Avrupa Konseyi’nin (CoE) Türkiye Yargı ve İnsan Hakları Raporu : “Turkish judicial system should better protect human rights,” (en-tr)


“Türk Adalet Sistemi İnsan Haklarını Daha İyi Korumalıdır”

“Long-standing, systemic shortcomings in the administration of justice in Turkey adversely affect the enjoyment of human rights”

“Türk yetkili makamları, yargılamayı hızlandırmaya ve tutuklama dışındaki alternatifleri daha sık kullanmaya yönelik çabalarını artırmalıdırlar. Yetkili makamlar, halen on yıla kadar uzayabilen aşırı uzun tutukluluk süresi sınırlarını da kısaltmalıdırlar.”

English version ! 

More information on Turkey and the Council of Europe

***

 

10/01/2012 Strasbourg – Bugün, Türkiye’de adalet yönetiminin, insan haklarının korunması üzerindeki etkilerine dair bir rapor yayımlayan Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg, “Türk adalet yönetiminde uzun süredir var olan yapısal eksikliklerin insan haklarından yararlanılmasını olumsuz yönde etkilediğini” belirtmiştir.

Yapılan ciddi reformlara ve bazı önemli engellerin halledilmesi konusunda Türkiye’nin son yıllarda kaydettiği ilerlemelere rağmen, ülkedeki kanun ve uygulamalar hala Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihadıyla tam uyumlu değildir. İlerlemeyi engelleyen önemli faktörlerden biri, çeşitli seviyelerdeki hakim ve savcıların izlediği, devleti korumayı insan haklarını korumanın üstünde tutan yerleşik tutum ve uygulamalardır.

Uzun yargılamalar ve tutukluluklar ciddi endişeler doğurmaya devam etmektedir. “Türk yetkili makamları, yargılamayı hızlandırmaya ve tutuklama dışındaki alternatifleri daha sık kullanmaya yönelik çabalarını artırmalıdırlar. Yetkili makamlar, halen on yıla kadar uzayabilen aşırı uzun tutukluluk süresi sınırlarını da kısaltmalıdırlar.” Komiser, yetkilileri savcıların oynadığı rolü, adli kolluğun işleyişini ve iddianamelerin niteliğini de değerlendirmeye teşvik etmektedir.

Komiser, özellikle işkence ve kötü muameleye ilişkin ciddi insan hakları ihlallerinde dokunulmazlıkla mücadelede kaydedilen önemli ilerlemeleri memnuniyetle karşılamakta, ancak sorunların devam ettiğini düşünmektedir ki bu sorunlardan bazıları gazeteci ve yazar Hrant Dink cinayetinin soruşturulması sırasında ortaya çıkmıştır. İşkenceyle ilişkili olmayan vakaların soruşturulması için idari ön izin alma gereği, kısa zamanaşımı süreleri ve dokunulmazlıkla mücadeleye dair istatistiklerin olmaması endişe veren önemli faktörlerdir. Komiser, örneğin LGBT bireylere yönelik şiddet davalarında olduğu gibi bazı davalarda orantısız bir şekilde hafif cezalar verilmesinden de kaygı duymaktadır.

Komiser Hammarberg, yetkili makamları, mağdurların cezai soruşturma ve yargılamaya katılımını geliştirmeye acilen davet etmektedir. Komiser, etkili bir polis şikayet mekanizmasının kurulmasını ve bütün sorgulamaların zorunlu olarak kaydedilmesini teşvik etmektedir.

Ayrıca Komiser, Türk mevzuatında terörizmle ve bir suç örgütüne üyelikle ilgili bazı suçların, mahkemelerin çok geniş bir yorum yapmasına imkan sağlayacak şekilde tanımlanmış olması konusunda duyduğu kaygıları da ifade etmektedir. “Terörizm olağanüstü tehditler ve zorluklar oluşturmaktadır ancak terörizmle insan haklarına tam anlamıyla saygılı olarak mücadele edilmelidir. Savcılar ve hakimler özellikle terörist eylemler ile düşünce, ifade, toplantı ve dernek özgürlüğü hakları kapsamına giren eylemler arasındaki sınırı ilgilendiren AİHM içtihatları konusunda daha hassas hale getirilmelidir.”

Komiser, ceza muhakeme usulünün bütün aşamalarında çekişmeli yargılama ve silahların eşitliğini sağlayarak, adil bir yargılamayı güvence altına almanın önemini vurgulamaktadır. Bu anlamda, şüphelilerin kendilerine karşı öne sürülen kanıtlara erişimiyle ilgili kısıtlamalar, ya da savunmanın tanıkları ve bilirkişileri çapraz sorguya çekme ve mahkemeye çağırma olanaklarını kısıtlayan pratik sorunlar gibi çeşitli eksiklikler olduğunu belirtmektedir. Komiser gizli tanıklığın kullanılmasıyla ilgili kaygılarını da dile getirmekte ve telefon görüşmelerini dinlemek gibi koruma tedbirlerine izin verirken daha etkili bir adli tahkikat yapılmasını önermektedir.

Komiser, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde savunma hakkına olağan ceza usulüne kıyasla çok ciddi kısıtlamalar getirildiğini göz önünde bulundurarak, yetkili makamları, bu mahkemelerin gerekliliğini gözden geçirmeye teşvik etmektedir.

Son olarak Komiser, hakimlerin yürütmeden bağımsızlıklarını güçlendirmek ve yargı bünyesinde iç demokrasiyi geliştirmek üzere daha fazla önlemlerin alınmasını istemektedir.

Türk yetkili makamlarının yorumları Rapor’a eklenmiştir.

***

Avrupa İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammerberg’in

10-14 Ekim 2011

tarihleri arasındaki Türkiye ziyaretini müteakiben hazırladığı

RAPOR


(Raporun – pdf – düzgün halini okumak ve basmak için !)

Avrupa Đnsan Hakları Komiseri (“Komiser”) ve delegasyonu 10-14 Ekim 2011 tarihleri arasında, Türkiye’ye, ülkedeki adalet yönetimi ve insan haklarının korunmasına iliskin bazı önemli hususlara odaklanan bir ziyaret yaptı.

Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi, (bundan böyle “AĐHM”) Türkiye’de adalet yönetimine iliskin olarak uzun süredir devam eden birçok sorun tespit etmistir, ki bu sorunlar Türk halkının adalet sisteminin etkinliği, bağımsızlığı ve tarafsızlığı algısı kadar insan haklarından yararlanılmasını da olumsuz yönde etkilemektedir.

Komiser, bu sorunları halletmek üzere, Türkiye’nin son yıllarda sarf ettiği çabaları ve kaydettiği ilerlemeyi ve anayasa, yasalar, kurumlar ve uygulama alanlarında su ana kadar gerçeklestirilmis önemli reformların farkındadır. Komiser bu reform sürecinde Türk makamlarıyla gerçeklestirdiği yapıcı diyaloğu takdir

etmektedir.

Ancak Komiser bu reformların, Türkiye’de hukuku ve uygulamayı AĐHM içtihadıyla uyumlu hale getirmek üzere tam ve istenilen potansiyele henüz erismediğini ve daha fazla çabanın gerekli olduğunu düsünmektedir. Đlerlemeyi engelleyen önemli faktörlerden birinin, hâkim ve savcıların devleti korumayı insan haklarını korumanın üstünde tutan yerlesik tutum ve uygulamaları olduğu görülmektedir.

Bu tutumların bazıları, 1982 Türk Anayasası’nın lafzı ve ruhuyla yakından bağlantılıdır. Komiser, Anayasa’nın kapsayıcı ve demokratik bir süreçte yeniden gözden geçirilmesi gerektiği konusunda Türk toplumunda ve siyasi kadrolarda var olan genis konsensüsü memnuniyetle karsılamaktadır. Komiser, bir yandan bu süreç ilerlerken bir yandan mevcut Anayasa’nın 90. maddesinin –ki bu madde uluslararası

insan hakları sözlesmelerinin iç hukuka üstünlüğünü tanımaktadır– tam olarak yürürlüğe konulması için daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiğini düsünmektedir.

Bu Rapor, Türkiye’de adalet yönetimi ve insan haklarının korunmasına iliskin su önemli meselelere odaklanmaktadır:

I. Yargılamanın asırı uzun sürmesi ve tutukluluğa çok sık basvurulması

Komiser, yargılamanın asırı uzun sürmesinin, Türk adalet sisteminde kronik bir islev bozukluğu olduğunu gözlemlemekte ve AĐHM’in bu bağlamda ihlaller yapıldığı sonucuna varan çok fazla kararı olduğunu belirtmektedir. Komiser, mahkemelerin ve savcıların ciddi miktarda birikmis isleri ve ağır is yükleri dahil, asırı gecikmelere yol açan çesitli nedenler olduğunu vurgulamakta ve yetkili makamları, daha çok adli

personel ve hukuk destek elemanını ise alma çabalarını hızlandırma konusunda tesvik etmektedir.

Komiser yargılamanın hızlandırılmasına iliskin mevcut çabaların farkında olup, yetkili makamları, yargılama usullerine iliskin zaman sınırlamaları getirmek ve yargılama sırasındaki kesintileri azaltmak gibi baska önlemleri de değerlendirmeye ve Avrupa Konseyi’nin, adli zaman yönetimi konusundaki uzmanlığından yararlanmaya tesvik etmektedir.

Komiser, Türk savcılarının “kapı tutma islevi”ni, yani kamu davası açılmasını hak etmeyen halleri elemek üzere kullanabilecekleri inisiyatifi artırmaları gerektiğini tekrar vurgulamaktadır. Savcılar bir davayı sürdürmeye karar verdikleri zaman, sorusturmayı yürütmek ve koordine etmek ve polisin ilettiği kanıtları değerlendirmek üzere kendilerine yeterli kaynak sağlanmalıdır. Ayrıca adli kolluk sistemi, savcıların bu

görevleri yerine getirmelerine tam anlamıyla destek olmak üzere gelistirilmelidir. Đddianamelerin kalitesine de dikkat edilmelidir.

Komiser, özellikle AĐHM içtihadı göz önüne alındığında, tutukluluğa çok sık basvurulmasına ve uzun tutukluluğa iliskin kaygılarını tekrarlamaktadır. Komiser, yetkili makamları, kisilerin mahkûm olmadan önce tutuklu olarak geçirdiği sürelerin makul sınırlar dısına çıktığı durumlardan kaçınmaya acilen davet etmektedir, çünkü bu uygulama, “tutukluluğun cezaya dönüsmesi” anlamına gelebilmektedir. Bu nedenle

tutukluluğun istisnai bir durum olduğu savcılar ve hâkimler için açık hale getirilmeli ve mevcut ya da baska tutuksuz yargılama alternatifleri tesvik edilmelidir. Komiser, yetkili makamları kimi zaman 10 yıla kadar çıkabilen asırı uzun tutukluluk süresi sınırlarını azaltmaya da acilen davet etmektedir.

Komiser, yetkili makamları, hem yargılamanın uzun sürmesi hem de kanuna aykırı tutukluluklar için, ülke içinde AİHM içtihadıyla uyumlu etkili hukuk yollarını yürürlüğe koyma ve kisilerin esas dava sürerken bile bu hukuk yollarından yararlanmasını sağlama konusunda da tesvik etmektedir.

II. Ciddi insan hakları ihlalleri durumunda dokunulmazlıkla mücadelede mahkemelerin rolü

Komiser, özellikle iskence ve kötü muameleye iliskin ciddi insan hakları ihlalleri durumunda dokunulmazlıkla mücadelede kaydedilen ilerlemeyi memnuniyetle karsılamakta, ancak bazı sorunların devam ettiğini düsünmektedir. Yazar ve gazeteci Hrant Dink cinayetinin sorusturulması sırasında ortaya çıkan sorunlar buna bir örnektir. Komiser, iskenceyle iliskili olmayan vakaların sorusturulması için idari ön

izin alma gereği, kısa zamanasımı süreleri ve dokunulmazlıkla mücadeleye dair istatistiklerin olmaması konularında özellikle kaygılıdır.

Komiser, yetkili makamları, mağdurların cezai sorusturma ve yargılamaya katılımını gelistirmeye ve güvenilir bağımsız tıbbi delillerin mahkemeler tarafından kabul edilebilirliğini desteklemeye acilen davet etmektedir. Komiser, etkili bir polis sikâyet mekanizmasının kurulmasını ve bütün sorgulamaların zorunlu olarak kaydedilmesini tesvik etmektedir. Yetkili makamlar, Komiser’in, polis memurlarının yaptığı karsı

suçlamaların değerlendirilmesi hakkında tasıdığı kaygıları ele almaya da davet edilmektedir. Komiser, dokunulmazlık bağlamında, köy koruculuğu sistemine iliskin ciddi kaygılarını tekrar vurgulamakta ve bu sistemin kaldırılmasını önermektedir.

Komiser, LGBT bireylere yönelik siddet davaları örneğinde olduğu gibi, bazı ciddi insan hakları ihlalleri davalarında, orantısızca hafif cezalar verilmesi ve hafifletici nedenlerin hesaba katılması konusunda endiselenmektedir. Komiser, kadına yönelik siddetle mücadelede sarf edilen çabaların bilincinde olup, bu çalısmanın, adli sistemin önemli bir rol oynadığı diğer sorunlu alanlar için esin kaynağı olusturabileceğini

düsünerek, bu çabaların sürdürülmesi için yetkili makamları tesvik etmektedir.

III. Ceza davalarıyla ilgili diğer önemli hususlar

Komiser, terörizm ve bir suç örgütüne üyelikle ilgili bazı suçların tanımı ve bunların mahkemeler tarafından genis olarak yorumlanması konusunda kaygılarını ifade etmektedir. Terörizmin olusturduğu olağanüstü tehditleri ve bunun savcıların ve hâkimlerin günlük çalısmalarında yol açtığı zorlukları tümüyle kabul etmekle birlikte, insan haklarına tam anlamıyla saygılı olmanın teröre karsı verilen mücadelenin

merkezinde yer alması gerektiğini hatırlatır. Komiser, savcıların ve hâkimlerin, özellikle terörist eylemler ile düsünce, ifade, toplantı ve dernek özgürlüğü hakları kapsamına giren eylemler arasındaki sınırı ilgilendiren AİHM içtihatları konusunda daha hassas hale getirilmeleri gerektiğini düsünmektedir.

Komiser çekismeli yargılama ve silahların esitliği konularında kaygılarını belirtmektedir, ki bunlar adil bir yargılamanın önemli bilesenleridir. Komiser, kanıtların süphelilere ifsa edilmemesi, koruma tedbirlerine

basvurulması ve ceza usulünün belirli asamalarıyla bağlantılı olarak, çekismeli yargılamadaki eksiklikler konusunda özellikle kaygı duymaktadır. Komiser, savunmanın, tanıkları ve bilirkisileri çapraz sorguya çekme ve mahkemeye çağırma olanağıyla ilgili olarak -bu alanda mevzuatta yapılan iyilestirmelere

rağmen- yasanan pratik sorunlara da dikkat çekmekte ve gizli tanıklığın kullanılmasıyla ilgili kaygılarını ifade etmektedir.

Komiser, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde savunma hakkına olağan ceza usulüne kıyasla çok ciddi kısıtlamalar getirildiğini göz önünde bulundurarak, yetkili makamları bu mahkemelerin gerekliliğini gözden geçirmeye tesvik etmektedir.

IV. Hâkimler ve savcıların bağımsızlığı ve tarafsızlığına iliskin meseleler

Komiser, yargı üyelerinin bağımsızlığı konusunda son zamanlarda kaydedilen, 2010 Anayasa referandumunun ardından hazırlanan kurumsal çerçeve gibi gelismeleri memnuniyetle karsılamaktadır.

Ancak yürütmeden bağımsızlığın daha çok güçlendirilmesi ve yargı bünyesinde iç demokrasinin daha da gelistirilmesi için atılabilecek baska adımların da olduğunu düsünmektedir. Adalet Bakanı’nın, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda (HSYK) ve hâkimlerin atanmasında oynadığı rolün, bağımsızlık görünümü üzerinde ters etkilerinin olabileceğinden kaygı duymaktadır. Komiser yetkili makamları, savcılara ve hâkimlere karsı bu görünümü etkileyebilecek disiplin cezaları vermekten sakınmaya ve HSYK kararlarının seffaflığını ve bu kararlar üzerindeki hukuki denetimi sağlamaya tesvik etmektedir.

Komiser, hâkimler ve savcıların devlet merkezli tutumları ve 1982 Anayasası’nın lafzı ve ruhunun yanı sıra hizmete baslamaları ve meslekleriyle ilgili pratik hususlar dahil, onların bu tutumlarının altında yatan temel nedenler hakkındaki kaygılarını tekrar vurgulamaktadır. Komiser, yetkili makamların bu sorunların farkında olmalarını memnuniyetle karsılamakta ve hâkimler ve savcılara uygun eğitimin verilmesini sağlamak ve AİHS’ye bağlı kaygıları tam anlamıyla içeren net ve nesnel performans ölçütleri olusturmak amacıyla çabalarını sürdürmeye tesvik etmektedir.

Komiser, hâkimler ve savcıların Türk adalet sistemi içinde aynı mesleğin mensupları olarak düsünüldüklerini ve mahkeme salonları dahil sergiledikleri yakınlığın, tarafsızlık ve silahların esitliği görünümü üzerinde bir etkisi olduğunu gözlemlemektedir. Komiser, savcılar ile hâkimler arasında, bir yandan adli islevlerin yerine getirilmesi öte yandan ise idari islevlerin yerine getirilmesi bakımından, daha

net bir ayrım yapılması gerektiğini düsünmektedir.

Komiserin vardığı sonuçlar ve tavsiyeleri Rapor’un sonunda yer almaktadır.

Türk makamlarının yorumları bu Rapor’a eklenmistir.

1. Komiser 10-14 Ekim 2011 arasında Türkiye’ye bir ziyaret yapmıstır.1 Đstanbul, Diyarbakır ve Ankara’yı kapsayan ziyaretin amacı, ülkedeki adalet yönetiminin durumunun ve insan haklarının korunma düzeyinin değerlendirilmesi olmustur.

2. Komiser, ziyaret esnasında, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Đçisleri Bakanı Đdris Naim Sahin, Dısisleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasi Đsler Genel Müdürü Erdoğan Đscan dahil, Türk makamların temsilcileriyle görüsmeler yapmıstır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Đnsan Hakları Komisyonu Baskanı Ayhan Sefer Üstün ile de görüsmüstür. Komiser, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yanı sıra Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi’nin temsilcileriyle de görüsmeler yapmıstır.

3. Komiser, Türk mahkemelerini ziyaret etme ve özel yetkili savcılar dahil, hâkimler ve savcılarla

tanısma fırsatını da bulmustur. Komiser, STK temsilcilerinin yanı sıra, Đstanbul ve Diyarbakır Baroları’nın temsilcileriyle, avukatlarla ve akademisyenlerle de görüsmeler yapmıstır. Komiser ayrıca Đstanbul Silivri Ceza Đnfaz Kurumları Kampüsü ve Diyarbakır D-tipi Cezaevi’ni de ziyaret etmis ve buralarda bazı tutuklularla görüsmüstür.

4. Komiser, ziyaretin organize edilmesi ve bağımsız ve pürüzsüz bir sekilde gerçeklestirilmesi konusunda sağladıkları destek için Türk makamlarına, özellikle de Avrupa Konseyi Türkiye Daimi Temsilciliği ve Adalet Bakanlığı’na tesekkür etmek ister. Bilgilerini ve görüslerini paylasma konusunda gösterdikleri iyi niyet için bütün muhataplarına tesekkür etmek ister. Bu Rapor, aksi belirtilmedikçe, Komiser’in ziyaretinin sonuna kadar edindiği bilgilere dayanmaktadır.

5. Komiser’in Temmuz 2011 tarihli Türkiye’de Đfade Özgürlüğü Raporu’nda2 da altını çizdiği gibi, Türk adalet sistemindeki bazı eksiklikler, Türkiye’deki Avrupa Đnsan Hakları Sözlesmesi (bundan böyle AİHS) ihlallerinin altında yatan önemli bir nedendir. Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi 1995-2010 döneminde Türkiye’nin aleyhine 2.200’den fazla karar vermistir. Bu kararların yaklasık 700 tanesi

adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi, 500’den fazlası ise kisisel özgürlük ve güvenlik hakkına iliskin olmustur.3 Komiser, sistemin bazı islevsel bozukluklarının, birçok davada AİHM tarafından insan hakları ihlallerinin doğrudan sebebi olarak tespit edilmesine rağmen, Türk adalet sisteminin bugüne kadar bu ihlalleri etkili bir sekilde ele almayı ve engellemeyi basaramadığını gözlemlemektedir.

6. Son yıllarda, Türk mevzuatını AĐHS standartlarıyla uyumlu hale getirmek üzere, 2004’te yeni bir Türk Ceza Kanunu’nun (bundan böyle TCK) ve yeni bir Türk Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (bundan böyle TCMK) kabul edilmesi gibi önemli değisiklikler yapılmıstır. Özellikle de TCMK’da yapılan ve 1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren değisiklikler, AĐHM içtihadında tespit edilen birçok

yargılama usulü eksikliğini ele almıstır.

7. Bununla birlikte, bu reformların ardından, mahkemelerin ve savcıların yeni mevzuatı yorumlar ve uygularken AĐHS standartlarıyla bağdasmayan yerlesik kalıpları izledikleri görülmüstür. Bu durum,

Türkiye’de adalet yönetimini etkileyen birçok yapısal sorunla (mahkemelerin ve savcıların ağır is yükü nedeniyle, özellikle Yargıtay’da, islerin dikkat çekici bir sekilde yığılması gibi) birleserek, mevzuat reformlarının tam potansiyellerine erismesini engellemistir. Ancak bizzat yasalarda, özellikle de Türk Anayasası’nın lafzı ve ruhunda halen birçok eksikliğin kaldığını belirtmek gerekmektedir.

8. AİHM’in, ihlallerin bir kaynağı olarak Türk adalet sistemini isaret ettiği davalarda, AİHS’nin 5. maddesi (özgürlük ve güvenlik hakkı) ve 6. maddesi (adil yargılanma hakkı) belirgin bir sekilde ön plana çıkmaktadır. Özellikle tutukluluğa çok sık basvurulması ve adli islemlerin asırı uzun sürmesi Türkiye ile ilgili birçok davada sorun olarak tespit edilmistir. Ayrıca adli makamların rolü, AİHS’nin 2. maddesi (yasama hakkı) ve 3. maddesi (iskence yasağı) ile bağlantılı olarak, özellikle de, çoğunlukla AİHS’nin 13. maddesi (etkili bir hukuk yoluna basvurma hakkı) ile bağlantılı olmak suretiyle, etkin sorusturma ve devlet görevlilerinin dokunulmazlığı bağlamında AİHM tarafından

ele alınmıstır. Son olarak, AİHM içtihadı, adli makamların asırı kısıtlayıcı, devlet merkezli tutumlarının, AİHS’nin 10. maddesi (ifade özgürlüğü) ve 11. maddesine (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) getirilen yersiz kısıtlamalarda önemli bir rol oynadığına isaret etmektedir.

9. Son zamanlarda kamuoyunca iyi bilinen, yazar ve gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesine iliskin davaların yanı sıra Ergenekon, Balyoz ve KCK gibi davalar, adalet yönetiminde uzun zamandır süren belirli eksikliklerin farkındalığının artmasına yol açmıstır. Bu durumun adalet reformu için görece elverisli kosullar yarattığı söylenebilir.

10. Türk makamları, adalet sistemindeki yapısal islev bozukluklarını kabul etmis4 ve bunun üzerine gitmeye gayret etmistir. Bu alanda atılan önemli bir adım, 2009’da bir Yargı Reformu Stratejisi’nin yayımlanması olmustur. Bu strateji, diğerlerine ilaveten, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını güçlendirmeyi, etkililiğini artırmayı, adalete erisimi kolaylastırmayı ve yargıya güveni artırmayı

hedeflemektedir.5

11. 12 Eylül 2010 referandumunda onaylanan anayasa değisikliklerinin önemli bir kısmının da yargı reformuyla ilgili olduğunu belirtmek gerekmektedir. Bu, özellikle, Anayasa Mahkemesi’ni, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu (HSYK), askeri ve sivil mahkemeler arasındaki iliskiyi ve yargı sektörünün yönetimini düzenleyen bir dizi Anayasa hükmünü (144-149., 156-157. ve 159. maddeler) kapsamaktaydı.6 2004’te de, AĐHS dahil uluslararası insan hakları sözlesmelerini tam

anlamıyla yürürlüğe koymak üzere Anayasa’nın 90. maddesi değistirilmistir. Ancak bu maddenin, Türk Anayasa Mahkemesi içtihadı dahil yargı uygulamaları üzerinde önemli bir etkisinin olduğuna dair pek fazla belirti yoktur.7

12. Komiser, Türkiye’de adalet sisteminde uzun süredir var olan sistemik eksikliklerin etkili bir sekilde giderilmesinin sart olduğunu düsünmektedir. Bu nedenle, Türk makamlarıyla bu meseleler hakkında yürüttüğü yapıcı diyaloğu sürdürmek istemektedir. Komiser, mevcut Raporun bu diyaloğu kolaylastıracağına inanmaktadır. Bu Rapor su bölümlerden olusmaktadır: I. Yargılamanın asırı uzun sürmesi ve tutukluluğaçok sık basvurulması; II. Ciddi insan hakları ihlalleri durumunda

dokunulmazlıkla mücadelede mahkemelerin rolü; III. Ceza davalarıyla ilgili diğer önemli hususlar (terörizm ve suç örgütleri hakkındaki mevzuata iliskin mahkeme uygulamaları; çekismeli davalar ve silahların esitliği; özel yetkili ağır ceza mahkemeleri); IV. Hâkimler ve savcıların bağımsızlığı ve tarafsızlığına iliskin meseleler.

I. Yargılamanın asırı uzun sürmesi ve tutukluluğa çok sık basvurulması

13. Komiser, yargılamanın asırı uzun sürmesinin, Türk adaletinde, AĐHM’in mükerrer kararlar almasına yol açan kronik bir islevsel bozukluk olduğunu gözlemlemektedir. 22 Eylül 2011 itibarıyla, Türkiye’de ceza, idari, hukuk, is, ticari, tüketici, kadastro ve askeri mahkemeler huzurunda yürütülmüs asırı uzun yargılamalar hakkında alınan 233 kararın Türkiye tarafından uygulanması, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin önünde beklemekteydi.8 2010 yılında AĐHM, 83 davada Türk mahkemeleri huzurunda yargılanmanın asırı uzun sürmesi nedeniyle Sözlesme’nin ihlal edildiği sonucuna varmıstır.9 Komiser’in Türkiye’de ifade özgürlüğü raporunda

da belirttiği gibi, 10 ya da hatta 15 yıldan uzun süren birçok dava örneği vardır.10 Asağıda da inceleneceği gibi, bu sorunun hem uzun tutukluluk hem de dokunulmazlıkla mücadele bakımından insan hakları üzerinde önemli etkileri de vardır.

14. Bakanlar Komitesi’nin çesitli vesilelerle belirttiği gibi, adaletteki asırı gecikmeler, özellikle hukukun

üstünlüğü ilkesine saygı duyulması ve adalete erisim bakımından büyük tehlike olusturmaktadır.

Asırı uzun mahkeme islemleri genel olarak adalet sisteminin saygınlığını ve toplumun adalet sistemine olan güvenini zedelemektedir.

I.a. Mahkemelerdeki asırı gecikmelerin önemli nedenleri

15. Hâkimler ve savcıların ağır is yükü, genellikle, Türkiye’de yargılamanın asırı uzun sürmesinin temel nedeni olarak gösterilmektedir. Komiser, Adalet Bakanlığı’nın, üst mahkemelerin yanı sıra, ilk derece mahkemelerin de is yüküne iliskin yayımladığı resmi rakamların, aslında Türk adalet sisteminin tamamının, giderek artan yeni dava sayılarından, büyüyen birikmis dava sayısından ve görece düsük sonuçlanma oranlarından mustarip olduğunu gösterdiğini gözlemlemektedir.11

16. Bunun tipik bir örneği, isleyen bölge adliye mahkemelerinin olmaması nedeniyle ilk derece mahkemelerin kararlarına karsı bütün basvurulara bakan Yargıtay’ın is yüküdür.12 Yargıtay’ın web sitesinde yayımlanan resmi rakamlara göre, 2010 yılında mahkemenin önünde duran 1,1 milyon davanın yaklasık 450.000 tanesi bir önceki yıldan devrolmus ve 540.000 tanesi ise 2011 yılına devredilmistir.13 2000 yılının rakamlarıyla (bu yıl 45.000 dava 2001 yılına uzatılmıstır) karsılastırıldığında bu, 10 yıllık süre zarfında birikmis dava sayısının 12 kat arttığını göstermektedir. Her ne kadar bilgi teknolojilerinin kullanılması (özellikle de bilgisayar donatımlı, entegre mahkeme yönetimi çözümlerine olanak sağlayan UYAP sistemi) adli islemleri

hızlandırmıs olsa da, durum hala kritiktir.

17. Komiser, Türk hükümetinin, üst mahkemelerdeki hâkim sayısını önemli ölçüde artırmak ve tecrübeli avukatları hâkim ve savcı olarak ise almak dahil, mahkemelerdeki insan kaynaklarını artırma ve yüksek sayılara ulasan mevcut kadro açıklarını kapatma çabalarının farkındadır. Komiser, daha fazla hâkim ve savcıyı ise alma ve eğitme çabalarını desteklemektedir, ancak son yıllarda oldukça fazla yeni savcı ve hâkimin istihdam edilmesinin yargı mekanizmasının yükünü azaltmak için yeterli olmadığını gözlemlemektedir.

18. Hâkim ve savcı eksikliği, adalet yönetimindeki asırı gecikmelerin tek nedeni olarak görülemez. Savcılar ve hâkimlerin üzerindeki ağır is yükünün, Türk mahkeme idaresinde memurların ve hukuk destek elemanlarının eksikliği ve savcıların ve hâkimlerin zamanlarının büyük bir kısmını idari islere ayırmak zorunda olması gerçeğiyle de yakından bağlantılı olduğu görülmektedir.

19. Dava sürerken gerçeklesen usule iliskin ertelemelerin, Türkiye’deki uzun yargılamaların bir baska önemli nedeni olduğu görülmektedir. Türkiye’de sıradan bir davada, mahkemenin türünden bağımsız olarak, mükerrer ertelemeler ve dava dosyasının bilirkisilere gönderildiği uzun sürelerin olduğu görülmektedir. Birçok davada, durusmalar aylarca sonrasına ertelenmektedir

20. Bu durum, özellikle ceza davalarında sorun yaratabilmektedir, çünkü bu, süpheli veya sanığın sorguya çekilmeden önce uzun süre tutuklu kalmasına neden olabilmektedir. Komiser’e, bu tür gecikmeler ve verilen aralar nedeniyle birçok kisinin, mahkûmiyet kararının ardından, o zamana kadar tutuklu olarak geçirdikleri süre hesaba katılarak hemen salıverildiği bildirilmistir. Davaların sık sık kesintiye uğradığı bir ortamda, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde (bu mahkemelerle

ilgili olarak asağıya bakınız) sıklıkla yapıldığı gibi, organize suç ya da terör davalarında birçok sanığın davasının birlestirilmesi uygulaması özellikle kaygı vericidir, çünkü bu uygulama bazı davalarda islemlerin daha da uzamasına yol açmaktadır.

21. Komiser, yargılama öncesi sorusturmaların niteliğinin ve savcıların rolünün de ceza davalarının süresi üzerinde güçlü bir etkisinin olduğunu düsünmektedir. Komiser, 2005’te Türkiye’nin ilk defa, TCMK’nın 164. maddesi uyarınca hazırlanan Adli Kolluk Yönetmeliği’ni (1 Haziran 2005 tarihli 25832 sayılı yönetmelik) kabul ettiğini belirtmektedir. Bu yönetmelik cumhuriyet savcılarına, adli sorusturmalarda kolluk kuvvetlerini denetleme yetkisi vermektedir. Ancak, ayrı bir adli kolluk teskilatı bulunmadığı için, adli kolluk görevleri, savcıların denetimi altında sıradan polis ve

jandarma tarafından yapılmaktadır ki bunun bazı karısıklıklara yol açtığı bildirilmektedir.14

Ayrıca Komiser, birçok muhatabından, savcıların sorusturmaları gerektiği gibi yürütmek ve koordine etmek üzere yeterli kaynaklarının olmadığını ve çoğunlukla polis güçlerinin kendi inisiyatifleriyle topladıkları kanıtlara dayanmak zorunda kaldıklarını duymustur. Bu nedenle, sorusturmaların esas olarak, adli konularda uzmanlasmıs yeterliliği olmayabilen kolluk kuvvetleri tarafından yürütüldüğü

ve kanıtların genellikle asırı miktarlarda gizli dinleme kayıtlarından olustuğu bildirilmektedir.

22. Savcıların göreviyle bağlantılı bir baska sorun ise süpheli kisilerin yakalanmasının sorusturmanın

çok erken asamalarında gerçeklesmesidir, ki bu da süphelilerin, iddianameleri bile hazırlanmadan uzun süre tutuklu kalmalarına yol açan nedenlerden biridir. Komiser birçok muhatabından, Türk savcıların, öncelikli olarak sağlam süpheler olusturmak üzere delil toplamak yerine, süpheli kisilerin yakalanmasından delillere doğru ilerlemek gibi köklü bir alıskanlıkları olduğunu duymustur.15 Komiser’e, birçok durumda delil toplama isinin iddianame hazırlandıktan sonra bile devam ettiği bildirilmistir, ki bu, durusmaların mükerrer olarak ertelenmesine yol açmakta ve ceza

davalarının ve tutukluluğun uzun sürmesinde doğrudan bir etki yaratmaktadır. Komiser tutuklamalarla sonuçlanan operasyonlara baslamadan önce kolluk kuvvetleri ve savcıların, tutuklama gereğini mesrulastıran deliller dahil, bütün geçerli delilleri mümkün olduğu ölçüde bir

araya getirmeleri gerektiğini düsünmektedir.

23. Komiserin daha önce Đfade Özgürlüğü Raporu’nda16 da gözlemlediği gibi, savcıların mesnetsiz

davalar da dahil yargılamanın baslatılması konusunda kendilerini pek kısıtlamadıkları

görülmektedir ki bu da bu sorunu siddetlendirmektedir. Savcıların aynı zamanda davaları eleme,

yani hangi davaların kamu adına kovusturulmak üzere yargı sistemine tasınacağını belirlemek gibi

bir rollerinin (“kapı tutma islevi” de denilen rol) olduğunu algılama konusunda, yeni TCMK’nın

kendilerine bu imkânı açıkça sağlamasına (170-175. maddeler) rağmen, bir zorlukları olduğu

görülmektedir. Bunun yerine savcıların, özellikle de devlet güvenliği meselelerinin söz konusu

olduğuna inanıldığı zaman, davayı mahkemeye tasımayı ve delillerin değerlendirilmesi isini

mahkemeye devretmeyi tercih ettikleri bildirilmektedir.

24. Komiser’in ziyareti sırasında, savcıların uygulamalarına iliskin sıklıkla bahsedilen bir baska sorun

da, hazırlanması çok uzun süren iddianamelerle ilgilidir, ki bu esnada sanıklar genellikle tutuklu

tutulmaktadır. Komiser, özellikle terör ve organize suç davalarında iddianamelerin asırı uzun

olabildiği, zaman zaman binlerce sayfa sürdüğü yolundaki bilgiler konusunda endiselenmektedir.

Bunun nedeni, bu iddianamelerin, dinlenilen telefon konusmalarının – ki bu konusmaların

bazılarının söz konusu suç ile alakasının az olduğu bildirilmistir – uzun, tasnif edilmemis desifre

metinler gibi delillerden meydana gelen bir derleme içermeleridir. Komiser, Türk makamlarının,

savcılara, mevcut delilleri süzgeçten geçirmek ya da bu tür son derece karmasık davalarda yeni

deliller toplamak için gerekli nitelikler ve kaynaklara sahip olma imkânını sağlaması gerektiğini

düsünmektedir, ki bu, savcılara esas açısından önemli delillerle isnat edilen suç arasında bağlantı

kuran sağlam hukuki analizler içeren yüksek kaliteli iddianameler hazırlama olanağı tanıyacaktır.

25. Son olarak Komiser, Türk hukuk sisteminin, basvuru sahiplerine, devam etmekte olan bir

yargılama sona ermeden, davaların uzun sürmesine itiraz etme imkânı tanıyan etkili bir hukuk

yolu sağlamamasından endise duymaktadır. Komiser, özellikle, yetkili makamların iç hukukta

bunun aksini kanıtlayan hiçbir içtihat ileri süremediklerini de gözlemleyen AĐHM’in defalarca Türk

hukuk sisteminin, AĐHS’nin 13. maddesi açısından böyle bir yol sunmadığı sonucuna vardığını

belirtmektedir. AĐHM, cezai17, hukuki18 ve idari19 davalar için aynı sonuca varmıstır.

26. Daha spesifik olarak, AĐHM Türk hukuk sisteminin davaları hızlandıracak ya da davacılara,

örneğin gecikmeler için tazminat almak ya da ilk derece mahkemesi üzerinde yargılamayı

hızlandıracak bir denetleme yetkisine sahip bir yetkiliye ulasmak gibi uygun telafi imkânları sunan

herhangi bir hukuk yolu sağlamadığını gözlemlemistir. 2009’da AĐHM öncü niteliğindeki bir

kararda20, en uygun telafi seklinin, iç hukukta böyle bir yol olusturarak Türk ulusal hukukunu

Sözlesme’nin 13. maddesiyle uyumlu hale getirmek olduğu değerlendirmesinde bulunmustur. Bu

nedenle Komiser, Türk makamlarını, davaların asırı uzunluğu için mevzuat ve/veya içtihat yoluyla,

esas dava sonuçlanmadan devreye girebilecek etkili bir hukuk yolu güvencesi sağlamaya acilen

davet etmektedir.

I b. Tutukluluğa çok sık basvurulması ve asırı uzun tutukluluk süreleri

27. Komiser, Bakanlar Komitesi’nin tutukluluk hakkında, tutukluluğun her zaman istisnai ve gerekçeli

olması gerektiğini bildiren Rec(2006)13 sayılı Tavsiye Kararı’nı21 hatırlatır. Suçu mahkeme

tarafından tespit edilmemis kisileri tutuklamanın tek gerekçesinin, sorusturmaların etkin bir sekilde

yürütülmesini sağlamak (mevcut bütün delilleri güvence altına almak, hileli anlasmaları ve

tanıklara müdahaleyi engellemek) ya da adaletten kaçmayı engellemek olabileceğini akıldan

çıkarmamak ve masumiyet karinesi ilkesini korumak son derece önemlidir. Daha az kısıtlayıcı

alternatif önlemlerin (adli kontrol, kefaletle salıverme ya da yurt dısına çıkıs yasağı gibi) bu

endiseleri giderebileceği durumlarda tutuklama yerine bu önlemler kullanılmalıdır. Her halükârda

tutukluluk mümkün olduğu kadar kısa olmalı ve ancak dayandırıldığı gerekçeler geçerli olduğu

sürece devam etmelidir.22

28. Eylül 2011 itibarıyla, bu konuyla ilgili Bakanlar Komitesi’nin önünde uygulanmalarının

denetlenmesini bekleyen 144 AĐHM kararı vardı.23 Bu kararlar, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. fıkrasını

ihlal eden, öncelikli olarak tutuklu tutmaya çok sık basvurulması ve asırı uzun tutukluluk (ve asırı

uzun süren ceza davaları) hakkındadır. AĐHM bu davaların, “Türk ceza adaleti sisteminin

isleyisinin ve mevzuatın durumunun yol açtığı yaygın ve sistemik sorunlar”dan kaynaklandığını

belirtmistir. AĐHM ayrıca, önünde beklemekte olan 140’tan fazla benzer dava ısığında, durumu

düzeltmek için ulusal düzeyde genel önlemler alınması gerektiği sonucuna da varmıstır.24

29. Komiser, Haziran 2005’te yürürlüğe giren TCMK’nın, tutuklama ya da tutukluluğu uzatma

kararlarının usule uygun olarak gerekçelendirilmesi ve sanık ya da süpheliye bildirilmesini (100. Ve 101. maddeler), tutuklama kosullarının devamının her 30 günde bir yeniden incelenmesini (108.

madde) ve suçun ağırlığına bağlı olarak, azami uzunluğun belirli süreleri asmamasını (102.

madde) belirlemek suretiyle benzer ihlalleri engellemek üzere tasarlanmıs bazı tedbirler

sağladığını gözlemlemektedir. TCMK, kanuna aykırı tutukluluk için maddi ve manevi hasarı

kapsayan bir tazminat hakkı da getirmistir (141 ila 144. maddeler).

30. Son TCMK, yürürlükteki tutukluluk dısındaki denetim tedbirlerine değil, tutukluluğa bel bağlamaya

devam eden Türk savcılarının ve mahkemelerinin kanunu uygulama sekli nedeniyle, bu sorunu

çözmekte yeterli olmamıstır. Sorunun boyutunu gösteren belirgin bir isaret, toplam cezaevi nüfusu

içinde tutuklu veya hükmü kesinlesmemis kisilerin oranıdır ki bu rakam Nisan 2011 itibarıyla

%43’tür.25 Ekim 2011’de Diyarbakır D-tipi cezaevini ziyaret ettiği sırada, cezaevi yetkilileri,

Komiser’e cezaevinde bulunan 740 kisiden 540’ının tutuklu olduğunu bildirmistir.

31. Komiser, mahkeme öncesinde ya da mahkeme sırasında tutuklu tutmaya çok fazla dayanmanın

yanı sıra, bunun konuyla ilgili Avrupa Konseyi standartlarında öngörülen asgari süreyle

sınırlanması konusunda usule ve uygulamaya iliskin eksikliklerin, adli sistemin çalısmasıyla ilgili

olumsuz bir algı yarattığını ve Türk toplumu üzerinde caydırıcı bir etkiye yol açtığını

düsünmektedir. Bu sorun, özellikle Mart 2011’de iki gazeteci Nedim Sener ve Ahmet Sık’ın

tutuklanmasının ve yerel mahkemelerin, Haziran 2011 genel seçimlerinden sonra üç farklı siyasal

partiden seçilmis dokuz meclis üyesinin tutukluluk halinin devam etmesi yolundaki kararlarının

ardından ön plana çıkarak kamuoyunun dikkatini çekmistir.

32. Komiser’in, yetkili makamların dikkatini özellikle çekmek istediği sorunlar sunlardır:

Uzun tutukluluk kararlarında hatalı muhakeme

33. TCMK’da 2004 yılında yapılan değisikliğin ardından, Türk mahkemelerinin tutukluluk halini ve

yapılan her uzatmayı geçerli kılan açık bir neden ileri sürme konusunda yasal bir zorunlulukları

vardır. TCMK’nın 100. maddesinin 3. fıkrası hâkimin, tutukluluğa izin verebileceği suçların

(‘katalog suçlar’), bu suçların süpheli tarafından islendiğine inanmak için sağlam nedenler olması

kosuluyla, bir listesini sağlamaktadır. Ancak birçok Türk hâkiminin, sadece iddia edilen suçun bu

listenin kapsamında olup olmadığına bakarak ve geri kalan tutukluluk kosullarını ayrıntılı bir

sekilde incelemeden tutukluluğa izin verdiği görülmektedir.

34. Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konudaki yoğun içtihadı bu tespiti doğrulamaktadır.

AĐHM, Türk mahkemelerinin tutukluluk süresini uzatma kararlarını verirken yeterli bir neden

gösteremeyip, “suçun niteliğine, kanıtların durumuna ve dosyanın içeriğine istinaden”26 seklinde

basmakalıp ifadeler kullandığına, bunun da AĐHS’nin 5. maddesinin 3. fıkrasını ihlal ettiğine,

defalarca hükmetmistir.

35. Komiser, AĐHM’in tanımladığı sorunun uygulamada devam ettiğini, tutuklu tutmaya izin veren

kararların davaya özel olarak alınmadığını ve “adaletten kaçma ve delilleri karartmaya iliskin

sağlam süpheler olduğu” ve “islendiği iddia edilen suçların TCMK’nin 100. maddesinin 3.

fıkrasında yer alan liste kapsamına girdiğinin tespit edildiği” belirtilerek çoğunlukla kanunun lafzını

tekrar ettiğini görmüstür. Birçok davada hâkimlerin, verdikleri kararda süphenin tam nedenlerini

belirtmedikleri, adaletten kaçmaya ya da adalete müdahale riskine iliskin spesifik delilleri

değerlendirmedikleri ve savunmanın dikkatlerine sunabildiği herhangi bir karsı nedeni nadiren

kabul ettikleri görülmektedir. Türk yargı mensuplarının aktardıkları dahil, Komiser’e verilen bilgiye

göre, özellikle tutukluluğu uzatma kararlarının neredeyse otomatik olarak alındığı, hâkimlerin bu

konudaki taleplerin çoğunu dava dosyasını detaylı olarak incelemeden onayladığı görülmektedir.

36. Komiser’e, bazı hakimlerin, süphe ve tutukluluğa yol açan nedenlere iliskin usule uygun olarak

gerekçelendirilmis bir kararın, davanın esasına iliskin görüslerini etkileyeceğini ve “ihsas-ı rey” (ki

bu da hâkimin reddine yol açabilir) teskil edeceğini varsayarak, böyle bir incelemeden kaçındıkları

bildirilmistir. Ancak bu yorum AĐHM içtihadıyla uyumlu değildir ve yetkililer bu tutumla mücadele

etmek üzere önlemler almalıdır.

37. Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi, birçok davada Türk mahkemelerinin yurt dısına çıkıs yasağı,

kefaletle salıverme ya da adli kontrol gibi –ki bunlar TCMK’nın mümkün kıldığı önlemlerdir– kisisel

özgürlüğü kısıtlayan, tutuklamaya alternatif önlemleri yeterince göz önüne almadıklarına karar

vermistir. Özellikle TCMK’nın 101. maddesinin 1. fıkrası, tutukluluk kararlarında her davada adli

kontrol alternatifinin neden yetersiz olacağı da belirtilmek suretiyle, kararın hukuki ve fiili

sebeplerine yer verilmesini gerektirmektedir. Ancak bu alternatif mekanizmalar halen pratikte

genis ölçüde uygulanmamaktadır. Komiser’e özellikle kefaletin mahkemeler tarafından hemen

hemen hiç kabul edilmediği bildirilmistir.

Tutukluluk süresi sınırının uzunluğu

38. Her ne kadar yeni TCMK, tutuklu tutma süresinde asılamayacak üst sınırlar getirdiyse de Komiser,

bu sınırların, özellikle de devlet güvenliğine karsı islenen suçlarda hâlâ çok uzun olduğunu

düsünmektedir. Örneğin, ağır ceza mahkemelerinin yetki alanı içindeki suçlar için TCMK’nın 102.

maddesinde belirlenen üst zaman sınırı iki yıldır ve bu süre üç yıl daha uzatılabilmektedir. Bu süre

sınırları devlet güvenliğine iliskin belirli suçlar için 252. maddeyle iki katına çıkarılmaktadır, ki bu

da maksimum yasal tutukluluk süresini on yıla uzatmaktadır. Komiser bu süre sınırlarının asırı

uzun olduğu görüsündedir.

39. Ayrıca, bu süre sınırları 2004 yılında yapılan TCMK reformunun bir parçası olmakla birlikte,

yürürlüğe girmeleri 2010’un sonuna kadar ertelenmistir. Komiser’e, kanunun lafzının genis olması

nedeniyle Yargıtay’ın bu hükümleri kısıtlı bir sekilde yorumladığı bildirilmistir: Pratikte, kisilerin

farklı zamanlarda farklı suçlarla suçlandığı davalarda, kisiler kendilerine yöneltilen her suçlama

için bağımsız olarak tutuklu kalabilmekte ve böylece tutukluluk süreleri birbirine eklenmektedir.

Süre sınırının, dava Yargıtay’da bekletilirken uygulanmadığı da görülmektedir.

Etkili bir iç hukuk yolu ve tazminat imkânının olmaması

40. Komiser, Türk makamlarının, yeni TCMK’da tutukluluğun devam etme gereğinin süpheli ya da

sanık kisinin talebi üzerine hem düzenli bir sekilde (her otuz günde bir) hem de gerektiğinde hâkim

kararıyla yeniden incelenmesini sağlayarak uygun bir iç hukuk yolu yaratma çabalarını takdir

etmektedir.

41. Ancak Türk mahkemelerinin ve savcılarının uygulamaları, Avrupa Đnsan Hakları

Mahkemesi’nin,Türk hukuk sisteminin basvuru sahiplerinin mahkeme öncesi tutukluluk hallerinin

kanunlara uygunluğunu sorgulayabilecekleri, gerçek anlamda çekismeli yargılama ve makûl bir

kazanma olasılığı içeren bir iç hukuk yoluna basvurma imkânından yoksun olduğu yolundaki

içtihadını haklı çıkarmaya devam etmektedir (AĐHS’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlali). AĐHM’in,

TCMK’da yapılan son değisiklikleri, bu konudaki içtihadını değistirmek için yeterli bulmadığı dikkat

çekmektedir: 2010’da Kürüm –Türkiye davasında, AĐHM, yeni TCMK’nın yürürlüğe girdiğini

belirtmekle birlikte, tutukluluğun kanunlara uygunluğunun sorgulanabileceği bir iç hukuk yoluna

basvurma imkânının hâlâ olmadığı kanaatini tasımıstır. Bu nedenle Mahkeme, “farklı bir karara yol

açabilecek herhangi bir sey bulamayıp”, davada AĐHS’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiği

hükmüne varmıstır.27

42. Bu bağlamda Komiser, AĐHS’nin 5. maddesinin, bu maddenin hükümlerine aykırı olarak tutuklanan

herkesin yasal tazminat alma hakkının olduğunu belirten 5. fıkrasını hatırlatır. Her ne kadar

TCMK’nın 141. ve 142. maddeleri, tutuklu tutulan kisinin makul bir sürede yargılanmadığı ya da

beraat ettiği davalar dahil kanuna aykırı tutukluluk için tazminat hakkı sağlasa da Avrupa Đnsan

Hakları Mahkemesi yukarıda sözü geçen Kürüm –Türkiye kararında, basvuru sahibinin, bu yeni

hükümler kapsamında bile mahkeme sona ermeden ve nihai karar verilmeden önce herhangi bir

tazminat talep etme imkânı olmadığı kanaatine varmıstır. Dolayısıyla Mahkeme, TCMK’nın, usule

aykırı tutukluluk bağlamında AĐHS’nin gereğini karsılamadığı hükmüne varmıstır.

43. Son olarak Komiser, Türk makamlarının, AĐHM’in sağlık kosulları tutukluluk için uygun olmayan

kisilerin tutuklanması ya da tekrar cezaevine gönderilmesi nedeniyle Türkiye’nin AĐHS’nin 3.

maddesini ihlal ettiğine karar verdiği ve hâkimlerin asırı kısıtlayıcı uygulamalarının önemli bir rol

oynadığı davalara özellikle dikkat etmesi gerektiğini düsünmektedir.28

II. Ciddi insan hakları ihlalleri durumunda dokunulmazlıkla mücadelede

mahkemelerin rolü

44. Komiser, Türkiye’de güvenlik güçleri mensupları tarafından yapılan ciddi insan hakları ihlalleriyle

ilgili davaların etkili olmamasının, ülkede uzun süredir önemli bir sorun teskil ettiğini dikkate

almaktadır. AĐHM, 1996’dan bu yana verdiği çok sayıda kararda Türk güvenlik güçlerinin eylemleri

nedeniyle AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin ihlal edildiği hükmünü vermistir; bu ihlalleri müteakiben

etkin sorusturma ve kovusturmaların yürütülmemesi de önemli bir mesele olmustur (bkz. 200

davanın bulunduğu Aksoy dava grubu29 ve 60’tan çok davanın yer aldığı Batı dava grubu30).

Özellikle ikinci dava grubunda, AĐHM, “sorusturmadaki eksikliklerin, gerekli sürat ve özenin

gösterilmemesiyle […] birleserek ihlal eylemlerini icra eden süpheliler için fiili dokunulmazlıkla

sonuçlandığı” kanaatine varmıstır. Üstelik bu davalardaki basvuru sahipleri, hukuk

mahkemelerinin, ceza mahkemelerinin kararlarının kendileri için bağlayıcı olduğunu düsünmeleri

nedeniyle iddia edilen ihlaller için tazminat alamamıslardır.

45. Komiser, ciddi insan hakları ihlallerinde dokunulmazlığın tümüyle ortadan kaldırılmasına dair 2011

Bakanlar Komitesi Kılavuz Đlkeleri’ni hatırlatır.31 Bu Đlkeler’e göre, “Devletler, mağdurlar için bir

adalet meselesi olması nedeniyle, gelecekteki insan hakları ihlalleri açısından caydırıcı olması

için, hukukun üstünlüğü ilkesini ve toplumun yargı sistemine olan güvenini desteklemek amacıyla

dokunulmazlıkla mücadele etmelidirler.” Bakanlar Komitesi, dokunulmazlık söz konusu olduğunda,

baska alanların yanı sıra adli ve idari islemlerin her asamasında kusurlara rastlanabileceğini

gözlemlemistir. Bu kılavuz ilkeler, özellikle mağdurların sorusturmaya dahil edilmesinin (VII.

Bölüm) yanı sıra, yasal takibat (VIII. Bölüm), mahkeme islemleri (IX. Bölüm) hususlarında birçok

asgari standart getirmektedir.

46. Komiser, Türkiye’nin, dokunulmazlıkla ilgili AĐHM kararlarında ön plana çıkan bazı meseleleri

halletmek üzere son yıllarda attığı önemli adımları memnuniyetle karsılamaktadır, ki bu adımlar

özellikle iskence ve kötü muamele bakımından insan haklarında ilerlemelere yol açmıstır.

Komiser, Anayasa’nın 145. maddesinde yapılan ve askeri mahkemelerin yetkilerini önemli ölçüde

sınırlayan ve Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından islenen suçlarda adli takibat üzerinde olumlu bir

etkisi olabilecek değisikliği memnuniyetle karsılamaktadır. Adli islemleri etkileyen yasa

değisiklikleri bakımından, yeni TCMK, iskence ve kötü muamele için verilen azami cezaları

anlamlı bir sekilde artırmıs (94 ila 96. maddeler) ve savcıların bu suçlarla ilgili olarak devlet

memurlarını sorusturmak ya da kovusturmak için idari ön izin almaları gereğini kaldırmıstır.

Türkiye’nin çabaları, Aksoy dava grubu hakkında verdiği ResDH(2008)69 Sayılı Karar’da,

reformlar memnuniyetle karsılanmak ve o zamana kadar elde edilen sonuçların tatmin edici

olduğu belirtilmek suretiyle, Bakanlar Komitesi tarafından da kabul edilmistir. 2011 yılında Avrupa

Đskenceyi Önleme Komitesi (CPT), emniyet görevlilerinin yaptığı kötü muamelenin hem sıklığında

hem de siddetinde sürekli bir azalma eğilimi olduğu görüsünü belirtmistir.32

47. Ayrıca, Türk mahkemelerinin, güvenlik güçleri tarafından yapılan iskence, kötü muamele ve

yargısız infazlar için verdiği münferit mahkûmiyet kararları da olmustur -siyasi eylem yapan Engin Çeber’in, 2008’de tutuklandıktan sonra karakolda ve cezaevinde yapılan iskence sonucunda

ölümüyle ilgili olarak cezaevi personeli, jandarmaların, polis memurlarının ve bir doktorun aldığı

cezalar gibi. Bu dava, polis ve cezaevi personelinin Engin Çeber ile aynı zamanda yakalanan üç

eylemciye yaptığı iskenceyi de kapsamaktadır. Komiser, Türk mahkemelerinin verdiği bu kararı ve

dönemin Adalet Bakanı’nın Engin Çeber’in ailesinden özür dilemesi dahil, Türk makamlarının bu

davada sergiledikleri ilkeli tutumu memnuniyetle karsılamaktadır. Komiser, devam etmekte olan

Temizöz ve JĐTEM adlı davaları33 da ilgiyle takip etmektedir. Komiser, bu davaların, Türkiye’nin

güneydoğusunda, AĐHM içtihadında da belirgin bir sekilde ön plana çıkan sistematik insan hakları

ihlallerinin yapıldığı bir döneme ısık tutmak için essiz bir fırsat olduğunu düsünmektedir.

48. Ancak Komiser, Türkiye’de mahkemelerin, özellikle iddia edilen suistimallerle ilgili etkin yargılama

yapılması konusunda oynadıkları role iliskin kaygı veren birçok önemli sorun olduğunu

düsünmektedir. Bu sorunların bazıları doğrudan doğruya AĐHM tarafından değerlendirilmistir ve

Mahkeme’nin verdiği birçok kararın uygulanması için bu sorunların Türk makamları tarafından

etkili bir sekilde halledilmesi gerekmektedir. Bu sorunlar asağıdakileri kapsamaktadır:

– güvenlik güçlerinin yaptığı ciddi insan hakları ihlallerine iliskin sorusturma, kovusturma ve

verilen mahkûmiyet kararı sayısına dair tutarlı, güvenilebilir istatistiksel bilginin olmaması. Bu,

Türk yargısının dokunulmazlıklar konusunda oynadığı rolle ilgili net bir tablonun ortaya

çıkmasını engellemektedir;

– ciddi insan hakları ihlalleriyle ilgili zamanasımı: Her ne kadar son yıllarda zaman sınırları

yasalarla artırılmıs olsa da Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’nin birçok kararının

uygulanmasının çok eski dosyaların yeniden açılmasını gerektirmesi gerçeğinin yanı sıra

Türkiye’de yargılamaların asırı uzun sürmesi sorunu göz önüne alındığında, bu sınırlar hâlâ

adaletin önünde bir engeldir. Örneğin, 1990’ların baslarında islenen cinayetler hakkındaki

yukarıda söz edilen JĐTEM davası durusması, iddianamenin hazırlanma süresi ve yetkili

mahkemeyi belirleme islemlerinin uzun sürmesi nedeniyle, olaylardan 17 yıl sonra, ancak

2009 yılında baslayabilmistir;

– iskence ve kötü muamele dısındaki davalarda, devlet aktörleri tarafından gerçeklestirilen ciddi

insan hakları ihlallerinin sorusturulması ve kovusturulması için idari ön izin alma gereği: Devlet

memurlarının bu tür davalarda yargılanması için idari izin gerektiren 4483 Sayılı Kanun,

iskence ve kötü muamele dısında kalan suçlara uygulanmaya devam etmekte ve bu kanunun

dokunulmazlığın önemli kaynaklarından biri olduğu görülmektedir. Bu nedenle Komiser, son

yıllarda AĐHS’nin 3. maddesi (iskencenin yasaklanması) bakımından kaydedilen gelismelerin,

AĐHS’nin 2. maddesine (yasam hakkı) aktarılamamasından endise duymaktadır. Ayrıca

Komiser, iskence davalarında bile, savcıların suçlamayı “görevin kötüye kullanılması” gibi

diğer TCK maddelerine dayandırmayı –ki bu, göreceli olarak daha hafif cezalar verilmesini ve

idari ön izin alınması zorunluluğunu getirmektedir– tercih ettiği örnekler olduğuna dikkat

etmektedir.34

49. 2005 yılında yeni TCMK yürürlüğe girdikten sonra verilen kararlar dahil, AĐHM’in verdiği son

kararların, Türkiye’de dokunulmazlık sorununun yapısal özelliğini doğruladığı görülmektedir.

Özellikle, 2011’de Serdar Güzel –Türkiye davasında35, AĐHM, ilgili polis memurlarına karsı

yürütülen cezai takibatın yetersiz olduğu hükmüne varmıstır (iskence suçlamaları Aralık 2006’da

zamanasımı nedeniyle düsmüstür). AĐHM, en son kabul edilen TCMK uyarınca bile hiçbir etkili

hukuk yolunun (AĐHS’nin 13. maddesi) bulunmadığına karar vermistir. Hükümetin argümanının

aksine AĐHM, TCMK’nın 141. maddesinin kanuna aykırı tutuklama ya da gözaltı için bir hukuk yolu

sağladığı, ancak polis memurlarının elinde kötü muameleye maruz kalan basvuru sahibinin

uğradığı hasar için böyle bir yolun olmadığı kanaatindedir. Bu tür davaların tipik bir özelliği olarak,

hukuk mahkemelerinde kullanılabilecek kanun yolları da daha önce belirtildiği gibi etkisiz

kalmaktadır.

50. Özellikle, AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiği davalarda, etkin yargılamayla ilgili olarak, 19 Ocak

2007’de öldürülen yazar ve gazeteci Hrant Dink’in davası, Türk yargı sisteminin dokunulmazlık

sorununu ele alıs biçimindeki eksiklikleri göstermistir. AĐHM 2010 tarihli kararında36, Türkiye’nin

Dink’in hayatını koruma, ve AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilerek öldürülmesine iliskin etkin

sorusturmalar yürütme konusunda basarısız olduğuna hükmetmistir. AĐHM böylelikle

sorusturmalardaki çok sayıda eksikliğe dikkat çekmis ve yetkililere yönelik bütün takibatın yarım

bırakıldığını gözlemlemistir. Mahkeme, basvuru sahiplerinin Dink’in hayatını koruma görevini

yerine getirme konusunda basarısız olan sorumluların teshis edilmesini ve mahkûm edilmesini

sağlayabilecek etkili bir hukuk yoluna basvurma imkânı olmamasına istinaden, AĐHS’nin 2.

maddesiyle birlikte 13. maddesinin de ihlal edildiği hükmüne varmıstır.

51. Temmuz 2011’de Dink’in katili 22 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılırken ve diğer önemli

süphelilerin mahkemesi devam ederken, bugüne kadar güvenlik güçlerinin mahkûmiyetiyle

sonuçlanan tek sorusturma Trabzon jandarması mensupları aleyhine yürütülmüstür. Ancak, AĐHM

kararında, diğer kamu görevlilerinin görevi suistimal ettiklerine iliskin inandırıcı suçlamaların

(savcılar ve müfettisler tarafından yapılanlar dahil) etraflıca sorusturulmadığından da söz

edilmistir. Paralel baslatılan birçok sorusturmanın basarısız olma nedenleri arasında, Trabzon ve

Samsun’da savcıların dava açmamaya karar vermeleri ve idari mahkemelerin idari sorusturma izni

kararını bozmaları vardır. Đdari sorusturmalar süphelilerle aynı hiyerarsik yapıdaki memurlar

tarafından yürütülmüstür ve Hrant Dink’in ailesi bu sorusturmaların hiçbirine dahil edilmemistir.

52. Hrant Dink cinayetini sorusturan özel yetkili savcının, baslangıçtan itibaren TCMK’nın 153.

maddesinin 2. fıkrasına istinaden kovusturma dosyasına erisiminin kısıtlandığı belirtilmistir. Dink

ailesinin avukatları, bu kısıtlamanın TCMK’da öngörülen amacın aksine, kanıtların bütünlüğünü

koruyarak adaletin çıkarlarına hizmet etmek yerine, güvenlik güçlerinin aleyhine olan kanıtları

elemeyi, tahrif ya da tahrip etmeyi kolaylastırdığını bildirmistir.

53. Komiserin dikkatine sunulan, dokunulmazlık sorununa iliskin bir baska örnek de Nijeryalı

sığınmacı Festus Okey’in 20 Ağustos 2007’de gözaltında ölümüyle ilgilidir. STK’ların ve insan

hakları savunucularının, Okey’i ırkçı bir motivasyonla vurduğu iddia edilen polis memurunun

davasına katılma talepleri yetkili mahkemeler tarafından mükerrer olarak reddedilmistir. Bu

STK’lar, polis gücü bünyesinde süphelinin aleyhine delil çıkarmamaya yönelik gizli bir anlasma

olduğunu ve usule iliskin gecikmeler nedeniyle, Eylül 2011 itibarıyla yetkili mahkeme için dosyanın

esasını incelemeye baslamanın mümkün olmadığını bildirmislerdir. Durusmayı izleyen

gözlemcilerin verdiği bilgiye göre, Nisan 2011’de Beyoğlu 4. Ağır Ceza Mahkemesi, kamu

davasına katılma talebiyle basvuran kisilerin, yargıyı haksız yere etkilemeye çalıstıkları kanaatine

varmıs ve bu kisileri savcılığa ihbar etmistir. Komiser, yetkili makamlardan bu meseleler ve bu

davanın gelisimi hakkında daha fazla bilgi talep etmektedir.

54. Özellikle iskence/kötü muameleyle bağlantılı olarak altı çizilen sorunlardan biri de bağımsız tıbbi

delillerin mahkemeler tarafından nadiren kabul edilmesidir: Ulusal Adli Tıp Kurumu (“Kurum”),

düzenlediği raporlar mahkemeler tarafından istikrarlı olarak kabul edilen tek kurum olması

nedeniyle bu konuda hemen hemen tekel durumundadır. Komiser, ziyareti sırasında, Kurum’un

oynadığı merkezi role iliskin endiselerden de haberdar edilmistir ki bunlar sadece islemleri önemli

ölçüde geciktiren ağır is yükünden değil aynı zamanda Kurum’un taraflı olduğu yolundaki

iddialardan da kaynaklanmaktadır.

55. Bu sorun özellikle 1999’da Đskenderun’da polis memurları tarafından iskence yapılan iki genç kızın

(18 yasından küçük ç.n.) davasında ortaya çıkmıstır. Bu dava, Avrupa Đnsan Hakları

Mahkemesi’ne götürülmüs ve AĐHM 2009’da Kurum’un vardığı sonucun tam tersi bir sonuca, yani

basvuru sahiplerinin gözaltında uğradıkları kötü muamelenin bir sonucu olarak travma sonrası

stres bozukluğundan mustarip oldukları sonucuna varmıstır.37 Komiser, gözaltındaki kisilerin tıbbi

muayeneleri konusunda CPT’nin (Đskenceyi Önleme Komitesi), durumu “rahatsız edici” olarak

tanımlayan 2011 bulgularına özellikle endise duyarak dikkat çekmekte ve Türk makamlarını CPT’nin, emniyet teskilatı yetkililerinin yaptığı görüsmelerin elektronik ses ve görüntü kayıtlarının

alınması dahil, konuyla ilgili tavsiyelerini uygulamaya tesvik etmektedir.38

56. Dokunulmazlıkla ilgili bir baska endise de, görevi kötüye kullanmakla suçlanan polis memurlarının,

bilhassa TCK’nın, kamu görevlisine karsı görevini yapmasını engellemek amacıyla direnç

göstermeye iliskin 265. maddesi uyarınca davacılar aleyhine suçlamalarda bulunduğu iddia edilen

uygulamadır. Komiser, ceza hukuku sisteminin bu tür karsı suçlamalarla asıl sikâyetlerden daha

çabuk ilgilendiğine dair haberlerden ve bu durumun da zaman zaman yargının saygınlığına zarar

vermesinden endise duymaktadır.39

57. Bu bağlamda Komiser, Ekim 2011’de üç trans insan hakları savunucusu –ki bunların bazıları daha

önce polis hakkında sikâyette bulunmustur– hakkında TCK’nın 265. maddesi uyarınca verilen

mahkûmiyet kararını kaygıyla kaydetmistir (ilk karsı suçlama serisi Ekim 2010’da yetkili mahkeme

tarafından reddedilmistir). Komiser, bu vakayı Türkiye’de basta trans bireyler olmak üzere LGBT

bireylere yönelik siddet davalarının önemli kısmında söz konusu olan genel dokunulmazlık eğilimi

çerçevesinde görmektedir. Komiser, Türkiye’deki kamu yetkililerinin 2008 ve 2009’da yedi trans

kisinin öldürüldüğünü bildirdiklerini ve Transgender Europe’un 2008 ila 2010 arasında Türkiye’de

13 nefret cinayeti kaydettiğini hatırlatır.40 Komiser, trans kadınların polis aleyhine yaptıkları

sikayetlerin çoğunun savcılar tarafından yeterince sorusturulmadığı bilgisinin yanı sıra LGBT

bireylere yönelik çok sayıda polis siddeti ve taciz haberi almıstır.41

58. Komiser, bu tür davaların tekrarlamasını önlemek amacıyla Türkiye’nin, AĐHM içtihadında etkin

sorusturmalar için belirlenen bes ilkeyle (bağımsızlık, yeterlilik, süratli olma, kamuoyu takibi ve

mağdurun katılımı) uyumlu çalısacak etkili bir polis sikayet mekanizması kurmasının sart olduğu

kanaatini tasımaktadır. Komiser, Türk makamlarının dikkatini bu konudaki Görüsler’ine

çekmektedir.42

59. Son olarak Komiser, köy koruculuğu sistemiyle ilgili kaygılarını, dokunulmazlık bağlamında

yeniden ifade etmek istemektedir. Komiser, daha 2009’da Türkiye’ye yaptığı ziyaretin ardından

hazırladığı raporda43 ve buna müteakiben Đçisleri Bakanı’na yazdığı bir mektupta44 Türkiye’nin

güneydoğusunda köy korucularının yaptığı insan hakları ihlallerine, ve bu ihlallerin yeterince

sorusturulmadığına ya da köy korucularının adaleti engelleme ve mağdurların gözünü korkutma

girisimlerinde bulunduğuna dair haberlerin düzenli olarak gelmekte olduğundan bahsetmistir.

60. Bu bakımdan Komiser, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’nin 2009’da, mahkemenin “sivil

gönüllülerin köy koruculuğu gibi kolluk benzeri bir görevde kullanılmasından duyduğu endiseleri”

ifade ettiğini ve ayrıca köy korucuları “jandarma ve polis memurlarına uygulanabilen normal

disiplin kuralları ve eğitimin dısında hareket ettikleri için, korucuların kendi inisiyatifleriyle ya da

güvenlik güçlerinin talimatlarıyla görevlerini kasıtlı ya da kasıtsız olarak kötüye kullanmalarına

karsı ne tür güvenceler bulunduğunun açık olmadığını” da ilave ettiğini dikkate almaktadır.45 Söz

konusu olan davada AĐHM’in, “Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin de tespit ettiği gibi, [köy

korucularının] bıraktıkları izleri yok etmeye çalısma ve savcının sorusturmasını engelleme

konusunda çok sayıda askerden yardım aldıklarını’46 belirtmesi özellikle endise vericidir.

61. Komiser, güvenlik güçlerinin eylemlerinin dısında, üst mahkemeler de dahil olmak üzere

mahkemelerin emsal teskil eden kararlarının ciddi insan hakları ihlallerinde bulunan faillere

orantısızca hafif cezalar verilmesine yol açtığına dair haberlerden de endise duymaktadır. Örneğin

Komiser, genelde LGBT bireylere yönelik siddet davalarında mahkemelerin sabit olarak “ağır

tahrik”i hafifletici bir neden olarak kullandıklarını dikkate almaktadır. Komiser N.Ç. davası

hakkında da rahatsız edici bilgiler almıstır. Bu davada 2011’de Yargıtay dahil, mahkemeler,

20’den fazla kisinin tecavüzüne uğrayan 13 yasındaki bir mağdurun “rıza”sını hafifletici neden

olarak kabul etmistir. Komiser Türk mahkemelerinin kararlarının eski TCK çerçevesinde verildiğini

anlamakla birlikte, bu kararların Türk toplumunun iyi adalet yönetimine olan güvenini ciddi bir

sekilde sarstığını kaygıyla gözlemlemektedir.

62. Komiser, ev içi siddet ve kadına yönelik siddet davalarında emniyet teskilatının, savcıların ve

mahkemelerin oynadığı role iliskin sorunları gidermek üzere son yıllarda sarf edilen çabaların

farkında olup, yetkili makamların bu sorunların ciddiyetini idrak etmeleri gerçeğini memnuniyetle

karsılamaktadır. Komiser bu tür çabaların, ciddi insan hakları ihlallerinin söz konusu olduğu diğer

sorunlu alanlarla ilgilenilirken esin kaynağı olabileceği kanaatini tasımaktadır.

III. Ceza yargılamasında diğer önemli hususlar

III.a. Mahkemelerin terör ve suç örgütleriyle ilgili uygulamaları

63. Komiser, 2009 tarihli Türkiye Raporu’nda, özellikle suç örgütlerini konu alan 220. madde olmak

üzere, TCK’nın bazı hükümlerinin ve Türk Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 sayılı kanun)

yorumlanması ve uygulanmasına iliskin bazı kaygılarını ifade etmistir.47 Komiser, yukarıda

sıralanan hükümlerdeki suçların tanımı ve kurucu unsurları konusunda, mahkemelerin genis

yorumundan özel olarak endise duyduğunu belirtmistir.

64. TCK’nın 220. maddesi uyarınca, kisi suç örgütünün üyesi olmamakla ya da örgüt içindeki

hiyerarsik yapıya dahil olmamakla birlikte, bu örgüt adına suç islerse (6. fıkra) ya da örgüte bilerek

ve isteyerek yardım ederse (7. fıkra) örgüte üye olma suçundan dolayı cezalandırılacaktır.

Komiser, 2009 Raporu’nda, Mart 2008’de Yargıtay tarafından verilen karar uyarınca yasadısı PKK

örgütünün çağrısının ardından gösterilere katılan kisilerin 6. fıkra kapsamına alındığına dikkat

çekmistir.48

65. TCK’nın 220. maddesinin 8. fıkrası, suç örgütünün veya amacının propagandasını yapan kisi için

bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörmektedir, ki bu, sıklıkla Terörle Mücadele Kanunu’nun

7. maddesiyle birlikte kullanılmaktadır. Uygulamada, Türk savcıları ve mahkemeleri 8. fıkrayı,

siddet unsuru içermediği halde bir terör örgütünün herhangi bir amacıyla çakıstığını düsündükleri

açıklamaları da kapsayacak sekilde kullanmaktadırlar. Kürtçe anadilde eğitim isteme veya ücretsiz

eğitim talep eden pankart açma gibi eylemlerin, bu talepler terör örgütlerinin görüsleriyle örtüstüğü

düsünüldüğü için cezai takibata uğradıkları belirtilmistir.

66. Türkiye’de Đfade Özgürlüğü Raporu’nda Komiser, ayrıca, bir terör örgütünün duyuru ve

açıklamalarını yayımlayanlar için bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngören Terörle Mücadele

Kanunu’nun 6. maddesinin 2. fıkrası hakkındaki kaygılarını ifade etmistir. AĐHM bu hükmün,

hâkimlerin söz konusu açıklamaların metin ya da bağlam incelemesini yapmasını zorunlu

kılmayarak AĐHS’nin 10. maddesini ihlal ettiği kanaatine varmıstır.49 Dolayısıyla, yapılan bir

açıklamanın içeriğinin gerçekten siddete tesvik ya da terörizm propagandası olusturup olusturmadığı ya da hangi bağlamda yayımlandığı değerlendirilmeksizin, bu açıklamanın bir terör

örgütünden kaynaklanmıs olması, yayıncının mahkûm edilmesi için tek basına yeterli olmaktadır.

67. Komiser, TCK’nın 220. maddesinin yanı sıra Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. ve 7. maddelerinin

ciddi kaygılar uyandırmayı sürdürdüğünü gözlemlemektedir. Ziyareti sırasında Komiser, Silivri

Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci Nedim Sener ve gazeteci Ahmet Sık’ın Ergenekon

örgütünün talimatıyla ve bu örgüte yardım etme maksadıyla çesitli arastırmalar yaptıkları ya da

kitap yazdıkları süphesiyle TCK’nın 220. maddesinin 7. fıkrası uyarınca suçlanmıs oldukları

bilgisini almıstır. Komiser, ayrıca devam eden KCK grup davalarında siddet içermeyen ve diğer

açılardan kanuna uygun olan birçok eylemin, yasadısı bir örgüt talimatıyla ve bu örgütün

amaçlarına hizmet edecek sekilde yürütülen eylemler olarak iddianamelere dahil edildiği bilgisini

almıstır.

68. Komiser, terör ve terör örgütlerinin Türk toplumu için olusturduğu ciddi tehdidin yanı sıra, Türk

devletinin buna karsı etkin sorusturma ve adil yargılama dahil, etkili tedbirlerle mücadele etme

zorunluluğunun tamamen bilincindedir. Buna rağmen, Komiser, Avrupa’da terörle yürütülen

mücadelede öğrenilen önemli bir dersin, halkın hukuk sistemine duyduğu güvenin önemi olduğunu

da vurgulamak ister.50 Herhangi bir terörist faaliyet suçlaması ikna edici kanıtlarla ve herhangi bir

makûl süpheye yer bırakmaksızın yapılmalıdır. Terörle mücadelede, yargının isleyisi dahil,

yerlesmis insan hakları ilkelerinden herhangi bir sapmanın sonuçta terör örgütlerinin çıkarlarına

hizmet ettiği tecrübeyle defalarca ispatlanmıstır.

69. Bu konuyla bağlantılı olarak, siddet veya siddet uygulama tehdidinin terör eylemlerinin temel

bileseni51 olduğu ve terörle mücadelede insan haklarına getirilen sınırlamaların “olabildiğince

kesin olarak tanımlanması, gerekli olması ve güdülen amaçla orantılı olması gerektiği”ni akılda

tutmak çok önemlidir.52

70. Komiser, özellikle bir terör örgütüne üyeliğin henüz kanıtlanmadığı durumlarda ve bir eylem ya da

açıklamanın terör örgütünün amaç ya da talimatları doğrultusunda olduğu varsayıldığında, Türk

terörle mücadele mevzuatında ve TCK’nin 220. maddesinde yer alan hükümlerin çok genis bir

takdir payına olanak sağladığı kanaatindedir. Komiser, Türk makamlarını bu kaygılar üzerinde

düsünmeye ve bunları yasal tedbirler ve/veya içtihat yoluyla ele almaya tesvik etmektedir.

III.b. Çekismeli davalar ve silahların esitliğiyle ilgili meseleler

71. AĐHM içtihadında, çekismeli davalar ve silahların esitliği, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasıyla

teminat altına alınan adil yargılanma hakkının temel bilesenleridir. AĐHM’e göre çekismeli dava

hakkı, taraflar için “tüm derlenmis kanıtlar ve dosyalanmıs gözlemler hakkında bilgi sahibi olma ve

yorum yapma” hakkı anlamına gelir. […] “Burada, diğerlerine ilaveten, özellikle söz konusu olan

sey, davacıların adaletin isleyisine duydukları güvendir, ki bu güven, davacıların, dosyalarındaki

tüm belgeler hakkında görüs bildirme fırsatını buldukları bilgisine dayanmaktadır.”53

72. Silahların esitliği konusunda, AĐHS bu kavramın, “tüm tarafların kendi savlarını (kendi kanıtları

dahil olmak üzere) hasım taraf karsısında önemli ölçüde dezavantajlı bir duruma düsmeden

sunmak için makûl olanaklara sahip olması gerektiği” anlamına geldiğini belirtmistir.54 Bu

bağlamda, diğerlerine ilaveten, yargılamanın hakkaniyete uygunluğunun görünümüne önem

verilmelidir.55

73. Ceza yargılaması bağlamında, AĐHM, “usulle ilgili unsurlar dahil, ceza yargılamasının çekismeli

olması ve iddia makamı ile savunma arasında silahların esitliğinin bulunması gereğinin, adil

yargılanma hakkının temel bir özelliği” olduğunu kabul etmistir. Çekismeli yargılama hakkı, ceza

davalarında gerek iddia makamına gerekse savunmaya, diğer taraf tarafından dosyalanan

gözlemler ve derlenen kanıtlar hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma fırsatı tanınmıs olması

anlamına gelmektedir. Buna ilaveten, 6. maddenin 1. fıkrası, iddia makamlarının tasarruflarında

bulunan sanık lehine ve aleyhine tüm maddi kanıtları savunmaya ifsa etmelerini zorunlu

kılmaktadır.56

74. Türkiye’deki ceza yargılamaları, çekismeli yargılama ve silahların esitliği ilkesi bakımından bazı

kaygılar uyandırmakta ve savunma hakkına getirilen temel kısıtlamalar olarak görülebilecek bazı

unsurları içermektedirler. Asağıda, bu kaygılardan bazıları, ceza yargılamalarında ortaya

çıkabilecekleri asamaya bağlı olarak ayrıntılandırılmaktadır.

Ön sorusturma sırasında

75. TCMK’nın 153. maddesine göre, süpheli ve savunma avukatının dava dosyasına erismesi, böyle

bir erisimin hazırlık sorusturmasının maksadını tehlikeye atma ihtimali varsa, bazı belge türleri

(süphelinin açıklamaları, bilirkisi görüsleri vb. gibi) dısında kısıtlanabilir. Buna ilaveten, Terörle

Mücadele Kanunu’nun 10. maddesi uyarınca, bir hâkim, savunma avukatının sorusturma

dosyasına erisimini tamamen ya da kısmen kısıtlama emrini verebilmektedir.

76. Komiser, kanıtların dava baslamadan önce ifsa edilmeme olanağının istismarı konusundaki

kaygılarını yinelemektedir. Komiser, sorusturmanın tasarrufunda bulunan tüm maddi kanıtların ifsa

edilmesi esas olsa da, bir baska bireyin temel haklarını korumak ya da önemli bir kamu yararını

gözetmek için bazı kanıtların verilmemesinin gerekli olabileceğine iliskin AĐHM içtihat kararını57

kabul etmektedir. Buna rağmen AĐHM, sanığın suç islediğine iliskin makûl bir süphenin

sürmesinin, tutukluluğun devam etmesinin hukuka uygunluğu için olmazsa olmaz bir kosulu

olması nedeniyle, tutuklu olarak yargılanma durumlarında, kendisine yöneltilen suçlamaların

dayanağına etkili biçimde itiraz etmesi için tutukluya fırsat tanınması gerektiğine hükmetmistir.

77. Dolayısıyla, süpheliye yöneltilen suçlamalar ve kanıtlar hakkında, ulusal güvenliği ya da

baskalarının güvenliğini riske atmaksızın mümkün olduğunca çok bilginin ifsa edilmesi elzemdir.

AĐHS’nin 5. maddesinin 4. fıkrası, tam ifsanın mümkün olmadığı durumlarda, bunun yol açtığı

zorlukların ilgili kisilerin kendilerine yöneltilen suçlamaların dayanaklarına etkili biçimde itiraz etme

olanağına hâlâ sahip olmalarını sağlayacak sekilde dengelenmesini zorunlu kılar.58

78. Komiser, TCMK’nın 153. maddesi ve Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesinin savcılar ve

mahkemeler tarafından uygulanmasının AĐHM’in belirlediği standartlara uymadığına dair kaygılar

tasımaktadır. Komiser, 2011 tarihli ifade özgürlüğü raporunda bu tür kısıtlamaların rutin olarak

uygulandığını ve örneğin, 2011’de yukarıda adları geçen iki gazeteci Nedim Sener ve Ahmet

Sık’ın durumunda kullanılmıs olduklarını belirtmistir. Gazetecilerin avukatlarının verdiği bilgiye

göre, iddianame, gazeteciler tutuklandıktan 6 ay sonra yetkili mahkeme tarafından kabul edilene

kadar Sener ve Sık’a herhangi bir kanıtın ifsa edilmemis olması, onları tutuklanmalarının hukuka

uygunluğuna itiraz etme imkânından fiilen mahrum bırakmıstır.

“Koruma tedbirleri”nin kullanılması59

79. Komiser, haberlesmelerin yasal takibi ve yargılama öncesi tutuklama gibi birçok koruma tedbirinin

yargı onayına tabi olduğuna dikkat etmektedir. Yasaya göre, savunma avukatı tutukluluk

durusması sırasında hazır olmalıdır. Ancak yukarıda, tutuklulukla ilgili bölümde de belirtildiği gibi, uygulamada birçok davada yargı onayının neredeyse otomatik olarak verildiği görülmektedir.

Tutuklulukla ilgili olarak, Komiser, Türkiye ile ilgili bir AĐHM kararını60 da hatırlatır; buna göre

devam eden tutukluluğa yapılan itirazın incelenmesi sırasında, tutuklulara savcının mütalaasının

yazılı bir örneğinin temin edilmemis olması AĐHS’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edilmesine

yol açmıstır çünkü bu uygulama silahların esitliği ilkesine riayet etmemektedir.

80. Ziyareti sırasında Komiser, ayrıca, diğer koruma tedbirleri üzerinde çok az adli kontrol olduğu ve

bir hâkimin, savcılardan gelen haberlesmelerin yasal takibi gibi tedbir taleplerini reddettiği bilinen

neredeyse hiçbir vaka olmadığı hakkında hukukçular ve STK’lardan sikâyetler duymustur. Bu

konuya dair bir baska sorun da mahkemelere sunulan telefon dinleme kayıtlarında, sanığa karsı

tanıklık etmeyi yasal olarak reddedebilecek kisiler dahil, özel haberlesmelerin sistematik olarak

hariç tutulmamasıdır, ki bu, AĐHS’nin 8. maddesi kapsamında kaygılara yol açmaktadır.

Đddianame süreci sırasında

81. TCMK’nın 174. ve 175. maddelerine göre iddianame, savcı tarafından davada yargılama yetkisine

sahip mahkemeye sunulur. Mahkeme, iddianameyi TCMK’da belirtilen standartlara bağlı kalıp

kalmadığını kontrol etmek üzere gözden geçirir. Ancak Komiser’e, mahkeme yalnızca savcı

tarafından verilen dosyayı incelediği için, savunma avukatlarının bu süreçte yer almadıkları bilgisi

verilmistir. Komiser’in edindiği bilgiye göre, savunma avukatları iddianameyi, ancak hâkimin

onayından sonra, ilk durusma için belirlenen tarihin tebliğiyle birlikte teslim almaktadırlar.

82. Buna ilaveten, mahkemeye sunulan bir iddianame, sunulmasını takip eden 15 gün içinde hâkim

tarafından iade edilmezse, onaylanmıs sayılır (TCMK, Madde 174). Bazı önemli davalarda,

iddianamelerin toplam uzunluğunun binlerce sayfayı geçtiği göz önüne alındığında, Komiser,

hâkimlerin iddianameyi belirlenen zaman içinde değerlendirecek durumda olup olmadıkları,

dolayısıyla bunun otomatik bir onaya yol açıp açmadığına dair kaygı tasımaktadır.

Durusma sırasında

83. Komiser son TCMK’nın 201. maddesinin, savunma avukatları için durusma sırasında tanıklara

veya bilirkisilere doğrudan soru sorma imkânını Türk hukuk düzeni içine ilk kez dahil ettiğini

görmektedir. Ancak Komiser, TCMK’nın yürürlüğe girmesinden bu yana geçen altı yıla rağmen,

kendisine bildirildiğine göre mahkemeler ve savcıların yanı sıra savunma avukatlarının tecrübe

eksikliği nedeniyle, çapraz sorgunun nadiren uygulamaya sokulduğuna dair bilgiler almıstır.

84. Komiser ayrıca, sanığa karsı tek kanıtın bir tanığın ifadeleri olduğu durumlar hariç, tanıklar ve

bilirkisilerin durusmalarda hazır bulunmamasının mümkün olduğunun farkındadır. Bu durum

tanıklıkların mahkemede okunmasına yol açmakta ve bu da savunmanın olaylara itiraz etme ve

çapraz sorgu yapma kapasitesini azaltmaktadır. Bu bağlamda Komiser, Türk mahkemelerinin

zaman zaman kendi takdirlerinde olması gereken hukuki konular dahil, bilirkisilere fazlasıyla bel

bağladıkları yolundaki iddialardan endise duymaktadır.

85. “Gizli tanık”lık, diğer bir deyisle korunmaları amacıyla kimlikleri gizli tutulan tanıkların ifadelerinin

kullanımı da bir sorun olarak Komiser’in dikkatine sunulmustur. Komiser, AĐHM’in, istinabe yoluyla

dinlenen tanıkların ifadelerine dayanılarak verilen hapis cezaları nedeniyle Türkiye’nin ihlalini

saptadığı davaları hatırlatır.61

86. Türk hukuk sisteminin, tanık koruma programları (tanık koruma çok kısıtlanmıstır ve az sayıda

suçla sınırlıdır) konusunda da eksiklikleri olsa da, Komiser, Türk mahkemelerinin iddianamenin

esas hususlarıyla doğrudan bağlantısı olmayan ya da kisisel bilgi ve görgüye dayanmayan bilgiler

sunan gizli tanıkların tanıklıklarını kabul ettiklerine dair bilgi almıstır, ki bu, savunmanın

pozisyonunu zayıflatabilir. Komiser, gizli tanıklara basvurmanın çekismeli yargılama ve silahların

esitliği ilkelerini tehlikeye atmamasını güvence altına almak için, Türk mahkemelerinin tüm

tedbirleri alması gerektiği kanaatindedir.

87. Komiser’e aktarılan bir diğer sorun da TCMK’nın ilgili hükümlerine rağmen savunmanın tanık

çağırma ya da mahkemeye getirme konusunda yasadığı zorluklardır. Her ne kadar yasalar

sanığa, gösterdiği tanık veya uzman kisileri (çağrılmaları reddedilmis olsa dahi) mahkemeye

getirip dinletme hakkı sağlasa da, Komiser, uygulamada mahkemelerin basitçe “baska tanıkların

ya da bilirkisilerin sorgulanmasına gerek olmadığı”nı belirterek ve bazı davalarda sanık

avukatlarının ısrarını mahkemeye hakaret olarak değerlendirerek, sıklıkla bu usule izin

vermedikleri yönünde bilgiler almıstır.

88. Çekismeli yargılama ve silahların esitliğiyle ilgili olarak AĐHM içtihadında da yer bulan bir diğer

mesele de, cumhuriyet savcısının Yüksek Mahkemeler’e sunduğu yazılı mütalaaya erisimdir.

Komiser, Türkiye’nin Yargıtay ile ilgili olarak, bu soruna çare bulmak için genel tedbirler aldığı

kanaatindedir.62 Ancak aynı sorun Danıstay için hâlâ geçerlidir. Komiser konuyla ilgili on AĐHM

kararının63 Bakanlar Komitesi’nin önünde beklediğini kaydetmistir.

89. Son olarak, yargı hizmetlerinin hızlandırılması amacıyla bazı kanunlarda değisiklik yapılmasına

dair yeni kanunun (31 Mart 2011 tarihli 6217 sayılı kanun) geçici bir maddesi, savcıların 2014’e

dek asliye ceza mahkemelerinde yapılan durusmalarda bulunmaması hükmünü getirirken, onlara

tutuklama ve salıverilmeye iliskin kararlara itiraz imkânı vermektedir. Bu kanunun, yargılama

sürelerine iliskin çok ciddi sorunlara çözüm bulmayı amaçladığı ve farklı alanlarla ilgili birçok

hükmü kapsadığını kabul etmekle birlikte, Komiser, bu maddenin savunma hakları ve çekismeli

yargılama konusunda sorun olusturabileceği konusunda bazı muhatapların kendisine bildirdiği

endiseleri kaydetmistir.

III.c. Özel yetkili ağır ceza mahkemeleri

90. Özel yetkili ağır ceza mahkemeleri, daha önceki devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasının

ardından, 2005’te son TCMK’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte TCMK’nin 250. maddesiyle

kurulmustur. Komiser, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin daha önceki devlet güvenlik

mahkemelerinin baktığı davalara benzer davalarla, diğer bir deyisle organize suçlar, devlet

güvenliği, anayasal düzen, ulusal savunma ya da devlet sırlarına karsı islenen suçların yanı sıra,

Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarla ilgilendiklerini kaydetmektedir.

91. Suçun TCMK’nın 250. maddesine göre özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin yetki alanına girmesi

halinde, savunma hakları üzerinde önemli etkileri olan bir dizi özel hüküm uygulanmaktadır.

Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesi, süpheli ya da sanığın usule iliskin haklarını daha da

kısıtlayan bir dizi ek hüküm içermektedir. Buna ilaveten, bu davalara bakmak üzere HSYK

tarafından atanan savcılar da kendilerine TCMK’nın 251. maddesiyle tanınan özel yetkilere

sahiptirler.

92. Olağan ceza usullerine getirilmis olan geçici sınırlamalardan bazıları asağıda yer almaktadır:

– Gözaltı ve tutukluluk sürelerinin uzaması: TCMK’nın 252. maddesinin 2. fıkrasına göre,

tutukluluk süresi için üst sınır, devlete karsı suçlar için iki katına çıkarılmaktadır;

– Gözaltında görüsme yasağı: Terörle Mücadele Kanunu’nun 10.b sayılı maddesi uyarınca

hâkim, savcının talebi üzerine süphelinin savunma avukatıyla görüsme hakkını 24 saat

süreyle kısıtlayabilir. Ancak, bu süre boyunca süphelinin ifadesi alınamayacaktır. Komiser’e,

gözaltında görüsme yasağının kesin önsartları göz önüne alınmadan, düzenli olarak

uygulandığına dair iddialar iletilmistir;

– Gözaltı süresince savunma avukatlarının sayısının yalnızca tek bir avukatla kısıtlanması

(Terörle Mücadele Kanunu’nun 10.b sayılı maddesi);

– Sorusturma dosyasına erisimin kısıtlanmasının mümkün olması (Terörle Mücadele

Kanunu’nun 10.d sayılı maddesi);

– Sanıklar ile savunma avukatları arasındaki sözlü ve yazılı haberlesme üzerinde adli kontrolün

mümkün olması: 10.e sayılı maddeye göre savunma avukatının haberlesmeleri bir terör

örgütüne aktardığına iliskin kusku varsa, hâkim yazılı haberlesmeleri eleyebilir ve sanıkla savunma avukatı arasındaki görüsmeler sırasında bir görevlinin hazır bulunmasına karar

verebilir;

– Gözaltı durumunda bilgi verilecek kisilerin sayısının kısıtlanması: 10.a sayılı maddeye göre,

savcı sorusturmanın amacının tehlikeye düsebileceği kanaatindeyse, gözaltına alınan

süphelinin yalnızca bir yakınına bilgi verilebilir;

– Önceden davet yapılmaksızın ve acilen, süpheliler, sanıklar, tanıklar, mağdurlar ve

bilirkisilerin resmi emirle belirtilen gün, saat ve yerde hazır bulundurulma mecburiyeti

(TCMK’nın 251. maddesi uyarınca);

– Özellikle sanık sayısının çok fazla olduğu durumlarda ya da mahkemeye mükerrer hakaret

durumlarında, sanıkların gıyabında yapılan durusmalar (TCMK’nın 252. maddesi);

– Güvenlik nedeniyle durusmanın baska bir yerde yapılmasının mümkün olması (TCMK’nın

252. maddesi);

– Haberlesmenin yasal takibine ve gözetim tedbirlerine getirilmis istisnaların uygulanmaması

(Terörle Mücadele Kanunu’nun 10.f sayılı maddesi).

93. Komiser, mevcut mevzuatın özel yetkili savcıları, basit suç ortaklığının olduğu durumlarda bile,

ortada bir suç örgütü olduğunu iddia eden suçlamalar yapmaya tesvik ettiğine dair bilgiler almıstır.

Bunun nedeni, TCMK’nın 251. maddesi uyarınca, savcıların yetkilerinin artırılmıs olması ve

savunma hakkına getirilen kısıtlamaların, örneğin haberlesmenin yasal takibinin çabuklastırılması

suretiyle sorusturmayı ve dava açmayı kolaylastırmasıdır. Bu tür durumlarda, mahkeme daha

sonra suç örgütünün varlığı iddialarını reddetse bile, hâkimin bu sekilde izin verdiği koruma

tedbirleri yasal sayılmakta ve böylece elde edilen herhangi bir delil, bu nedenle mahkeme

tarafından geçerli olarak kabul edilebilmektedir.

94. Çok sayıda ilgili hâkim ve savcıyla yaptığı toplantılarda Komiser’e, Türk hukuk sistemi

çerçevesinde, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin genisletilmis coğrafi faaliyet alanları

sayesinde, farklı illeri etkileyen bazı çok karmasık organize suç davalarının kovusturulmasına

olanak sağladıkları yönünde bilgiler iletilmistir. Komiser, böyle genisletilmis coğrafi yargılama

yetkisinin, mahkemelerin özellikle yeni tip organize suçların üstesinden gelmesi bakımından

gerçekten gerekli olabileceğini kabul etmektedir. Savcılar ayrıca Komiser’e, özel yetkilerin idari ön

izne gerek kalmaksızın devlet memurları aleyhine sorusturma açmaya olanak verdiği bilgisini

vermistir (oysa özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin baktığı davaların niteliği nedeniyle bunun

dokunulmazlıkla ilgisi yok gibi durmaktadır).

95. Buna karsılık, bu mahkemelerde savunma hakkına getirilen kısıtlamalar, Komiser için önemli bir

endise kaynağıdır. Komiser, baroların yanı sıra Türkiye Barolar Birlği’nin bu tür kısıtlamaların

savunma avukatları için mesleklerini icra etmekte önemli bir engel olusturduğuna dair kaygılarına

önem vermektedir. Komiser, savunma haklarına getirilen yukarıda söz edilen kısıtlamalar ve ağır

ceza mahkemeleri söz konusu olduğunda ikiye ayrılmıs bir hukuk sistemi yaratılması ihtimali

karsısında, ciddi kaygılar tasımayı sürdürmektedir. Komiser ayrıca son yıllarda TCMK’nın 250-252

sayılı maddeleri uyarınca mahkemeye tasınan davaların ve sorusturmaların sayısında artıs

olduğunu belirten haberlerden kaygı duymaktadır. Yasaların sağladığı usule iliskin güvencelerden

herhangi bir uzaklasma çok istisnai olmalıdır ve bu istisnaların genellestirilmesi hukukun ve adil

yargının ruhuna aykırı olacaktır.

IV. Hâkimler ve savcıların bağımsızlığı ve tarafsızlığına iliskin meseleler

96. Hukukun üstünlüğünün özünde bulunan bağımsızlık ve tarafsızlık, adaletin dayanması gereken iki

temel ilkedir.

97. AĐHM içtihadı uyarınca, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, bir mahkemenin bağımsız

olup olmadığını tespit etmek için, diğerlerine ilaveten, üyelerinin atanma tarzına ve görev

sürelerine, dıs baskılara karsı korunup korunmadıklarına bakılmalı ve demokratik bir toplumda, mahkemelerin halka vermesi gereken güven duygusu göz önüne alınarak, bağımsızlık görünümü

sergileyip sergilemedikleri incelenmelidir.64

98. Tarafsızlık konusunda, AĐHM bunun bir nesnel bir de öznel bileseni olduğunu belirtmistir. Bu

bağlamda uygulanacak iki test vardır: Birincisi, belirli bir davada bir hâkimin kisisel kanaatinin ne

olduğunu saptamaya yönelik öznel testtir. Đkincisi ise hâkimin tüm yasal süpheleri bertaraf etmek

konusunda yeterli güvenceyi verip vermediğinin arastırılmasına dayanan nesnel testtir. AĐHM’in

ifadesiyle, “Bu, heyet olan bir makama uygulandığında heyet üyelerinin kisisel davranıslarından

farklı olarak, o makamın tarafsızlığına dair süphe uyandırabilecek tespit edilebilir gerçeklerin olup

olmadığına karar vermek anlamına gelir.”65

IV.a. Yargının bağımsızlığıyla ilgili kaygılar

99. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, (bundan böyle “HSYK”) Türk yargısının bütünlüğünü teminat

altına almakla yükümlü temel organdır. Hâkimler ve savcıların atamaları, terfileri, nakilleri ve

disiplin islemleri dahil, kariyerleriyle ilgili kararlar alır. Komiser, bu kurumun 12 Eylül 2010 tarihli

referandumun ardından büyük ölçüde yeniden yapılandırıldığını kaydetmektedir.

100. Eylül 2010 tarihli anayasa değisikliğinden önce, hâkimler ve savcıların görevlerini denetleme

yetkisi Adalet Bakanlığı ile HSYK arasında paylastırılmıstı. Bakanlık birçok denetleme islevini

doğrudan yürütüyordu ve HSYK’nin sekreterliğini üstlenmisti. Reformun ardından HSYK’nin üye

sayısı 7’den 22’ye yükseltilmistir. Daha genis ve daha çoğulcu bir yapıya kavusan kurumun

üyelerinin çoğunluğu, sadece üst mahkemeler tarafından değil, farklı düzeylerdeki hâkimler ve

savcılar tarafından seçilmeye baslanmıstır. HSYK’ya, kendi bütçesine, idari kadrolarına ve

binasına sahip, ayrı ve bağımsız bir kamu tüzel kisiliği statüsü verilmistir. Daha önce Adalet

Bakanlığı’na ait olan teftis yetkisi dahil, yetkilerin büyük çoğunluğu, bağımsız bir kurul olarak

HSYK’ya devredilmistir. Kendi genel sekreterliğine sahip olan yeni HSYK, yalnızca yasal değil

gerçek anlamda da güçlü ve özerk bir kurum olarak yapılandırılmıstır.

101. 20 Aralık 2010’da Venedik Komisyonu, anayasa referandumunun ardından, HSYK Kanun Taslağı

(daha sonra 11 Aralık 2010 tarihli 6087 sayılı HSYK Kanunu oldu) hakkında bir Geçici Görüs

benimsemistir. Venedik Komisyonu ayrıca hâkimler ve savcılarla ilgili gözden geçirilmis Türk

mevzuatını incelemis ve Türk makamlarına bir dizi tavsiye kararı iletmistir.66 Komiser, Venedik

Komisyonu’nun kararlarını dikkate almak ve tavsiye kararlarını uygun tedbirler almak suretiyle

uygulamak için Türk makamlarını tesvik etmektedir.

102. Komiser, 2010 referandumu ve bunu izleyen değisikliklerin, özellikle de HSYK’ya üye seçimini

daha demokratik hale getirmek için HSYK’nın yeniden yapılandırılmasının, hâkimler ve savcıların

bağımsızlığını teminat altına almak için belirlenmis kurumsal çerçevede genel bir iyilesmeyi

gösterdiğini düsünmektedir.

103. Ancak Komiser, HSYK’nın yapısı ve eylemlerinin yanı sıra uygulamada hâkimler ve savcıların

bağımsızlığının da önemli bir endise kaynağı olmayı sürdürdüğünü düsünmektedir. Bu, Venedik

Komisyonu tarafından belirtildiği gibi, “çoğu Avrupa ülkesiyle karsılastırıldığında, Türkiye’de

yargının organizasyonunun son derece merkeziyetçi ve oldukça sıkı olması ve sistemin genis

denetim ve teftis yetkileri öngörmesi” ile bağlantılıdır. Yine Venedik Komisyonu’na gore, “,idareyi

siyasallastırmaya ve yargıyı denetlemeye yönelik belli bir gelenekle birlestiğinde, bu, HSYK’nın

yapısı ve yetkileri meselesinin yalnızca Türk yargısı için değil, genel olarak siyasal ve kamusal

yasam için de ne kadar büyük önem tasıdığını açıklamaktadır.”67

104. Komiser, Adalet Bakanı’nın hâlâ HSYK baskanlığını sürdürdüğünü, bakanlık müstesarının doğal

üyeliğinin devam ettiğini ve dört üyenin doğrudan Cumhurbaskanı tarafından seçildiğini dikkate

almaktadır. Venedik Komisyonu’nun Türk yargısının temsilcisi olmayan üyelerin seçiminin

yürütmeye değil, Meclis’e bırakılması gerektiği yönündeki görüsünü kaydetmektedir.68

105. Komiser, ayrıca, görüstüğü bazı kisilerin ileri sürdüğü, 2010 anayasa referandumunun ardından

yürütmenin yeni HSYK’nin seçimi sürecine belli bir etkide bulunmaya çalıstığını ve kurula, çoğu

durumda Adalet Bakanlığı’nın tercih ettiği adayların seçildiği yönündeki iddiaları endiseyle

kaydetmistir. Komiser’e, ayrıca yeni HSYK içindeki kilit mevkilere Adalet Bakanlığı’nın eski

çalısanlarının geldiği bilgisi verilmistir. HSYK tarafından üst mahkemelere yeni atanan hâkimlerin

birbirine benzer oylama sekilleri, bazı muhataplar tarafından yürütmenin yargı üzerinde artan

etkisi olarak değerlendirilmistir.

106. Komiser, bu türden iddiaların doğruluğu hakkında yorum yapacak konumda olmamakla birlikte,

Türk makamlarının bunları ciddiyetle dikkate almaları ve gelecekteki yeniden yapılandırmalarda

bu tür endiseleri gidermeye çalısmaları gerektiğini düsünmektedir. Bu bağlamda Venedik

Komisyonu, hâkimler ve savcıların bir temsilci için oy vermek yerine, atamaların yapılacağı bütün

bos pozisyonların toplam sayısı kadar adaya oy vermelerinden kaynaklanan özel bir sorunu

saptamıstır. Bu durumun, seçmenlerin HSYK bünyesinde çoğulcu temsile zarar verecek sekilde,

gayriresmi aday listelerine blok halinde oy vermesine yol açtığı aktarılmıstır. Komiser bu

uygulamanın 2010 tarihli Anayasa Mahkemesi kararının sonucu olduğunun ve aynı zamanda

Anayasa Mahkemesi’nin kendi seçimlerinde de kullanıldığının farkındadır.

107. Hâkimler ve savcıların ise alınması konusunda, Komiser bir hâkim ya da bir savcının göreve

atanmasının iki yıllık bir ön hizmet eğitimi, yazılı sınavlar ve bir mülakatın ardından gerçeklestiğini

kaydetmektedir. Komiser, mülakatı yürütmek üzere, besi Adalet Bakanlığı memurlarından, ikisi ise

Türkiye Adalet Akademisi tarafından atanan yedi üyeden olusan kurulun yapısına dair endiseleri

kaydetmektedir.

108. Hâkimler ve savcıların teftisi ve denetimi konusunda, daha önceden Adalet Bakanlığı’nın elinde

bulunan teftis yetkilerinin bazıları HSYK’ya devredilmistir. Ancak, Komiser, sorusturmaların

Anayasa’nın 159. maddesi uyarınca Adalet Bakanı’nın ön iznini gerektirdiğinin farkındadır. Buna

ilaveten, görevden ihraç kararları hariç, HSYK’nın verdiği disiplin cezaları ve aldığı diğer kararlar

için bir hukuk mahkemesinde itiraz veya yeniden değerlendirme imkânı bulunmamaktadır.

109. Teftis ve disiplin islemleri konusunda Komiser, Venedik Komisyonu tarafından ifade edilen,

“HSYK’nın hâkimler ve savcıları denetleme ve teftis yetkilerinin, çoğu Avrupa ülkesinde

olduğundan daha genis olmakla kalmayıp aynı zamanda bu yetkilerin geleneksel olarak hâkimler

ve savcıların temel yetkileri üzerinde büyük etki yaratacak sekilde, oldukça tartısmalı siyallasmıs

bir tarzda yorumlandığı ve uygulandığı”69 yolundaki kaygıyı hatırlatır. Bu bağlamda, Komiser,

Ergenekon, Balyoz ve Deniz Feneri gibi bazı önemli davalara müdahil olan hâkimler ve savcılara

karsı hemen baslatılan disiplin yaptırımlarının medyada kayda değer bir dikkatle karsılandığını ve

kamunun yargı bağımsızlığı algısını önemli ölçüde etkilediğini gözlemlemektedir.

110. Komiser, HSYK temsilcileri tarafından, yeni kurulun özel yasam70 ya da cinsel yönelim gibi farklı

nedenlerden ötürü hâkimler ve savcıların ihracını öngören önceki kararları iptal ettiği yolundaki

bilgiyi memnuniyetle karsılamaktadır.71 Komiser, usullerin açıklıkla belirlenmesi ve gerekçeli kararların gelistirilmesi suretiyle, HSYK tarafından yürütülen disiplin sorusturma ve

kovusturmalarının üst düzeyde seffaflığının teminat altına alınması gerektiğini vurgulamaktadır.72

111. Son olarak, Komiser Türk mevzuatının, özellikle Adalet Bakanlığı bünyesinde idari bir görev ifa

eden hâkimler ve savcılar ile diğer savcılar ve yargı mensupları arasında ayrım gözetmediğini, ve

iki görev türünün arasında geçislerin mümkün olduğunu ve bunun sık görüldüğünü saptamaktadır.

Komiser, Venedik Komisyonu’nun, “bu durum hâkimler ve savcılar ile devletin yürütme organı

arasındaki ayrımı muğlaklasmaktadır. Buna ilaveten hâkimler ve savcıların bu tür görevlere

atanmasının mümkün olması, hâkimler ve savcıların yürütme organından iltimas istemesine yol

açabilerek, onlara devletçi bir tutumu telkin etme riskini tasımaktadır”73 yolundaki görüsüne önem

vermektedir. Bu durum, asağıda belirtildiği gibi devlet merkezli tutumların Türk mahkemeleri ve

savcılarını oldukça etkilediği göz önüne alındığında, ayrıca hâkimler ve savcıların tarafsızlığı

konusunda kaygı uyandırmaktadır.

IV.b. Yargının tarafsızlığıyla ilgili kaygılar

112. Komiser’in 2011 tarihli Türkiye’de Đfade Özgürlüğü Raporu’nda gözlemlediği gibi, Türkiye’nin

AĐHS’nin 10. maddesiyle ilgili ihlallerinin çoğu, bu ifadeleri, örneğin azınlıkların kimliklerini ifade

etmelerini, devletin bütünlüğüne ve çıkarlarına karsı bir tehdit olarak algılayan savcılar ve

hâkimlerin ifade özgürlüğüne iliskin yasa maddelerini yorumlamalarındaki orantısızlıktan

kaynaklanmaktadır. AĐHS’de belirlenmis diğer insan hakları ve temel özgürlüklerle ilgili davalardan

da benzer sonuçlar çıkarılabilir. Komiser, akademik arastırmalarda da savunulduğu gibi74, yargı

mensuplarının, temel vazifelerini bireylerin insan haklarını değil, devletin çıkarlarını korumak

olarak görme eğiliminde olduklarına iliskin yaygın bir algı olduğunun farkındadır. Bu, yüksek

yargının temsilcileri dahil, Komiser’in Türkiye’de görüstüğü birçok kisi tarafından paylasılan bir

görüstür.

113. Komiser, bu devlet merkezli tutumun mevcut Rapor’da ayrıntılandırılan ve Türk mevzuatı ve

uygulamalarını Avrupa insan hakları standartlarıyla tamamen uyumlu hale getirme çabalarını ciddi

sekilde aksatan sistemik islev bozukluklarının temel nedenlerinden biri olduğunu düsünmektedir.

Türkiye’deki savcılar ve mahkemeler, örneğin AĐHS’nin kamu makamları tarafından ihlallerini

tatmin edici sekilde ele almakta yetersiz kalmıslardır, ki bu, dokunulmazlık konusunda kaygılara

yol açmaktadır. Ceza adalet sisteminin süphelilere yaptığı muamele, mahkemelerce devlet

çıkarları olarak kabul edilen seyler uğruna hareket ettiklerini ileri süren süpheliler için

değisebilmektedir. Benzer sekilde, (genis olarak yorumlanan bir kavram olan) devletin ve

kurumlarının bütünlüğüne karsı suç islendiğinden süphe duyulduğu zaman, mahkemeler ciddi

kisisel özgürlük kısıtlamalarını kolaylıkla, hatta bazen masumiyet karinesi ilkesini tehlikeye atacak

sekilde, onaylamaktadırlar ve buna bağlı olarak, uzun tutukluluk gibi istisna olması gereken

durumlar kural haline gelebilmektedir.

114. Komiser, bu devlet merkezli tutumların sekillenmesi ve etkili olmasındaki en önemli faktörlerden

birinin 1982 Anayasası’nın lafzı ve ruhu olduğunu bir kez daha yinelemektedir.

115. Ancak, muhataplar hâkimler ve savcılar arasında bu tutumların devam etmesini açıklayan daha

birçok pratik nedeni hatırlatmıslardır. Bu nedenler arasında, örneğin yeni hâkimler ve savcıların

deneyimsizliği ile hizmet öncesi eğitimlerinin yetersizliği; görevlerine baslarken sıklıkla küçük

kasabalara tayin edilmis olmaları ve çalısma kosullarının doğal olarak yalnızca diğer devlet

memurlarıyla sosyallesmelerine yol açması; ya da mesleklerini esas olarak “görev basında”

öğrenmek zorunda kalmaları sıralanabilir. Komiser, özellikle hizmet-öncesi eğitim açısından

bakıldığında, Hâkimler ve Savcılar hakkındaki 283 sayılı Kanun’un, çok ayrıntılı bir kanun

olmasına rağmen, insan hakları ve AĐHM içtihadının yanı sıra süpheliler, mağdurlar ve tanıkların korunması gibi konuları hâkimler ve savcıların atamaları yapılmadan önce girdikleri sınavın

kapsamına dahil etmediğini kaydetmektedir.75

116. Komiser, Türkiye hakkındaki önceki raporlarında, hâkimler ve savcıların sistemli bir biçimde

eğitilmelerinin önemini zaten vurgulamıstır. Komiser, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin

üniversite eğitiminde ve profesyonel eğitimde Avrupa Đnsan Hakları Sözlesmesi konulu

Rec(2004)4 sayılı Tavsiye Kararı’nın76 yanı sıra, üye ülkeleri “hâkimler, savcılar ve diğer kanun

uygulayıcı memurlar ile diğer güvenlik güçleri mensuplarına verilen meslek eğitimi programlarının,

kendi meslek alanlarını ilgilendiren yerlesik AĐHM içtihadıyla ilgili yeterli bilgiyi kapsamasını

teminat altına alma”ya davet eden 2011 tarihli Đzmir Bildirisi’ni77 hatırlatır.

117. Bu amaçla Komiser, 2003’te hâkimler ve savcılar için hizmet-öncesi ve hizmet-içi eğitim veren

Türk Adalet Akademisi’nin kurulmasını memnuniyetle karsılamaktadır. Komiser, ayrıca yakın bir

zaman önce HSYK’ya hizmet eğitimi sağlama görevinin verildiğinin farkındadır. Komiser, her iki

kurumu da, verdikleri eğitim hizmetlerine, ilgili Avrupa insan hakları standartlarının etkili biçimde

dahil edilmesini sağlamaya tesvik etmektedir. Komiser, ayrıca Türk makamlarına halen Avrupa

Konseyi ile isbirliği içinde yürütülen hukuk ve insan hakları konusunda kapasite gelistirme

programlarının sürdürülmesi ve güçlendirilmesi yönündeki tesviğini yinelemektedir.

118. Komiser, son derece ayrıntılı rütbe, teftis, değerlendirme, terfi ve zorunlu tayin78 sisteminin

isleyisinin, yargı mensupları ve savcılar arasında, örneğin yukarıda sıralanan değerlendirmelerde

üst mahkemelere tanınan söz hakkından ya da istenmeyen tayin tehdidinden kaynaklanan büyük

bir konformizmi tesvik ettiği bilgisini almıstır. Savcılar açısından bakıldığında ise, bir savcının dava

açtığı için değil açmadığı için sorusturmaya uğrama ihtimalinin daha yüksek olması nedeniyle,

teftis sisteminin savcıları ”kapı tutma” islevlerini yerine getirmekten alıkoyduğu yönünde belirtiler

vardır. Bu durum, özellikle, savcıların mahkemedeki son durusmada beraat kararı talep ettiği çok

sayıda davayı izah edebilir.

119. Komiser, HSYK içinde bu sorunla ilgili olarak, ilk derece hâkimlerinin üst mahkemeler tarafından

notlandırılmasına ya da Adalet Bakanlığı tarafından verilen “hal kâğıdı” uygulamasına son

verilmesi gibi bazı tedbirlerin simdiden alınmasına yol açan açık bir farkındalık olduğunu

kaydetmekten memnuniyet duymaktadır. Komiser ayrıca performans ölçütlerini daha nesnel ve

karar kalitesini yükseltme odaklı hale getirmek amacıyla sürdürülen çalısmaların olduğu bilgisini

almıstır. Verilen bilgilere göre, bu ölçütlere tutukluluğa alternatif tedbirlerin kullanımı, alınan

kararlarda AĐHS ve ilgili AĐHM içtihadına uygun atıfların bulunup bulunmadığı ya da ilgili kararların

Strasbourg’da bir ihlal bulgusuna yol açıp açmadığı gibi değerlendirmelerin eklenmesi söz

konusudur. Komiser bu süreci tamamıyla desteklemekte ve bunun hâkimler ve savcıların konuyla

ilgili insan haklarını içsellestirmesi için doğal bir tesvik sağlayacak nesnel kriterlere yol açacağını

umut etmektedir.

120. Hâkimler ve savcıların tarafsızlığının yanı sıra olması gereken tarafsızlık görünümlerini etkileyen

bir diğer önemli mesele de, hâkimler ile savcılar arasındaki iliskilerle ilgilidir. Komiser, “hâkimlerin

bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda herhangi bir mesru süphenin olusmasını engelleyecek

sekilde, savcıların özlük hakları, yetkileri ve muhakemedeki islevlerinin yasa tarafından

düzenlenmesi”ni sağlamak üzere üye ülkelere yöneltilen 2000 tarihli Bakanlar Komitesi Tavsiye

Kararı’nı79 hatırlatır.

121. Komiser, Türk hukuk sisteminde bir hâkimin eğitimini bir savcının eğitiminden ayıran hiçbir sey

olmadığını gözlemlemektedir. Her iki meslek için de seçilme usulü aynı olduğu için, sınavı

kazanan adayı hâkim ya da savcı olarak atamak HSYK’ya kalmaktadır. HSYK’nın kendi olusumu da, HSYK seçimlerinde aynı sekilde oy verecek ya da adaylığını koyacak hâkimler ile savcılar

arasında ayrım yapmamaktadır.80 Hâkimler ve savcılar hâlâ aynı topluluğun mensupları olarak

düsünülmekte, aynı lojmanlarda yasamakta ve sıklıkla birbirleriyle yakın kisisel iliskiler kurmakta

ve adliye binasında aynı ofislerde çalısmaktadırlar. Bazı gözlemcilere göre bu durum, hâkimlerin

savcılardan gelen kısıtlayıcı tedbir taleplerini titizce inceleme ihtimalini azaltmaktadır. Bu konuda

ortaya çıkan bir baska kaygı da, bassavcının adliye binasının (tesislerinin) günlük idaresi ve

organizasyonundan sorumlu makam olması ve birçok idari görevi üstlenmesidir, ki bu, yalnızca

savcıların is yükü için değil, tarafsızlık görünümü için de olumsuz etkiler tasımaktadır.

122. Mahkeme salonları içindeki görünüme bakıldığında, hâkimler ve savcılar salona birlikte ve aynı

kapıdan girmekte ve çıkmakta, birçok mahkeme salonunda birbirine bitisik bile olabilen aynı

yükseklikteki kürsülerde oturmakta ve benzer cübbeler giymektedirler. Buna karsılık, savunma

avukatları mahkeme salonuna ana kapıdan girmekte, farklı bir cübbe giymekte ve daha alçak bir

kürsüde oturmaktadırlar. Komiser, savcı ile hâkimler arasındaki fiziksel yakınlığın, oturumlar

sırasında, kendi aralarında, savunma avukatına ya da dinleyicilere ifsa edilmeyen özel

konusmalar yapmalarına yol açtığı, bunun da silahların esitliği ilkesi üzerinde olumsuz etkiler

yarattığı hakkında kendisine iletilen bilgilerden endise duymaktadır.

123. Son olarak, Komiser, Türk hukuk sisteminde savcıların süpheli ya da sanığın hem lehine hem

aleyhine kanıt toplama mecburiyetlerinin olduğunun farkındadır. Ancak uygulamada, savcıların

sıklıkla sanık lehine kanıtları ya da tanık açıklamalarını dikkate almadıkları yolunda kendisine

iletilen çok sayıda bilgiyi kaydetmektedir. Her halükârda Komiser, savcıların devlet çıkarlarının

bekçisi olarak mahkemelerde sergiledikleri simgesel olarak ayrıcalıklı durusun, Türk hukuk

sisteminin devlet çıkarları lehine içsellesmis güçlü bir önyargıya sahip olduğu algısını

güçlendirebileceği ve sanıklara ve halka karsı taraflı bir görünüm yansıtmasına yol açabileceği

görüsündedir.

Sonuçlar ve tavsiyeler

124. Komiser, insan haklarına tam olarak saygılı, güçlü ve etkili bir hukuk sisteminin, gerçek bir

demokrasinin temelini olusturan hukukun üstünlüğünün vazgeçilmez bir bileseni olduğunun altını

çizmektedir. Çekismeli yargılama ve silahların esitliği ilkelerini içeren adil yargılanma hakkı ile

masumiyet karinesinin yanı sıra mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, Avrupa Đnsan Hakları

Mahkemesi içtihadında iyice yerlesmis ilkelerdir.

125. Bu Rapor’da ayrıntılandırıldığı gibi, Türkiye’de insan hakları ve temel özgürlüklerden

yararlanmanın yanı sıra sistemin etkinliğini, bağımsızlığını ve tarafsızlığını olumsuz bir biçimde

etkileyen ve çoktandır devam eden bazı sistemik islev bozuklukları vardır. Komiser, mahkemeler

ve savcılara tevdi edilen görevin basarısının büyük ölçüde yargıya duyulan kamu güvenine bağlı

olduğunu vurgulamaktadır.

126. Komiser, Türk adalet sistemini yeniden yapılandırmak üzere, basta bir yargı reformu stratejisinin

benimsenmesi, yasal değisikliklere gidilmesi ve Türk Anayasası’nın bazı kilit hükümlerine getirilen

birtakım değisikliklerin yapılması olmak üzere, Türk makamları tarafından son yıllarda sarf edilen

ve dikkate değer çabaları memnuniyetle karsılamaktadır. Komiser, özellikle Türk makamlarıyla

baslattığı samimi ve yapıcı diyaloğu takdir etmektedir. Türk makamları Komiser’in raporlarında

öne çıkarılan kaygılardan bazılarını gidermekte açık bir kararlılık ve iyi niyet göstermistir. 2011’de

Adalet Bakanlığı bünyesinde, yegâne görevi, özellikle Türkiye’nin AĐHM kararlarını tam ve etkin

olarak uygulamasını sağlamak suretiyle insan hakları ihlallerini engellemek olan Đnsan Hakları

Daire Baskanlığı’nın kurulması memnuniyet verici bir örnektir.

127. Bununla birlikte, daha çok çaba sarf edilmesi gerekmektedir. Komiser, uygulamada ilerlemeye

engel olusturan temel faktörün Türk yargısı bünyesindeki kemiklesmis kültür, ve devleti korumanın

genellikle insan haklarını korumanın önüne geçmesi olduğunu düsünmektedir.

128. Komiser, AĐHM’in Türkiye aleyhine, Türk yargısının ya insan hakları ihlallerini gidermekte

basarısız olması ya da bu ihlallere doğrudan yol açması sebebiyle aldığı kararların sayısının

yüksekliğinden endise duymaktadır. Bu kararların etkili bir biçimde uygulanabilmesi için, Türk

Anayasası’nın lafzında ve ruhunda, mevcut yasalarda ve yönetmeliklerde değisiklikler yapılması,

kurumsal değisikliklere gidilmesi, yargı sistemi bünyesinde farkındalığın artırılması ve kapasite

gelistirmenin yanı sıra yargıya duyulan kamu güveninin güçlendirilmesi gerektiğini düsünmektedir.

Anayasa ve Anayasa Mahkemesi’nin rolü

129. AĐHS standartlarının Türk yargısı tarafından etkili bir biçimde içsellestirilmesinin önündeki belli

baslı engellerden biri, insan hakları ve temel özgürlüklerden yararlanılmasına getirilen çok sayıda

istisnayı hosgörüyle karsılayan devlet merkezli bir yaklasımı barındıran ve 12 Eylül 1980 tarihli

askeri darbenin sonrasında kabul edilen Türk Anayasası’nın lafzı ve ruhu olmustur. Komiser, Türk

devleti ve toplumunda 1982 Anayasası’nı değistirme gereği üzerinde halihazırda büyük ölçüde

konsensüs sağlandığını fark etmektedir.

130. Bu bağlamda Komiser, TBMM bünyesinde, mecliste temsil edilen dört partinin tümünün katılımıyla

bir “Anayasa Uzlasma Komisyonu” kurulmasını memnuniyetle karsılamaktadır. Komiser, bu

komisyonun görev tanımında Türk halkının ve sivil toplumun anayasa taslağı olusturma sürecine

yakından dahil edileceğinin belirtilmesini özel bir takdirle karsılamakta ve bu seffaf sürecin, insan

haklarına saygı göstermeyi ve bunları korumayı Türk hukuku ve uygulamalarının tam merkezine

sağlam bir biçimde yerlestirecek daha demokratik bir anayasayla sonuçlanacağını umut

etmektedir.

131. Aynı zamanda, Komiser, 12 Eylül 2010 tarihli referandumda kabul edilen anayasa değisikliklerinin

potansiyel olarak olumlu etkileri olabileceğini düsünmektedir. Komiser, ayrıca, AĐHS dahil insan

haklarıyla ilgili uluslararası sözlesmeler ile ulusal yasalar arasında bir uyusmazlık olması

durumunda, uluslararası sözlesmelerinin üstünlüğünü tanıyan mevcut Anayasa’nın 90.

maddesinin uygulanmasını sağlamanın Türk makamlarının gündeminin üst sıralarında yer alması

gerektiğini düsünmektedir.

132. 2012’de yürürlüğe girecek olan, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel basvuru hakkı, bu bağlamda

önemli bir gelismedir. Komiser bu hakkın gerçekten etkili olabilmesi için Türk mahkemelerinin

AĐHM içtihadına tam anlamıyla ve fiilen riayet etmesinin hayati önem tasıdığını düsünmektedir. Bu

bağlamda Komiser, Anayasa Mahkemesi’nin geçmiste bu içtihadı tam olarak dikkate almakta

basarısız kalmıs olmasından kaygı duymaktadır.81

133. Komiser, Türk makamlarını ve Anayasa Mahkemesi’ni, Venedik Komisyonu’nun Anayasa

Mahkemesi’nin Kurulusu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun hakkındaki Görüsü’nü82 tam

olarak dikkate almaya tesvik etmektedir. Komiser, ayrıca ilgili mevzuat ve uygulama üzerinde ince

ayarlar yapılarak yeni bireysel basvuru hakkının AĐHM standartlarının Türk yargı sistemi içine iyice

yerlestirilmesi açısından mümkün olan en iyi etkiyi yaratmasını sağlamak amacıyla, Anayasa

Mahkemesi ile Avrupa Konseyi arasındaki isbirliğinin gelistirilmesini tesvik etmektedir.

Yargılamanın asırı uzun sürmesi ve tutukluluğa çok sık basvurulması

134. Komiser, Türk makamlarını hâkimler ve savcıların sayısını artırma çabalarını sürdürmeye ve

örneğin yeni mahkeme kâtipleri, hukuk destek elemanları ya da idarecileri ise alarak

mahkemelerdeki profesyonel kadro sayısını artırmayı düsünmeye tesvik etmektedir.

135. Ceza adalet sisteminin is yükünü azaltmak amacıyla, Komiser, savcıları davayı mahkemeye

tasıma kararlarında daha temkinli olmaya tesvik edecek gerekli çerçeveyi sağlamaları için Türk

makamlarını tesvik etmektedir. Ayrıca dava dosyası hazır olmadığında savcıların gözaltı emri

vermek ya da tutuklama talebinde bulunmaktan imtina etmeleri sağlanmalıdır. Ancak bunun devlet

görevlilerinin dokunulmazlığı bakımından zararlı etkilerinin olmamasına özen gösterilmelidir.

136. Savcıların is kalitesini artırmak amacıyla Komiser, adli kolluk yönetmeliğini yürürlüğe sokmak

üzere daha atılabilecek adımların olduğunu düsünmektedir. Bunların amacı, kanıtların daha iyi

toplanması ve sorusturmaların dısarıya sızdırılmasının önlenmesi dahil, kolluk kuvvetlerine net

talimatlar vermesi gereken savcıların sorusturmaları daha iyi koordine etmesinin sağlanması

olmalıdır. Sorusturmaları gerektiği gibi yürütmeleri ve polis memurları tarafından iletilen kanıtları

değerlendirebilmeleri için, savcılara gerekli kaynaklar sağlanmalıdır. Adli konularla ilgilenen kolluk

kuvvetleri gerekli ehliyete sahip olmalı ve adli kolluk hizmetlerini yürütürken eylemlerini hangi

makamın denetlediğine dair açıklık sağlanmalıdır.

137. Komiser, Türk makamlarını, özellikle tutukluluğun söz konusu olduğu durumlarda, kanıt toplamak

ve iddianameyi mahkemeye sunmak için makûl süre sınırları belirlemeye tesvik etmektedir.

Đddianamelerin niteliği ve uzunluğu da kaygı uyandırmaktadır. Bu belgeler mümkün olduğunca

kısa olmalı ve esas açısından önemli delillerle suçlama arasında sağlam bir bağlantı kurmalıdırlar.

Komiser, kovusturma sürecinin hızlandırılması amacıyla, örneğin durusma sırasında sanıklar,

tanıklar ve bilirkisilerin mahkemede bulundurulması ve durusmaların daha az kesintiye uğraması

ya da hiç kesintiye uğramamasını sağlamak gibi ilave tedbirlerin göz önüne alınması gerektiğini

düsünmektedir. Komiser, Türk makamlarını, ilgili Avrupa Konseyi organlarının adli zaman yönetimi

konusundaki uzmanlığından yararlanmaya tesvik etmektedir.83

138. Tutuklulukla ilgili olarak, Komiser, yetkili makamları, tutukluluğa çok sık basvurulmasının altında

yatan nedenlere acilen çözüm bulmaya davet etmektedir. Tutukluluğun istisnai niteliğini ve buna

ihtiyaç duyulduğunda açık yasal gerekçeler sağlama zorunluluğunu netlestirmek için kanunun lafzı

ve ruhunda değisikliğe gidilmelidir. Özellikle, hâkimlere, belki bir genelgeyle ve eğitim vermek

suretiyle, bir “katalog suç”un TCMK’da yer almasının tutuklamak için tek basına yeterli bir neden

olmadığı ve gerektiği gibi gerekçelendirilmis bir tutuklama kararının davanın nihai sonucuna zarar

vermeyeceği ve bunun davanın esaslarından ayrı olarak değerlendirilmesi gerektiği

açıklanmalıdır. Her halükârda Komiser, tutukluluk sürelerine getirilen üst sınırların ciddi anlamda

düsürülmesi gerektiğini düsünmektedir.

139. Tutukluluğa alternatif tedbirlerin kullanımı için var olan yasal çerçeve, uygun yöntemlerle

netlestirilmelidir. Hâkimler ve savcılar tutukluluğu içermeyen bu türden tedbirlerin kullanımı

hakkında özel eğitimler almalıdırlar. Bu tedbirlerin daha sık kullanımını destekleyecek tesvikler

sağlanmalıdır.

140. Komiser, yetkili makamları, hem davaların asırı uzunluğu hem de haksız tutukluluklar için, esas

davanın sonuçlanmasından önce devreye girebilecek, AĐHM içtihadıyla uyumlu etkili iç hukuk

yolları olusturmaya acilen davet etmektedir. Bu hukuk yolları, davanın hızlanması ya da makul bir

kazanma olasılığıyla tutukluluğun kanunlara uygunluğunun sorgulanmasının yanı sıra, asırı uzun

davalar ve hukuka uygun olmayan tutukluluklar için yeterli düzeyde tazminat elde edilmesine de

olanak sağlamalıdırlar.

Ciddi insan hakları ihlali durumunda dokunulmazlıkla mücadele etmekte mahkemelerin rolü

141. Komiser, Türk makamlarının sergilediği kararlılığı ve devlet görevlileri tarafından yapılan iskence

ve kötü muameleyle mücadele etmekte sağlanan ilerlemeyi memnuniyetle karsılamaktadır. Ancak

Komiser, dokunulmazlığı tümüyle ortadan kaldırmak ve ciddi insan hakları ihlalleri için

dokunulmazlığı tümüyle ortadan kaldırma’ya iliskin 2011 tarihli Bakanlar Komitesi Kılavuz

Đlkeleri’ni, savcı ve mahkemelerinin rolleriyle ilgili olanlar dahil, hayata geçirmek için daha kararlı

hareket etmek gerektiğini düsünmektedir. Komiser, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’nin bu

bağlamda ciddi eksikliklere –ki Türk makamları bu eksiklikleri ele almaya acilen davet

edilmektedir– dikkat çektiği, katledilen gazeteci Hrant Dink davasını yakından izlemistir.

142. Bağımsız müfettislerce yürütülen idari sorusturmaların değerini inkâr etmemekle birlikte Komiser,

özellikle, adli sorusturma için idari ön izin gereğinin yalnızca iskence ya da kötü muameleyle ilgili olanlar için değil, tüm ciddi insan hakları ihlalleri iddiaları için kaldırılması gerektiğini

düsünmektedir. Yetkili makamlar, buna ilaveten, devlet güvenlik güçlerinin neden olduğu,

AĐHS’nin 2. ve 3. maddelerinin kapsamına giren ciddi insan hakları ihlallerinin iç hukuktaki davalar

ve sorusturmalar için zaman asımına uğramamasını sağlamalıdırlar.

143. Komiser, yetkili makamları güvenlik güçleri hakkındaki sorusturmaları, kovusturmaları ve

mahkûmiyet kararlarıyla ilgili istatistikleri toplamak ve bunları, kendi ofisi dahil, Avrupa Konseyi’ne

iletmek için tesvik etmektedir.

144. Komiser, AĐHM içtihadına ve özellikle VII. Bölüm’deki 1. ve 2. ilkeler olmak üzere, yukarıda adı

geçen Bakanlar Komitesi Kılavuz Đlkeleri’ne uygun olarak, ceza sorusturmaları ve davalarında

mağdurlar ve ailelerinin durusmalara katılma hakkını güçlendirmek için yasal ve pratik tedbirlerin

alınması gerektiğini düsünmektedir. Komiser, ayrıca, Türk makamlarını ciddi insan hakları

ihlalleriyle ilgili davalara uzman STK’lar dahil üçüncü kisilerin katılma hakkını iyilestirmek için

tesvik etmektedir.

145. Komiser, mahkemede güvenilir bağımsız tıbbi delillerin kabul edilebilirliğini sağlamak için Türk

makamlarını tesvik etmektedir. Yetkili makamları, gözaltında tutulan kisilerin tıbbi muayeneleri ve

emniyet yetkilileri tarafından yürütülen mülakatların elektronik kayıtlarıyla ilgili olanlar dahil,

Türkiye’de Đskencenin Önlenmesi için Avrupa Komitesi’nin 2011 tarihli tavsiyelerini acilen

uygulamaya davet etmektedir.

146. Komiser, polis memurlarının kendileri aleyhine yapılan sikâyetlerin ardından Türk Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 265. maddesi kapsamında karsı suçlamalarda bulundukları yolundaki

iddialar hakkında ciddi kaygılarını ifade etmektedir. Bu bağlamda, dokunulmazlık konusunda

Bakanlar Komitesi Kılavuz Đlkeleri’nin VIII. Bölümü’ne uygun olarak, cumhuriyet savcılarının rolü

çok önemlidir. Komiser, polis siddetine iliskin sorunlara etkili bir biçimde çözüm bulmak için

Türkiye’nin bağımsızlık, yeterlilik, sürat, kamuoyu takibi ve mağdurun katılımı ilkelerini tatmin eden

bir polis sikâyet mekanizması kurması gerektiğini düsünmektedir.

147. Komiser, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’nin köy koruculuğu sistemi ve köy korucularının kasıtlı

ya da kasıtsız olsun, neden oldukları olası istismarlara karsı yeterli güvencelerin olmaması ile ilgili

endiselerini paylasmaktadır. Bu nedenle Komiser, yetkili makamlara koruculuk sistemini ortadan

kaldırma olasılığını dikkatle gözden geçirme çağrısını yineler.

148. Komiser, Türk mahkemelerinin yerlesmis içtihadının ciddi insan hakları ihlallerinin faillerine

orantısızca hosgörülü cezalar öngördüğü bazı alanlar olduğunu gözlemlemektedir. Komiser, son

zamanlarda Türkiye’nin bu sorunu kadına yönelik siddet içeren davalarla ilgili olarak çözme

çabalarını takdir etmektedir. Komiser, LGBT bireylere yönelik siddet gibi, bu raporda öne çıkarılan

diğer sorunlu alanlara esin kaynağı olusturabilecek bu çabaları sürdürmeleri için yetkili makamları

tesvik etmektedir.

Ceza yargılamasında diğer önemli hususlar

149. Komiser, birçok Türk hâkim ve savcısının vazifelerini terörizm ve terör saldırılarından olusan çok

zor bir bağlam içinde ifa ettiklerinin bilincindedir ve güç bir görev olan terörle mücadelenin ortaya

çıkardığı ciddi sorunların varlığını kabul etmektedir. Ancak tecrübeler bu mücadelenin etkili

olabilmesi için özellikle yargının tutumunun kusursuz olması gerektiğini göstermektedir. Komiser,

insan hakları standartlarına tam anlamıyla saygılı olmanın, bu mücadelede bir engel olmadığını,

aksine mücadelenin nihai basarısını sağlayacak temel bir faktör olduğunu düsünmektedir.

150. Komiser, basta bir terör örgütüne üyeliğin kanıtlanmadığı ve bir eylem ya da açıklamanın terör

örgütünün amaçları ya da talimatları doğrultusunda olduğuna hükmedildiği durumlar olmak üzere,

Türk Terörle Mücadele Kanunu’nun hükümlerinin ve Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin

imkân verdiği genis yorum ve uygulama payı hakkında endiselerini ifade etmektedir. Komiser,

özellikle, bu mevzuatın düzeltilmesi için daha çok çaba sarf edilmesi gerektiğini ve Avrupa Đnsan

Hakları Mahkemesi’nin içtihadına uygun olarak, terörizm ya da örgüt üyeliği suçları ile düsünce,

ifade, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü kapsamına giren eylemlerin arasındaki sınır

konusunda, savcılar ve hâkimleri eğitmek gerektiğini düsünmektedir.

151. Komiser, Türk makamlarını, AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamında adil yargılanma

hakkının kilit bilesenleri olan çekismeli yargılama ve silahların esitliği ilkeleri konusunda, mevcut

Rapor’da öne çıkarılan kaygılar ısığında, basta Türk Ceza Muhakemesi Kanunu olmak üzere, ilgili

mevzuatta değisiklikler yapmaya tesvik etmektedir.

152. Komiser, özellikle, Türk makamlarını Türk Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153. maddesi ve

Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesine dayanılarak durusma öncesi kanıtların ifsa

edilmesine getirilen kısıtlamaların asırı kullanımını frenlemeye tesvik etmektedir. Komiser,

davaların çekismeli niteliğini teyit etmek için, iddianamenin kabul edilmesi ve kanıtların kabul

edilebilirliğine iliskin kararların alınmasının yanı sıra mümkün olduğun ölçüde koruma tedbirlerinin

talep edilmesi bakımından savunma hakkının güçlendirilmesi gerektiğini düsünmektedir.

153. Durusma sırasında savunmanın çapraz sorgu yapma ya da tanıklarını çağırma hakkını tam

anlamıyla kullanmasını engelleyen pratik zorluklar hâkimler, savcılar ve savunma avukatlarının

eğitimi yoluyla ortadan kaldırılmalıdır. Gizli tanıklara basvurmayı kısıtlamak ve bunun çekismeli

yargılama ve silahların esitliği ilkeleri üzerinde yarattığı etkileri dengelemek için de daha çok çaba

sarf etmek gerekmektedir.

154. Komiser, özellikle, savunma hakkına getirilen -bu raporda ayrıntılandırılmıs- çok sayıda

kısıtlamayla ilgili olarak, ağır ceza mahkemeleri ve özel yetkili savcılar sisteminin isleyisi hakkında

ciddi biçimde kaygılanmayı sürdürmektedir. Olağan usul güvencelerinden herhangi bir sapma, son

derece istisnai olmalıdır. Komiser, Türk makamlarını, özel yetkili ağır ceza mahkemeleri ve

savcılar sisteminin gerekliliğini gözden geçirmeye ve tüm ciddi ceza davalarının iyi donanımlı

normal ağır ceza mahkemelerinde görülmesinin sağlanmasını değerlendirmeye tesvik etmektedir.

155. Komiser, bu özel mahkemelerin, genisletilmis coğrafi kapsam ve devlet memurlarını idari ön izne

gerek olmaksızın sorgulama gibi, organize suçlarla mücadeleyi kolaylastıracak baska avantajlar

sunduğunu fark etmekle birlikte, iyi donanımlı umumi ceza mahkemelerinin de bu avantajları,

savunma hakkının kısıtlanmasına gerek kalmaksızın kullanabileceğini düsünmektedir.

Hâkimler ve savcıların bağımsızlığı ve tarafsızlığına iliskin sorunlar

156. Komiser, hâkimler ve savcıların bağımsızlık ve tarafsızlıkları kadar, sergiledikleri bağımsızlık ve

tarafsızlık görünümünün de hukukun üstünlüğünün kurucu unsurları olduğunu hatırlatır.

157. Türkiye’de yargının organizasyonu, hâkimler ve savcılar üzerindeki çok genis denetim ve teftis

yetkileriyle büyük ölçüde merkeziyetçi kalmayı sürdürmektedir. Yargının bağımsızlığı konusunda

Komiser, HSYK’yı etkileyen son anayasa değisiklikleri ve yasal reformların, yürütmenin ve üst

mahkemelerin hâkimler ve savcılar üzerindeki denetiminin daha güçlü olduğu önceki duruma göre

bir ilerleme olusturduğunu düsünmektedir.

158. Buna karsılık, Komiser, yargının bağımsızlığını daha fazla teyit etmek ve devam eden kaygıları

gidermek için HSYK’da yapılan reformlara devam etmek gerektiğini düsünmektedir. Komiser,

özellikle, Türk makamlarını, hem HSYK hem de hâkimler ve savcıların yasal durumlarıyla ilgili

olarak Venedik Komisyonu’nun 2011 tarihli tavsiyelerini uygulamaya tesvik etmektedir. Bu

tavsiyeler, diğerlerine ilaveten, hakimlerin ve savcıların atanma tarzı ve idari ve adli islevler

üstlenen hâkimler ve savcılar arasında ayrım yapılmamasının yanı sıra HSYK seçimlerinin

çoğulculuğu engelleyen yapısı ve Adalet Bakanı’nın kurul içindeki rolünü ele almaktadır.

159. Komiser, adalet sistemine duyulan kamu güveni üzerinde dikkat çekici bir etki yaratmıs olan bazı

yüksek profilli davalardaki son disiplin islemlerinden kaygılanmaktadır. Komiser bu tür disiplin

islemlerinin halkta uyandırabileceği her türlü güvensizlik duygusunu bertaraf etmek için daha fazla

seffaflık ve gerekçelendirilmis kararların yanı sıra büyük ölçüde ihtiyat ve itidal tavsiye etmektedir.

Hâkimler ve savcıların konumunu etkileyen tüm kararları bağımsız yargı değerlendirmesine tabi

kılmak da bu hususta memnuniyet verici bir gelisme olacaktır.

160. Hâkimlerin tarafsızlığı bakımından Komiser, kısmen 1982 Anayasası’nın arka planı, lafzı ve

ruhunun, kısmen de bu Rapor’da öne çıkarılan çok sayıda pratik faktörün sekillendirdiği devlet merkezli tutumların son zamanlarda yapılan anayasal, yasal ve kurumsal reformların tam ve

istenen potansiyellerine ulasmasını önleyen önemli bir engel olduğunu düsünmektedir.

161. Bu bağlamda, Komiser, hâkimler ve savcıların hizmet-öncesi ve hizmet-içi eğitimleri konusunda

sürdürülen çabalara ilaveten, hâkimler ve savcıların teftisi ve performans değerlendirmeleriyle ilgili

ölçütlerin yeniden gözden geçirilmesine iliskin halihazırdaki çalısmaları devam ettirmek için yetkili

makamları tesvik etmektedir. Komiser, bu ölçütlerin hâkimleri ve savcıları, AĐHS ve AĐHM

içtihadını günlük islerine etkili bir biçimde dahil etmeye yönelten doğal tesviklere yol açacağını

umut etmektedir.

162. Komiser, ayrıca, yargı mesleği bünyesindeki iç demokrasinin devletçi tutum kalıplarını kırmakta

kilit bir rol oynadığını düsünmekte ve farklı kademelerdeki yargı çalısanlarının genis katılımıyla

HSYK tarafından organize edilen durum değerlendirmesi toplantıları gibi son girisimleri

memnuniyetle karsılamaktadır.

163. Komiser, mahkeme salonunda ya da HSYK bünyesinde, hâkimler ve savcıların mevkilerini

birbirinden ayıracak çok az sey olmasından ve birbirleri arasında yakın mesleki ve sosyal

temasları tesvik eden kurumsal ve pratik çerçeveden, özellikle de bunun tarafsızlık ve silahların

esitliği görünümü üzerindeki etkisinden kaygı duymaktadır. Mahkeme salonlarının düzenlenmesi

de, bununla bağlantılı ve yetkili makamlar tarafından ele alınması gereken bir sorundur.

164. Komiser, Türkiye’nin karsı karsıya bulunduğu yukarıdaki sorunların etkili biçimde çözülmesinin

ancak tüm kademelerdeki hâkimler ve savcıların AĐHS standartlarını dikkate almasıyla ve bunları

kararlarına tamamen dahil etmeleriyle mümkün olacağına inanmaktadır. Komiser, mevcut

Rapor’da öne çıkarılan sorunlar üzerinde düsünülmesi ve bunlara çözüm aranmasının, çoktandır

devam eden sistemik islev bozukluklarının düzeltilmesine ve demokratik bir toplum için gerekli

olan adalet sistemine duyulan kamu güveninin artmasına katkıda bulunacağına inanmaktadır.

165. Komiser, Türk makamlarıyla yürüttüğü yapıcı diyaloğu devam ettirme ve Türk makamlarının insan

haklarının korunması ve tesvik edilmesi konusunda sürdürdükleri çabalara yardım ve desteğini

sunma arzusunu vurgulamak ister.

Comments of the government of Turkey on the report of Commissioner Hammarberg





%d bloggers like this: