“İnsanları dindar ve dindar olmayanlar diye ayırıyorsun !”


Sayın Başbakan, sen dindar değilsin, din tüccarısın, dindar insanların inançlarını sömürensin.,

 ”Sen bu milletin, fitre, zekat, sadaka, kurban derisi paralarıyla yolsuzluk yapan adamları adaletin elinden alacaksın, sonra ‘dindar-dindar olmayan’ diye vatandaşları ayıracaksın. Sen önce bu insanların, yoksul insanlara yardım için ödediği paraların hesabını sor. Sen, hesabını soranlara ‘niye hesap soruyorsun’ diye karşı çıkıyorsun”

***

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, özel yetkili mahkemelerin çağdaş demokrasilerde değil, dikta rejimlerinde olduğunu söyledi.

Konuşmasına 31 Ocak 1990’da öldürülen Prof. Dr. Muammer Aksoy’u anarak başlayan Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin aydınlanması için mücadele eden herkesi şükranla andıklarını söyledi.

Kılıçdaroğlu, Erzurum’un Tortum ilçesi Bağbaşı beldesinde HES yapımına karşı çıkan kadınların grup salonunda olduğunu belirterek, onların haklı mücadelelerini kutladığını söyledi.

Bağbaşından gelen grubun bütün siyasi görüş farklılıklarını aşarak ve bedel ödemeyi göze alarak bir mücadele yürüttüklerini belirten Kılıçdaroğlu, bu grup içindeki 86 yaşındaki Nafiye Uslu’nun gözaltına alındığını ve kötü muamele gördüğünü, yaşlı kadının kendi sözlerini aktararak anlattı. Kılıçdaroğlu, ”86 yaşındaki Nafiye anayı karakola götüreceksiniz, sabaha kadar tutacaksınız, darbedeceksiniz, yerlerde sürükleyeceksiniz. Bunun adına ileri demokrasi denecek. Bu milletin vicdanına teslim ediyorum ben bunu. 86 yaşındaki bir kadını nasıl karakola götürürsünüz, nasıl darp edersiniz, nasıl sabaha kadar tutarsınız. Bunun hesabını sormazsam bu koltuklar bana haram olsun” diye konuştu.

Bu insanların topraklarını yani vatanlarını savunduklarını, su istediklerini bunun doğal ve meşru bir insan hakkı olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

”İki tane HES projesi bunların üretecekleri elektrik 26 megavat. Türkiye’nin ise 30 milyon kilovat saat elektrik üretimi var. Baktığınız zaman bu iki yerde yani Bağbaşı ve Büyükbahçe’de HES projesinin katkısı 10 binde bir. Yani siz 20 bin tane böyle HES yaparsanız ancak Türkiye’nin enerji sorununu çözersiniz. Tortum’da, İkizdere’de, Munzur’da, Karadeniz’de derelerin kardeşliğini kurdular. İnsanlar bir araya geldiler, sularını sahip çıktılar. ‘Dediler ki HES yapılamaz mı- Yapılabilir ama bize su lazım. Suyumuzu bizim rahat bırakın, Yeteri kadar su verin bize ne yaparsanız yapın.’ ‘Hayır suyunuzu vermeyeceğiz, suyunuzu da keseceğiz…’

Diyorlar ki ‘Türkiye’nin enerjiye ihtiyacı var. Biz onun için yapıyoruz. Buradan söylüyorum, enerjideki kayıp ve kaçak miktarı yüzde 19. Bön söylemiyorum, devletin resmi rakamları söylüyor. Yüzde 19’un yarısı kadar önlem alırsan, kayıp ve kaçağı önlersen Türkiye’nin enerji sorununa en büyük katkıyı o zaman yapmış olacaksın. Sen kayıp, kaçağı önlemiyorsun, göz yumuyorsun sonra gidip diyorsun ki Erzurum’a ‘ Ben senin suyunu keseceğim.’ Dağıttın o su senin babanın malı değil ki. Senin tapulu malın olsa kes. Bu ülkenin malı. Bu ülkenin malı bu millete aittir. Sana ait değildir. Bu millet nasıl karar verirse karar öyle uygulanacak. Bazen düşünmeden edemiyorum, acaba biz işgale mi uğradık. Bu nasıl bir bakış açısıdır, nasıl bir anlayıştır. Nasıl bir doymaz bilmezlik, nasıl bir siyasi oburluk, utanmazlıktır. Köylünün suyunu keseceksin, üretme diyeceksin. Ne yapsın, aç mı kalsın bu insan-”

CHP’nin bu itirazını siyaset üstü yaptığını belirten Kılıçdaroğlu, Bağbaşı Belediyesi’nin AK Partili belediye başkanının istifa ettiğini, bunun sorgulanması gerektiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, 21. yüzyılın hak arama yüzyılı olduğunu ifade ederek, demokrasinin zulme karşı direnç göstermek olduğunu anlattı.

Kılıçdaroğlu, grupla birlikte salonda bulunan 17 yaşındaki Leyla Yalçınkaya’nın kendi sözlerinden alıntılar da yaptı ve Yalçınkaya’nın kardeşlerini okutabilmek için ceviz ağaçlarına, suyuna, toprağına sahip çıkmaya çalıştığını söyledi. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

”Sayın Başbakan Erzurumlu kadının genlerini bilmiyor. Bilmiyor ki Erzurumlu kadın daha 20 yaşındayken üç aylık çocuğunu emzirdikten sonra Nene Hatun gidiyor, düşmanla mücadele ediyor. Sayın Başbakan senin bilmediğin bu. Nerede bir haksızlık olursa, nerede bir mazlum varsa CHP orada olacaktır.

Bunlar yapılıyor ama o kadar garip olaylarla karşılaşıyoruz ki biliyorsunuz mahkemeler hakkında konuşmak tehlikeli. Tayyip Bey’in mahkemeleri önemli mahkemeler çünkü. Eğer konuşursan bir fezleke daha gelir. Ama biz korkmayacağız Recep Tayyip Erdoğan, hiç merak etme sen. Biz yılmayacağız Recep Tayyip Erdoğan, biz mücadelemizi yapacağız.”

Mahkemenin Leyla Yalçınkaya hakkında ”komşularıyla ve akrabalarıyla görüşmeme” kararı verdiğini iddia eden Kılıçdaroğlu, 21. yüzyılda böyle bir kararın izah edilemez olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, ”Buradan bütün insan hakları düşmanlarına, bütün adalet cellatlarına sesleniyorum; 135 milletvekili arkadaşımız Leyla’nın sesi için buradayız. Leyla konuşmayacaksa, CHP de konuşmayacak. Leyla’nın konuşması için mücadele edeceğiz. Gerekirse 135 CHP milletvekili 136 Leyla olacaktır. Ben bu onurlu mücadeleyi veren 17 yaşındaki Leyla’dan 86 yaşındaki Nafiye anneye kadar bütün Erzurumlu kadınların ellerinden öpüyorum. Onlara şükranlarımı, saygılarımı gönderiyorum” diye konuştu.

Türkiye’nin ”postmodern bir dikta yönetimi” ile karşı karşıya olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, postmodern dikta yönetimlerinin böyle özel mahkemeleri ve bu mahkemelerin başında da onları dizayn eden bir diktatörü bulunduğunu anlattı. Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

”Şu anda Türkiye’de su talebi nedeniyle HES’e karşı çıktığı için yargılanan insan sayısı bin 26’dır. Bin 26 kişi hangi demokraside ‘ben su istiyorum’ diye mahkemelere götürülür. Siz buna demokrasi diyorsunuz. Demokrasi böyle olmaz. Demokrasi hak arama arayışıdır. İnsanlar konuşacaklar, haklarını arayacaklar. 86 yaşındaki Nafiye anayı karakola götürdün de boyun mu uzadı- Hayır. O bir insanlık ayıbıdır. Türk demokrasi tarihinin de kara bir lekesidir. Bunu kimsenin unutmaması gerekir.”

Kılıçdaroğlu, özel yetkili mahkemelerin adalet dağıtan mahkemeler olmadığını, iktidarın sopası görevini üstlendiğini ileri sürerek, ”Vicdanı olan, dünya görüşü ne olursa olsun, vicdanına göre karar veren, hukukun üstünlüğüne inanan o doğrultuda çaba harcayan bütün yargıçlara sonsuz saygım var. Onlar bu ülkenin güvencesidir. Onlara sözümüz yok. Ama onlara bir sözüm var, korkmayacaksınız. ‘Tavla pulu gibi bizi dağıtırlar’ denildiği zaman ‘Türkiye’nin bütün coğrafyasında adaletle görev yaparız’ diyeceksiniz. Beni sürerler diye çekinmeyeceksiniz” diye konuştu.

Kemal Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Adalet mülkün temelidir. Bunu bileceğiz. Yani adalet devletin temelidir. Oradaki mülk birilerinin sandığı gibi bir mülk değildir. Adalet eğer kirlenirse artık orada devlet kavramını da unutmuş oluruz. Onun için diyoruz ki çağdaş demokrasilerde özel yetkili mahkemeler olmaz, dikta rejimlerinde olur. Şimdi adı özel yetkili mahkeme, daha önceki adı Devlet Güvenlik Mahkemesi, daha önceki adı Sıkı Yönetim Mahkemesi daha öncesi adı Yassıada Mahkemesiydi. Bu mahkemelerde imzasız bir dilekçe ile iki tane gizli tanıkla hayatınız kararır. Seneleriniz elinizden alınır. Ailelerinizle görüşemezsiniz, dava dosyanıza bakacak avukat dava dosyasına konulan gizlilik kararı ile neyle suçlandığınızı öğrenemez. Böyle bir anlayışla siz demokrasi bu ülkede var mı diyorsunuz. Bu ülkede postmodern bir dikta yönetimi var. Bizim görevimiz de dikta yönetimine karşı mücadele etmektir.

Buradan ‘bize bir şey olmaz’ diyenlere sesleniyorum; ‘bana bir şey olmaz’ demen için suç işlemene gerek yok. Zaten senin suçlu olup olmadığına bakılmaz. İktidar kafaya koyduysa gece yarısı gelir, evin basılır, seni alırlar içeriye. Derdini anlatıncaya kadar zaten altı ay geçer. Onun için masumlar suçlanırken, iftiraya, zulme uğrarken kimse ‘ben sesimi yükseltmiyorum’ demeyecek. Nerede bir mazlum haksızlığa uğramışsa hep beraber gideceğiz, o insanlara sahip çıkacağız. Hakları ellerinden alınıyorsa, onların tek güvencesi vardır, adı CHP’dir ve onlara sahip çıkacağız. Toplum olarak hukuksuzluğa, adaletsizliğe, zulme karşı duracağız ki korku tünelinden çıkalım.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ”Başbakan’ın dava arkadaşlarının, önce savcıların elinden alındığını, bununla yetinilmeyip, savcılar hakkında ceza verildiğini” ifade ederek, ”Savcılar hırsızın peşinde, Bakanlar Kurulu da savcıların peşinde” dedi.

Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grubunda, ”Bir başbakan düşünün, yüzde yüz haklı olduğunu düşünse bile bir yakının mahkemesine müdahale etmez. Ahlakın ve insanlığın iflas ettiği bir duruma bakalım; Deniz Feneri davasına bakalım. Ahlak ve insanlık orada iflas etmiştir” dedi.

Bakanlar Kurulunun, bütün görevini bırakıp, savcılarla uğraştığını savunan Kılıçdaroğlu, savcıların hırsızın peşinde, Bakanlar Kurulunun da savcıların peşinde olduğunu söyledi.

Kılıçdaroğlu, bu kişilerin Almanya’da yargılandığını, hakimin, ”Bunlar piyon, asıl failler Türkiye’de” dediğini belirterek, ”Şimdi geldiğimiz noktada gördük, asıl failler; savcılar. Size ne kardeşim dava açarsınız, ‘burada bir şey yok’ diye karar verseydiniz, kiminiz ya Adalet Bakanlığına müsteşar, kiminiz Yargıtaya üye olurdu, terfi ederdiniz” diye konuştu.

Çürüyen bir adalet anlayışıyla karşı karşıya olduklarını ileri süren Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: ”Başbakan’ın dava arkadaşlarını, önce savcıların elinden aldılar, bununla da yetinmediler, içleri soğumadı, savcılar hakkında 11 yıla kadar hapis cezasıyla dava açtılar. Bu, hukuk camiasına açıkça gözdağı vermektir. İbreti alem için ayağınızı denk alın diyorlar. O dürüst savcılara, yargıçlara sesleniyorum; ayağınızı denk alın deseler de adalete, hukukun üstünlüğüne inancınızı sarsmayın, sarsmayın ki biz de size sonuna kadar güvenelim.

Bu dava aynı zamanda Sayın Başbakan’ın yakın arkadaşlarının, hırsızlık, yolsuzluk yapma haklarını tescil eden davadır. Yüzyılın yolsuzluğu, yüzyılın hukuk skandalına dönüştü. Ey hırsızlar, yolsuzluk yapanlar, eğer başınıza bir şey gelmesini istemiyorsanız, hırsızlık ve yolsuzluk yapmadan önce Sayın Başbakan ile temasa geçin, irtibat kurun kimse size dokunamaz. Sayın Başbakan’ın iş yükü fazladır, ulaşamayabilirsiniz ikinci adres veriyorum, köstebek bakana ulaşın yine rahat edersiniz. Artık savcı, polis, hakim size dokunamaz, dilediğiniz gibi yolsuzluk, hırsızlık yaparsınız.”

Kılıçdaroğlu, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, dava sürerken RTÜK Başkanı’nın görevde kalmaması gerektiğini söylediğini ifade ederek, Arınç’a, ”Deniz Feneri savcılarının başına gelenler konusunda vicdanınız sızlamıyor mu- Niye itiraz etmiyorsunuz?’ diye sordu.

”Adalet isteyen, hırsızlığı, yolsuzluğu sorgulayan hakimleri, savcıları 11 yıl mahkumiyetle nasıl yargılarsınız-” sorusunu yönelten Kılıçdaroğlu, ”Yargılamanın şöyle yararı olacak; bunlar nasıl olsa mahkemeye çıkacaklar, bütün olayları anlatacaklar, göreceksiniz çok daha ayrıntıları hep beraber öğrenmiş olacağız. Bunlara yazıklar olsun, kabineye yazıklar olsun. Bütün gücünüz 17 yaşındaki Leyla’ya yetiyor, ayıptır” diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP takıntısı olduğunu öne süren Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın, CHP’nin katsayı düzenlemesini Danıştaya götürdüğünü söylediğini belirtti. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: ”Danıştay’a CHP’nin değil de iki kişinin bireysel başvuru yaptığını bilmeyecek kadar cahil olamaz. Bu kadar cehalet bir Başbakana fazla gelir. Göz göre göre CHP başvurdu diyor, yani yalan söylüyor. Bir Başbakana yalan söylemek yakışır mı- CHP kurumsal olarak böyle başvuru yapmadı, biliyor ama iftira atıyor, yalan söylüyor. Yalan söylemek ancak sana yakışır zaten. Kardeşliğin, sevginin, birliğin dinini, fitne çıkararak, nefret üreterek, bölücülük yaparak kullanmak ancak sana yakışır.

İnsanları dindar ve dindar olmayanlar diye ayırıyor. Bu nesilden önceki nesil dinsiz miydi- Bir insanı ‘dindardır’, ‘dindar değildir’ diye ölçüyü, bu yetkiyi sana kim verdi, o terazi senin elinde duruyor mu, durmuyor mu?

İmam Hatip Okulu Mezunları Derneği beni ziyaret etti. Onlara 1934’te imam hatip mektebinden mezun olan bir öğrencinin diplomasını hediye ettim. O yıl CHP iktidardaydı. İmam hatip okullarını, Diyanet İşleri Başkanlığını, ilahiyat fakültelerini kuran CHP’dir. Sen kime iftira atıyorsun? CHP, bunları, bu insanlar yetkin, birinci elden dinlerini öğrensin diye yaptı. Sen istismar ediyor, sömürüyorsun. Allah’a kimin yakın olduğunu kim bilebilir- Dindarlık taslıyorsun, senin dindarlıkla bir ilgin de yok.

Bir toplumun fay hatları vardır, onun tetiklenmemesi lazım. Tetiklerseniz, toplumda deprem, ayrışma yaratırsınız. Bunun adı bölücülük, ülkeye ihanettir. Nerede mezhep, ırk, tarih fayı var, hemen Başbakan orada. Bu memleketi niye bölüyorsunuz- Bir siyasetçinin görevi, siyasi rant elde etmek değildir. Din üzerinden oy toplanmaz, oy topluyorsan o oyların tamamı haramdır sana.”

Kılıçdaroğlu, bu coğrafyada birliği, beraberliği, kardeşliği kurma misyonuna sahip tek ülkenin, Mustafa Kemal’in Türkiyesi olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, ”Sen o Türkiye’ye sahip çıkacaksın. Şimdi kalkmışsın İslam dünyasında mezhep, ırk çatışması getiren siyasi planın Türkiye’de taşeronluğunu yapıyorsun, ayıptır sana. Yazıktır ülkeye” görüşünü savundu.

Ahlaksızlık ile dindarlığın bir arada olup olmayacağını soran Kılıçdaroğlu, ”Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diyen yüce Peygamberin, ahlakı yücelttiğini kaydetti. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, haram ile helal farkı gözetmeyen, kul hakkı gözetmeyen, yetim hakkı yiyen, devletin malına el uzatan insandan dindar olamayacağını belirtti.

Kılıçdaroğlu, ”Sen bu milletin, fitre, zekat, sadaka, kurban derisi paralarıyla yolsuzluk yapan adamları adaletin elinden alacaksın, sonra ‘dindar-dindar olmayan’ diye vatandaşları ayıracaksın. Sen önce bu insanların, yoksul insanlara yardım için ödediği paraların hesabını sor. Sen, hesabını soranlara ‘niye hesap soruyorsun’ diye karşı çıkıyorsun” dedi.

”Irak’ta 1,5 milyon Müslüman öldürüldü, senin gıkın çıkmadı” diyen Kılıçdaroğlu, ”Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” ilkesinin, peygambere ait olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, ”Kusura bakma Sayın Başbakan, sen dindar değilsin, din tüccarısın, dindar insanların inançlarını sömürensin. İstismar ettiğin dindar kesimi, senin insafından kurtarmak, CHP’nin boynunun borcudur” görüşünü dile getirdi.

Uludere’de öldürülen 34 vatandaşın katilinin kim olduğunu soran Kılıçdaroğlu, ”Yüreğin varsa çık millete anlat. Sen Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarını savunan, en son Başbakansın” dedi.

Van’daki çadırların yüzde 99’unun yazlık olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, çocukların depremde değil, çadırda çıkan yangında öldüğünü söyledi. Kılıçdaroğlu, ”Koskoca Türkiye konteyner yapmaktan aciz mi- Acizlik bu ülkeyi yönetenlerde” diye konuştu.

Kaynak.

 

%d bloggers like this: