Kaşgar’daki kanlı son olaylar…


ABD – Rusya – Çin Üçgeninde, Doğu Türkistan üzerinde oynanan oyunlar !

Doğu_Turkistan

***


©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

 

I. Doğu Türkistan, Çin’in gösterdiği büyük ekonomik gelişme ve buna bağlı olarak ABD karşısında yeni bir “kutup” olarak algılanması sonrasında, güncel jeopolitiği çok önemli hale gelen ve stratejik değeri çok artan bir bölge haline gelmiştir. Çin’in uluslararası politikadaki yerine ilişkin bu değişimin etkisinde ABD’nin Asya’da Çin’i çevrelemeye yönelmesi, Doğu Türkistan’ı ayrıca öne çıkarmıştır. Doğu Türkistan’ın güncel durumu bu olmasına rağmen, Kaşgar’da, 23 Nisan 2013 günü yaşanan ciddi olaylar Dünya medyasında fazla yer bulmamıştır. Bu durumu, çok genel olarak, Doğu Türkistan’ın güncel jeopolitiğinin henüz anlaşılamamış olması ile açıklamak mümkündür diye düşünülmektedir.

Reuters’de yer alan Pekin merkezli, 24 Nisan 2013 tarihli ve “’Terrorist’ axe, knife and arson attack kills 21 in China’s Xinjiang” başlıklı haber ile, Guardian’da yer alan yine Pekin merkezli, 24 Nisan tarihli ve “China: 21 killed in Kasghar clashes” başlıklı haberde ve Yalquzaq’da yer alan, Ankara çıkışlı, icengiz

 

Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin Başkanı İsmail Cengiz
’e ait, 25 Nisan 2013 tarihli ve “Kaşgardaki çatışmanın terörizmle ilgisi yok” başlıklı metinde, özetle şu hususlara yer verilmiştir: 23 Nisan 2013 günü, Doğu Türkistan/Kaşgar’da, yerel halk ile güvenlik birimleri arasında yaşanan çatışmada 21 kişi ölmüştür; olay, ihbar üzerine bir evde yapılan arama üzerine ortaya çıkmıştır; evdeki arama sırasında güvenlik görevlilerinin evde bulunan şüpheliler tarafından rehin alınması olayın büyümesine yol açmıştır; çatışma çıkmıştır ve çıkan çatışmada, evde rehin alınan üç güvenlik görevlisi de dahil toplam altı güvenlik görevlisi ile dokuz yerel sakin ve “İslamcı” terörist olduğu iddia edilen altı etnik Uygur öldürülmüştür; çatışma sonrasında, “İslamcı terörist” oldukları iddia edilen 14 Uygur ele geçirilmiştir; olayda bıçak, balta ve silahla güvenlik görevlilerine saldırılmıştır; olayın planlı terörist faaliyet olduğu yazıldığı gibi, olay Doğu Türkistan bağımsız devletini kurmak isteyen ayrılıkçı İslamcıların eylemi olarak da verilmiştir; eylemden hemen sonra eylemin yayılmasını önlemek için cep telefonu ve internet erişimi kesilmiştir; Çin Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, olayı terör/şiddet eylemi için halkın desteğini arayan küçük bir grup tarafından yapıldığını ve hala bölgede bulunan küçük bir grubun istikrarı ve gelişmeyi engellemek için çalıştığını söylemiştir; buna karşılık yerel kaynaklara dayandırılan haberde ise, olayın bir terörist eylem olmadığı, Kaşgar bölgesinde uygulanan istimlak politikası kapsamında evleri yıkılanlara çok düşük istimlak bedeli ödenmesinin yörede genel bir huzursuzluğa yol açtığı, halkın şikayetlerinin yerel yöneticiler tarafından dikkate alınmadığı, bu konu ile ilgili olarak Valilik önünde toplanan halk ile güvenlik birimleri arasında arbede yaşandığı, olayın bu arbedenin devamında ortaya çıktığı, Doğu Türkistan halkının terörist eylem veya gruplarla bir bağlantısının olmadığı ifade edilmiştir.

II. Söz konusu haber, Doğu Türkistan’ın güncel tablosunu ortaya koymaktadır. İstimlâk (kamulaştırma) adı altında Müslüman Uygur Türklerinin malları ellerinden alınmakta, çoğu Han Çinlisi olan yerel yöneticiler Müslüman Uygur Türklerinin şikayetlerine kulaklarını tıkamaktadırlar… İstimlâk, etkili olduğu için, asimilasyonun en sık kullanılan araçlarından biridir. Xi Jinping Yönetimi, çocuk politikasını öz eleştiri konusu yapma sinyalleri verse ve bu Doğu Türkistan’daki dramın bir boyutu ile ilgili olumlu bir algılamaya yol açsa da, Kaşgar’daki olay, asimilasyon/eritme politikasının sürdüğünü göstermektedir. Doğu Türkistan’ın Türk ve Müslüman olan halkı, Han Çinlileri karşısında çaresiz, savunmasız ve destekten yoksun olmaya devam etmektedir. Doğu Türkistan halkı asimilasyona yönelik tepkisini ve sesini duyurma imkanından yoksun olduğu ve bu nedenle olayların gerçek yüzü Dünyaya anlatılamadığı için, kamuoyu olaylardan Çin’in anlattığı şekilde haberdar olmakta ve bu durum asimilasyon/eritme politikasının amacına ayrıca hizmet etmektedir. Çünkü hem yaşananlar üzerinden yerel halka gözdağı verilerek Doğu Türkistan halkı sindirilmekte, hem asimilasyon/eritme politikası Dünyanın gözünden kaçırılmakta, hem de Pekin Yönetiminin terörizmle ya da İslami aşırıcılıkla mücadelesi gibi görülerek Çin’in destek almasına (yaptıklarına tolerans gösterilmesine) hizmet etmektedir.

ABD ve Rusya, uluslararası politikada gelinen noktada, Doğu Türkistan’da yaşayan halkın sesine, hem insanlık adına kulak vermeli, hem de onların evrensel insan hakları bağlamında dile getirdikleri haklı taleplerinin arkasında durmalıdır. Çünkü bunları yapmalarında, onların ciddi çıkarları vardır.

ABD ve Rusya, her şeyden önce, Doğu Türkistan’ın güncel jeopolitiğinin çok daha önemli hale geldiğini görmek durumundadırlar. Yaklaşık 1.68 milyon km²’lik bir alanı kapsayan Doğu Türkistan, Çin içindeki diğer sorunlu bölgelerden Tibet’e ve İç Moğolistan’a bitişiktir. Batıda Wakhan koridoru üzerinden Afganistan’a komşudur. Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan, Doğu Türkistan’ın batıdan komşu olduğu diğer ülkelerdir. Doğu Türkistan, Hindistan’ın, Pakistan’ın ve Çin’in kontrolünde olan, bu ülkelerin bir şekilde soruna taraf olduğu Keşmir bölgesine de komşudur. Ve Fergana Vadisi de, Kırgızistan üzerinden Doğu Türkistan’a çok yakındır ve komşu sayılır. Uluslararası politikadaki mücadelenin Asya’ya kaydığı, Asya’da kıta içi dengenin Çin lehine ciddi şekilde değişmeye başladığı ve ABD’nin Asya’da Çin’i çevrelemeye yöneldiği mevcut konjonktürde, bu komşuluklar son derece önemlidir.

Doğu Türkistan’ın hemen çağrışım yaptığı ilk konu, ABD’nin 2014 yılının sonuna kadar Afganistan’dan ayrılacak olmasının yol açtığı İslami aşırıcılığın bölgede güçlenmesine neden olacağı endişesidir. Bölgede şimdiden üst seviyede hissedilen ve açığa vurulan bir endişe vardır. Bu bakış açısı ile; Afganistan, Pakistan, Keşmir Bölgesi, Doğu Türkistan, Tacikistan’ın doğu ve güney bölgeleri ile Fergana Vadisi İslami aşırıcılığın 2014 sonrasında güçlenmiş olarak kendisini göstereceği yerler olarak görülmektedir. Doğu Türkistan’a bu bakış açısı ile bakılmakta, maksatlı bir genelleme yapılarak Doğu Türkistan İslami aşırıcılık ve terörizm ile ilişkilendirilmektedir. Bu bakış açısı ve bu ilişkilendirme, Çin’i Doğu Türkistan konusunda serbest bırakmakta ve Çin’in Doğu Türkistan’da yaptıklarına ses çıkarılmamasına neden olmaktadır. Oysa İslami aşırıcılık ve terörizm konusunda Doğu Türkistan için bir genelleme yapılması, doğru bir yaklaşım değildir ve gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Doğu Türkistan’da gerçekte yaşanan, ağır insan hakları ihlalleridir. Doğu Türkistan halkının Müslüman kimliği, 11 Eylül hadisesi sonrasında üretilen “terörizme karşı savaş” ve “İslami terörizm” nitelemelerinin yol açtığı siyasal atmosferden yararlanmak için Çin tarafından “istismar” edilmektedir. Zannediliyor ki, Çin İslami aşırıcılık ve terörizm ile mücadele etmektedir. Oysa Çin, İslami aşırıcılığı ve terörizmi, Doğu Türkistan’a yönelik asimilasyon ve bölgenin zenginliğini ele geçirme politikalarını “örtmede” bir araç olarak kullanmaktadır.

ABD ve Rusya zannediyor ki, Çin’in İslami aşırıcılar diyerek Doğu Türkistan’ın Türk ve Müslüman halkını karşısına alması, bütün İslami aşırıcıların Çin’i karşılarına almalarına neden olacak; bu da, Çin’i ciddi şekilde meşgul ederek Pekin karşısında Washington’un ve Moskova’nın işine gelecektir. Bu yaklaşım ve beklenti de, hem gerçekçi değildir, hem de telafisi güç bir yanılgı gibi gözükmektedir. Çünkü her şeyden önce Doğu Türkistan’ın bir bütün olarak İslami aşırıcılık ilişkilendirilmesi yanlıştır, İkincisi Çin’in İslami aşırıcılar ile karşı karşıya gelme ihtimali oldukça zayıf bir ihtimaldir. Pekin’in İran ve Çin ile bağlantıları, Afganistan’da yaşananlar, Afrika’daki Çin varlığı ve Güneydoğu Asya Müslümanlığının kendine özgü duruşu, bu ihtimalin ciddi şekilde zayıf olduğuna işaret etmektedir. ABD’nin ve Rusya’nın bu bakış açısı ile açıklanabilecek Doğu Türkistan yaklaşımlarının sonucu, Pekin Yönetiminin Doğu Türkistan’ı kesin kontrolü altına almasıdır. Bu kontrol, “Asya’nın Kuveyt’inin” Pekin’in kontrolüne girmesi, Çin’in diğer benzeri iç sorunlarının Pekin’e karşı kullanılma özelliğinin zayıflaması ve Pekin’in Doğu Türkistan üzerinden manipülasyonlara gitme imkanına kavuşması anlamlarına gelebilecektir. Yani Doğu Türkistan’ı kesin kontrolü altına alması, Çin’i içeride güçlendirecek; içerideki bu güçlenme, Çin’e dış politikasında da güç verecektir.

Oysa Doğu Türkistan ile ilgili İslami aşırıcılık nitelemesinin maksatlı bir genelleme olduğunu kabul etmeleri ve buradan hareketle Çin’in Doğu Türkistan politikasının karşısında yer almaları, ABD ve Rusya için, daha doğru, daha gerçekçi ve daha yararlı bir hareket tarzı olarak gözükmektedir. Bu hareket tarzının niçin daha yararlı olacağına işaret eden bazı hususlara dikkat çekmek mümkündür. (1) Daha önce de ifade edildiği üzere, her şeyden önce, Doğu Türkistan için İslami aşırıcılık genellemesinde bulunulması doğru değildir, çünkü gerçeği yansıtmamaktadır. (2) ABD’nin ve Rusya’nın Doğu Türkistan konusunda Çin’in karşısına dikilmemeleri, özelde İslami aşırıcıları, genelde ise İslam Dünyasını Çin’in etki alanına itecektir. Çünkü ABD’nin Af-Pak bölgesine ve Irak’a ilişkin politikaları ile Rusya’nın Kafkasya’ya yönelik politikaları bütün Dünyada bilinmektedir. Çin’in ise, Doğu Türkistan politikası dışında bu kapsamda görülebilecek bilinen bir başka politikası bulunmamaktadır. Üstelik Pekin’in Doğu Türkistan politikası, Dünya kamuoyunun fazla bilgi sahibi -hatta haberdar- olduğu bir politika da değildir. Buna bakarak, Çin’in İslam Dünyasındaki cazibesinin ABD’ye ve Rusya’ya göre daha güçlü olduğunu ve bu güçlü cazibenin Doğu Türkistan üzerinden ortaya çıkabilecek İslam-Çin çatışması ihtimalini oldukça aşağıya çekeceğini -hatta tam tersine, bir yakınlaşmaya yol açacağını- söylemek gerekir. Bu noktada, bu düşünceyi besleyen iki husus daha akla gelmektedir. Bunlar, bir taraftan Huntington’ın medeniyetler çatışması tezindeki İslam-Batı çatışması ve Konfüçyusluk-Batı çatışması, diğer taraftan da Hıristiyanlık ile İslamiyet arasındaki ilişkidir. Bunlardan birincisi, Batının, kendisi karşısında, İslamiyet ile Konfüçyusluğun aynı paydayı paylaşmalarına neden olacağıdır. İkincisi de, Hıristiyanlık ile İslamiyet arasındaki ilişki Konfüçyusluk ile İslamiyet arasındaki ilişki ile kıyaslandığında, birinde bugünkü ilişkileri etkileyebilecek tazeliğini koruyan acı hatıralar varken diğerinde bu olmadığı için, olmamasının Konfüçyusluk ile İslamiyet arasındaki ilişkinin önünün açacağıdır. (3) Böyle bir tabloda, ABD’nin ve Rusya’nın, Doğu Türkistan’da Çin’in yaptıklarını, hem İslami aşırıcılık ile ilgili bir mücadele olarak görmemesi, hem de evrensel insan haklarının ve temel özgürlüklerin ağır ihlali olarak görmesi, yukarıda ikinci maddede belirtilen tabloyu tersine çevirecektir. Çin’in lehine olan tablo, ABD’nin ve Rusya’nın lehine olan bir tabloya dönüşecektir. Niçin öyle olacağına işaret eden somut bazı hususlara vurgu yapmak mümkündür. (a) ABD’ye ve Rusya’ya yönelik İslam Dünyasındaki bakış açısı olumlu yönde değişecektir. (b) Pekin karşısında Doğu Türkistan’ın Müslüman Türk halkına destek verilmesi, ABD’ye ve Rusya’ya Çin’e müdahale etme imkanı verecektir. (c) 2014 sonrası için, İslami aşırıcılık endişesinin küçülmesine hizmet edecektir. (d) Doğu Türkistan ile İslami aşırıcılık arasındaki bağ büyük ölçüde kesilmiş olacağı için, İslami aşırıcılık yayılma imkanından yoksun kalacak ve aynı zamanda İslami aşırıcılığın kontrol edilmesi imkanı doğabilecektir. (e) Doğu Türkistan’ın Türk ve Müslüman olan halkına ABD’nin ve Rusya’nın sahip çıkması, Washington’un ve Moskova’nın Türk Dünyası ve İslam Dünyası nezdindeki itibarını besleyecektir.

ABD’nin ve Rusya’nın Doğu Türkistan konusunda daha duyarlı olmasını gerektiren başka etkenler de vardır. Bunlardan bir tanesi, Doğu Türkistan’ın güncel jeopolitik değerinin diğer yüzünde yer alan, Doğu Türkistan’ın zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarıdır. Doğu Türkistan, Çin’in devasa ülkesinde çıkarılan yaklaşık 150’ye yakın madenden yaklaşık 120’ye yakınının çıkarıldığı bir bölgedir. Doğu Türkistan, özellikle kömür, petrol ve doğal gaz yönünden oldukça zengin bir bölgedir. Yaklaşık 88 545 km²’lik bir alanda, yine yaklaşık 1.6 trilyon ton büyüklüğünde kömür rezervlerine sahiptir. Bugün itibarıyla, Doğu Türkistan’ın petrol rezervlerinin 160 milyar ton ve doğal gaz rezervlerinin de 10.3 triyon m³ olduğu kabul edilmektedir. Sahip olduğu petrol zenginliği nedeniyle, Doğu Türkistan için “21. Yüzyılın Kuveyt’i”, “Asya’nın Kuveyt’i” denilmektedir. Bu veriler, Doğu Türkistan’daki soruna “İslami aşırıcılık” sorunu olarak bakılmasına engeldir. Doğu Türkistan’ın Türk ve Müslüman olan halkı yıllardır sadece asimilasyon/eritme politikası ile karşı karşıya değildir, aynı zamanda ve bununla iç içe olarak Çin’in Doğu Türkistan’ın zenginliğini ele geçirme politikası ile de karşı karşıyadır. Her iki politika da, yürürlükteki uluslararası hukuka ve temel/evrensel insan haklarına aykırıdır. Doğu Türkistan’ın Türk ve Müslüman halkı, kendi kimlik, kültür ve değerlerini koruma hakkına sahip olduğu kadar, tarih içinde hep üzerinde yaşaya geldiği topraklardaki zenginliğine sahip çıkmak ve ondan yaralanmak hakkına da sahiptir. Pekin Yönetimi, Doğu Türkistan’ın zenginliğine el koymak suretiyle, bölgenin Türk ve Müslüman halkının kendisini geliştirme ve refah içinde yaşama hakkını, geleceğini elinden almak istemektedir. Çünkü biz biliyoruz ki zenginlik, kendisini geliştirme, daha iyi yaşama ve gelecek demektir; bunlara aracılık eder. Bu belirtilenlerden hareketle, Çin’in, yürüttüğü politika ile, hem Doğu Türkistan’ı kendisine karşı kullanılabilecek bir sorun olmaktan çıkarmayı, hem de Doğu Türkistan’ın enerji zenginliğini kontrolü altına alarak özellikle ABD ile yürüttüğü rekabette elini kuvvetlendirmeyi (ve yeni bir kutup olma yolunda mesafe almayı) amaçladığını söylemek mümkündür. Eğer Çin, “bir taşla, birden fazla kuş vurma peşinde” ise, ABD’ye ve Rusya’ya düşen, bu taşı Çin’in elinden almak olmalıdır. Çünkü düşen kuş, Çin’in hanesine puan yazmaktadır.

ABD’nin ve Rusya’nın Doğu Türkistan’a daha çok ve yakından ilgi duymalarını gerektiren, Doğu Türkistan’ın güncel jeopolitiğinin bir başka boyutu daha vardır. Bu boyutta öne çıkan bazı hususlar da şunlardır. (1) Her şeyden önce Doğu Türkistan, Çin’in Batıya açılma yolu üzerindedir. Çin’i hem Batıya bağlar, hem de Batıdan ayırır. (2) Doğu Türkistan’ın komşuları, ya nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ya da Müslüman nüfusa sahip olan ülkeler ve özerk bölgelerdir. O itibarla Doğu Türkistan’ı tam kontrolüne alması, Çin’in, Doğu Türkistan üzerinden bu ülkelere yanaşmasına imkan ve fırsat verir: (3) Çin, devasa nüfusu ve büyüyen ekonomisi ile enerjideki dışa bağımlılığı gün geçtikçe artan bir ülkedir. Enerji üreticisi ülkelerin yer aldığı Hazar Bölgesi ve Merkezi Asya, Çin’in batısında kalır ve Doğu Türkistan, Çin’in bu bölgelere ulaşımını/erişimini kontrol eden bir konuma sahiptir. (4) Keza Çin ile İran arasındaki yakın ilişki ve Afganistan’daki ve Pakistan’daki Çin’e kayış dikkate alındığında, Doğu Türkistan bunlar arasındaki fiziki bağlantıyı, hem sağlayan, hem de kesen bir konuma da sahiptir. Bu, son derece önemlidir. Nedeni, Kuzey Kore’den başlayıp Çin, Afganistan (Pakistan), İran, Irak ve Suriye üzerinden Doğu Akdeniz’e kadar uzanan, kuzey-güney ve doğu-batı bağlamında her açıdan anlamlı olan muhtemel bir stratejik hattır. Doğu Türkistan, coğrafi konumu ile bu stratejik hattı hem tamamlamakta, hem de kesebilmektedir.

III. Eğer uluslararası ilişkiler sınırlı kaynaklarla yönetim gerçeği üzerinden işliyorsa ve Çin uluslararası politikada öne çıkma sürecini yaşayan bir aktör ise, mevcut konumlarını sürdürebilmeleri için ABD ile Rusya’nın Doğu Türkistan’a yönelik politikalarını gözden geçirmeye ihtiyaçları vardır. ABD, 1987 yılında, Kongre üzerinden, Çin ile olan ilişkilerini, Çin’in Tibet ile olan ilişkilerine endeksleyen bir karar alan ülkedir. Washington, Doğu Türkistan’ın güncel değerini dikkate alarak, benzeri bir kararı, bugün Doğu Türkistan için de almayı düşünmelidir. Bu konunun uygun zeminlerde konuşulması ve/veya bir karar taslağının ortaya çıkarılması bile yalnız başına, Pekin Yönetimi üzerinde etkili olabilecektir diye düşünülmektedir. Esasen ABD, Doğu Türkistan’ın sürgündeki hükümetine ev sahipliği yapmakla, bu konudaki tavrını zaten ortaya koymuş ve Çin’i karşısına almıştır. Ancak olaylar, ABD’nin bu tavrının Doğu Türkistan konusunda bir işe yaramadığını ve Pekin Yönetimini yolundan alıkoymadığını gösterdiği için, Washington Yönetiminin caydırıcılıkta bir üst aşamaya geçmeyi değerlendirmesi gereği ortaya çıkmıştır. Doğu Türkistan konusunun bu suretle öne çıkarılmasının ve Müslüman Uygurlara daha ileri destek verileceği sinyalinin salınmasının, ayrıca Çin’in Asya’nın güneyinde ve doğusunda tansiyonu bilerek yükseltmesine cevap değeri de olabilecektir.

Çin’in Doğu Türkistan politikası karşısında ABD’nin ve Rusya’nın sessiz kalması, dolaylı olarak, İslam dinini terörizmi besleyen bir din olarak takdim eden ve bütün Müslümanları potansiyel terörist olarak gören “sığ” ve “maksatlı” bir anlayışı paylaşmak ve ona pirim vermek anlamına gelmektedir. ABD ve Rusya, bu yöndeki geçmiş nitelemelerinin kendileri üzerinde doğurduğu baskıdan kurtulmak istiyorlarsa, Doğu Türkistan konusu onlar için bir fırsattır. Hem koşullardaki değişimi dikkate almış olurlar, hem de Çin’i söz konusu sığı ve maksatlı niteleme ile baş başa bırakmış olurlar. Eğer ABD’nin ve Rusya’nın Çin’in Doğu Türkistan politikası konusunda sessiz kalması, “bırakalım Pekin Yönetimi Müslümanlarla karşı karşıya kalsın, bu Çin’in İslam Dünyasına açılımını engeller” türünden bir yaklaşımın ve beklentinin ürünü ise, bunun gerçekçi bir yaklaşım ve beklenti olmayacağı açıktır. Çünkü çıkar/para, uluslararası ilişkilerin temel belirleyicisidir. Nasreddin Hoca’nın dediği gibi, parayı veren düdüğü çalıyor veya düdüğünü çaldırıyor.

ABD’nin ve Rusya’nın Doğu Türkistan’ın Türk ve Müslüman halkına sahip çıkması; (1) her şeyden önce Çin’in Doğu Türkistan halkı için kullandığı “İslami aşırıcı” nitelemesini ve arkasındaki “maksadı” boşa çıkaracaktır. (2) Bu, Doğu Türkistan’ın aşırıcılıktan ve terörden uzak gerçek yüzünün görülmesine hizmet edecek ve Doğu Türkistan’ın yabancı sermaye çekmesi yönünde Pekin üzerinde baskıya yol açacaktır. DTÖ üyeliği, Pekin’in Doğu Türkistan’ı yabancılara açması konusunda zorlayıcı bir etkiye yol açacaktır. (3) ABD’nin ve Rusya’nın, Çin’in Doğu Türkistan konusundaki “İslami aşırıcılık” ve “terörizm” söylemine destek vermemesi ve karşı çıkması, Pekin Yönetiminin ŞİÖ içindeki konuya ilişkin kurumları harekete geçirme avantajını da elinden alacaktır. En azından ŞİÖ kurumlarına dayanması ve bunları ileri sürmesi önlenecektir. (4) ABD’nin ve Rusya’nın Doğu Türkistan halkına bir şekilde sahip çıkması ve bunu bir şekilde dışa vurmaları, hem Doğu Türkistan halkı içindeki İslami aşırıcıları marjinalleştirip destekten yoksun bırakacaktır, hem de Doğu Türkistan halkının bölgedeki İslami aşırıcılar ile dayanışma içine girmesini engelleyecektir.

Doğu Türkistan konusunda ABD ile birlikte hareket etmesi, Rusya’nın hem Kafkasya, hem de 2014 sonrası için Orta Asya konusundaki endişelerinde kendisini rahat hissetmesine hizmet edebilir. Ayrıca Rusya’nın 2008 Pekin Olimpiyatları öncesinde yaşanan Çin’i protesto gösterileri karşısında nasıl bir tavır takındığı bilinmemekle beraber, 2014 Soçi Kış Olimpiyatları öncesinde benzeri eylemler ve protestolar ile karşılaşabileceğini dikkate alarak, Moskova’nın Doğu Türkistan politikasını ayrıca ve süratle masaya yatırmasının yararlı olabileceği de düşünülmektedir.

KAŞGAR’DAKİ SON OLAY VE DOĞU TÜRKİSTAN’IN GÜNCEL JEOPOLİTİĞİ
28 Nisan 2013

Prof.Dr.Osman Metin Öztürk’ün Yerelce’de yayınlanan diğer yazılarını okumak için tıklayınız ! 

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: