Şarkın ihtişamı var.


Orda her şey gizlice…

© Dr.M.Halit Umar

Derdim, yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;
Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam;
Siyah örtülere sardı şehri karanlık;
Kimine huzur iner gökten, kimine gam.
Bırak, şehrin iğrenç kalabalığı gitsin,
Yesin kamçısını hazzın sefil cümbüşte,
Toplasın acı meyvesini nedametin,
Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle.

İçe kapanış

Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu.

(Şiirin tamamı)

***

Baudelaire, 9 Nisan 1821´de Paris´te doğdu. 5 yaşında babasını kaybetti. Bunun üzerine annesi bir subayla evlendi, ama Baudelaire bu adama bir türlü ısınamadı. Az sonra da Lyon´a gittiler. İlk öğrenimini orada yaptı. Sonra yatılı olarak koleje verildi. Kabuğuna çekilmiş, içli bir çocuktu. Okuldaki günleri kötü geçti. 1839´da yine Paris´e döndüler. Okulda yapılan bir yarışmada Latince şiir armağanını kazandı. İlk şiirlerini bu sıralarda yazar. 1839´da da okuldan çıkarılır. Baştan beri süregelen anlaşmazlık kendini belli eder; babalığıyla kavga eder. Evden ayrılır, artık yazı yazmaya verir kendini. 1839-41 yılları başıboşlukla geçer. Laconte de Lisle ve Pierre Dupont´la tanışır. Babalığı general olmuştur ama o yoksul bir hayat sürer. Ailenin onurunu korumak için yakınları onu Paris´ten uzaklaştırırlar. İsteksiz, yolculuğu kabul eder. Hindistan yolculuğundan hemen sıkılır, geri döner gelir. Birçok ünlü şiirlerini bu yolculuk sonunda yazar.

Artık Baudelaire, şiir, deneme yazar, sanat eleştirmenliği yapar. 1848 devrimine karışır, bir gazete bile çıkarır. Baudelaire´in bu dönemde en önemli yönü Edgar Poe´yu bulup çıkarmasıdır. Poe o zamana değin Fransız çoğunluğunca bilinmiyordu. Poe´nın öykülerini çevirir. Bir Poe evreninde yaşar olur. 1857´de de ünlü kitabı “Les Fleurs du Mal” i yayımlar. Kitabın yayımlanması gürültülü olur. Bazı şiirler çıkarıldıktan sonra kitabın serbest bırakılacağına karar verilir. Baudelaire´in adının yayılmasına enikonu yardım eder bu karar. yine bu sıralarda mensur şiirlerini yazar (Poème en prose). Wagner´i savunur. Resim eleştirileri yazar. Sıhhati günden güne bozulur. 1866´da yarı felçli halde bir sağlık evine kaldırılır. 31 ağustos 1867´de Paris´te ölür.

Baudelaire, Fransız şiirinde kendinden önceki hemen hemen başkaca hiçbir ozana nasip olmayan büyük bir devrim yapmıştır. Bugünkü Fransız şiirini (yeni şiir) onsuz düşünmek imkânsız gibidir. Fransız şiirinde öz şiir (Poésie pure), Baudelaire´le başlar demek yanlış olmaz. Aşağıda, Baudelaire´in Seyahate Davet adlı şiirini önce özgün diliyle (Fransızca) ve arkasından Suut Kemal Yetkin´in çevirisi olarak sunuyoruz:

Ali AKÇA

Mon enfant, ma soeur,
Songe à la douceur
D´aller là-bas vivre ensemble !
Aimer à loisir,
Aimer et mourir
Au pays qui te ressemble !
Les soleils mouillés
De ces ciels brouillés
Pour mon esprit ont les charmes
Si mystérieux
De tes traîtres yeux,
Brillant à travers leurs larmes
Là, tout n´est qu´ordre et beauté,
Luxe, calme et volupté.
Des meubles luisants,
Polis par les ans,
Décoreraient notre chambre ;
Les plus rares fleurs
Mêlant leurs odeurs
Aux vagues senteurs de l´ambre,

Les riches plafonds,
Les miroirs profonds,
La splendeur orientale,
Tout y parlerait
À l´âme en secret
Sa douce langue natale.
Là, tout n´est qu´ordre et beauté,
Luxe, calme et volupté.
Vois sur ces canaux
Dormir ces vaisseaux
Dont l´humeur est vagabonde ;
C´est pour assouvir
Ton moindre désir
Qu´ils viennent du bout du monde.
– Les soleils couchants
Revêtent les champs,
Les canaux, la ville entière,
D´hyacinthe et d´or;
Le monde s´endort
Dans une chaude lumière.
Là, tout n´est qu´ordre et beauté,
Luxe, calme et volupté.

L´Invitation au voyage

***

Yavrum zevkini düşün
Oraya gidip bir gün
Yaşamanın birlikte!
Sevmek daima sevmek
Sevmek ölünceye dek
Sana benzeyen yerde.
Görünce göklerdeki
Islanmış güneşleri
Arasında sislerin,
Sihridir beni saran
Yaşlarla pırıldayan
Hıyanet gözlerinin.
Orda ne varsa nizam,
Şehvet, sükûn, ihtişam.
Gelip geçen yıllarda
O pırıldayan eşya-
Odamızın olacak.
Bulunmaz çiçeklerin
Kokuları, amberin
Nefesine dolacak
Tavanlar süslü zengin,

Bütün aynalar derin,
Şarkın ihtişamı var.
Orda her şey gizlice
Kendi ana dilince
Ruha bir şey fısıldar.
Orda ne varsa nizam,
Şehvet, sükûn, ihtişam.
Bak şu sular üstünde
Uyuyan gemilere!
Hepsinin huyu gezgin
Gelmişler, hiç durmadan
Dünyanın bir ucundan
En küçük arzun için
Batan gün ışıkları
Bütün kırları sardı,
Sular ve bütün belde
Altın renginde artık;
Dünya uyuklar ılık
Bir parıltı içinde
Orda ne varsa nizam,
Şehvet, sükûn, ihtişam.

Seyahate Davet

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: