Kurtuluşumuzun yolu : İçimizden kaynaklanan ilerleme gücümüze uyumlu hızda kendimizi geliştirmemizdir !


BIKINÇ’tır BİZİ İTEREK İLERLETEN


ÖNSÖZ:
Sevmek’ten sevinç, gülmek’ten gülünç, korkmak’tan korkunç, inanmak’tan inanç diyorsak; bıkmak’tan niçin bıkınç diyemeyelim?

Belçikalı dilbilimci Van de Walle, “Türkçe” diyor; “çok az kural, sonsuz kullanım olanağı ile satranç gibi bir dil.”
Oynayanları yoksa, 64 kareli bir satranç tahtası ve 32 taşı neye yarar?

Kimdir Türkdili satrancının oyuncuları?

Satranç tahtasının başına oturan, taşları dizen, karşısına kendisini ya da başkasını oturtarak satranç dil Türkçe kurallarında, önce kendisiyle; sonra başkalarıyla yarışarak Türkçenin eylemlerini –kas’larını- çalıştırıp geliştiren şair’dir, benceci’dir –denemeci’dir-, öykücü’dür, romacı’dır da; gönül isterki sayıları tek tük değil, daha çok olmalıdır.


Biz bu cennet vatanı yönetemiyoruz, gelin yönetin”; “Biz bu satranç dili geliştiremiyoruz, gelin geliştirin” mi demek istiyoruz el oğluna kendimizi yok sayarak?!..

Kendimizi yok sayarak, nerede var saydırabiliriz ki?


AYRINTI: Bıkınç konusunda önsözden sonra gelelim ayrıntıya.
Her Allahın günü kahvaltıda süt beyaz kaymak yemekten bıktım! Bir gün de canım zeytin çekti, çaresiz el uzattım zeytine; ne yapayım…” diyormuş adamcağız yana yakıla.

Diyormuş da söyledikleri havada kalıyor, yer yerinden oynuyor kıyametler kopuyormuş evde. “Ne var bunda kıyametleri koparacak?” diyor ya da demeyi düşünüyor olabilirsiniz. Oysa kazın ayağı hiç de göründüğü gibi değilmiş.
Süt beyaz kaymak, evin hanımı; zeytin, evin halayığı; adamcağızsa evin iç güveysi imiş…

Hani sanıklar’a, zarar gören tarafın aleyhine olarak tanınan ve zararı sürdürmesini sağlayan konuşmama hakkı tanınıyor ya; – bu bir hak ise, sormazlar mı, öldürme hakkı niçin yok?-; bıkma hakkı, konuşmama hakkı gibi haksız bir hak değil bence.
Bıkma –bıkınç-; doğal bir hak. Temelde biyolojik, bilinçte psikolojik ve çevreye etkileriyle sosyolojik bir olay. Diyelim ki çöldesiniz. Diyelim ki, susuzluktan diliniz damağınıza yapışıyor. Neredeyse susuzluktan buharlaşıp yitip gideceksiniz Allahın çölünde.  Birden, evet birden bir ses: “1 Bardak su, 1 milyar lira” diyor. Aksilik bu ya, yanınızda bolca para var, vermez misiniz 1 bardak su için 1 milyar lira? Kuşkusuz verirsiniz… O kupkurumuşluğu giderir mi 1 bardak su? Gidermez. İkinci 1 bardak su için verir misiniz yeniden 1 milyar lira? Vermemeyi yeğler ya sabreder, ya da indirim yaptırmak istersiniz? Her bardak için daha fazla indirim yaptırmak çıkarınıza uygundur.


1. Aşırı susamışlık,

2. Susamışlık,

3. Doyunç,

4. Bıkınç aşamalarını aşarsınız, sırasıyla. Aşırı susamışlıkta 1 bardak su sizin için 1 milyar lira edebilir. Susamışlık azaldıkça her bardak için fiyat düşmeye başlar, doyunç’ta sıfır olur, bıkınç’ta bedava verilen suyu geri çevirir, görmek bile istemezsiniz.

İktisat biliminde bu olay “Azalan Marjinal Fayda Kanunu” olarak bilinir. Her ilgi konusunda ilk aşamada aşırı açlık vardır. Aşırı açlık bir az giderildiğinde, açlık aşamasına gelinir. Açlığı doyunç, doyuncu bıkınç izler.

Bıkınç; bizi yeni kişilere, yeni olaylara, yeni nesnelere, yeni kavramlara iterek ilerleten güçtür. Bıkınç olmasaydı, hiçbir gelişme gerçekleşemezdi. Bir konuda aşırı bilgi açlığının, henüz yeterli olmayan nitelikte ve nicelikte yeni bilgilerle bilgi açlığı düzeyine çekilmesi, daha da bilgilenilerek doyunç’a ulaşılması, doyuncun tekdüzeliğinden kaynaklanan bıkınç sonucunda; yeni konulara yönelinmesinin itinci, bilimsel gelişmelerin gerçekleşmesini sağlar

Çocukluk, doludizgin –aşırı- yaşama isteğidir.

Gençlik, boyutlandırılmış yaşama eylemidir.

Genç yaşlılık –orta yaşlılık- doyunç, yaşlılık ise bıkınçtır yaşamdan.

Ölümden sonrası bilinemediği için; bıksa da yaşamaktan, sıkı sıkıya dünyaya sarılır insanoğlu; okyanusta can simidine sarılırcasına.

Az zamanda çok yaşayarak, ya da yaşayamayarak; çocuklukta, gençlikte, orta yaşlılıkta bıkınç içinde olanlar vardır, olacaktır. Tekdüzeliğin kısır döngüsünden kurtulmak amacıyla, yaşam gündemlerini değiştirmeye; içki içmeye, uyuşturucu kullanmaya, kumar oynamaya, mistik konulara yönelmeye başlayabilir insanlar. Gündem değiştirme; bireysel sağlığı bozmadığı ve toplumsal dengeyi sarsmadığı sürece, bilinçte biriken bıkıncı boşalttığı için yararlı sayılabilir.

Her bıkınç; yeni kişileri, yeni olayları, yeni nesneleri, yeni kavramları arayıp bulma sürecidir aslında. Gereksinilen yeni kişilerden, olaylardan, nesnelerden, kavramlardan; duruma göre en az biri bulunamayınca, yinelemelerin sayısı ve giderek yoğunluğu artar ve bıkınç ilerletemez, geri teper; ilerleyemeyen geriler. Bu kez; içki içen alkolik olur, uyuşturucu kullananın hayatı kayar, kumarbazın iki yakası bir araya gelmez, mistik yobaz olur çıkar.

Bıkıncımızaiçimizden kaynaklanan ilerleme gücümüze– uyumlu hızda kendimizi geliştirmemiz, kurtuluşumuzdur.

Ağustos 2007

v Erol Erdoğmuş’un Yerelce’deki diğer yazılarını okumak için tıklayınız ! 

 

%d bloggers like this: