Kuşlar ve İnsanlar …


Örümcekler ve Yarasalar ise aydınlıktan korkarlar..

kuşlar

***

ARAP BÜLBÜLÜ
Hiyerarşik bir düzen içinde yaşarlar. Çeneleri gelişmiş,geveze ve gürültücü kuşlardır.
Taklitleri içeren geniş bir repertuvarları vardır. Sürüler halinde toplandığında çok ses çıkarırlar. Ötme organları çok fazla kuvvetlendiğinden yerlerini tespit etmekte zorluk çekilmez.

Coğrafyamızın her kesiminde bulunurlar.

Ak yanaklı, ipek kuyruklu, sürmeli, kara kafalı türleri vardır. Meyveleri severler. Karakuyruk ve örümcek kuşu ile akrabadır. Yeşil guguk, yeşil tir an, takkeli ötleğen, Arnerikan ve Avrupa ötleğenleri yanında, sakallı sığırcık ile de bağları vardır.

SÜMSÜK
Çok çeşitlilik gösteren bir canlı grubudur. Benzer diğer cinslerden kolayca ayrılabilirse de, boy güvenilir bir ayırt etme yöntemi değildir.

Sesi çoğu zaman kimliği hakkında en önemli ipucudur. Tatlı suları severler. Binlercesi sürüler oluşturmasına rağmen, yön tayin etme yetenekleri hiç yok denecek kadar zayıf olduğundan, başka cinslere tabidir. Kanat ve kuyruk telekeleri sürekli renk değiştirip, her tona dönüşebilir. Bütün bölgelerde kolayca bulunabilirler.Sağa sola yatarak ve döne döne uçarlar.

Rüzgar hafif de olsa onun yönüne kolayca sürüklenirler. Yakarma ve tıslamaya benzer seslerden geniş bir repertuvarları vardır. Eylemsizliğe yatarak uyuduklarından bir alt tür olarak sınıflandırılırlar.

Yırtıcılar karşısında suskun kalarak, saygıda kusur etmezler .

KUYRUK SALLAYAN
Kendileri küçük, kafaları kalın otlakçılardır. Yüzünde maske yoktur. Aşırı avlanmaya rağmen sayıları azalmaz.
Cinsiyetleri fark etmez. Sesleri kadife kadar yumuşak ve kesik kesiktir.

Her yere tüneyen Pasifik kuyruksallayanı, büyük küçük bütün yerleşim birimlerinde bulunur. Baş renkleri niyetlerine göre değişir. Büyüklerinin kuyrukları büyük, küçüklerinin kuyrukları küçüktür. Uçuşları sürekli hafif dalgalıdır.

Hem uçarken, hem de yerde iken öten nadir bir türdür. Dalkavuk kuştur, sevdiğini köpek gibi yalaya yalaya öldürür.

Besinlerin bolluğundan doğrudan etkilenir. Boz başlı inek kuşuyla akrabadır. Kolyeli kuyruk sallayanı, Kıbrıs kuyruk sallayanı gibi türlerinin yanında, Amerikan çüntesi ve Avrupa çüntesiyle de hısımlığı vardır. Dağınık olabileceği gibi koloniler halinde de beslenirler ve yaşarlar.

ŞAKRAKCI
Genelde zayıf ve cılız bir sesi olmasına rağmen sürü halinde çok gürültü çıkarırlar.

Bu türün yaşamı aya benzer, bir parlak bir karanlık. Gelişmiş gagalı, kısa kuyrukludurlar. Giysileri cinsiyet, yaş ve mevsime göre değişiklik gösterir. Antik çağdan bu yana soyu hiç tükenmeyen ve asla yeryüzünden çekilmeyecek olan garantili bir türdür.

Ne zaman kaçacakları, ne zaman kalacakları belli olmaz.
Korktuklarından kaçanları olduğu gibi, kaçtıkları için korkanları da vardır. Kocabaşlar, cılbıtlar ve sığırcıktarla araları iyidir.

BAĞIRTLAK
Gagaları küt, kuyrukları uzun ve basamaklıdır.
Gövdesi çok sık enine çizgili olduğu için çok uzaklardan fark edilebilir. Küçük ve kılkuyruk bağırtlaklar da vardır.

Uçarken ötme yetenekleri pek yoktur. Sağlam bir tünekte ise susmayı bilmezler.

Türlerinin büyük çoğunluğu ürkektir, çok çaresiz görünürler. Çok sık rastlanır. Genellikle karanlıkta seslenmeyi seçerek göze batmak istemezler. Koloniler halinde saklanarak yaşarlar. En sevdikleri şey, başka türlerin yuvalarına yumurtlamaktır.

Övgünün fazlasının maskaralık olduğunu hiçbir zaman öğrenmeyecek olan bir alt türdür. Toylara yakındır.

MUKALLİT
Coğrafyamızda en bol bulunan, en yaygın türdür.

Ötüşü melodisiz, ince ve metaliktir. Bozuk bir plak gibi durmadan duyduğu her şeyi tekrarlar durur. Ne aldıysa onu verir.
Soyu tükenmeyecek olan bir sınıfındandır. Papağan ve guguklarla akraba olan beleşçi kuşlardır. Böceklerle beslenir.

Ne doğru? Ne yanlış? Algılayamadığından, mukallitlere en iyi öğretmen başlarına gelecek felakettir.

Diğer kuşlar gibi bu kuşu da tanımanın birinci kuralı iyi gözetlemektir. Tecrübe şarttır. Şarkıcı mukallit, gerdanlı mukallit, maskeli mukallit, Arap mukallidi, açgözlü mukallit ve bıyıklı mukallit, bu türün diğer örnekleridir.

Örümcekler ve Yarasalar aydınlıktan korkarlar..

Cesur kişileri bir eyleme, ancak, eylemi olduğundan daha tehlikeli göstererek yöneltebilirsiniz..

**

Din sömürgeni ve din pazarlamacıları, mal pazarlamada; yamyam köyüne dalarak, ortalığı altına üstüne getiren filden farksızlar. Korku, panik, güvensizlik, çaresizlik ile ne yaptığını bilememe dahil, ne isterseniz var! Buna Anadolu’da “ üç buçuk atma” denir..

Dilenci, kendini başkalarına acındırarak, yalvarıp yakararak, mağdur olduğunu söyleyerek bahşiş almaya kalkandır. İnsanlar dilenciye ne kadar acırsa, dilenci de o kadar kazanır. On yılı aşkın bir süredir, Türkiye’nin başında da bir siyasi dilenci var..

Saman ekmeği neslinden geldiği için, Gezi Parkı eylemlerini anlayabilmek bir yana, 4 kişinin öldüğü, 13 kişinin gözünü kaybettiği 60’ı ağır, 8 bine yakın insanın yaralandığı olaylarda “ emri ben verdim” diyecek kadar da aymaz. Günü geldiğinde bunun hesabını vereceğini bile kavramaktan aciz..

Vicdan sahibi her insanın utanç ve vicdan azabı duyacağı bu olaylarda, bırakın vicdanı, toplumu hızla daha da bölüyor ve kutuplaştırıyor..

O şehirden bu şehire toplama kalabalıklarla kendini tatmin etmeye çalışıyor ve ne kadar olmamış olay varsa, demagoji yaparak, halka dini söylemlerle nifak sokarak kin ve nefreti körüklüyor. Bunun Anayasa ve ceza yasalarındaki karşılığı, bölücülüktür. Ve bu suçu, Başbakan sıfatı altında işliyor..

Görüntüsü, hal ve hareketleri ile söylemleriyle, duvara toslamış kamyondan düşmüş bir un çuvalından farksız..

Batı bunları, Ortadoğu’daki çıkarlarının bekçiliğini yapması için destekledi ve olup bitenlere şimdiye kadar göz yumdu, ama artık ipini çekti ve yavaş yavaşta sıkacaktır. Suriye meselesinde maskeler kullanarak mezhepçilik yaptılar. İsyancıları eğittiler, silahlandırdılar, lojistik destek sağladılar ve binlerce kişinin ölümüne sebebiyet verdiler. Ceylanpınar’da dört, Cilve gözünde yirmi sekiz, Reyhanlı’da elli dört vatandaşımız öldü. Yüzlerce kişi organlarını kaybetti, iki savaş uçağı pisi pisine düştü ve pilotları şehit oldu. Adam gibi bir ülkede hükümetin derhal istifa etmesi gereken bu hadiselerde hiçbir şey umurlarında bile değil. Üstelik; şu lafa bakın: Reyhanlı’da elli dört Sünni vatandaşımız şehit olmuştur, diyecek kadar da aleni bölücülük yapıyor..

Mal, canlı veya cansız ticari nesneye denir. Malın bir sahibi vardır ve dünyanın her yerinde mal sahibi “ benim malım” der. Şu hale bakar mısınız?.
“Benim milletvekilim, benim valim, benim polisim, benim savcım, benim partilim” iğneden ipliğe, aklıma ne gelirse, bu malın sahibi benim diyor. Toprak düzeninde böyledir, yanaşmalar dahil kahyanın gözünde her şey maldır.
Mal yerine konulanlar ne yapıyor derseniz! Hiçbir şey. Mal ne yapabilir ki…

Gelelim şu, Türkiye’yi aşama aşama bölünmeye götüren adıma. “ Çözüm süreci” diye yutturulan, sonunda da vahim bir şekilde sonu gelecek olan PKK meselesine.. Önce şunu herkes kafasına sokmalı, PKK çekilmez, gelir gider. Grupların bir bölümünü de kritik bölgelerde bırakır.

Nitekim birkaç gün önce de Bitlis’te 2 mühendisi kaçırdı. Yüksekova bölgesindeki ikiyaka dağları üzerinde uçan bir helikoptere de ateş açtı. Bu PKK’nın İki yaka dağlarının üzerinde bulunan (3800m) Hisar Yaylasındaki yazlık ve kışlık kampta halen tam kadro bulundukları ve çekilmediklerinin kesin kanıtıdır.

İkiyaka’nın güneyi Irak topraklarıdır. İsterse 5-6 saatte Irak’a gidebilirler. Niye gitsinler ki? Genelkurmay açıklamasına bak ve acı! “Helikopter bir kaçış manevrasıyla bölgeden uzaklaşmış!” geçen haftada ateş açan PKK’lıların üzerine giden kobra için “meşru müdafaa yapmıştır” demişlerdi. Vah evladım vah! Günü geldiğinde sorumlular olarak, bakalım kendinizi nasıl savunacaksınız?. Devam edin devam edin! Münferit gibi görünen bu olaylarda PKK “ ben buradayım, sana hatırlatırım” demek istiyor..

Mevcut hükümetin başı ve yanaşmaları esas perişanlığı ve felaketlerini PKK ile yürüttükleri acz ve teslimiyet faaliyetlerinden yaşayacaklar. PKK, siyasi amaçları tam gerçekleşmeden ne silah bırakır, ne de eylemden vazgeçer. Siyasi istekleri çok net ve keskin.. Mesele öyle sıradan safların ve ahmakların sandığı gibi, temel hak ve özgürlükler de bitmez..

Diyarbakır’da İmralı fırıldağının talimatıyla konferanslar düzenleniyor; “Kuzey Kürdistan Birliği” olarak.. İş birlikçi olduklarından vahameti görmezden gelip Türk gençleriyle uğraşıyorlar. Bunlar, Refah Partisindeyken “Cumhuriyet döneminin sonu geldi” diyenler. Laik sisteme ve Atatürk devrimlerine meydan okuyanlardır.

Rejimi devrilmiş ve parçalanarak bölgesel yapılarla, bir çorbadan farksız hale getirilmiş, Türkiye bunların umurlarına mı? Umurlarına ne demek, yapmak istedikleri şey zaten bu!. Federal ve özerk bir yapılanma Kürdistan’ın Türkiye topraklarıdır. Halk, bu hükümetin PKK ile işbirliği yaparak bunu gerçekleştirmeye çalıştığını çok yakında ayan beyan görecek. Ve işte sen o zaman gör çıngar nasıl çıkarmış ve bunların sonu nasıl getirilirmiş.. Halkı dini söylemlerle, anayurdu PKK ile işbirliği yaparak bölüyorlar.

Sosyoloji de bilmiyor. Nereden, hangi eğitimle öğrenecek ki: “Dünyanın neresine gidilirse gidilsin, toplumlar daima sıradan zihinlerden, hiçbir şeyi derinlemesine görememiş insanlardan oluşur. Politikacının tahtını taşıyan sıradan bir kalabalıktır. (Türkiye’de olduğu gibi) Bunlar, önce yükseğe çıkarlar ki daha sonra aşağı çekebilsinler. Bu oyundan müthiş keyif alırlar.”

Akepenin, PKK ile düzmece nikahı partinin parçalanması ve başında kinin de dilinden düşürmediği “kefeniyle” baş başa kalacağı şekliyle sonuçlanacaktır. Bunu olaylar ve koşullar gösterecektir. Kimse, yüzsüz demagoglardan vatansever bir hareket bekleyecek kadar ahmak olmamalıdır. Herkesin ailesi soyu sopu kendisi için önemlidir ve bu, kalıtımsal olarak her canlıda vardır. Kabul edilemez tek bir şey vardır, o’da inkarcı nankörlerdir..

Ama şunları da yazmazsam makale eksik kalır! Mecliste Akepe ile birlikte yılların iki partisi daha var.
Bunlara rağmen Akepe %30, %40, %50’lere yakın oy alarak yükseliyor..
Neden?

Çünkü bu ikisi de beceriksiz, aciz ve zayıf.. İnsanlar bunu ne zaman idrak edecek, ne zaman anlayacak, ne zaman kavrayacak? Artık “ucuz milliyetçilik” ve “Atatürk’ün partisiyiz” gibi, lafların arkasına sığınarak kendilerinize politik çıkar sağlamaktan vazgeçin ademler (adem boş demektir) siz nesiniz, onu söyleyin. Atatürk, iki kere de İsmet İnönü’yü beceremiyorsun diye görevden aldı. Sizin gibileri ne yapardı, hiç düşündünüz mü? Yanına bile yanaştırır mıydı?

Veya siz, cesaret edebilir miydiniz? Üstelik neyiniz benziyor? Eğitiminiz benzemez, mesleğiniz benzemez, savaş alanını bilmezsiniz, kişiliğiniz benzemez. Geriye neyiniz kaldı? Devrimler demeye kalkmayın! O sizin politikadaki ekmek paranız ademler!. Bu iki parti de, düzenin bir parçası. Biri Akepe’nin kara gün dostu, diğeri de salıncak gibi gel gitten başka bir şey değil. En kritik bir dönemde Avrupa Akepe’yi sallarken, Almanya ve Polonya’ya yazılan mektupların Akepe’ye payanda olduğunu anlamayacak kadar da gafil ve strateji fakiri bunlar. Susuz derede kavak bitmez hemşerim..

Hak ve Eşitlik Partisi ilk kurulduğu günden itibaren, söylemlerim, programlarım, kitaplarım ve makalelerimde kullandığım ilk sözcük şudur: “Bu işlerin üstesinden gençler gelecek ve işi halk bitirecektir. Hayat karar ve eylemdir.” Ve geldiler. Gerisi de çorap söküğü gibi devam edecektir.

Son 20 gündür bu Hacivatların laflarına bakın: “Gençleri tahmin edemedik. Biz de mesajı aldık. Gençler farklı çıktı..vs.” İnsanları farklı kılan beyindir. Kafa ve kelle değil. Sende yoksa, kim ne yapsın?.

Ve Sokrates den:
“ Konuş, kim olduğunu söyleyeyim!”

Osman Pamukoğlu
Hak ve Eşitlik Partisi

Genel Başkanı

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: