Nerede olursan ol…


Yürü üstüne – üstüne, tükür yüzüne fırsatçının, fesatçının…

dağ_çiçekleri

***

Nerede olursan ol,

içerde, dışarda, derste, sırada,

yürü üstüne – üstüne

tükür yüzüne celladın

fırsatçının, fesatçının, hayinin

dayan kitap ile

dayan iş ile

tırnak ile, diş ile

umut ile, sevda ile, düş ile

dayan rüsva etme beni

gör, nasıl yeniden yaratılırım

namuslu, genç ellerinle

kızlarım

oğullarım var gelecekte

herbiri vazgeçilmez cihan parçası

kaç bin yıllık hasretimin koncası

gözlerinden

gözlerinden öperim

bir umudum sende

anlıyor musun?

Ahmet Arif

**

80’li yılların başında cezaevlerinde yükselen “bizler yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz ” sloganları bugün sesini daha da yükselterek devam etmektedir

Hedefi, amaçları, istemi ne olursa olsun bu eylem insanın gösterebileceği iradenin en üst boyutudur. Böylesi bir irade karşısında insanlığa düşen O insanların taleplerine kulak asmak ve saygı duymaktır. 

 Ama gel gör ki, öyle bir zamanda ve dünyada yaşıyoruz ki yükselen bu insanlık çığlığına kulak asmak bir yana birileri hem kendi kulağını kapatmakta hem de kirli, çirkin dayatmalarla toplumun kulağını da kapatmaya çalışmaktadır. 60 günü aşkındır cezaevlerinde bedenlerini ölüme yatıran yoldaşlarımız, kendilerini öyle sıradan, bireysel istemlerle ölüme yatırmadılar. Bu istemleri böyle görmek, böyle ele almak onlara yapılacak en büyük hakarettir. Görülüyor ki, yaşama sıkı sıkı bağlı olan bu güzel insanları gerçektende halkı için, çocuklarının özgür yarınları için canlarından başka ortaya koyabilecekleri hiçbir şeyleri kalmamış. Olsaydı ya da bırakılsaydı –çünkü bunu yapması gerekenler bırakalım böyle bir ortam yaratmayı, onlarca yıl Önderliğimizin, Özgürlük hareketimizin büyük bir mücadele ile yarattıklarını da görmezden gelerek var olan ortamı da daraltma çabası içerisindedirler- bu insanlar bedenleriyle değil, sözleriyle, demokratik eylemleriyle mücadele edebilirdi.

Şimdi tarihin en affedilemez sözde liderlerinden Erdoğan’ın gözlerini öylesine kan ve iktidar bürümüş ki, hem dengesizleşmekte hem de densizleşmektedir.  Öyle böyle değil, insanların gözünün içine bakarak “ölürlerse ölsünler” demekte, bununla yetinmeyip “siz bunları talep ederseniz, bizi böyle zorlamaya çalışırsanız sizleri bugünlere hasret bırakırız” demeye getirmektedir. Sanki bugünleri babasının hayrına o sundu. İnsan böylesi bir durum karşısında söyleyecek o kadar çok söz buluyor ki, sözü dile getirmek ancak onun seviyesini yükseltir diye dile getirmek istemiyor. Hele bir yap sayın başbakan, hele tehdit ettiklerini bir gerçekleştir.  O zaman bir bakacaksın yaratmak istediğin cehennemde önce sen ve senin tayfan yanacak. Tıpkı Saddam gibi… Hani dün sana cevap verenlerden birisi diyordu ya; “idam ipi bir gerildi mi, kimin boynuna geçirilir belli olmaz”  Irak halkına, Kürt halkına senin gibi cehennemi reva gören, gözünü hiç kırpmadan onları en vahşice katleden ve yarattığı cehennemden senin gibi övünç duyan kimdi?

Sonu?

Böylesi bir sonu isteyen biz değiliz ama görülen o ki dayatan sensin. Tehditlerinle, çığırtkanlığınla ortamı, toplumu geren, toplumu Kürt, Türk fark etmeden kin ve nefrete hazırlayan, şimdiden cehennemi yaşattıran da sensin.

AKP faşist hükümetinden umut bekleyen, ona bel bağlayan yok. Asla böyle bir şey olmaz da. Ama halkın, kamuoyunun daha duyarlı olması gerekir.  Bu çok istenilen düzeyde gelişmedi. Kendisine aydınım, öncüyüm diyenler bugün ellerini taşın altına koymazsa hangi gün ve zamanda bunu yapacaklar? İnsanlar eğer bugün zindanlarda yükselen bu insanlık çığlıklarını duymuyorlarsa, bir an için durmaları ve insanlıklarını sorgulamaları gerekir.

Şimdi cezaevlerinde kendi bedenini ortaya koyan, dağlarda her gün kendisini, canını yaşama adayan hiçbir arkadaşımız, böylesi cehennemler yaşansın diye kendilerini feda etmemektedirler. Böylesi günler son bulsun, daha güzel, daha yaşamaya değer günler yaşansın diye mücadele etmektedirler. Bu mücadeleyi yürütürlerken de birilerinin tehditleri karşısında ikirciklik yaşamazlar. Tabi davaya adanmışlığın ne demek olduğunu bilmeyenler bunu anlamakta, kavramakta, mermer kafalarına sokmakta zorlanabilirler. Ve utanmadan pişkin pişkin “hadi tadında bırakın” “bunlar dağdan aldıkları talimatla bu eylemi gerçekleştiriyorlar” diyebilir. Bir, karşında oyun oynayan ve oynadığı oyunu tadında bırakması gereken çocuklar yok. İki, hangi güç, iktidar bir insanı iradesi dışında böylesi bir eyleme yönlendirebilir. Hem de bir değil, binlerce kişiyi… Bu mümkün mü?

Erdoğan kabullenmese de cezaevinde kendilerini ölüme değil yaşama adayan bu insanlar, bu kararı ve eylem gücünü kendi iradeleriyle aldılar. Böylesi bir iradeyi kırmak ise AKP faşist hükümetinin gücünü çok fazla aşan bir durumdur. 

Derşin Mirza

Yükselen Çığlık

**

Yalın ayaklı ülkemin çocukları

Tüm gülücüklerin mısralarını,

göz yaşlardaki nağmeleri yolluyorlar

bu meskenlere

Ne edem coşkularımın akışlarını

Bir nehir misali akıyorum süveydanıza

Ya siz,

bir okyanus derinliği kadar

akmış mısınız süveydama?

Oyunlarımız var ülkemin sokaklarında

Dünyamın en güzel tomurcuklarısınız

Ne edem ki sadece akışlarım yaşanır bu süveydamda

Süveyda,

kalbin üzerindeki en küçük parça

Yaşamın temelidir be güzelim

Fukara kalemimin mürekkebi yetmez

bu atom parçacığına

Neylersin akışlarımı tutamam…

Ş. Delila MEYASER

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: