Çin’in artan askeri gücü, Japonya’yı bekleyenler, ABD’nin konumu…


JAPONYA, ÇİN’İN ASKERİ GÜCÜNÜ ABARTIYOR MU?


©Prof.Dr.Osman Metin Öztürk

Çin’in, 04 Ağustos 2011 Perşembe günü, Japonya’yı, Pekin’in askeri gücünü kasıtlı olarak abartmakla suçladığı; suçlamanın, bu haftanın başında yayınlanan savunmaya ilişkin “beyaz kağıtta/kitapta” Japonya’nın Çin Deniz Kuvvetlerinin civar sularda artan faaliyetleri konusunda yaptığı uyarıyı izlediği; iki ülkenin, uzun süredir Doğu Çin Denizi’nin bazı bölümlerinin sahipliği konusunda atıştıkları, atışmanın en son geçen yılın sonlarına doğru tırmandığı ileri sürülmüştür. (reuters/Aug 4, 2011) “China accuses Japan exaggerating it as military threat” başlıklı haberde, Asya’nın en büyük iki ekonomisinin birbirlerinden duydukları şüpheye vurgu yapıldığı; Çin Dışişleri ve Savunma Bakanlarının, Çin’in askeri modernizasyonu ve denizde daha uzak mesafelere erişme imkanına kavuşması ile ilgili endişeleri ortaya koyan Japonya’nın son savunma raporunu (Beyaz Kağıdı) birlikte ele aldığı belirtilmiştir. Haberde, Çin’in, eski Sovyet gemisinin yeniden donatıldığı ilk uçak gemisini denize indirmeye çok yakın olduğu ve haber kaynaklarının, iki uçak gemisinin daha inşa edildiğini reuters’e söylediği ileri sürülmüştür. Haberde, Çin Dışişleri Bakanlığı ve Çin Savunma Bakanlığı sözcülerinin, kendi bakanlıklarının web sayfaları üzerinden yaptıkları açıklamalara da yer verilmiştir. Bu bağlamda, Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ma Zhaoxu’nun, dolaylı yoldan, uzun süredir sahip olduğu savunma duruşundan ayrılmaması için Japonya’yı uyardığı ve beyaz kağıdı “sorumsuz yorumlar” olarak eleştirdiği; İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında Japonya’nın Çin’i askeri işgalinin açık bir referans olarak ilişkilerde bir diken olarak kalacağını ve Çin’in, Japonya’nın tarihi bir rehber olarak kullanacağını, bunu ciddiyetle savunma politikasına yansıtacağını ve komşuları ile karşılıklı güveni artırmak için daha fazlasını yapacağını söylediği belirtilmiştir. Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Geng Yansheng’in de, Japonya’nın kasıtlı olarak Çin tehdidini abarttığı ve art niyetli hareket ettiğini söylediği; suçlamaları/ithamları ret ettiği; Çin’in iddiasının, sorumsuz yorumları içeren “beyaz kağıdın” kötü bir işaret olduğunu söylediği ifade edilmiştir. Haberde, ayrıca; Japonya tarafından hazırlanan “beyaz kağıtta”, Çin’in savunma bütçesinin geçmiş beş yılda yaklaşık % 70 oranında yükseldiği, Japonya’nın aynı dönemde savunma harcamalarını % 3 oranında azalttığı; Japonya’nın “beyaz kağıdının”, Çin’in hızlı askeri büyümesi, askeri bütçesinin karanlığı ve ilgili uluslararası çatışmalarda iddialı oluşu üzerindeki endişeleri açıkladığı; Japonya’nın kasıtlı olarak/bilerek gerginlik yarattığı; Japonya’nın uzun süredir Soğuk Savaş mantığı ile kuşatıldığı/sarmalandığı ve Japon-Amerikan ittifakı mitinin içine sıkıştırıldığı; Japonya’nın, savaş sonrası barış anayasasındaki kendi savunma politikası ile ilgili kısıtlamaları çıkarıp atmak için güçlü bir dürtüye sahip olduğu ileri sürülmüştür.

Bu haberin yol açtığı (yorum olarak da ifade edilebilecek) çağrışımları birkaç noktada toplamak mümkündür.

1. “Beyaz Kitap”, genelde her ülkenin periyodik olarak yayınladığı; gizlilik dereceli konular hariç, ülkelerin savunma politikasına ilişkin hemen her konunun yer aldığı dokümanlardır. Kitapta yer alan bilgiler, diğer açık kaynaklarda yer alan diğer bilgiler ile birleştirilerek, Beyaz Kitap’ın değinmediği savunmaya ilişkin bazı konularda, isabet derecesi yüksek çıkarsamalarda bulunulmasına da imkan verir. Eğer açıklığın ve şeffaflığın en temel güven artırıcı adımlardan biri olduğu düşünülürse ve buradan yola çıkılırsa, hiç şüphesiz, Beyaz Kitabın, iyi niyetin ürünü olduğunu, barışa ve istikrara katkı amacını taşıdığını, barışçı diplomasiye güç verdiğini kabul etmek gerekecektir. O itibarla, Japonya’nın hafta başında yayınlamış olduğu “Beyaz Kağıdı/Kitabı”, rutin bir bilgilendirme ve kamu diplomasisi faaliyeti olarak görmek gerektiği düşünülmektedir.

2. Çin’in savunma ve güvenlik yapılanmasının son dönemde ciddi bir değişim gösterdiği herkesin farkında olduğu bir husustur. Uluslararası politikada geldiği nokta, ona, ekonomik gücünü askeri yapılanmasına yansıtması gerektiğini söylemektedir. Askeri yapılandırmasını güçlendirmediği takdirde, Dünyanın her tarafına yayılmış Çin varlığını bulundukları yerde tutması ve ekonomik gücüne denk düşecek politik bir güce kavuşması oldukça zor olacaktır. Ayrıca ekonomik çıkarlarını daha üst düzeyde koruyabilmesi için de, askeri yapılandırmasını güçlendirmeye ihtiyacı vardır. Bu bağlamda, enerji yollarının güvenliğini sağlaması ve Güney Çin Denizi’ndeki zengin enerji kaynaklarına sahip anlaşmazlık konusu adalara ilişkin haklarını ve çıkarlarını koruması da, Çin Deniz Kuvvetleri’nin güçlendirilmesini gerektirmektedir. Bunlar, Çin’in askeri yapılanmasındaki güçlenmenin ve askeri harcamalarındaki artışın arkasındaki nedenlerdir.

3. Japonya, geçtiğimiz aylarda ciddi bir depremi ve buna bağlı olarak da ciddi bir nükleer sızıntıyı yaşamıştır. Bu olaylar; Japon milliyetçiliğinin iç politikada öne çıktığı, Japon Silahlı Kuvvetlerinin kendisini engelleyen anayasal kısıtlamalardan kurtulduğu, Japon kamuoyundaki Amerikan karşıtlığının güçlendiği ve eyleme döküldüğü ve Japonya’daki Amerikan askeri varlığında seyrekleştirme kararının alındığı bir dönemde yaşanmıştır. Deprem ve nükleer sızıntı ile bunların yol açtığı yüz milyarlarca Amerikan Doları değerindeki ekonomik kayıp, Japon kültürünün de etkisinde, depremden önce yaşananların hepsini batırıcı ve büyük ölçüde gündemden dışlayıcı bir etkiye yol açmıştır. Her gün biraz daha askeri açıdan güçlenen Çin’in de, aynı yönde bu dışlayıcılığa katkıda bulunduğunu ve/veya bulunacağını söylemek ve beklemek gerekir. Bu durum, hem Japon Yönetiminin kendisini toparlamasına, hem de ABD ile yakın çalışmayı sürdürmesine imkan ve fırsat verecektir.

4. 2010 yılı verileri ile Çin’in GSYİH’sı 10.1 trilyon ABD doları, Japonya’nın ise 4.3 trilyon ABD dolarıdır. 2006 yılı verileri ile, Çin GSYİH’nın % 4.3’nü, Japonya ise % 0.8’ni askeri harcamaları için kullanmaktadır. Yine 2010 yılı verileri ile, kişi başına düşen milli gelir, Çin’de 7.600 ABD Doları, Japonya’da ise 34.000 ABD Dolarıdır. 2011 yılı tahminleri ile, Çin’in nüfusu 1.337 milyar, Japonya’nın nüfusu ise 126 milyondur. Japonya’nın nüfusu, Çin’in nüfusunun 11’de birinden biraz fazladır. Buradan yola çıkılığında, Japonya’nın 11 kat daha fazla nüfusa sahip Çin’in GSYİH’sının da, paralel şekilde, 111 trilyon ABD Doları olması gerekirdi, ama değil, sadece 10.1 trilyon ABD Dolarıdır. Bu korelasyon, ekonomide Japonya’nın gücüne, nüfusta da Çin’in gücüne dikkat çekmek için kurulmuştur.

5. Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında yaptığı askeri işgaller ve döktüğü kan, önümüzdeki dönemde Asya’nın bu bölgesinde, değişik amaçlar için istismar konusu yapılabilecek ve daha sık konuşulmaya başlanabilecektir.

6. Doğu Çin Denizi, üzerinden Şanghay ve Pekin’e ile Güney Kore’ye ve Kuzey Kore’ye giden deniz ulaşımının yapıldığı; kuzeyden Tayvan Boğazı’nı (geçişini) kontrol eden; Kuzey Kore için o kadar olmasa da, askeri açıdan Çin, Japonya ve Güney Kore için ileriden savunma ve daha yakından saldırı yapma imkanı veren, son derece önemli bir denizdir. O itibarla tarafların bu deniz üzerindeki iddialarının arkasında güçlü bir şekilde durmaları beklenmektedir.

7. Çin’in askeri yapılanmasını ciddi şekilde güçlendirmesi, sadece Japonya’yı ilgilendiren bir husus değildir. Küresel ve bölgesel dengeleri etkileyecek bu durum, ayrıca hem Pekin ile sorunlar yaşayan bölgenin küçük ülkelerini, hem de Asya’nın bu bölgesini kendisinin ilgi ve çıkar alanı içinde gören bölge dış güçleri de ilgilendirecektir.

Sonuç olarak, Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünün Japonya için kullandığı (haberde geçen) ifadeler son derece önemlidir ve Asya’nın doğusunda yaşanabileceklerin çok önceden habercisi gibidir. Bundan birkaç yıl önce, iki ülkenin, tarih kitaplarında bir tarama yaparak, kalıcı barışa ve istikrara zarar verebilecek kelimeleri ve konuları ayıklama konusunda anlaştıkları hatırlandığında, Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün açıklamaları, bunu inkar anlamına gelmiş ve geleceğe yönelik olarak oldukça manidar bulunmuştur. Sözcünün yerleşik diplomatik usuller ile bağdaştırılması güç beyanları, Japonya’nın güven artırıcı bir önlem olarak görülmesi ve dolayısıyla yapıcı kabul edilmesi gereken tasarrufu karşısında, bölgede geleceğe yönelik istikrarsızlık ve çatışma riskini çağrıştırmıştır. Japonya, Çin’in askeri gücünü abartmamış; sadece algıladığı tehdidi ortaya koymuştur. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünün beyanları, arkasındaki askeri güce işaret ederek Japonya’nın haklı olduğuna işaret ettiği kadar, bu gücün önümüzdeki dönemde nasıl kullanılabileceği konusunda da istifama yol açmıştır. Uluslararası kamuoyunun, bu işareti iyi algılayıp algılamadığı önümüzdeki dönemde görülecektir. Çin’in askeri gücü, dikkat çekici bir şekilde artmaktadır. Japonya’yı bölgede zor günler beklemektedir. ABD’nin, Asya’nın bu bölgesindeki askeri varlığına yeni bir takviye yapması kaçınılmaz görülmektedir.

04.8.2011

 

 

Prof.Dr.Osman Metin Öztürk’ün Yerelce’de yayınlanan diğer yazılarını okumak için tıklayınız ! 

 

%d bloggers like this: