. Doğal olarak bu güç iç tehlikeye karşı da bir güven unsurudur. Nitekim bunu daha evvelki ayaklanmalarda da gördük, Ayaklanmaları güç kullanarak, kanla bastırdı ve görevini yaptı. Bugün yaşanan ayaklanmayı da sınırlandırdı, izinli çizginin dışına çıkılmasına izin vermedi ve gereğinde işe el koydu. Bazı analizciler, son Bright Star tatbikatlarının, çöllerde değil, büyük şehirlerde olacak huzursuzluklara karşı tasarlandığını ve bunun için özel olarak inşa edilmiş olan “Moubarak Military City”de yapıldığını hatırlatıyorlar.

Görülen o ki, her şey düşünülmüştü ama olayın bu derece büyük bir “sokak hareketi” boyutu alacağı hesaplanmamıştı. ABD belli bir zamandan buyan Hüseyin Mubarek’ın sağlık sebepleri başta olmak üzere kullanma tarihinin aşıldığının, halk arasında tabanını kaybettiğinin farkındaydı. ABD’nin politikasıdır, belli bir zaman sonra, eğer desteklediği yönetici görevini yerine getirmeyi başaramıyorsa, halk desteğini kaybederse, huzursuzluklar baş göstermeye başlarsa, uygun olmayan bir değişikliği önlemek için eskiyi yollar, bir yenisinin önünü açar. Çok örneğini gördük. Bunun için ABD destekli politikacılar için seçimlerde yüksek oranda oy almak önemlidir. Sifon çekilmesinden korkarlar.

Ayaklanmayla birlikte, ancak Şubat ayı başında toplanabilen AB zirve toplantısında AB’nin politik bir cüce olduğu bir kez daha görüldü. Avrupa Birliği kesin bir tavır almadı / alamadı. Açık söylenmese bile olaylar bir “halk huzursuzluğu” diye değerlendiriliyordu. “Necro-Blanc” bir resmi açıklama yapıldı , “…şiddet hareketlerine son verilmesini, demokrasiye barışçı bir yoldan geçilmesini ….” temenni ederken, yine üstü örtülü bir şekilde “ …. Mübarek rejimine ve orduya olan umut ve güveninin devam ettiğini …. “ söylüyordu.

Alman Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, Kızıldeniz sahillerinde geçirdiği yılbaşı tatili dönüşünden dört – beş hafta, olaylar başlamasından hemen sonra, bir sabah Alman TV’lerine yaptığı bir açıklamada “ABD’nin ve AB’nin bir çözüm bulabilmek için taraflarla müzakerelere devam ettiğini” söylüyordu. Pek çok kaynak, bu açıklamayı, AB ve ABD yetkililerinin böyle bir ayaklanma olasılığından haberdar oldukları, yumuşak bir değişimi istedikleri şeklinde yorumladı. Alman Dışişleri Bakanı’nın, aynı söyleşide önlenmesini istediği, “olayların tırmanmasının ve şiddetin önlenmesiydi”. Alman Başbakanı Angela Merkel, İsrail’e yaptığı ziyarette, “Arap ülkelerindeki demokrasi hareketlerini desteklediklerini, İsrail karşıtı bir tavır olarak kabul edilmemesini” istedi, Yani, Alman Hükümeti Arap ülkelerindeki “demokrasi” hareketlerinin İsrail karşıtı olmalarını istemiyordu.

İngiliz Başbakanı David Camaron, İngiliz parlamentosu’nda yaptığı açıklamada, “Mısır’da ve Dünya’da, özgürlük, demokrasi, insan hakları isteyenlerden yana olduklarını, bu demokratik değişimim hemen olmasını, bunu daha sonraya bırakılamayacağını” ifade etti.

Brüksel’de AB Dışişleri Yüksek Sorumlusu Catherine Ashton, Mübarek’ten “en çabuk şekliyle halkın sesine kulak vermesini” talep etti. Aynı yönde bir açıklamada Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’dan da geldi.

Genelde Batı ve özelde AB, Mıısır’a uygulanacak senaryonun ana hatlarında anlaşırken, ikinci bölümde kimin başı çekeceği, kimin baş rolü oynayacağı konusunda anlaşamıyorlardı. Brüksel’in öncelikli adayı Avrupa aydınlarının da sıcak baktığı, Mohamed El Baradei idi. Baradei’ın engeli, ABD’ye çok sempatik gelmemesi, Mısır’da popüler bir isim olmamasıydı.“Uluslararası Atom Enerjisi” başkanı ve İran’la müzakereleri yürüten Baradei eski bir Mısırlı diplomattı. Batı kendisini tanıyordu, o da Batı’yı tanıyordu. Sokakta hareketler başladıktan sonra, Alman Dışişleri bakanı Westerwelle ile uzun uzun konuşmuştu. İngiltere ve ABD’nin Büyükelçileri Mubarek’le değişim müzakerelerine de katılmıştı. İran’la iyi ilişkileri vardı. Baradei’ın Spiegel Online’de yayınlanan önerisi, Mısır istihbarat şefi Ömer Süleyman’ın geçiş dönemi başkanı olması, bu sürede, Anayasanın değişmesi, iki bölümlü (senatolu) bir sistemin kurulması, başkanlık ve meclis seçimlerinin yapılmasıydı.

Baradei’ın aksine, Arap Ligi’nin genel Sekreteri Amr Musa Mısırda popüler bir isimdi. CNN kanalı onun sözcülüğünü üstlenmişti. Olası ki, ABD’ye sempatik gelen bir isimdi. Belli bir zamandan beri Alman hükümetiyle iyi ilişkiler içindeydi. 2010 yılı Ekim ayında Berlin’i ziyaret etmiş, Alman Hükümeti kendisine “açık ve dost fikir alışverişleri” için teşekkür etmişti. Alman Dış politikasının etkin kuruluşu DGAP’nin (Die Deutsche Gesellschaft für Auswärtige Politik) Avrupa Politikaları uzmanı Almut Möller, “Amr Musa’nın güvenilir bir eleman olduğunu, Mısır’da önemli bir rol üstlenirse bunun Almanya için olumlu olacağını” söylemişti.

Mısır’da Hüseyin Mubarek’e başkanlık seçimlerinde rakip olarak çıkan, beş yıl hapse mahkum olan ve politika yapması yasaklanan “Liberal” Avukat Ayman Nour da Avrupa’da konuşulan başka bir isimdi. Ancak politika yapma yasaklısı olduğunda başkanlık seçimlerine aday olamıyordu.

Bütün bu olasılıklar tartışılıp konuşulurken, oyunun yazarı senaryoyu açıkladı. Ordu, geçiş dönemi için duruma el koyacaktı. Neyin nasıl olacağı daha sonra saptanacaktı. Ortalarda dolaşan demokrasi, açıklık, halkın sesi sözcükleri çok iyiydi ama sonuçta, ortaklarına danışarak veya danışmadan, kararı ABD veriyordu.

MISIR’DA DEĞİŞME VE İSRAİL ;

Mısırdaki ayaklanmalar, Mısır’ın jeopolitik önemine, stratejik yerine, bölgede oynayabileceği role bağlı olarak Batı’nın ve özellikle İsrail’in dikkatlerini topladı. Mısır, tarihi, Arap dünyasındaki aydınlar arasındaki yeri ile hem Ortadoğu’yu hem de Afrika’yı etkileyecek bir ülkeydi.

Mısır, ABD için Ortadoğu’nun anahtarı, İsrail’in Müslüman dünyadaki sigortası gibidir. Son dönemde İsrail karşısında oluşan cephenin etkisini azaltan / azaltacak elemandır.

Bush yönetiminin “ılımlılar” dediği ülkeler ABD dış politikasında daima dikkat edilen bir nokta olmuştur. Batı dünyası hafızası için, Fransızların Çinhindi, ABD’nin Vietnam savaşlarının domino reaksiyonları unutulmayacak olaylardır. Batı, Özellikle ABD İsrail’in geleceğini tehlikeye atacak bir radikalleşmeye izin veremezdi.

İlginç olan odur ki, önemli “think tank’lar, Mısır’da yaşanan ayaklanma hareketlerinin İsrail’e politik ve güven alanında nasıl bir etki yapacağı konusunda açık bir öngörüde bulunamıyorlar. Hemen hemen hepsi, yeni yönetim “Camp Davit Anlaşması”na uyacağını açıklamış olsa bile, endişelerini ifade ediyorlar. Mısır’ın biraz olsun, Suriye, İran, Hizbullah, Hamas, Irak Muhalefeti’ne yaklaşması bölgede büyük denge değişikliklerine sebep

olabilir.

Doğal olarak ABD ve Batı bunu önlemek için her şeyi yapacaklardır.

İsrail yönetiminin, araştırmacıların, politik analizcilerin Mısır ayaklanmasının bu denli büyük olacağını hesap ettiklerini zannetmiyorum. Bir yerde bu İsrail’in Lübnan’a 2000 ve 2006, Gazza’ya 2008-2009 saldırılarındaki yanılgının devamı oluyor. Bu yanılgılar, İsrail’in bölgede etkinliğini kaybetmesinin de işareti olarak kabul edilebilir. 1948 yılında kuruluşundan sonra Arap ülkelerinin tek tek veya beraberce İsrail projesine karşı koyacak güçleri yoktu. Cemal Abdül Nasır ‘la bölgede başlayan kaynama İsrail askeri, ekonomik güvenliğini iki ayakla dengelemişti ; İran Şahı ve NATO üyesi Türkiye Cumhuriyeti ile ittifak kurarak. Camp David anlaşmasıyla israil’in karşısında sadece Hafız el Esat kalmıştı. Son yıllarda, Ortadan kalkan Şah ve tavır değiştiren Türkiye ile ilişkiler soğuyunca, İsrail bölgedeki stratejisini, Mısır’la olan ittifakına bağlamıştı.

Bölgede İsrail için tehlike olmayan başlayan Lübnan’da Hizbullah’ın başını çektiği “Ulusal Direniş Hareketi”, Filistin’de Hamas, Suriye kara bulutlar gibidir.

İsrail’in küçük müttefiki Ürdün kralı canıyla uğraşmaktadır. İsrai’in yardımına koşması beklenemez.

Şimdi İsrail için bölgedeki son müttefikini de kaybetme tehlikesi söz konusu olabilir diye korkulmaktadır. ABD iki şeye izin vermeyecektir.

1. Ortadoğu petrol kaynakları ve yolları üzerindeki kontrolün kaybetmeye.

2. İsrail’in güvenliğinin tehlikeye düşmesine.

Bu makale 2011 yılının Mart ayında yazılmıştır.

    Leave a Reply

    Please log in using one of these methods to post your comment:

    WordPress.com Logo

    You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

    Twitter picture

    You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

    Facebook photo

    You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

    Google+ photo

    You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

    Connecting to %s

    %d bloggers like this: