Bu tür kutlamalara, ‘hayır!’


70 yıl kaybettik bu kafalarla…

moskova_pekin_ankara

***

Şimdi açık açık konuşalım !

Eğri oturup, doğru konuşmaya çalışalım…

23 Nisan da, 10 Kasım da, 19 Mayıs da bendenizde hiç olumlu etkiler yaratmamıştır.

23 Nisan’ı ilkokulda kutlarken, sürekli “dışlanmışımdır”; sebebi yürüyüşlere “eli ayağı düzgün” kız ve erkek öğrencilerin seçilmeleriydi.

Bendeki “sakatlık” mı ?

Orta Asya Stepler’inin genleri…

O yıllarda, bugünün koşulları yoktu ki !

“Kör” lâkabı bile taşıdım, uzun yıllar !

Niye mi?

Çekik gözlü olmamdan dolayı…

İnadım, inat o çocukluk kafasıyla direndim ve neticesinde “hak ve özgürlüğü”mü elde ettim !

Kolalı yaka, son derece titizce ütülenmiş kara önlük, itina ile satın alınmış beyaz eldivenler ve valide hanıma söylenen “yalan” sayesinde.

23 Nisan törenleri “kıtası”na beni de aldılar diyerek…

Siz kendinizi 6-7 yaşındaki çocuğun yerine koyun ve de Mustafa Kemâl Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bayramı kutlama törenlerine, “özürlü” olduğundan dolayı kabul edilmemesine bir yanıt bulmaya çalışın.

Sınıfta, 23 Nisan hakkında bol keseden övgü yağdıran, gelecek nesillerin hazırlanmasında önemli bir adım olduğunu anlatan öğretmenimiz; diğer yanda bendeniz!

Neyse ki, tören “kıtası”nı yöneten kişi farkına varmadı da “kutlayanlar” arasına katıldım. Yanılmıyorsam, bir çocuk gelmemiş olmalı ki, “boşluk” doldurdum.

10 Kasımlarda, izci idim.

Zorakî ağlamak zorundaydık !

Gözyaşı dökmek, diğer deyişi ile…

Kasımpatılar ile süslenmiş Atatürk büstlerinin her bir yanında “nöbet” bekletirlerdi öğretmenlerimiz.

Alıp birileri kaçıracaklarmışçasına…

Atatürk büstünü !

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramlar’ı bana göre değildi, çelimsizdim ! Fazla taktığımı anımsamıyorum. Zira, izci olarak trampet ve borazan ekiplerinin şefi idim. Yollarda düzenlenen yürüyüşleri tercih ederdim

Hava basmak (!) daha güzeldi…

Rahmetli Hayat ağabeyimden borç aldığım 60 TL ile yeşil sırmalı kendi borazanımı bile satın almıştım ! Kuruşu kuruşuna ödetmişti bana! Bankacı olmak kolay mı, kredi açtın mı, aile ferdi olsa da “kıyak” yok !

O demlerde, borazanlar Sirkeci’de satılırdı. Sahip olduğumda hissettiklerimi anlatamam. “Kavul” denilen ve sarı, tunç madenleri parlatmakta kullanılan  koyu sıvı ile az mı ışıl ışıl hale getirmiştim. Sonra da yesil sırmaları usulüne göre sarmıştım.

Uzun yıllar sonra, meslektaşım Sıtkı Uluç’un Wavre’daki evinde ilk eşi Chantal ile çay içerken, gözüm benimkinin eşi olan bir borazana takılmıştı.

Çadırımın üstüne şıp dedi damladı’ veya ‘Il silenzio’yu çalan bendeniz, ıkındı, sıkındı ama “ti” sesi bile çıkartamadı !

Fena bozulmuştum…

Bir daha denemedim, zira doktorum, beyin zarlarını çatlatabilirsin demişti.

Tamam da bilmem kaç yaşına kadar trompet çalanlara ne demeli?

23 Nisan törenleri kaldırılmalı !

10 Kasım’ın “Kemalist” türü ağlamalı anma törenleri gibi…

19 Mayıs törenleri nedense bana hep komünist ülkelerdeki kutlamaları anımsatmıştır. Ankara’daki kutlamaları bir zamanlar, Çin ve Rus koreografi tasarımcıların düzenlediklerini biliyor musunuz ?

Bağımsızlık Karakterimdir, diyen bir ülkede !

Gencin biri Danıştay’a başvurmuş ve 19 Mayıs törenlerini yeniden düzenleme kararı alan Milli Eğitim Bakanlığı aracılığıyla AKP iktidarını şikâyet etmiş.

Danıştay’dan olumlu yanıt aldıktan sonra da ‘Birinci Görevimi Yerine Getirdim’ demiş !

Mustafa Kemâl Atatürk’ün, Gençliğe Hitabesi’nden hareketle…

Adama sorarlar; keşke aynı davranışa, geleceğin nesillerinin birer ilim ve bilim adamı olmalarını engelleyen, başta YÖK yasası olmak üzere çeşitli engelleri kaldırtmak için niçin başvurmadın ?

Öyle ya, yılda bir kez 19 Mayıs Gençlik Bayramı’nı kutla “Mastürbasyon” çekip, tatmin ol; sonra, üniversite giriş sınavlarını başarabilmek için, para basan dershanelere git ! İyi de sana, ilkokuldan başlamak üzere, ortaokul ve lisede hiçbir şey mi öğretmediler veya öğrenmek için çaba göstermedin ki, sınavlara girebilmek için dersane dersane dolaşmak zorundasın?

19 Mayıs türü gösteriler, Kremlin’de (Soğuk Savaş yıllarında) Kızıl Meydan törenlerini anımsatır bana, her nedense !

Şeref tribününde siviller ve rütbelilerle, Moskova’nın çatısında omuz omuza, yan yana dizilen “moruklar” takımı arasında ne fark var ?

Sahadaki gençlerin, onca “antreman”dan sonra “hoşnut” kılmak için sahaya çıkmalarından ne kadar sevinç ve övgü duyduklarına dair, tarafsız bir kamuoyu kuruluşu nabız yoklaması yapsa ne güzel olurdu !

Merak etmeyin, Çin, Rusya, İran vd ülkeler (Fransa 14 Temmuz Bayramı gibi…) bu tür “askersel” törenleri düzenlemeye devam ediyorlar. Ama Paris’te hiç 14 Temmuz’un halk kutlamalarına (akşamları özellikle) katıldınız mı ?

Mustafa Kemâl Atatürk’ün aşılamaya çalıştığı zihniyeti, 23 Nisan, 10 Kasım, 19 Mayıs ve hatta 29 Ekim’de düzenlenen “dost düşmana meydan okuyan” toplu, tanklı, füzeli, rap rap yürüyen fidanlarla kutlamakla damarlara zerk edemezsiniz ki !

Bu satırları, aksi kanıtlanmadığı sürece Mustafa Kemâl zihniyetinden zırnık taviz vermemekte direnen birinin tuşladığını da lütfen unutmayın !

Halk düzeyine indirilen kutlamalara evet.

Gençliğin, gençlik gibi hareket ettiği ve Türkiye’nin muasır medeniyetler arasında yer aldığını kanıtlayan törenlere evet.

Sokakta mendil satan çocuklar yerine, “seçilmiş”lerin şu veya bu devlet yöneticisinin koltuğuna oturtuldukları törenlere hayır !

Ağlamak, gözyaşı dökmek ve hatta işini gücünü bırakıp, 10 Kasım’da yaşamının bir dakikasını ayakları üzerine dikilip, “Mahalle veya Çevre Baskısı” sonucu belki de kim olduğundan bi-haber, Mustafa Kemâl Atatürk’ü anmaya çalışmaya hayır !

70 yıl kaybettik bu kafalarla…

© Nusret Özgül – Brüksel, 28 Nisan 2012

Leave a Reply

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: