Nasıl bir şeydir yaşamak?


Biri olmadan diğeri olmayan bir tutkudur yaşamak.

Tanrının düşlerini kısıtlayacak bir umar arıyoruz
efere’eytümüllâte vel’uzzâ ve menatessâlisetel’uhrâ
entropiye uğruyoruz burada
yavaş yavaş çöküyor evrenimiz.
Seni görmek istiyorum ama gözlerin bunu engelliyor
sevmek istiyorum ama kalbin bunu engelliyor
sana gelmek istiyorum ama ayakların buna karşı
sarılmak istiyorum doyasıya ama kolların bunu istemiyor
dokunmak istiyorum sonsuzca;
aramızda Planck Duvarı var…

Ulus FATİH

PERİFERİ

Şiirin tamamı.

***

Nasıl bir şeydir yaşamak?

O ışığı özümseyen şeffaf, taze yaprakları arasında erguvan mı?

Sokak merdivenleri kıyısına tutunmuş kendi halinde leylaklar mı?

O bembeyaz çiçekleriyle dağ eteklerini coşturan yaban eriği mi? Taş taş üstüne, yürek yürek üstüne yüzlerce yıldır kendini ayakta tutan konaklar mı?

Cami avlusunda tohuma durmuş ulu çınarlar, geçmişini selvi ile belleyen o birkaç evin çevresini kuşatan “kadim”den kalma zeytin ve incir ağaçları mı?

Pencereden girip o humayin el örgüsü perdelerin arasından süzülen ışık mı, göz aydınlığı mı?

Sokaklar, çeşmeler, dereler, konaklar ve kuşlar mı?

Tüm bunları sevmek mi?

Nasıl bir şeydir yaşamak?

Yoksa tüm bunları içselleştirip paylaşmak mı?

Biri olmadan diğeri olmayan bir tutkudur yaşamak.
Zamanı durdurup yaşama dair binlerce pencere açan Halit Umar’ın fotoğraflarına bakarken bunu duyumsamışımdır hep.

Çocukluğunu ve ilk gençliğini rehin bırakıp uzun yıllar yurtdışında çalıştıktan sonra ülkesine döndüğünde yolu Birgi’ye düşer ve bir zamane gezgininin anı defterine yazdığı “Aşık olurdu Aristo da gelseydi Birgi’ye” sözlerinden etkilenir. Ama o, sevgide zamane gezgini gibi haklılık payı aramaz; bilir ki, sevgi emektir… Tarihe tarih düşen karelerinde; mezar taşındaki asma hevengi, içinde başka ve yeni bir yaşamın tomurcuğunu taşıyan su kabağı, yüzlerce yıllık yalnızlığını şikayetsiz yaşayan selviler, bezeli sütün başlıkları, Birgi’de Aristo’dan da önce var olan yaşamın -yaşanmışlığın- sürekliliğini belgeler.
Tarihin kültür ve sanat damarı olan Birgi’de girip çıkmadığı sokak, belgelemediği gerçeğin öyküsü kalmamıştır Halit Umar’ın. Belleğini diri tutmak için belgelediğini dağarında saklar. O turkuvaz sokak kapısında eli kapı tokmağına dönüşür. Sel vurgunu eski duvarların yıpranmış yalnızlığını gidermek için hemen bir pencere daha açar. Durur, pahlanmış, mukarnaslı sokak köşelerinin şaşırtmalı tuğla ve taş örgülerinde yapı ustalarının ustalığını sergiler. Arnavut kaldırımı yollarından geçerek Evliya Çelebi’nin izini sürer. Oradan, Aydınoğlu Mehmet Bey’in yaptırdığı Ulu Cami’nin o akıl ve düş oyunu ahşap mimberinde ışık ve gölge ile oluşturulmuş Yunus sabrını yıldızlara ulaştırır; eli öpülesi Dımışklı oyma ustası Muzafferüddin ve kalfalarını bize anımsatır. Sonra, üzerine öyküler döktürülen Çakırağa’nın konağında duvara boyanmış, yalancı, barok perdeleri aralar. Artık görünen tarihin ışık huzmesidir.
Yaşamın görsel belleğini


Birgi ÇEKÜL EVİ
’nde herkesin ulaşabileceği bir dağarda toplayan Halit Umar’ın bu sergisi, Birgi sevgisini kalıcı kılan yüreğinin yalnızca bir köşesinde yer alanlardan oluşmaktır.
Sevgisi yoğun, çaba gösterdiği yol açık ola…

HALİT UMAR’dan BİRGİ ESİNTİLERİ

Emin BAŞARANBİLEK

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: