Kadın hakları mı dediniz?


Erkeklerin, kadınların kurtuluşuna karşı çıkış tarihi, kadınların kurtuluş mücadelesine başlamalarından çok daha ilginçtir!

Virginia Woolf

DuyguÖzses

©Duygu Özses

   İleri Gazetesi muhabirinin “Memleketin vaziyeti, kadınlarımızın siyasal hayata girmesine müsait midir? ” sorusuna yanıt olarak, images
Hiçbirimiz vekil ya da sefir olmayı düşünmüyoruz; fakat oy sahibi olmayı istiyoruz. Türk kadını oyunu bilerek ve anlayarak sahip olsun.” cevabını veren dönemine damgasını vuran ancak bir şekilde unutturulmuş olan bir kadın:
Nezihe Muhiddin.

   1889’da İstanbul Kandilli’de dünyaya gelen Muhiddin, iyi bir eğitim almış, Farsça, Arapça, Almanca ve Fransızca bilen, İttihat Terakki Kız Sanayi Mektebine müdürlük yapmış, Sabah, İkdam gibi gazetelerde sosyoloji, pedagoji, psikoloji yazıları yazmıştır. Osmanlı-Türk kadını hakları savunucusu, Cumhuriyetçi feminizmin en önemli kişiliği, kadın tarihine önemli bir iz bırakmış şahsiyet, karizmatik bir kişilik.

   Nezihe Muhiddin’in yaşamı boyunca edindiği gaye, “kadınların kurtuluşu” inancıydı. Bu inançla öncelikle kadınların insan olarak addedilmesi, sivil yaşama katılabilmeleri, toplumun üyeleri olarak kamu alanında yer almaları, toplumsal konumlarının yükselmesi, erkeklerle eşit düzeyde yurttaş ve toplumsal rolleri üstlenebilen, rasyonel, akıl yürüten insanlar haline gelmelerini istiyordu; yani kendi deyimiyle iktisadi kadın normunu yaratmayı hedefliyordu.  Diğer taraftan İlk TBMM’nin iktidardaki I. Grubu, 8 Nisan 1923’te Dokuz Umde isimli bir bildiri yayımladı. Bu bildiri, Cumhuriyet Halk Fırkası’na dönüşecek olan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin ilkelerini açıklamakla birlikte aynı zamanda 1 Nisan 1923’te alınan seçim kararlarından sonra yayımlanan bir seçim bildirisi olma özelliğini taşıyordu. Nezihe Muhiddin ve arkadaşları, Dokuz Umde’de yer alan “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” gibi maddeleri hakların savunulması için müsait zeminin oluştuğu şeklinde değerlendirip öncelikle Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kadınlar kolunu oluşturmak üzere başvuruda bulundular; fakat alınan red cevabı bu yoldaki reddedilişlerin sonuncusu olmayacaktı. Böylece 1923’ün Mayıs ayında Kadınlar Halk Fırkası (KHF) kurma girişimlerine başlanıldı ve bir tüzük hazırlandı, kurucular belirlendi ve vilayete başvuruda bulunuldu. KHF’nin tüzüğünde kadınların belediye seçimlerinde aday olması ve kadınların savaş halinde askerlik görevi yapması gibi maddelerde bulunuyordu. Kurucu heyet ise basına yapacakları mücadele ile iki sene içerisinde kadınların seçme ve seçilme haklarına sahip olmalarını hedeflediklerini açıkladı. Muhiddin’e göre Fırka, kadınların siyasi ve sosyal haklarını kazanmak, Cumhuriyet rejimi altında Meclis kürsüsünden bu hakları savunmak ve kadınlığın statüsünü yükseltmek için çalışacaktı.

   KHF, TBMM’nin o yıllarda kadınlara parti kurma hakkı vermemesinden dolayı ve Fırka’nın “kadın-erkek ayrımı” yaptığı gibi bir gerekçe ile kapatılır. Peki, Fırka’nın kuruluşuna hükümet neden izin vermemişti? Bunun birkaç sebebi vardı. Öncelikle hükümet, kadın hakları konusunu modernleşme, çağdaşlaşma programının önemli bir parçası sayıyordu; ancak bu konuyla ilgili sadece araçsal ve simgesel yönde hareket ediyordu, öte yandan kadın hakları boyutunun kendisinin çizdiği sınırlar içinde gerçekleştirmek istiyordu. Fırkanın programı ve kurucularının yaptığı açıklamalar ise hükümetin bu isteklerine bir müdahale niteliği taşıyordu. Basında Fırka ile ilgili çıkan yazılar yeni bir otorite kurulabileceğini hatta Fırka’nın baskı grubuna dönüşülebileceği yönünde düşüncelere yol açıyordu. İkincisi, Kemalistler kadın hakları alanının kazançlarını kimseye bırakmak istemiyordu ve muhalefete meydan vermeyen, her türlü hareketi aynı çatı altında bir araya getirmeye yönelik bir yönetim anlayışı mevcuttu. Kemalistlerin kadınlardan beklentisi vatana hayırlı evlatlar yetiştiren anneler olmaları, Batı tarzı giyinmeleri, tiyatrolara, balolara katılmaları, erkeklerle toplumda aynı seviyede durmalarıydı; ancak bu beklentiler kadınların siyasal hayata katılmaları konusuna geldiğinde bir tıkanıklık yaşanıyordu.

ataturk6h   Sekiz aylık uzun bir bekleyişten sonra KHF’nin kuruluşuna hükümetin izin vermediği bilgisini öğrenen; ancak yazılı bir cevap alamayan kurucular heyeti, Fırka’nın tüzüğündeki “Kadınların siyasal haklarının (hukuk-ı siyasiye)  kazanılmasına” ilişkin ünlü ikinci maddeyi kaldırarak, yerine “Birliğin siyasetle alakası yoktur.” ibaresi koyarak 15 Şubat 1924’te Kadın Birliği’ni kurdu. Birliğin bu seferki programı hükümetin kabul edebileceği sınırlarla hazırlandı. Üye sayısı 1000’e ulaşan Birlik Denizli, Aydın, Afyon ve Diyarbakır’da şubeler açtı.

   untitled kopyaKadın Birliği 1925 Şubat’ında kadınların siyasal hakları henüz kazanılmadığı halde seçimlerde İstanbul’dan Nezihe Muhiddin ve Halide Edip’i aday gösterme hamlesi yaptı. Amaç, seçimler sırasında konuyu gündeme getirerek kamuoyunun ve meclisin kadınlara oy verme hakları için etkilemekti. Basının ilgisini çeken bu hamle dönemin rejim sözcüsü olan Cumhuriyet Gazetesi’nde, “ imagesCA9TCIDGHavva kızları meclise girip yılın manto modasını tartışacak” başlığı ile yer aldı. Basının alaycı tavrı sadece Cumhuriyet Gazetesi ile sınırlı değildi. Dönemin siyasi mizah dergilerinden biri olan Akbaba Dergisi de aynı tavrı sergiliyordu. Tüm bunlar olurken Nezihe Muhiddin asla pes etmiyordu, kendinin yayımladığı Kadının Yolu adlı dergisinde siyasal hakların savunusunu sürdürdü. Bu dergide sadece kadınlar değil Enver Behnan (Şapolyo), Yaşar Nabi (Nayır) ve Fahrettin Kerim (Gökaltay) gibi kadın hakları savunucusu genç erkeklerde yazıyordu. Sadece dergiyle halka ulaşmakla yetinmeyip camilerde kadın konferansları düzenlemek için Diyanet’e başvuruda bulundu; ancak aldığı cevap diğerlerinden farklı değildi.

   Kadınlar için siyasal hakları daima gündemde tutan Birlik, CHP listelerinden seçimlere girmek istedi ancak yine red cevabı alınınca bunun üzerine seçimlere erkek bir adayla girme kararı verildi. Kendisini feminist bir erkek olarak tanımlayan Kenan Bey seçimler için bıyıklarını bile kestirdi, ancak alaylara daha fazla tahammül edemeyince Birlik adaysız kaldı.

   1927 yılında düzenlediği kongresinde adını Türk Kadınlar Birliği olarak değiştiren Birlik, Nezihe Muhiddin önderliğinde ünlü ikinci maddeyi tekrardan “Kadınlar Birliği, kadınların siyasal haklarını elde etmesi için çalışacaktır.” şeklinde değiştirme önerisinde bulundu. Öneri kabul edildi; ancak art arda gelen bir sürü başarısızlıklarla beraber hem Birlik içerisinde hem de hükümetten muhalefet yükselmeye başladı. Özellikle Falih Rıfkı Atay ve Cumhuriyet Gazetesi kurucusu Yunus Nadi’nin kadınların mücadelesini küçümseyen otoriter tavır ve yazıları bu süreçti yıldırıcı ve yıpratıcı izler bıraktı.

   Nezihe Muhiddin’in aktif politika serüveni Ağustos 1927’de vilayetin cemiyetin merkezine polis tarafından arama emri çıkarmasıyla birlikte kadın alanında politika yapmasına imkân vermeyecek biçimde yolsuzlukla, sahtekârlıkla ve emniyeti suiistimal suçlamalarıyla suçlanmasıyla son buldu. Muhiddin’i Türk tarihinden silme süreci mahkemelerce yıldırma, unutturulma ve reddedilişe dayanan bir yol izledi. Yunus Nadi ise bu gelişmeleri “Oh, çok şükür kurtulduk!” nidasıyla değerlendirdi. Hem valilik hem Türk Kadınlar Birliği tarafından aleyhinde birbiri ardına açılan davalardan aklanarak değil; 1929 yılındaki yeni Af Kanunu ile kurtulabildi.

   Peki, Nezihe Muhiddin’in ardında bıraktığı Türkiye Kadınlar Birliği’ne ne oldu? TKB’nin başına, “Biz hiçbir şekilde kadın haklarını savunmayacağız. Biz Atatürkümüzü destekliyoruz, o bize ne uygun görürse onu yapacağız.” açıklamasıyla basına yansıyan, Mustafa Kemal ve çevresinin siyasalarını benimseyen, daha sonra CHP’nin yıllarca İzmir milletvekili olarak mecliste yer alacak olan Latife Bekir 490-260(Çeyrekbaşı)’in başını çektiği bir grup geldi ve hükümetin benimsemediği hiçbir şey yapmadı. 1935’te İstanbul’da Uluslararası Feminist Kongreye ev sahipliği yapan TKB, kongre sonrasında, “Cumhuriyet kadınlara bütün haklarını vermiştir, kadınların örgütlenmesine artık gerek kalmamıştır.” gerekçesiyle kapatıldı.

   Muhiddin’in yaşadıkları, ataerkil zihniyetin bir köşeye bıraktığı, unutturulmuş bir kadının hayatından izler taşıyor. Birçok çağdaşının yapamadığını, fikirlerini özgürce söylemekten yana kullanarak cesur bir şekilde dile getiren; ancak bedelini de ağır bir şekilde ödeyen bir kadın. Cinsiyetçi yaklaşımlara ve patriarkala karşı mücadelesinde kendini “sesi gür çıkan bir kadın” olarak tanımlayan Nezihe Muhiddin’in yaşamı 1958 yılında İstanbul’da bir akıl hastanesinde yapayalnız son buldu. Muhiddin’in 1908’den beri ısrarla talep ettiği siyasi haklar ise ancak 1934’te Türk kadınına verildi.

   Tüm bu yazı ise VirginiaWoolfVirginia Woolf’un şu sözünü akıllara getiriyor: “Erkeklerin kadınların kurtuluşuna karşı çıkış tarihi, kadınların kurtuluşu öyküsünden daha ilginçtir.”

   Nezihe Muhiddin ve unutulan bütün mücadeleci kadınların anısına saygıyla…

SESİ GÜR ÇIKAN BİR KADININ SESSİZ HİKÂYESİ

İzmir, 12 Aralık 2012

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: