Alavere dalavere “yoksul” Mehmetçik cepheye, sefere…


TBMM Genel Kurulu’nda (kapalı oturum), Hükümet’e, Suriye konusunda, TSK’nın yabancı ülkelere gönderilmesi ve görevlendirilmesine ilişkin bir yıl süreyle izin verilmesini öngören Başbakanlık Tezkeresi kabul edildi.

Bu ülkeyi savaşa soktuğunuz zaman sizin çocuklarınız mı savaşa gidecek, fakir fukaranın çocukları mı savaşa gidecek? Yani hangi AKP’linin çocuğu gidecek? Hangi milletvekilinin çocuğu, hangi bakanın çocuğu gidecek? Bu millet çocuklarını savaşa gönderecek ama ne için göndereceğini bilmeyecek.Kendi iç sorunlarıyla uğraşan Suriye’nin bilinçli olarak Türkiye’ye saldırması söz konusu olamaz. Eğer bugün bir sınır ihlali olduysa, bunun arkasında olan güçler Özgür Suriye Ordusu’nu destekleyenler kimlerse, bu sınır ihlalini yapanlar da onlardır. Dünyada haklı olan bir savaş türü vardır, bu da emperyalizme karşı verilen savaştır. Örnek olarak bizim ulusal kurtuluş tarihimizdir. Kahrolsun emperyalizm ve işbirlikçileri. Yaşasın barış. Savaşa hayır.

Turkish parliament approves Syria operation motion

Turkey says will coordinate internationally on Syria

Turkey receives no explanation from Syria on shelling

Sanliurfa Governor makes a statement over Akcakale

Syria uses PKK against Turkey, says deputy prime minister

“07 EKİM 2012 – 07 OCAK 2013 tarihleri arasında Giriş Yasağı Uygulanacak Olan Sahalara Ait Coğrafi Koordinatlar hakkında.” , 04 Ekim 2012

***

Sağduyulu ve tedbirli olmalıyız

Hükümeti ile Meclisi ile halkı ile ülkemizin menfaatleri söz konusu olduğunda bugüne kadar hep birlikte, beraber olduk. Herkes düşüncesini söyledi. Geçmişte de böyle… Ama sonunda milletin hukukunu korumak neyi gerektiriyorsa onu da devlet olarak alırız. Bugün Meclis’te konu Hükümet’in gönderdiği tezkere çerçevesinde TBMM’de değerlendirilecek ve sonuçta da bir karara varacağız. İnşallah ülkemiz için hayırlı olur. Türkiye olarak bizim baştan beri tutumumuz, halkın talepleri gözardı edilmeden bu değişimlerin yaşanmasıydı. Ama maalesef halkın talepleri dikkate alınacağına, olanca gücüyle, imkanıyla Suriye’de şiddet kullanılmakta, masum halk havadan karadan bombalanmakta ve bunun olumsuz yansımalarından en evvel Türkiye etkilenmektedir.
Onun için Türkiye böylesine olumsuz bir ortamda kendi hukukunu korumanın gayreti içerisindedir, meseleye böyle bakmak lazım. Şu ana kadar zaman zaman sıkıntılar oldu. Anlaşılıyor ki orada Hükümet güçleri bu ve benzeri gelişmeleri kontrol eder durumda değildir. Arka arkaya olumsuz gelişmeler oldu. Hükümet böyle bir yetkiye ihtiyaç duyuyor, Anlaşıldığı kadarıyla Hükümet böyle bir tezkerenin gerekçesini daha ayrıntılı, daha özel bilgiler vererek Meclis’in bilgisine sunacak. Kapalı olmasında da fayda var.

Cemil Çiçek

TBMM Başkanı.

***

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Suriye’de devam etmekte olan krizin bölgesel istikrar ve güvenliğe olduğu kadar, ulusal güvenliğimize menfi etkisi giderek artan şekilde görülmektedir.

Suriye Arap Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerince yürütülen askeri harekatlar kapsamında, 20 Eylül 2012 tarihinden itibaren ülkemiz topraklarına da saldırgan eylemler yönelmiş ve müteaddit uyarılarımıza ve diplomatik girişimlerimize rağmen bu eylemler devam etmiştir. Ülkemiz topraklarına yönelik sözkonusu saldırgan eylemler silahlı saldırı eşiğindedir.

Bu durum, ulusal güvenliğimize ciddi tehdit ve riskler oluşturan bir aşamaya ulaşmıştır. Bu itibarla, ülkemize yönelebilecek ilave risk ve tehditlere karşı zamanında ve süratle hareket etmek ve gerekli tedbirleri almak ihtiyacı hasıl olmuştur. Bu çerçevede, hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükümetçe takdir ve tespit edilmek kaydıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve görevlendirilmesi ile bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için bir yıl süreyle izin verilmesini Anayasanın 92 nci maddesi uyarınca arz ederim.

Recep Tayyip Erdoğan

Başbakan

***

Ülkeye saldırı yapılıyor, Türkiye devletine, Türk milletine bir saldırı yapılıyor ve Suriye Hükûmeti “Bu saldırıyı biz yaptık.” diyor. Açıklaması var Suriye Enformasyon Bakanının, “Bu saldırıyı biz yaptık.” diyor. Ama çıkılıyor burada, “Hayır, Suriye yapmadı.” diyor bir arkadaşımız.

Arkadaşlar, herkesin safını seçmesi gerekiyor. Türkiye’den mi yanasınız, yoksa zalim Esed’den mi yanasınız? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Çoluk çocuk demeden, kendi halkını tankla, topla, uçakla bombalayan Esed’den mi yanasınız? Bunun kararını vermeniz gerekiyor, açıkça vermeniz gerekiyor. Suriye’nin bir bakanı diyor ki “Biz bu saldırıyı yaptık, özür diliyoruz, kusura bakmayın.” diyor ama bir arkadaşımız çıkıyor diyor ki “Hayır, Suriye yapmadı.” diyor. Böyle bir mantık olabilir mi ? Türkiye Büyük Millet Meclisinde hiç kimse, bu millete saldırı yapan bir ülkenin politikasını savunamaz. Burada hepimizin görevi bu milleti savunmaktır, bu milletin menfaatlerini savunmaktır. Görevimiz budur, ettiğimiz yeminin gereği budur.

Bakın, kapalı oturumun gerekçesi şu: Biz, milletimizden hiçbir şeyi saklamıyoruz fakat açık oturum yapıldığı zaman bu toplantıları sadece milletimiz izlemeyecek, bütün dünya izleyecek. Milletimizden saklamıyoruz ama başkalarından sakladığımız, saklamamız gereken, saklayacağımız şeyler var. Biraz sonra kapalı bölümde Sayın Bakanımız onları açıklayacak.

NURETTİN CANİKLİ (AKP)

***

Evet, tarafımı açıklayacağım: Esat’ın canı cehenneme, bana ne Esat’tan, ben Türkiye Cumhuriyeti’nden yanayım. Onu anlatıyoruz biz, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nden yanayız. Biz, bu ülkenin onurlu bir ülke olmasını istiyoruz, taşeron bir ülke olmasını istemiyoruz.

Ben size soruyorum: Siz Türkiye’den yana mısınız, Obama’dan yana mısınız? Siz onun cevabını verin. Kimden yanasınız, siz kimden yanasınız? Siz Türkiye’yi Amerika’nın jandarması yaptınız, siz Türkiye’yi taşeron yaptınız, siz Türkiye’nin çıkarlarını değil, emperyalistlerin çıkarlarını düşünüyorsunuz, sizin derdiniz bu. Bizim Esat’la falan işimiz yok. Orada bir devletin başkanı. O sizin beraber tatile gittiğiniz zaman da diktatördü, ortak Bakanlar Kurulu topladığınız zaman, Bodrum’da tatil yaptığınız zaman, Boğaz’da tekne turu yaptığınız zaman Esat diktatör değildi de sonradan mı diktatör oldu?

Siz Kaddafi’den insan hakları ödülü alırken bilmiyor muydunuz? Sonra onun linç edilmesine, gittiniz, ortak oldunuz.

Değerli arkadaşlarım, bizim isteğimiz şu: Biz bu ülkenin savaşa girmesini konuşuyoruz, Sayın Canikli gelmiş AKP Kurultayını konuşuyor burada. Ne alakası var! Siz… Şunun cevabını vermeliler: Bu bir kaza mıdır, bir saldırı mıdır? Diyor ki: “Bu bir kazadır.” diyor. “Özür dilerim.” diyor. “Araştırıyorum.” diyorsa… Araştırıyor.

Siz çiftçiye efelenirsiniz, öğrenciye efelenirsiniz; doktora, sendikacıya, onların hepsine efelenebilirsiniz, gazetecilere efelenebilirsiniz ama Türkiye’nin dış politikası efelenmekle olmaz. Bakın memleketi ne hâle getirdiniz. Fakir fukara çocukları… Şu anda anneler, herkes kara kara düşünüyor; acaba Türkiye savaşa girecek mi, benim çocuğum ne yapacak diye merak ediyor. Siz rahatsınız, sizin çocuklarınız savaşa gitmeyecek, onun için rahatsınız.

MUHARREM İNCE (CHP)

***

Sayın milletvekilleri, Hükûmetin kapalı bir oturumda gizli bilgi vermesini anlayabiliriz. Hükûmetin vereceği bilgiler kapalı oturumda olsun; bizim söyleyeceklerimiz gizli değil, bizim söyleyeceklerimiz açıkta olsun, millet bilsin. Sonra, niye milletten saklayacağız bunu? Yani bu ülkeyi savaşa soktuğunuz zaman sizin çocuklarınız mı savaşa gidecek, fakir fukaranın çocukları mı savaşa gidecek? Yani hangi AKP’linin çocuğu gidecek? Hangi milletvekilinin çocuğu, hangi bakanın çocuğu gidecek? Bu millet çocuklarını savaşa gönderecek ama ne için göndereceğini bilmeyecek. Bu bir kere doğru değil, millet bunu bilmeli. Siz bu Meclisten 8 kez tezkere aldınız. Ne işe yaradıysa o tezkereler, bir kez daha getiriyorsunuz.

Ben bu Parlamentoda çok az sayıdaki milletvekilinden birisiyim. O, 1 Mart tezkeresini, Sayın Arınç o kapalı oturumu burada Meclis Başkanı olarak yönetti. O kapalı oturumda, Türkiye’nin en tarihî kapalı oturumunda bulunmuş bir milletvekiliyim. Yani bu millet de şöyle zannetmesin: Kapalı oturumda çok özel bilgiler veriliyor milletvekillerine. Böyle bir şey yok, bu palavra. O, 1 Mart tezkeresinde Sayın Canikli, siz de vardınız bu Mecliste. Hangi özel bilgiyi paylaştı bizimle Hükûmet? Sayın Gül Başbakandı o zaman, Parlamentoya hangi özel bilgiyi verdi? Bunların hiçbirisi olmadı.

Milleti kandırmaya gerek yok. Tartışmalar halkın önünde yapılsın, hatta televizyon yayınları canlı olsun. Neden böyle saat 10.00’a alıp da canlı yayınlardan kaçma derdine giriyoruz? Biz burada bir kapalı oturumda TRT Genel Müdürünün maaşını bile öğrenemedik. Sayın Bakan Mehmet Aydın -kapalı oturum istedik biz CHP olarak- orada TRT Genel Müdürünün maaşını bile söyleyemedi ki siz bize savaşla ilgili konuları söyleyeceksiniz.

Bakın, elimde iki tane tezkere var. Biri Kuzey Irak’la ilgili tezkere. Her şey net, belli, yazıyor, “Irak’ın kuzeyi” diyor; mücavir alanlarını falan tek tek sayıyor. Şimdi ise bugün gelen tezkere. 1) Diyor ki: “Eylemler silahlı saldırı eşiğindedir.” O zaman bu tezkere Anayasa’ya

aykırıdır çünkü bir silahlı saldırı yok, eşiğindeymiş. Yani Anayasa 92 diyor ki: “Milletlerarası hukukun meşrû saydığı hallerde…” Demek ki bir saldırıyla karşı karşıya değiliz, saldırı gerçekleşmemiş, “Saldırının eşiğindedir.” diyor. O zaman milletlerarası hukukun meşru saydığı hâl değildir, Anayasa 92’ye aykırıdır bu tezkere. 2) Diyor ki: “Suriye Arap Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerince yürütülen…” Yani siz suçluyu bulmuşsunuz, Suriye Hükûmeti bunu yapan, kesin. Nerede bu kesin? Bunu yapan kesin Suriye Hükûmeti mi? Bu kadar net mi? Karşımızda bir devlet mi yaptı bunu? Bu kadar belli mi? 3) Sınırı belli değil, sınırı! Siz bu tezkereyle cihan savaşı yapabilirsiniz. Aynen öyle. Okuma yazman varsa bir oku! Okuma yazman varsa bir oku! Okuma yazmanın olduğunu biliyorum da okuduğunu anlayıp anlamadığını bilmiyorum! (CHP sıralarından alkışlar)

Bak, diyor ki: “Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi…” Kim bu yabancı ülkeler? 200 tane ülke var, hangisi? Bundan önceki tezkerelerde “Irak’ın kuzeyi” diye net bir şekilde belirtilmiştir. Burada bir belirsizlik vardır. “Saldırı” değil, “eşiğindedir” diyor. “Hükûmet güçleri, kesindir.” diyorsunuz bu tezkerede. Sınırı belli değil. Ayrıca, Suriye Hükûmeti de açıklama yapıyor: “Saldırdım.” demiyor,”Olayları araştırıyorum.” diyor. Ayrıca özür de diliyor, şimdi, az önce. Bütün bunları söyledikten sonra siz Türkiye’nin, bu ülkenin gelmiş geçmiş en çapsız Dışişleri Bakanının maceralarıyla başını belaya sokuyorsunuz. “Dostum Esad” diyordunuz, dostum Esad’dan kanlım Esad’a geldinizOrtak bakanlar kurulu toplantılarınız vardı, onlar ne oldu? Siz, Kaddafi’den ödül aldınız, sonra Kaddafi’nin linç edilmesine ortak da oldunuz.

Türkiye’nin başını belaya sokmayın sayın milletvekilleri, 1 Mart 2003 tezkeresindeki milletvekilleri gibi dik durun, onurlu durun, milletin vekili olun diyorum,

MUHARREM İNCE (CHP)

***

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye’yi komşularıyla sorunlu, hatta savaşacak düzeyde çatışmalı hale getiren, barış, demokrasi, istikrar ve uzlaşıdan yana tavır almak yerine başka ülkelerin iç işlerine karışıp, ulusal çıkarlarımızla hiçbir biçimde bağdaşmayan, tarihin derinliklerinden alına hayallere dayalı ve hepsinden önemlisi Türkiye’yi savaş tehlikesiyle karşı karşıya getirdiği gibi, halkımızı da kendi içinde gerginliklere sokma eğilimi taşıyan, tehlikeli ve maceracı bir dış politika yürüten, üstelik bunu yaparken birçok gerçeği gerek halkımızın temsilcisi olan yasama organından, gerek bizzat halktan gizleyen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında Anayasa’nın 98,99 ve TBMM İçtüzüğünün 106. maddesi uyarınca gensoru açılması için gereğini arz ve talep ederiz.

25 Ağustos 2012 tarihinde bazı milletvekilleri de dâhil olmak üzere CHP’li bir heyet Hatay’da Suriye’den gelen geçici sığınmacı kamplarını ziyaret ve bilgi almak amacıyla Afet ve Acil Durum Yönetimi Daire Başkanlığına resmen müracaat etmiş ve iznin alınması üzerine Apaydın köyünde bulunan kampı ziyaret etmek istemiştir. Bu kampın farklı olduğu ve ziyaret edilemeyeceği belirtilince Türk dış politikasında uzun süredir iddia düzeyinde kalan bazı savlar da geçerlik kazanmıştır.

Yetkililer kampta Suriye ordusundan ayrılan subayların aileleriyle birlikte kaldığını savunmaktadır. Ancak bu kampın aynı zamanda öteden beri Suriye’de silahlı mücadeleyle rejimi devirmek isteyen ve kimi zaman birçok katliamı yapan Özgür Suriye Ordusunun karargâhı olduğu, komutanlarının da burada kaldığı iddiası vardır. Nitekim komutanların isimleri sayılmakta ve bazı yabancı gazeteciler içeriye sızarak bunlarla mülakatlar yapabilmektedir.

Aileleriyle kalan ve yetkililere göre artık sivil olan eski subayların bulunduğu bir kampı milletvekillerinin bile ziyaretine izni verilmemesi bu iddiaların gerçek olduğunu göstermiştir. Hatay’da askeri giysili kişilerin kol gezmesi, bunun yerli ve yabancı medyada konu olması, sınır kapılarının kontrolsüz hâle gelmesi Türkiye’nin Suriye’nin içinde silahlı bir mücadeleyi açıkça desteklediğinin göstergeleridir. Bu bağlamda Türkiye’nin silahsız bir keşif uçağının düşürülmesi karşısında hiçbir karşılık veremeyip ciddi bir tepki gösterememesi, hem ulusal itibarımızı ve bölgedeki caydırıcılığımızı önemli ölçüde zedelemiş, hem de ulusal güvenliğimizi riske sokmuştur.

Bugün Suriye içindeki çeşitli silahlı muhalefet güçleri kurtarılmış bölgeler oluşturmakta, bu gelişme bir taraftan Suriye’nin toprak bütünlüğünü ortadan kaldırırken, diğer yandan da Türkiye’nin ulusal bütünlüğünü ve güvenliğini tehdit etmektedir.

Ulusal güvenlik konusunun öneminin bu hükümet ve Sayın Bakan tarafından hiçbir biçimde kavranamadığı anlaşılmaktadır. NATO’nun “Füze Kalkanı” sistemi bahane edilerek, (aslında daha sonra NATO’ya ait olmadığı ortaya çıkan ve esas itibarıyla bir başka ülkenin savunulmasına yönelik) erken ikaz radarının, özellikle üçüncü bir ülkenin istemiyle TBMM’nin denetim mekanizmasından geçirilmeden ikili anlaşma yoluyla Türkiye’de konuşlandırılması, bazı yakın komşularımızda tehdit algılamalarına yol açmıştır. Bu komşularımızın konuyla bağlantılı olarak bir süredir bize yöneltmeye başladıkları hasmane beyanlar da, bunun ulusal güvenliğimizi tehdit eden bir gelişme olduğunu göstermiştir. Yine önceleri her düzeyde iyi ilişkiler içinde olduğumuz bir komşu ülkenin merkezi yönetimini yok sayan, onun başbakanının âdeta ülkemize hakaret boyutlarındaki suçlamalar yöneltmesine yol açan kışkırtıcı politikalar izlenmesi de ulusal güvenlik kavramıyla bağdaşmamaktadır.

Ermenistan ile bazı protokoller imzalanmış, ancak hazırlık çalışmalarının yetersizliği nedeniyle Azerbaycan ile ilişkilerimizde gerginlikler yaşanmış, nihayet bu protokoller hayata geçirilememiştir. Yine ulusal itibarımızı olumsuz etkileyen ve dokuz vatandaşımızın öldürülmesine varan malum talihsiz gelişmeler sonucunda İsrail ile ilişkilerimiz sıfır noktasına indirilmiş, Orta-Doğu barış süreci çerçevesinde Arap-İsrail ihtilafının tüm taraftarıyla ilişkiye girebilme özelliğimiz yitirilmiştir, öte yandan Hükûmet İsrail ile ilişkilerin telafisi için yüksek sesle belli koşullar ileri sürer gözükürken, erken ikaz radarı konuşlandırılmasında görüldüğü gibi, İsrail’in savunması için Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit eden taleplere onay vermiştir.

Karmaşık bir etnik ve dinî yapısı olan Ortadoğu coğrafyasında Türkiye tarihi boyunca bu etmenlerin ötesinde durarak, demokratik ve laik bir ülke olarak parlamıştır. Türkiye tarihsel olarak izlediği dış politikada silahlanmaya karşı durmuş ve barışçıl bir doğrultu izlemiş ve asla başka bir ülkenin içişlerini karıştırmaya tevessül etmemiştir. Hele bir silahlanmanın aracısı hiç olmamıştır. Bugün böylesine maceraperest bir serüvenin peşine takılarak, özellikle de uluslararası camianın sürdürdüğü barışçı yollardan çözüm bulma çabalarının dışına sürüklenerek bu zeminlerde tek kalması Türkiye’nin ulusal çıkarlarıyla bağdaşmayan bir durumdur.

Batının demokrasi ve çağdaşlık birliği olan Avrupa Birliğinden uzaklaşarak, Ortadoğu’da etki alanı arayan maceracı dış politika nihayet ulusal güvenliğimizi tehdit edecek düzeye varmıştır. Bu politikanın mimarı olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında Anayasanın 98, 99 ve TBMM İçtüzüğünün 106. maddesi uyarınca gensoru açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

CHP Grubu.

***

Türkiye’nin çok kritik bir dönemden geçtiği açık. Türk dış politikasının Türkiye’ye nasıl tehdit olarak geri döndüğünü, maalesef, Türkiye’ye yönelik tehditleri ortadan kaldırmak yerine, aksine, ilave tehdit ve riskleri Türkiye’ye yönlendirdiği gayet açık ve net. Aslında, bir bakıma, bugünkü tezkere bunu ortaya koyuyor. Dış politika başarısız olmuştur, iflas etmiştir, stratejik derinliklerin içerisindedir. Bu, maalesef, bir yumuşak güç ve bir diplomasi ile halledilemeyen bir konunun kaba güç, ve silah gücüne dönüşmesi, maalesef, Türk dış politikasının Türkiye’ye yönlendirdiği bir tehdit karşısında Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir irade isteniyor. Aslında sorgulamamız gereken bence, böylesine fiilî bir tehdidin Türkiye’ye yönelmesini engellemeyen bir diplomasi iflası. Bunu şey için söylemiyorum ama bugün diplomasinin halletmesi gereken hususları tehdit olarak geçiyorsa, PKK terör örgütüne karşı etkili bir mücadele sürdürüp onlarla bir müzakereyi seçenlerin bu ikilemi millete açıklaması gerçekten çok zordur. Terör örgütüyle müzakereye gidenler, bugün, Türk dış politikasının oluşturduğu bir tehdit karşısında Türkiye Büyük Millet Meclisinden yetki istiyor. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, şu ya da bu, hiçbir komplekse kapılmadan sadece Türkiye’nin millî menfaati olarak bu meseleyle ilgili görüşlerimizi açıklayacağız, tavrımızı da ortaya koyacağız.

Türkiye her şeyden önemlidir ama bugün geldiğimiz bu noktaya getirenlerin de sorumlulukları olduğu gayet açık. O bakımdan, bu gelen tezkere, şu gerekçeyle istenen teklifle ilgili elbette Milliyetçi Hareket Partisi olarak görüşlerimizi burada da -kapalı oturum dediler- kapalı oturumda da ifade edeceğiz ama bütün milletimizin huzurunda da ifade etmekten çekinmeyiz.

Bu süreç içerisinde herhangi bir bilgilendirme devletimiz tarafından yapılmış da değildir. Bu gelen gerekçeyle bizim bir tavır oluşturmamız isteniyorsa, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu gerekçeyi, Türkiye’nin geleceğini, Suriye’de olan bitenleri, oldubittileri, şeref konuğu olarak karşılananların Suriye’nin kuzeyinde oluşturmak istediği oldubittileri, hepsini bir değerlendireceğiz elbette. Onun için, millete karşı hesap vereceğimiz, tarihin tanıklık edeceği bir süreç ama ben bu görüşlerimi sizlerle paylaşırım, açık bir şekilde paylaşmak istiyorum vatandaşlarımla. Hükûmetin bu konuyla ilgili bilgileri olabilir çünkü 20 Eylülden bu yana

yapılıyor, saldırıldı, El Cezire şunu diyor, bunu diyor, bir sürü bilgiler var- bu konuda kamuoyuyla paylaşılmamış birtakım ilave bilgiler vermek ihtiyacı içerisinde olabilir, bunu saygıyla karşılarım. Milletim bilmesin de, millet bilmesin. Zaten millet bilmesin diye, devlet işiyle ilgili birtakım hususlar Sayın Bakan tarafından ifade edilebilir ama biz milletimizin bizim görüşlerimizi izlemesini istiyoruz. Bizi niye kısıtlıyorsunuz?

O bakımdan bu tezkere, görüşmelerin kapalı oturumda yapılmasıdır. Oysa görüşmeler, Hükûmetin açıklaması ve siyasi parti gruplarının açıklamaları olarak iki bölümdür. Hükûmet açıklasın kapalı oturumda. Biz de milletimizin huzurunda şeffaf bir politika takip ediyoruz; Partimizin tavrı, görüş ve düşüncelerini vatandaşlarımız paylaşsın. O bakımdan Milliyetçi Hareket Partisini millete kapatmak doğru değildir, Parlamentoyu millete kapatmak doğru değildir. Bu görüşmeler bu yönüyle açık olmalıdır.

OKTAY VURAL(MHP)

***

Sayın Canikli bugün için Genel Kurulun saat onda açılmasını imzaya açtı. Biz de rica üzerine MYK toplantıları olduğu için bunu kabul ettik ama daha sonra -basından öğrendiğimiz- bugün buraya, Genel Kurula tezkerenin geleceği konusunda bir anlaşma sağlandığı ve Genel Kurulun bu yüzden saat onda açılacağına dair bir bilgi ulaştı bize ve bugün burada tezkerenin kapalı oturumda konuşulacağını öğrendik.

Değerli arkadaşlar, Suriye’ye bir savaş çıkaracaksınız, Suriye’ye yoksul Anadolu çocuklarını ölüme göndereceksiniz, savaşa göndereceksiniz ve bundan hiç kimsenin haberi olmayacak. Kamuoyu burada neler konuşulduğunu, neler tartışıldığını hiçbir şekilde öğrenmeyecek. On yıl sonra ancak bu konuşmalar ortaya çıkacak.

Değerli arkadaşlar, savaş ölüm demektir, savaş gözyaşı demektir, savaş kan demektir, savaş tekrar anaların ağlaması demektir ama savaşa karşı çıkmak onurdur, savaşa karşı çıkmak insanlıktır, savaşa karşı çıkmak şereftir diyoruz. Bu yüzden Barış ve Demokrasi Partisi olarak bugün burada tezkereye “hayır” oyu kullanacağımızı buradan ifade etmek istiyoruz çünkü biz bu ülkede savaşların neye mal olduğunu çok iyi bilen insanlarız.

Bugün, hâlâ, Roboski’de katledilen 34 insanımızın Türkiye’den havalanan savaş uçaklarının attığı bombalarla parçalandığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla bugün çıkacak olan tezkereden hangi bombaların, hangi savaş uçaklarının nereye bomba atacağını ve kaç kişinin yaşamını yitireceğini hâlâ bilmiyoruz. Dolayısıyla, kapalı oturum oturumda da değil, açık bir şekilde buradan, tezkerenin geri çekilmesini, eğer geri çekilmezse bile açık bir şekilde, kamuoyuna açık, Türkiye’ye açık, herkese açık bir şekilde neler yapacağınızı lütfen açıkça söyleyin. Nasıl bir politika izleyeceğinizi, Suriye’ye nasıl bir savaş açacağınızı açık ve şeffaf bir şekilde açıklamanızı istiyoruz. Evet, demokrasinin gereğidir şeffaflık, demokrasinin gereğidir açıklık, bunun için sizi bir kez daha açıklığa ve şeffaflığa davet ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi olarak tezkereye karşı olduğumuzu ve “Hayır” oyu kullanacağımızı bir kez daha ifade ediyorum.

PERVİN BULDAN (BDP)

***

Antakya’dan Habur’a kadar güney komşumuz, kadim dostumuz, akrabamız, birlikte uzun yıllar yaşadığımız Suriye halkının, halklarının kaderini, Türkiye halkının kaderini çok yakından ilgilendiren bir konuda, birazdan, Suriye hakkında sınır ötesi savaş tezkeresini konuşacağız. Bunu da kapalı oturum olarak İktidar Partisi istemiş. Böylesine önemli, böylesine halkımızı yakından ilgilendiren, savaş gibi hayati, siyasetin artık en yoğun tartışıldığı bir noktada, 21’inci yüzyılda, Orta Doğu’da güç dengelerinin, ittifaklarının, ABD’nin, Avrupa Birliğinin, dünya kutuplaşmasının; bir yanda ABD, Avrupa Birliği, bir yanda Uzakdoğu, Şanghay Beşlisi olarak Rusya’dan Çin’e, İran’a kadar güç dengelerinin olduğu bir ortamda, doğrusunu isterseniz, vicdanımızın sesini dinlememiz gereken tarihî bir günü yaşıyoruz. Bu, şu veya bu partinin değil, hepimizin, bütün partilerin, İktidar Partisi dâhil bütün milletvekillerinin, çünkü unutmayın ki bu Meclis, 1 Mart tezkeresine onay vermemiş bir meclistir.

Şimdi biz, dün arkadaşlarımız bir Danışma Kurulu imzaladılar, saat ona aldılar, AK PARTİ’nin MYK’sı vardı, böyle bir gerekçeyle. Yanlış anlaşılmasın, biz, bir savaş tezkeresi gelsin diye asla ve asla saatleri, tarihleri, zamanları erkene çekecek bir parti değiliz. Biz, hayatımızda, buraya geldiğimiz beş yıl boyunca bütün savaş tezkerelerine “Hayır.” dedik. Burada da tavrımız nettir. Barış ve Demokrasi Partisi, Arap halkının, oradaki Sünnilerin, Nusayrilerin, orada yaşayan Kürt halkının, orada yaşayan Süryanilerin, orada yaşayan Ermenilerin, farklı toplulukların hepsini, binlerce yıl birlikte yaşanmışlığın kardeşlik hukuku içinde görür. Burada, burada tartışmamız gereken bir konu varsa açık açık, dobra dobra halkın karşısında Meclis’in TV’lerini sonuna kadar açarak, hangi partinin, hangi milletvekilinin savaştan yana, hangisinin barıştan ve hayattan yana olduğunu ortaya koymak demokrasinin en büyük erdemidir. Biz bunu başaramıyoruz.

Sabah Danışma Kurulu istedi grubumuz. Sayın Meclis Başkanı dediler ki: “Danışma Kurulu olmaz çünkü kırk beş dakika önce gelmesi lazım, grupların bir araya gelmesi için. Saat 10.00’da Meclis toplanıyor. Kardeşim zaten 09.00’da Meclis açılıyor. Bu acil bir durum. Fakat, biz yine de Meclis’in bu tarihi konuya odaklanması için Danışma Kurulu kararını grubumuz geri çekmiştir. Bu açıklamayı yapma nedenimizin bir parçası budur. Ama şunu unutmayınız: Akçakale’de düşen topun mermisi yüreklerimizi yakarken, 20 Eylülden bu yana top mermileri, silah mermileri Akçakale dururken Meclis İnsan Hakları Komisyonu Akçakale’ye gitmemiştir. Parti grupları gitmemiştir, bakanlar gitmemiştir. Akçakale’de insanlarımız kaymakamlığa yürürken, gaz bombalarıyla önlerine dikilmiştir. Bir taraftan savaşın mermileri, bir taraftan Hükûmetin gaz bombaları,bir taraftan Esed’ın topları, bir taraftan da Hükûmetin, Erdoğan’ın gaz bombaları halkımızın tepesine inerken burada Meclis tarihi bir gün de, tarihi bir karar verecek.

Hiç birinizin savaş yanlısı olduğunu düşünmüyorum. Vicdanım isyan hâlindedir. Partimin , insanlarımızın, Kürtlerin, Türklerin, Arapların hepsinin kardeş olduğunu haykırmak istiyorum. Lütfen biraz daha akıl, sağduyu, diplomasi, kardeşlik, komşuluk, tarih, sosyoloji, kültür, din kardeşliği bu ortak değerlerimizi öne çıkaracak bir orta doğru, Orta Doğu coğrafyasında gelin Türkiye’yi hak ettiği yere oturtalım. Bütün partiler böyle bir tarihi sorumlulukla karşı karşıyayız.

Sayın Başkanım, ben burada savaşın ne kadar kötü olduğunu, devletlerarası savaşlar açıldığı zaman Orta Doğu’daki Suriye savaşının nasıl bir Şii-Sünni kamplaşmasına yol açacağını bırakın, dünyada İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra -ABD, Avrupa Birliği; Şanghay Beşlisi, Rusya, Çin, İran- iki bloklaşmanın arasında bir üçüncü dünya savaşının tohumlarının, fitnelerinin atılacağı bir coğrafyada bütün toplar, bütün ateş, bütün kimyasallar ve asimetrik savaşın bütün katliam silahlarının hepsinin yönünün Türkiye’nin üzerine döneceğini, Suriye’deki kardeşlerimizin üzerine döneceğini hepimiz görmeliyiz.

Ve buradan son bir söz, son bir çağrıda bulunmak istiyorum: Dış politika, savaş hukuku, uluslararası hukuk, diplomasi ne öfke kaldırır ne hissiyat kaldırır ne kin kaldırır ne düşmanlık kaldırır. Hele hele kadim bir komşu, kadim bir akraba halk, Suriye halkı gibi bir halk söz konusu olduğu zaman bizim binlerce yıllık beraberliğimiz, bin yıl daha stratejik olarak bir arada yaşamışlığımız üzerine kuracağımız politikalar bu Meclisten onur bulur. Buradan savaş kararı çıkarsa savaş kararının arkasında kimler durabilir? Ben bunu düşünmek istemiyorum.

Ve gelin, önce içimizde diyaloga, önce içimizde müzakereye ve sınır komşumuz güzelim Suriye’deki kardeşlerimize de barış ve demokrasi getirmek için el ele verelim.

HASİP KAPLAN (BDP)

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı (Tam Metin)
24. Dönem 3. Yasama Yılı
4. Birleşim04 Ekim 2012 Perşembe

One Response

  1. […] √ [Bu yazı 4 Ekim 2012 tarihinde Brüksel’den yayın yapan, Türkiye’de “iktidar yarg… […]

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: