Almanya Dosyası.


Burada doğmuş, büyümüş Alman vatandaşı olmuş bir Türk’ün Türkiye’ye büyükelçi olarak atanması, diplomasinin alternatif yaklaşım yöntemidir, Büyükelçimiz Hüseyin Avni Karslıoğlu bey en canlı örneğidir!

Erdoğan – Merkel Ortak Basın Toplantısı

Açlık grevi gibi bir şey yok

Almanya’da duvarlar yıktınız ama İsrail duvarlar yapmaya halen devam ediyor

Turkish PM raps Greek Cyprus over EU membership

Turkish PM dismisses hunger strikes “as show”

Turkey is committed to EU bid

EU may lose Turkey by 2023, Erdogan says

Erdogan opens largest Turkish foreign mission in Berlin

Turkish President responds to PM’s “double-headed” criticism

***

Krize ve krizin yol açtığı belirsizliklere bağlı olarak üye ülkelerle ticaretimizde düşüşler yaşandığı doğrudur. Ancak tüm zorluklara rağmen AB, Türkiye’nin en büyük dış ticaret ortağı olma özelliğini hala koruyor. Son yıllarda dış ticaret ortaklarımızı çeşitlendirerek sadece Avrupa kıtasında sabit kalmadık, orada bağlı kalmadık. Afrika, Latin Amerika ve Uzak Doğu gibi bölgelere yönelik açılım sağlamış olsak da hala ticaretimizin yüzde 37’si AB ülkeleriyle gerçekleşiyor. Fakat biz dış ticaretimizin o açığını da yine söylediğim diğer ülkelerle gideriyoruz. Aynı şekilde Türkiye’ye doğrudan yatırımların yüzde 70’inden fazlası da yine halen AB ülkeleri tarafından yapılıyor. Türkiye’yi ziyaret eden turistlerin yarısından fazlası AB ülkelerinden geliyor. Şu anda bizim turist sayımız 31,5 milyon. Bunun yarıdan fazlası AB üyesi ülkelerden geliyor, birinci sırada Almanya. Bundan dolayıtabii Almanya’ya müteşekkiriz. Görüldüğü gibi Türkiye, Avrupa Birliği ekonomisinin, Avrupa Birliği de Türkiye ekonomisinin tamamlayıcı ve vazgeçilmez unsurları olma konumlarını sürdürüyor. Krizin bir an evvel aşılması, Avrupalı dostlarımızı olduğu kadar bizi de memnun edecektir.

Esasen Türkiye olarak biz AB’nin kriz nedeniyle karşı karşıya kaldığı zorlukları, işini kaybedenlerin üzüntülerini, yıkılan hayalleri, yaşanan sıkıntıları çok iyi anlıyoruz. 10 yıl önce bizim IMF’ye olan borcumuz 23,5 milyar dolardı. Biz stand-by anlaşmalarını bıraktık. Şu anda bizim Avrupa Birliği’ne olan borcumuz 1,3 milyar dolardır. IMF’nin şu anda talebi üzere yaptığımız görüşmelerle şu anda teknik bazı sıkıntıları da giderdiğimiz takdirde 5 milyar avro gibi bizim IMF’ye borç verme durumumuz söz konusu. Böyle bir pozisyondayız. Bu tabii mali disiplinden taviz vermeden geldiğimiz noktadır. Rehavete kapılmadığımız için, güven ve istikrarın egemen olduğu bir ülke olduğumuz için buraya geldik.

Bizim Merkez Bankamızın döviz rezervi 27,5 milyar dolardı. Ama şu anda Merkez Bankamızın döviz rezervi 115 milyar dolara ulaşmıştır. Eğer böyle bir imkana, böyle bir güce sahip olmasak o zaman zaten bu kadar rahat hareket edemeyiz. 2001’de benzer bir sancılı süreci Türkiye yaşamıştır. O dönemde Türkiye’de de çok sayıda banka iflas etti. Zorluklarla oluşturulan tasarruflar yok oldu, fabrikalar kapandı, düş kırıklıkları yaşandı. Sonuçta ekonomimiz ciddi oranda küçüldü, refah düzeyimiz azaldı.

2002’nin sonunda biz iktidara geldik. Oradan alınan dersle Türkiye’yi bugüne hazırladık. Krizden kurtulmak ve benzer krizlerle tekrar karşılaşmamak için köklü, yapısal reformlar yaptık. Disiplinli ekonomik politikalar izledik. Bu reformlar ve politikalar yalnızca Türkiye ekonomisini daha güçlü hale getirmekle kalmadı, halkın devlete olan güveninin yeniden tesis edilmesi sürecini de başlatmış oldu.

Türkiye’deki işsizlik de yüzde 8,9’luk oranla 2012 Ağustos ayıitibariyle yüzde 10,5’lara ulaşan Avrupa Birliği ortalamasının altında bulunuyor. Avrupa Birliği’ndeki kriz ortamının yol açtığı sıkıntılara rağmen cari açığımızı yüzde 10’lardan yüzde 7,5’lara çektik. Esasen tüm bu ekonomik veriler, Avrupa Birliği makamlarınca geliştirilen Maastricht kriterlerinin Türkiye tarafından birçok üye ülkeye kıyasla titizlikle uygulandığınıgösteriyor. Türkiye’nin bu başarısının ve ekonomik krizlerden artık doğrudan etkilenmiyor olmasının nedeni, 2002’den sonra hayata geçirdiğimiz yapısal reformlardır. Burada kararlıyız, asla taviz vermiyoruz.

Türkiye’nin borç stokunun her geçen gün daha da azalmasının önemini de bu çerçevede özellikle vurgulamak istiyorum. Ayrıca bütçe verilerimizin Avrupa Birliği ülkelerine kıyasla daha makul ve kontrollü bir noktada bulunması, krizlerin bizi doğrudan etkilemediğini gösteren bir özellik. Krizle muhatap olduktan sonra reaksiyon göstermektense bizim için tehlikeli olabilecek gelişmeleri takip edip krizi engelleyici proaktif adımlar atmayıtercih ediyoruz.

Ancak biz hükümet olarak Türkiye’nin geleceğini düşünerek reformların disiplin içinde uygulanması politikasından hiçbir zaman taviz vermedik. Fakat burada bir şey çok önemli: Halkın yöneticisine güvenmesi çok önemli. Eğer siz halkınızı aldatırsanız, halkınıza bu güveni vermezseniz yaptığınız her reform ters teper. Biz bu güveni yaşattık. Onun içindir, yaptığımız tüm seçimlerde oylarımız devamlı artış kaydetti. Yüzde 34’ten başladı, 47, en son 50’ye geldi dayandı. Temenni ederim ki önümüzdeki seçimlerde milletimizin ilgi ve alakasına çok daha layık oluruz ve bu oy oranımız da daha da artar. Şimdi, kendimize koyduğumuz hedef 2023’tür. 2023’te Türkiye’yi nerede göreceğiz. Şimdi onun planlamasını yaptık. Onun adımlarını atıyoruz. 2023 yılına kadar Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına dahil etmeyi planladık. Son 10 yılda 3 kat arttırdığımız kişi başına düşen milli gelirimizi mevcut 10 bin 400 dolardan 25 bin dolar seviyelerine çıkartarak halkımızı daha da müreffeh hale getirmek istiyoruz. OECD Türkiye’nin 2012-2017 yılları arasında ortalama yüzde 5,2’lik bir oranla örgüte üye tüm ülkeler arasında en yüksek büyüme hızına ulaşacağını öngörüyor. Bunu biz söylemiyoruz, OECD söylüyor. Avrupa Birliği süreci çerçevesinde demokrasi, temel hak ve özgürlükler, yargı, eğitim ve bilim gibi alanlarda gösterdiğimiz ilerlemelerde Türkiye’yi uluslararası yatırımcılar ve iş arayanlar açısından giderek daha cazip hale getiriyor. Avrupa Birliği ülkelerine yaşayan yüz bini aşkın Türk gencinin daha uygun iş bulabilmeleri bizim için gerçekten çok çok önemli ama artık gençlerimiz Avrupa’da eğitim öğretimi gördükten sonra kendi ülkelerine dönmenin de heyecanını yaşıyorlar.

Biz hep şunu söyledik: ‘Biz, Avrupa Birliği’ne yük olmaya değil, Avrupa Birliği’nden yük almaya geliyoruz’ dedik, ama bizi anlamadılar, anlamak istemediler, hala da anlamıyorlar. Ama biz yine de kararlıyız ve dersimizi çalışıyoruz. Biz yine yük olmayacağız, yine biz yük alacağız ve kararlılıkla da bu süreci devam ettireceğiz. Hatta bu krizin daha önce ihmal edilmiş bazı adımların cesaretle atılabilmesi için de önemli bir fırsat haline dönüştürülebilmesi mümkün. Buradan çok açık ve net bir şey söyleyeceğim. Değerli dostum Schröder, liderler zirvesine katıldığı dönemde, biz de liderler zirvesine davet ediliyorduk. O zaman biz müzakereci ülke de değildik. Ama ne zaman ki Sayın Schröder ayrıldılar, Chirac ayrıldı, yeni yapılanmada bir karar çıktı. Nasıl bir karar çıktıysa anlamakta zorlanıyorum. Ondan sonra bizi liderler zirvesine almadılar. Biz şu anda liderler zirvesine katılmıyoruz ama müzakereci ülkeyiz. Böyle bir ideolojik yaklaşım olur mu? Avrupa Birliği bir siyasi birlik değil ki. Avrupa Birliği her yönüyle, siyasi, sosyal yönleri de olan bir birlik. Bu birliği ideolojik bir birlik haline getirirseniz kaybeden o zaman siz olursunuz. Bunlar (Avrupa müktesebatı içinde olmayanların Türkiye’ye dayatılması) Türkiye’ye dayatıldıkça kaybeden, dayatanlar olmuştur. Biz kaybetmedik, biz her geçen gün güçlenmeye devam ettik.

Avrupa Birliği’nin değerleriyle ters düşen bu durum, (İşsizlik, yabancı düşmanlığı ve ayrımcılık) birliğin küresel imajına ciddi zararlar veriyor. Krizin aşılmasının kişilerin, partilerin ve ulusların çıkarlarından çok daha önemli bir hedef olduğu ortak kabul haline gelmeli. Avrupa Birliği çapında siyasi istikrarın sağlanması,Avrupa toplumlarının Birliğe ve avroya güvenlerinin yeniden tesis edilmesi bakımından kritik öneme sahip. Şu anda ben biliyorum ki Avrupa Birliği üyesi ülkeler içerisinde ‘Ben avroya karşıyım, ben Eurozone’da yer almam’ diyen ülkeler var. Başta İngiltere ve şu anda halinden de memnun. Hatta bize de tavsiyede bulunuyorlar. ‘Sakın’ diyorlar ‘Eurozone’a girmeyin. Siz de TLzone yaparsınız’ diyorlar. ‘Zaten ben de öyle düşünüyorum’ diyorum. Şimdi bunlar önemli. Yani artık para konusunda da belki Avrupa Birliği kendini çek edecek. ‘Eurozone’da yer alalım mı almayalım mı’ diyecek. İngiltere yerini almadı ve şu anda da halinden memnun. Örnekse buyurun, böyle bir durum var.

Kısa vadeli zorluklar ve siyasi baskılar tabii ki yaşanabilir ve insanlar memnuniyetsizliklerini dile getirebilir. Ama bu baskılara boyun eğilerek reformların ve kemer sıkma politikalarının kısmen de olsa kesintiye uğratılması daha vahim ve küresel çapta daha olumsuz sonuçlara yol açacaktır

Buna rağmen (Avrupa Birliği’nin geçtiği zor sürecin, Birliğin getirdiği avantajların, hatta Birliğin gerekliliğinin bazı çevrelerce sorgulanmaya başlanması)  Avrupa Birliği’nin 500 milyon nüfusa ve yaklaşık 16 trilyon dolar gayrisafi yurt içi hasılaya sahip küresel bir ekonomik güç olmaya devam ettiğini göz önünde bulundurmamız gerekiyor, bunu bir kenara atamayız. Yaşanan tüm zorluklara rağmen Avrupa Birliği’nin küresel alanda bir barışprojesi olmayı sürdürdüğü görülüyor. Avrupa Birliği’nin, özellikle de son dönemde Nobel Barış Ödülü’nü almaya hak kazanması, Birliğin barışa katkısınıifade ediyor, ben öyle anlıyorum, öyle anlamak istiyorum. Esasen Doğu ve Batı Avrupa’nın birleşmesinde oynadığı rol nedeniyle bu ödül Avrupa Birliği’ne daha önceden verilebilirdi, verilmeliydi.

Avrupa Birliği’nin küresel ölçekte barışı destekleyen bir birlik olarak da daha da güçlenmesi için Türkiye önemli katkılar yapabilir. Yakın coğrafyamızın yeniden şekillendiği bir dönemde dünya barışına yönelik tehditlere karşı birlikte mücadele etmeyi sürdürmeliyiz. Türkiye ve Avrupa Birliği’nin ortak bir geleceği paylaştığına yürekten inanıyoruz. Mevcut krizi, ortak geleceğimizi şekillendirmemiz, girişimciliğe daha fazla yatırım yapmamız, gençlerimizi küreselleşen dünyanın şartlarına daha iyi hazırlamamız için bir fırsat olarak değerlendirmeliyiz.

Bu hedeflere (AB – 2020, Türkiye 2023) ulaşmak için birlikte yapabileceğimiz çok şey bulunuyor. Bu amaçla atılması gereken ilk adım, halklarımız arasındaki etkileşim, diyalog ve iş birliğinin ileri götürülmesini engelleyen o yapay bariyerlerin kaldırılması olmalıdır. Girişimci Türk vatandaşları Avrupa’da serbestçe hareket edebilmeli, ortak geleceğimizin şekillendirilmesine katkıda bulunabilmelidir. Yaşanan kriz, özellikle Avrupa Birliği entegrasyon sürecinin, özellikle karar alma yöntemleri bakımından daha esnek olacak şekilde değiştirilmesi ihtiyacını da ortaya çıkardı. Geleceğin Avrupa’sında bazı üye ülkeler daha yavaş entegrasyonu tercih edebilirken, örneğin Avrupa bölgesi veyahut da Euro Bölgesi ülkeleri daha ileri bir siyasi ve ekonomik birlik modeline doğru ilerleyebileceklerdir. Ortak amaç ve değerler korunabildiği takdirde böyle bir yapıda halkının tercihleri doğrultusunda her ülke yer bulabilecektir. İnanıyorum ki Avrupa Birliği önümüzdeki birkaç yıl içinde kendine güvenini yeniden kazanacak ve krizden güçlenerek çıkacaktır.

Avrupa Birliği süreci bizim için kısa başlamış bir süreç değil. Resmi olarak 1963 yılında başlıyor. 50 yıldır AB’nin kapısında bekletilen ikinci bir ülke yok. Şu anda 27 ülkenin kantara yatırılıp teraziye çıkarıldığında, gerek ekonomik açıdan gerek temel hak ve özgürlükler açısındanşöyle bir değerlendirmesini yaptığımızda bunların yarıdan fazlasının Türkiye’nin çok çok gerisinde kaldığını görüyoruz. Bunların yarıdan fazlasıAB’den yük almazlar, bunlar AB’ye yüktür.

Türkiye 75 milyon nüfusuyla şu anda ortaya koyduğu ekonomik performansıyla AB’ye çok ciddi katkılar sağlayabilecek bir ülkedir. Artık Türkiye zaten AB’nin içine girmiştir. Sadece Almanya’da 3 milyon nüfus var. En azından bir o kadar AB’nin diğer ülkelerinde de var. 6 milyonla zaten AB’ye girmişiz. Şu anda AB üyesi ülkeler içinde 250-300 bin nüfusu olan ülkeler var.Şimdi bu samimi bir yaklaşım olmadığını gösteriyor. Eğer güçlü bir Avrupa Birliği istiyorsak güçlü bir Türkiye’yi çoktan içeri almaları gerekirdi.  Nüfusun, önemli bir fonksiyon olduğunu görmemiz lazım. Başarıaslında insandır. Eğer insan unsurunuz iyi yetişmişse genç, dinamik, bilgili insan portföyüne sahipseniz başarıyı yakalarsınız. İnsan varsa ekonomi var, insan varsa sermaye var. İnsan yoksa sermaye de yok. İnsan varsa üretim var, insan varsa tüketim var. İnsan yoksa bunların hiçbiri yok. Öyleyse genç nüfusa, dinamik nüfusa sahip olmalıyız. Ben şu anda ülkemizde şunu söylüyorum, ‘En az üç çocuk doğurun.’ Çünkü üç çocuk doğurmadığımız takdirde 2037’de biz de Almanya’nın geldiği duruma geliriz. Ben Almanya’nın bugün geldiği duruma gelmek istemiyorum. Nüfusumuzun genç kalmasını istiyorum. Eğer genç, dinamik, eğitimli bir nüfus olursa o zaman başarılı oluruz.

Bakın AB müktesebatında içerisinde özellikle siyasi çekişmelerin olduğu ülkeler var, bölünmüş ülkeler var. Bölünmüş ülkeler AB’ye alınamaz. Mesela Avrupa Birliği’nde ‘Kıbrıs’ diye bir isim geçiyor. Dünyada ‘Kıbrıs’ diye bir ülke yok. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi var. Kuzey Kıbrıs var arada da yeşil hat var. Şimdi bu yeşil hattı AB üyesi ülkeler görmüyor. Ne diyor, ‘Kıbrıs’ diyor. Nasıl oluyor? Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs ile bir alakası var mı? Yok. Kuzey Kıbrıs tamamıyla ayrı, Güney Kıbrıs’ı ise AB veya birileri tanıyor. Şu anda AB’de dönem başkanlığını Güney Kıbrıs Rum Yönetimi yapıyor. Biz de şimdi onu tanımadığımız için müzakereler şu anda kesilmiş durumda. Yani bu dönem sonuna kadar müzakere olmayacak. Şimdi bu AB müktesebatına ters. Bayan Merkel şunu söylemişti: ‘Biz Güney Kıbrıs’ı AB’ye almakla hata ettik.’ Ama hatada ısrar var. O süreçte Türkiye’ye yapılan haksızlığı Şansölye Schröder hatırasında yazdı.

Biz adeta çekilmeyle karşıkarşıya kaldık. Niye? Çünkü bize haksızlık yapıldı, adaletsizlik yapıldı. Eğer bir ülke adalette taviz verirse adil olma sürecini kaybederse o ülke yürümez. Bütün oluşumlar da öyledir. Şu anda AB aslında bunun bedelini ödüyor. İşte buyurun Yunanistan’ın durumu. Yunanistan’da olanlar, bütün gerçekler ortada. Daha yeni çıkmış değil, Yunanistan’ın durumu yıllara dayanıyor. Ödeme politikaları, bütçeler ne durumdaydı bunu aslında AB çok iyi biliyor. Benim konuşmama gerek yok ama farklı yaklaşımlar sebebiyle buralarda yapılan yanlışları şu anda AB’nin diğer ülkeleri maalesef ödemekle veya üstlenmekle karşı karşıya kaldılar. IMF de bunun şu anda organizatörü.

O kadar (2023’e kadar) bizi oyalamazlar herhalde. O kadar bizi oyalamaya kalkarlarsa zaten AB’nin kendisi kaybeder. En azından Türkiye’yi kaybederler. Çünkü artık 2023 hedeflerine ilerleyen bir Türkiye var. Aynı zamanda 2071 hedeflerine de ilerleyen bir Türkiye var. Kim için ? Doğmayan çocuklar için, doğacaklar için. Bu hedefi koyduk. Yeni doğacak nesiller de kendilerini 2071’e hazırlasınlar. Bu tabii aslında büyük düşünmenin gereğidir. Temenni ediyorum yeni doğacak kuşaklar da 2071’e kendilerini çok daha farklı hazırlayacaktır. Biz 2023’te kendilerine çok daha farklı bir Türkiye’yi hazırlıyoruz.

Arkanızda bölgesinde ve dünyada söz sahibi Türkiye Cumhuriyeti var

Unutmayın, siz de çocuklarınız da tıpkı Fuzuli’yi, Mehmet Akif’i, Necip Fazıl’ı, Yahya Kemal’i okuyup anladığınız gibi Hegel’i, Kant’ı, Goethe’yi de okuyup anlamalısınız. Bu şekilde iki kültürü birden öğrenmek sizin için bir külfet değil tam tersine çok değerli bir avantaj, büyük bir zenginliktir. Bunu başardığınızda Alman toplumunun sizi çok daha kolay kabullendiğini, size daha fazla saygı duyduğunu göreceksiniz.
Türkiye’nin izlediği politikalarda ilkeli ve hakkaniyetten yana duruşunun, sizlerin bu yöndeki gayretlerinize güç ve katkı sağlayacağına inanıyorum. Şundan emin olun, sizin arkanızda artık güçlü ekonomisiyle, aktif dış politikasıyla bölgesinde ve dünyada söz sahibi bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti var. Sizler de tıpkı ülkenizde olduğu gibi hedeflerinizi büyütmelisiniz. Burada kalıcı olmaya, yerleşmeye, ev almaya, iş kurmaya karar verdiğiniz andan itibaren sizler artık buranın bir parçasısınız. Kesinlikle entegrasyon konusunda en ufak bir sıkıntınızın olmaması gerekir. Birliğinizi, beraberliğinizi, dayanışmanızı güçlü tuttuğunuzda Avrupa’daki en güçlü, en etkili, en dinamik toplum olacaksınız. İşte o zaman şu anda karşılaştığınız ve aşmakta zorlandığınız engellerin önünüzde birer birer yok olduğunu göreceksiniz. Kendinizi buralarda misafir olarak görmeyin, eğreti durmayın, kolay değil, 50 yıl geçti. Biliyorsunuz, 50. yılı kutladık geçen yıl. Alman dostlarımızla birlikte kutladık.

Bu, çok önemli bir süreç. Bu süreci bir kenara atamazsınız. Ben önümüzdeki dönemde sizlerin her birinizin, çocuklarınızın, torunlarınızın çok büyük başarılara imza atacaklarına yürekten inanıyorum. İşte, yavrularınızdan bir tanesi, Mesut Özil, şu an Alman Milli Takımı’nda, Almanya için milli mücadelesini veriyor ve bir komplekse kapılmadan bunu yapıyor. Türkiye’den bunu izleyenler de çok daha farklı duygular içinde izliyor. Bunlar diplomasinin alternatif yaklaşım metotlarıdır. İşte siz bunu başardınız. Bizim Büyükelçimizi az önce dinledik. Dışişleri Bakanım ile onu konuştuk, Avni Bey burada doğdu, burada büyüdü ve şimdi de buraya Büyükelçi olarak geldi. Ben tabii şimdi Sayın Westerwelle’ye şunu söyleyebilirim, yarın şansölye Merkel’a da söyleyebilirim. O da nedir- Diyebilirim ki aynı şekilde, bir benzerini de siz yine burada doğmuş, büyümüş Türkler’den Alman vatandaşı olup, onu Türkiye’ye büyükelçi olarak atayabilirsiniz. Bunlar hem diplomatik ilişkileri çok daha hızlandıracaktır, çok daha kolaylaştıracaktır.

Avrupa pazarında hem de dünya piyasalarında etkin iki ekonomik güç olarak ülkelerimiz arasındaki işbirliğini daha da güçlendirmemizin gerektiğine inanıyorum. Elbette burada Almanya’daki Türk kardeşlerimizin ekonomik faaliyetlerini de takdirle ifade etmemiz gerekiyor. Bu ülkede vatandaşlarımız 8 milyar avro yatırımla kurdukları 70 binden fazla ticari işletmeyle yıllık 35 milyar avro ekonomik çıktı üretiyor. Türkler tarafından kurulan işletmelerde 350 binden fazla kişiye istihdam imkanı sağlanıyor. Bütün bu güçlü ilişkilerin etkisiyle Türkiye ile Almanya arasındaki ticaret hacmi 2011 yılında nereye ulaştı biliyor musunuz? 32 milyar avroya.

Recep Tayyip Erdoğan

Başbakan.

Tam Metin.

Tam Metin – 2

Aynı konuda/Related:

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: