“Cahiliye” dönemlerimiz…


70 sonu, 80’li yıllar…

Brüksel’de, ‘IPC’, kısaltılmış adıyla “paralı” veya “devlet destekli” meslektaşlarımızın, uluslar arası haber ajanslarının “ofis”lerinin bulunduğu ‘Uluslar arası Basın Merkezi’ !

Anadolu Ajansı, Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nün temsilciliği, “Merkez”i bir kaç kez dolandırmasına, borç takmasına karşın “devlet” tarafından “omuzlanan” ve şu an yaşamda olan kimi basın çalışanları…

12 Eylül 1980 darbesi olduğunda Yunan, Ermeni vs lobilerin ve Türk “solcular”ın  tüm girişimlerine karşın “para”nın sözü geçtiğinden dolayı “ihraç” edilemeyen, T.C’nin bir temsilciliği…

IPC’nin 5. veya  6. Katının asansör çıkışından başlayan ve diğer ucunda AP Haber Ajansı’nın bulunduğu koridorun yangın merdivenlerine açılan kapısının son noktasında, sağında bulunan Basın, Yayın ve Turizm Temsilciliğinin (Ataşeliği) Ofisi…

Asala saldırılarına karşı hiçbir koruması bulunmayan, sadece kapıyı çalanın kim olduğunu içeriden görmekten öteye hiçbir  yararı olmayan “köşe kameralı” üç odalı temsilcilik ! “Sunta”dan kapısına filmlerdeki sahneleri andıracak şekilde, tek bir tekmeyle girilebilecek herkese açık ( ! ) bir temsilcilik…

O günlerde yaşamda olanlar;

60 ve sonrası darbe ve müdahalelerde aldığı rollerden dolayı ödüllendirildiği ileri sürülen Metin Metiner’in babası !

Zeki Metiner…

Nevin Menemencioğlu, Özer Sezgin…

Milletvekili oğlu Ercan Zaloğlu…

Gazeteci kökenli Fahir Ersin…

Tek “Ecevitçi”, daha sonraları Eurocontrol’de bir süre çalışan, milli paraşütçü, IPC’de “Rakızisyon Kulübü” kurmasının yanısıra – Uluslar arası Basın Merkezi’nin giriş katında bulunan barında rakı yoktu – , diğerlerinden daha fazla Türk’ü ve Türkiye’yi tanıtması ve sevdirmesiyle tanındığı ileri sürülen ve Menemencioğlu dışında tek dil bilen, bir başka diplomat, Atilla Parla…

Ve, Belçikalı bir sekreter…

Bugünlerde Belçikalı sekreter ve Atilla Parla dışındakilerin hepsi fani dünyadan göç etmiş bulunuyorlar. Metin Metiner’in babası Zeki Metiner konusunda rezerv koyuyorum, hayatta olup olmadığını bil(e)miyorum.

Metin Metiner, İsviçre, Paris dolaşıp duruyor, eğitimi için ve babası ile de arası pek iyi değil ! (özel yaşama girdiğinden dolayı ayrıntıya gerek yok ! )

Belçikalı sekreter dışında herkes silâhlı…

Tercih edilen de altıpatlar…

Şimdiki ‘38’likleri devlet tedarik ediyordu ama, 357 Magnum’u kendi cebinden satın alan da yok değildi !

Otomatik olanı varken niçin Smith Wesson’ın “altıpatlar”ı, hiçbir zaman da anlamış değilim !

“Moda” meselesi olmalı…

Rahmetli, şehit Dursun Aksoy’un da tercihi idi !

357 Magnum…

“MİT” ajanı olduğu gerekçesi ile ASALA tarafından katledilen astsubay Aksoy…

80’li yıllarda…

Her “Türk”ün ermeni düşmanı kesildiği demler…

Ermenilerle ilgili çalıştığınız büyük ( ! ) basın kuruluşuna bir haber yollarsınız; ‘Köpekler…’ başlığı altındaki haberde at nalı gibi imzanızı gördüğünüzde, şaşırmak mı, telaşa kapılmak mı, korkmak mı, nefret edip, mesleğe nokta koymak mı gerektiği konusunda kararsız gider, gelirsiniz !

“Kahramanlık” havası atanlarımız dışında kalanlar…

“Lezbiyen” ermeni meslektaşlarınızın suçlamaları karşısında savunmasız kalmanız da cabası…

“Solcu ve komünist” Türkler – Yunan + Ermeni lobisinin diaspora elemanları – Maoistler…

Pershing ve Cruise füzeleri…

Bozkurtlar !

Metin Metiner’in, başbakan Erdoğan ile arasındaki “gerilim-istifa” olayında kullandığı “CAHİLİYE” sözcüğünün anımsattığı anılar !

Haksız da değil !

“Koşullandırılmış” kuşakların mensupları olarak hangimiz “Cahiliye” dönemi geçirmedik ki !

Kazanan kim oldu, kaybeden kim ?!

Listesi bende saklı durmaktadır !

Kaybedenlerden biri sıfatıyla…

Günümüzde hâlâ geçmişte yaşananlardan, alınması gereken derslerden uzak yaşayanları gördükçe de düşünüp, duruyorum !

©Nusret Özgül 

Brüksel, 9 Eylül 2011

%d bloggers like this: