Zafer’den Bu “Pazar”lık…



Para kaybetmekle hiçbir şey kaybetmezsiniz; sağlığınızı kaybetmekle, bir şeyinizi kaybedersiniz. İlkelerinizi kaybettiğiniz an ise herşeyinizi kaybetmiş olursunuz ! Goethe


Kadın kadın olalı,
Erkek erkek olalı,
İnsanlar insan olalı,
Daha değerli olmadı.
Sevda sevda olalı,
Dostlar dost olalı,
Yürekler sevgi dolalı,
Daha değerli olmadı.

Aşk aşk olalı,
Huzur huzur olalı,
Madenler maden olalı,
Daha değerli olmadı.
Aşk gümüşse,
Huzur altındır!

©Zafer KARADAĞ 

HUZUR

7.Nisan.2001, İzmir

***

Sevgili Dostlarım,
Mübarek Ramazan Bayramınızı içtenlikle kutluyor, sağlık, huzur, mutluluk ve bereket içinde, nice Bayramlara hep birlikte kavuşmamızı diliyorum.
Şanghay’dan selam ve sevgilerimle

Zafer KARADAĞ
© Zafer Karadağ

Sükran duymak da bir yaklasim tarzidir ve bizim mütesekkir olacak o denli çok seyimiz var ki.  Loise Redden isimli çok fakir giyimli bir kadin yüzünde bir hüzünle bir manava girer. Dükkan sahibine mahcup bir sekilde yaklasir. Kocasinin çok hasta oldugunu, çalisamaz duruma düstügünü ve yedi çocugu ile birlikte aç kaldiklarini, yiyecege ihtiyaçlari oldugunu söyler. John Longhouse isimli manav ona ters bir sekilde bakarak derhal dükkanini terketmesini ister. Kadin ailesinin ihtiyaçlarini düsünerek, “lütfen efendim” der, “paramiz olur olmaz getirip borcumu ödeyecegim”. John kendisine bir kredi açamiyacagini çünkü onun eski bir müsterisi olmadigini, kendisinde bir hesabinin bulunmadigini söyler. O sirada dükkanin disinda bekleyen bir müsteri ikisinin arasinda devam eden bu konusmayi dinlemektedir. Içeri girerek Johna yaklasir ve “ben o kadinin almak istediklerine kefilim” der, “ailesinin ihtiyaci olan seyleri ona ver”. Bunun üzerine manav çok isteksiz bir sekilde kadina döner ve “bir alisveris listen var miydi?” diye sorar. Louise”Evet efendim” der.  “Tamam” der manav, “simdi onu terazinin su kefesine koy, onun agirliginca diger kefeye istediklerinden koyacagim!”. Louise bir an duraksar, sonra basini önüne eger ve çantasini açarak üzerine bir seyler karalanmis bir kagit parçasini çikartir ve manavin kendisine gösterdigi kefeye özenle birakir, basi hala öne egiktir.   Manavin ve diger müsterinin gözleri terazinin kefesine dikilirken hayretle büyümüstür. Manav müsteriye dönerek , kisik bir sesle “inanamiyorum” der. Gerçekten inanilacak gibi degildir. Müsteri manava gülerken manav çoktan diger kefeye eline geçeni doldurmaya baslamistir ama nafile, diger kefeyi yerinden bile kipirdatamamistir. Terazinin kefesi artik üzerindekileri almayacak kadar doldugunda çaresiz hepsini bir torbaya doldurarak kadina verir. Saskinlikla üzerinde bir seyler çiziktirilmis kagidi eline alir ve okur. Ancak kagitta bir alisveris listesi yoktur. Sadece bir dua yazilidir “Tanrim neye ihtiyacim oldugunu sen bilirsin, kendimi senin ellerine teslim ediyorum”. Manav tas gibi bir sessizlige bürünmüstür. Loise kendisine tesekkür ederek dükkandan ayrilir. Müsteri John’un eline bir elli dolarlik tutustururken “her kurusuna degdi” der. Daha sonra John Longhouse terazisinin kefelerinin kirilmis oldugunu görür. Bu nedenledir ki bir duanin ne kadar agir çektigini sadece Tanri bilir. DUA BiZiM iÇiN HiÇBiR MALiYETi OLMAYAN BEDAVA BiR HEDiYEDiR.

***

Masumi TOYOTOME diye bir Japon yazmis. “Dünyada sevilmek istemeyen kisi yok gibidir” diye başlıyor. Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz? diye soruyor. Sonra anlatmaya basliyor; sevgi üç türlüdür.

Birincinin adı “EGER” türü sevgi. Belli beklentileri karsilarsak bize verilecek sevgiye bu adi takmis yazar. Örnekler veriyor; “eger” iyi olursan baban, annen seni sever. “Eger” basarili ve önemli kisi olursan, seni severim. “Eger” es olarak benim beklentilerimi karsilarsan seni severim. Toyotome, “en çok rastlanan sevgi türü budur” diyor. Bir sarta bagli sevgi. Karsilik bekleyen sevgi. Sevenini, istedigi bir seyin saglanmasi karsiligi olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu diyor yazar. Nedeni ve sekli bakimindan bencildir. Amaci sevgi karsiligi bir sey kazanmaktir. Yazara göre evliliklerin pek çogu “Eger” türü sevgi üzerine kuruldugu için çabuk yikiliyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine degil, hayallerindeki abartilmis romantik görüntüsüne asik oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçeklesmediginde, düs kirikliklari basliyor. Sevgi nefrete dönüsüyor. En saf olmasi gereken anne baba sevgisinde bile “Eger” türüne rastlaniyor. Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giris sinavlarini kazanarak babasini mutlu etmek için çok çalisiyor. Okul disinda hazirlama kurslarina da gidiyor. Ama basarili olamiyor. Babasinin yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftaligina Hakone kaplicalarina gidiyor. Eve döndügünde babasi öfkeyle sinavlari kazanamadin. Bir de utanmadan Hakone’ye gittin? diye bagiriyor. Delikanli “Ama baba vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediginde Hakone kaplicalarina gittigini anlatmistin diyor. Baba daha çok kizarak delikanliyi tokatliyor. Çocuk da intihar ediyor. Gazeteler intiharin anlik bir sinir krizi sonucu oldugunu söylediler, yaniliyorlardi diyor yazar. Delikanli babasinin kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bagli oldugunu anlamisti. Insanlar “Eger” türü sevginin üstünde bir sevgi arayisi içindeler aslinda. Bu sevginin varligini ve nerede aranmasi gerektigini bilmek bu genç adamin yaptigi gibi yasami sürdürmekle ondan vazgeçmek arasinda bir tercih yapmakla karsi karsiya kaldigimizda önemli rol oynayabilir diyor Toyotome. İlginç degil mi?.

İkinci türe geçiyoruz. “ÇÜNKÜ” türü sevgi. Toyotome bu tür sevgiyi söyle tarif ediyor; bu tür sevgide kisi bir sey oldugu, bir seye sahip oldugu ya da bir sey yaptigi için sevilir. Baska birinin onu sevmesi, sahip oldugu bir nitelige ya da kosula baglidir. Örnek mi? Seni seviyorum, “çünkü” çok güzelsin (yada yakisiklisin). Seni seviyorum, “çünkü” o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. Seni seviyorum, “çünkü” bana o kadar güven veriyorsun ki. Seni seviyorum, “çünkü” beni üstü açik arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki… Yazar, “çünkü” türü sevginin “eger” türü sevgiye tercih edilecegini anlatiyor. “Eger” türü sevgi bir beklenti kosuluna bagli oldugundan büyük ve agir bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip oldugumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz hos bir seydir, egomuzu oksar. Bu tür oldugumuz gibi sevilmektir. Insanlar olduklari gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmedigi için rahatlaticidir. Ama derin düsünürseniz, bu türün “eger” türünden temelde pek farkli olmadigini görürsünüz. Kaldi ki bu tür sevgi de, yükler getirir insana. Insanlar hep daha çok insan tarafindan sevilmek isterler. Hayranlarina yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çiktigi zaman, sevenlerinin, artik ötekini sevmeye baslayacagindan korkarlar. Böylece yasama sonsuz sevgi kazanma gayretkesligi ve rekabet girer. Ailenin en küçük kizi yeni dogan bebege içerler. Sinifinin en güzel kizi, yeni gelen kiza içerler. Üstü açik BMW’si ile hava atan delikanli, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadin kocasinin genç ve güzel sekreterine içerler. O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi? diye soruyor Toyotome. “Çünkü” türü sevgide, gerçek ve saglam sevgi olamaz diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyisinin iki ayrı nedeni daha var; birincisi acaba bizi seven kisinin düsündügü kisi miyiz? korkusu. Tüm insanlarin iki yani vardir. Biri disa gösterdikleri, öteki yalnizca kendilerinin bildigi. İnsanlar sandiklari kisi olmadigimizi anlar ve bizi terk ederlerse korkusu buradan dogar. Ikincisi de, ya günün birinde degisirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa endisesidir. Japonya’da bir temizleyicide çalisan dünya güzeli kizin yüzü patlayan kazanla parçalanmis. Yüzü fena halde çirkinlesince, nisanlisi nisani bozup onu terk etmis. Daha acisi, ayni kentte oturan anne ve babasi, hastaneye ziyarete bile gelmemisler, artik çirkin olan kizlarini. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzelligin temeli üstüne bina edilmis oldugundan bir günde bitmis. Güzellik kalmayinca sevgi de kalmamis. Kiz birkaç ay sonra kahrindan ölmüs… Japon yazar toplumlardaki sevgilerin çogu “çünkü” türündendir ve bu tür sevgi, kaliciligi konusunda insani hep kuskuya düsürür diyor.

Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi hangisi? Ve işte sevgilerin en gerçegi. Üçüncü tür sevgi benim “RAGMEN” diye adlandirdigim türdür diyor yazar. Bir kosula bagli olmadigi için ve karsiliginda bir sey beklenmedigi için? “Eğer” türü sevgiden farkli bu. Sevilen kisinin çekici bir niteligine dayanip böyle bir seyin varligini esas olarak almadigi için “çünkü” türü sevgi de degil. Bu üçüncü tür sevgide, insan bir sey oldugu için degil, Bir sey olmasına ragmen sevilir. Güzellige bakar misiniz? “ragmen” sevgi. Esmeralda, Quasimodo’yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasina “ragmen” sever. Asil, yakisikli, zengin delikanli da Esmeralda’ya çingene olmasina “ragmen” tapar. Kisi dünyanın en çirkin, en zavalli, en sefil insani olabilir. Bunlara “ragmen” sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karsilanmasi sartı ile. Burada insanin; iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanmasi gerekmiyor. Kusurlarına, cahilligine, kötü huylarina ya da kötü geçmisine “ragmen” oldugu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok degersiz biri gibi görünebiliyor ama en degerli gibi sevilebiliyor.

Japon yazar yüreklerin en çok susadigi sevgi budur diyor. Farkinda olsaniz da, olmasaniz da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, basari ya da ünden daha önemlidir. Bunun böyle oldugundan nasil emin olursunuz? Hakli oldugunu kanitlamak için sizi bir teste davet ediyor. Su soruma cevap verin diyor. Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldirmadigini ve hiç kimsenin sizi sevmedigini düsünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, basari ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi kendinize yasamamin ne yarari var diye sormaz miydiniz? Devam ediyor Toyotome: Su anda en sevdiginiz kisinin sizi sadece kendi çikari için sevdigini anladiginizi bir düsünün. Dünya birden bire basinizin üstüne çökmez miydi? O an yasam size anlamsiz gelmez miydi? Diyelim siradan bir yasaminiz var. Günlük yasiyorsunuz, günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacaginizdan umudunuz olmasa, kalan hayatinizi nasil yasardiniz? diye soruyor ve yanitliyor; öyleleri ya iyice umutsuzluga kapilip intihar ediyorlar ya da iyice dagitip yasayan ölü haline geliyorlar. Toyotome, hem de nasil iddiali savunuyor “rağmen” sevgiyi. Bugün yasaminizi sürdürebilmenizin nedeni “rağmen” türü sevgiyi su anda yasamaniz ya da bir gün bu sevgiyi bulacaginiza inancinizdir. Son sözlerinde biraz umutsuz Toyotome. Bugün yaşadigimiz toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyaci var. Kimsede baskasina verecek fazlasi yok? diye açikliyor. Anlatiyor: Yakinimizda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da ayni seyi baskasindan beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var. Yazara göre, açligimizi biraz bastiracak kadar. Ve de yemek öncesi tadimlik gelen istah açicilar gibi. Bu minnacik tadim, bizi daha müthis bir sevgi açligina teşvik ve tahrik ediyor. Bu minnacik tadim sevgiye ne kadar muhtaç oldugumuzu anlatiyor. Büyük bir hirsla ana yemegin gelmesini ve bizi doyurmasini bekliyoruz. Hani nerede? Hepsi o. Ve asil çarpici cümle en sonda.


DÜNYADAKi EN BÜYÜK KITLIK, “RAGMEN” TÜRÜ SEVGiNiN YETERİNCE OLMAYISIDIR!

Iyi düsünün!. Bu yilinizi iyi geçirdiniz mi? Saglikli oldugunuz için hiç sevindiniz mi? Bu yil hiç gün isigi ile uyandiniz mi? Kaç kez günesin dogusunu izlediniz? Bir neden yokken kaç kisiye hediye aldiniz? Kaç sabah yolda bir kediyi oksadiniz? Bu yil yeni dogmus bir bebek parmaginizi sikica tuttu mu hiç? Ve siz onu hiç kokladiniz mi? Yaz gecelerinde ne çok yildiz olduguna hiç sasirdiniz mi? Kendinize bu yil kaç oyuncak aldiniz? Kaç kez gözlerinizden yas gelinceye kadar güldünüz? Yasli bir agaca sarildiniz mi bu yil? Çimlere uzandiginiz oldu mu? Çocuklugunuzdan kalan bir sarkiyi söylediniz mi hiç? Hiç taş kaydirdiniz mi bu yil? Kaç kez kuslara yem attiniz? Bir çiçegi dalindayken  kokladiniz mi? Bu yil kaç kez gökkusagi gördünüz? Ya da hediye alan bir çocugun gözlerindeki isigi? Kaç kez mektup aldiniz bu yil? Eski bir dostunuzu aradiniz mi hiç? Kimseyle baristiniz mi bu yil? Aslinda mutlu oldugunuzu kaç kez fark ettiniz bu yil? Iyi bir yilin, bunlar gibi birçok “küçük sey”e bagli oldugunu hiç düsündünüz mü bu yil? Bugünlerde düsünün. Yayilin çimenlerin üzerine, acele edin!… Er veya geç… Çimenler yayilacak üzerinize…


Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: