T.B.M.M Hükümet Programı Üzerindeki Görüşmelerini Tamamladı (AKP-CHP-MHP görüşleri + Tutanak)


Muhalefet en az iktidar kadar önemlidir…

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Genel Kurulu’nda 61. Hükümet’in programı üzerindeki görüşmelerde yöneltilen eleştirileri yanıtladı. Hükümet programı üzerindeki görüş, öneri ve eleştirilerini Genel Kurul ile paylaşacağını zannettiği muhalefetin, program üzerinde konuşma fırsatı bulamadığını anlatan Erdoğan, ”Dolayısıyla, hükümet programıyla ilgili burada en ufak bir şey duymadım, dinlemedim” dedi. Kendisini, zaman zaman ”adeta sanki yargı salonunda hissettiğini” ifade eden Erdoğan, ”Çünkü sadece burada bu konuşuldu. Biz hükümet programını tartışacağımızı zannediyorduk ve ben buna rağmen yine de konuşmacılara şahsım, grubum adına teşekkür ediyorum” ifadesini kullandı.

Başbakan Erdoğan, 16 yıl önce, 11 Temmuz 1995’te Bosna Hersek’in Srebrenitsa kasabasında toplu katliam gerçekleştirildiğini ifade etti. Savaştan, çatışmalardan, soykırımdan kaçan on binlerce Müslüman Boşnak’ın BM’nin güvenli bölge olarak ilan ettiği Srebrenitsa kasabasına sığındığını anımsatan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

”Radovan Karadziç ve Ratro Miladiç komutasındaki milisler kasabayı ele geçirdiler ve bugün dahi tam rakamı bilinmeyen 10 binin üzerinde olduğu tahmin edilen masum sivilleri birkaç gün içinde toplu katliama tabi tuttular. Geç de olsa, Karadziç’in ardından ‘kasap’ lakabıyla tanımlanan Miladiç’in de yakalanması, adalete teslim edilmesi Srebrenitsa üzerindeki kurşun gibi ağır atmosferi bir nebze olsun dağıtmıştır. Geçen yıl ben törenlere katılmıştım bu yılda Başbakan Yardımcımız Bülent (Arınç) Bey katıldılar. Oradaki tüm şehitlere Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine sabırlar temenni ediyorum. Halen aydınlatılması gereken karanlık noktalar olduğunu, halen adalete teslim edilmeyi bekleyen zanlılar olduğunu, nereye gömüldüğü bilinmeyen yüzlerce belki de binlerce kayıp olduğunu biliyoruz. İşte bu nedenle Srebrenitsa katliamını unutmayacak, unutturmayacağız. Avrupa’nın ortasında bir daha benzer katliamlar yaşanmaması için Türkiye olarak bu meseleyi takip etmeye devam edeceğiz. TBMM Genel Kurulundan bir kez daha Boşnak kardeşlerimize yürekten dayanışma mesajlarımızı iletiyorum.”

12 Haziran seçimlerinin Türkiye’de her kesime çok önemli mesajlar verdiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, ”Bu mesajları alanlara ne mutlu. Ben burada özellikle bir hususun altına çizerek ifade etmek istiyorum; 1945’te Türkiye çok partili döneme adım attı. 1950 yılında ilk kez millet iradesi sağlıklı bir şekilde sandığa yansıdı” şeklinde konuştu. Erdoğan, 1945’ten bugüne kadar demokrasinin inişli, çıkışlı dönemlerden geçtiğini, çok badireler atlattığını, müdahaleler yaşadığını belirterek, yaşanan tüm sancılara, acılara, tartışmalara rağmen demokrasinin sürekli olgunlaştığını, sürekli ilerleme kaydettiğini ve standartlarını her geçen gün daha da ileri seviyelere taşıdığını anlattı. 12 Haziran seçimlerinin Türkiye’ne demokrasinin ulaştığı seviyeyi ve sahip olduğu ileri standartları göstermesi bakımından özellikle önemli olduğunu ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”İster profesör, ister çoban, bu milletin her bir ferdi serbestçe oyunu kullanıyor. Kendi hür iradesiyle kendi tercihini yapıyor. Millet seçimler yoluyla her tartışmaya, her soru işaretine, her anlaşmazlığa ve uyuşmazlığa çok net bir şekilde hakemlik yapıyor ve söylenmesi gerekeni en güzel şekilde söylüyor. 12 Haziran akşamı sandıkların açılması ve ortaya çıkan tablo, ‘Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir’ ilkesine inanıyorsak, yapılması gereken muhalefet başını iki elinin arasına alacak, ‘biz nerede, ne yanlış yaptık da acaba yüzde 50 AK Parti’ye gitti’ diye bunu düşünmesi lazım. Yani yüzde 26 alacaksın, asıp keseceksin. Yüzde 13 alacaksın, asıp keseceksin. Yok böyle bir şey. Egemenlik kayıtsız, şartsız milletinse buna teslim olacaksın. İki kişiden bir kişi AK Parti’ye oy vermiş.”

Milletin seçimler yoluyla her soru işaretine, her anlaşmazlığa ve uyuşmazlığa çok net bir şekilde hakemlik yaptığını anlatan Erdoğan, ”Bu hakemliğin neticesidir 12 Haziran. Hakemliğe kulak asmayanları hakem sahadan atar, bağırıp çağırmayla bu iş olmaz” diye konuştu. Başbakan Erdoğan, 12 Haziran seçimlerinde katılımın yüzde 87 gibi çok yüksek bir orana ulaştığını anımsatarak, temsiliyetin yüzde 95’lik bir oranla çok kapsayıcı bir şekilde teşekkül etmesinin milletin basiretini açık ve net olarak ortaya koyduğunu söyledi. ”Milletin sahip olduğu demokratik olgunluğun aynı derecede parlamentoya ve siyasete de yansıması en büyük arzumuzdur” diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

”Bugün artık dünün söylemleriyle dünün kelimeleriyle düne ait parametrelerle yolumuza devam edemeyiz. Çatışmaya, çekişmeye, birbirinin paçasından tutarak aşağıya çekmeye, karalamaya, iftiraya dayalı bir siyaset anlayışı Türkiye’nin hak ettiği bir siyaset anlayışı değildir. Siyasetçiler, bunun altını çiziyorum, millet kadar vizyon ve ufuk sahibi olmak durumundadır. Siyaset kurumu, milletle aynı frekansı tutturmalı, aynı yöne bakmalı, Türkiye’nin ulaştığı standartlara paralel bir duruş sergilemek zorundadır. Şu hususu her fırsatta ifade ettim: Demokrasilerde muhalefet en az iktidar kadar önemlidir ama muhalefet konumunu bilemiyorsa marjinalleşiyorsa o zaman bu ülkede ileri demokrasiden bahsedemeyiz. Hele hele anamuhalefet marjinalleşirse bu büyük tehlikedir. Siz kalkar da ‘İki arkadaşımız burada yemin etmedikçe biz yemin etmeyeceğiz’ derseniz bu marjinal bir düşüncedir ve bak geldiniz yemin ettiniz, ne oldu?”

Erdoğan, 61. Hükümet’in programı üzerindeki eleştirileri yanıt verirken, CHP’li milletvekillerinin yemin konusundaki tavrını eleştirerek, ”Aslında sizin bu salona girmemeniz, giremememiz gerekirdi. Bu İçtüzük’te var. Bir İçtüzük ihlali yapıldı” dedi. CHP’li milletvekillerinin sözlerine tepki göstermesi üzerine Erdoğan, ”Yemini ettikten sonra istediğin zaman girersin. Ama yemin etmediğin zaman durumun tribündekiler gibidir. İktidar önüne 2023 gibi bir vizyon koymuşken muhalefet, hala o tartışmaları yürütüyorsa, hala bunları yürütüyorsa, hala eskinin meselelerine takılıp kalıyorsa, 1940’ları aşıp bugünlere gelemiyorsa biz bunu ülke adına sağlıklı hizmet ortamı görmeyiz’ diye konuştu. Muhalefetin en az iktidar kadar vizyon sahibi olması gerektiğini, 12 Haziran seçimlerinden çıkan en net mesajın bu olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

”Hala bir şey öğrenmeyecek misiniz? İşte Kasım 2002 tablo ortada, geliyoruz 22 Temmuz’a tablo ortada, geliyoruz 12 Haziran’a tablo ortada. Bir kendi halinize bakın, bir de AK Parti’ye bakın. Her şey ortada. Bu aziz, sevgili millet AK Parti’ye zikzak yaptırmadı, hep tırmandırdı ama sizde istikrar yok. Onun için de sizi muhalefete mahkum etti. Burada düşüneceksiniz, ‘nerede yanlışımız var’ diye düşüneceksiniz. Biz hep bunu düşündük, bunu hep halkımızla paylaştık. En geniş manada kamuoyu araştırmalarını yaptırdık, acaba biz yüzde 46 iken yüzde 54 niye; yüzde 34’de iken hemen araştırdık yüzde 66 niye? Burayı da bizim almamız lazım, bunların üzerinde de bizim tasarrufumuzun olması lazım. Hep bunları çalıştık. Devamlı ders çalıştık. 81 vilayette biz varız. Ama siz 81 vilayete daha yeni yeni gitmeye başladınız. Bundan dolayı da biz gururluyuz, seviniyoruz. Niye? Siyaseti 81 vilayette yapmamız lazım. Bunun sürekli uyarısını yapa yapa bugüne geldik. Şimdi CHP ilk kez bu seçimde bunu yaptı. Dilerim ki MHP de yapar. MHP’nin de yapması lazım. Hep beraber bu illerin tamamında bulunmak gerekir. Ben dersi aldım, gayet iyi de çalıyor. Netice de ortada. Siz ne haldesiniz ona bakın.”

Erdoğan, muhalefetin kendilerini eleştirmesini, yapıcı eleştiriler ve öneriler getirmesini arzu ettiklerini belirterek, bu şekilde hep birlikte Meclis çatısı altında ülke ve millet için hizmet üretilmesini istediklerini söyledi. Yapıcı eleştiriden asla yüksünmediklerini, istişare ve müzakereden asla kaçınmadıklarını dile getiren Erdoğan, milletin istifadesine olan her işte elbirliği yapmaktan, bir ve beraber çalışmaktan asla gocunmadıklarını kaydetti. ”Bizi buraya millet gönderdi ve en nihayetinde hepimiz millet için varız ve millet için çalışıyoruz” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”12 Eylül halkoylamasının ardından, 12 Haziran seçimlerinde millet bize şu iki mesajı gayet açık verdi: ‘Yeni bir anayasa yapın, milli birlik ve kardeşlik sürecini kararlı şekilde’ sürdürün’ dedi. 12 Eylülde ortaya çıkan yüzde 58 evet oyunun da 12 Haziranda AK Parti’ye verilen yüzde 50 desteğin de verdiği en önemli mesaj işte budur. Ben burada bulunan her bir arkadaşımın yeni bir Anayasa konusunda istekli ve arzulu olduğunu zannediyordum. Ama dinlediğim konuşmalarda gördüm ki peşinen, şimdiden ‘Biz yeni bir Anayasa çalışmasında iktidarla yoğuz’ havası var. Doğrusu buna üzüldüm. Bakın yine ön kabuller. Daha önce çünkü aynı durumlardan geçtik. ‘Kapağını açıp kapatırız’ veya ‘Bize bir çay içmeye gelirler.’ O kadar. Bize bu söylendi. O zamanki Meclis Başkanımız Sayın Toptan davet yaptı. O davete MHP ve BDP ‘evet’ dedi ama CHP o davete ‘evet’ demedi. Niye? Hiçbir zaman yok. 26 maddelik paketle ilgili bir çalışma… ‘Gelin bunu yapalım’ dedik. Bir çok sıkıntılar o paketin içine konulabilirdi. Ama baktık ki karşımızda üçlü blok; CHP, MHP, BDP… Burada sadece bir nakarat, geldiler çıktılar kürsüye o nakaratı okudular gittiler. Başka bir şey yok ve oylamalara da katılmadılar. Niye katılmıyorsunuz, katılın. Demokrasinin gereği bu değil mi, Parlamentoda üye olmanın görevi bu değil mi? İşte bugün yaptıklarının tersini orada yaptılar. Farklı bir şekilde yaptılar. Birinde yemin etmemişlerdi, birinde de yemin etmiş olarak aynı şeyi yaptılar. Bunlar demokrasiye yakışmıyor. Egemenlik olayına yakışmıyor. Diyorum ki ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ anlayışı, size verilmiş bir yetki, bunun gereğini yapın. ‘Evet’, ‘Hayır’ dersiniz veya çekimser kalırsınız. Bunlardan birini yaparsınız. ‘Gelin bunu burada yapın…’ Ama yapmadılar. Burada bir mücadele 15 gün. Bize, ‘Aceleniz niye?’ dediler. Bundan daha acil ne olur? 15 gün gece gündüz çalıştık. Parlamentodan çıkardık, millete gittik. Ne oldu. Meydanlarda muhalefet ‘Hayır’ dedi, biz de meydanlarda ‘Evet’ için gayret ettik. Yüzde 58 bizim halkımız bu anayasaya ‘Evet’ dedi. Demek ki, bak millet ibreyi düzeltiyor. İşin gerçeği bu. Şimdi de biz yeni bir Anayasa için çağrımızı yapıyoruz. Ama bu çağrıya daha ilk günden ‘Şu var mı, bu var mı?’ ‘Şu var mı’yı, ‘bu var mı’yı bırakalım. Lütfen. Oturalım masaya, neyin olması gerekiyor bunları konuşalım, ortak akıl oluşturalım orada bunları konuşalım. Daha masaya oturmadan adeta yine bir yargı mensubu gibi hesaba çekmenin anlamı yok. Masayı kuralım, oturalım bu masada Anayasayı kuralım. Ama sizin Allah aşkına böyle bir derdiniz, böyle bir probleminiz yoksa, kusura bakmayın, biz mevcut yasalarla da ülkeyi idare ederiz. Şunu diyorlar, ‘Ee, şu anda Meclis Başkanı dışında 326 oya sahipler, istediğimi yaparım havasında gidiyorlar.’ Bakın biz işin felsefesi olarak söylüyorum; çoğunluğun azanlığa tahakkümüne karşı olan bir anlayışın mensubuyuz. Ama bunu söylerken, kusura bakmayın azınlığın da çoğunluğa tahakkümüne müsaade etmeyiz. Bunu da böyle bilesiniz. Şu anda 326 milletvekilinin burada yapması gereken neyse, biz bunu yapacağız, bunu yapmaya mecburuz. Çünkü milletimiz git ‘Orada çalış’ dedi, ‘yat’ demedi. Çalışacağız ve buradan yasalar çerçevesinde çıkarılması gereken neyse, bu yasaları da buradan çıkaracağız. Çünkü biz hizmet edeceğiz. Şimdi bu aşamadan sonra bize düşen bu iki meselede samimiyetle çalışmak, verilen sözlerin arkasında durmak, Türkiye’yi artık çok farklı bir boyuta, çok farklı standartlara hep birlikte taşımaktır.”

Erdoğan, terörün bu ülkeye maliyetinin 30 bine aşkın insanın hayatını kaybetmesinin yanında bir hesaplamaya göre 300 milyar doların üzerinde ekonomik bedel olduğunu kaydederek, şöyle konuştu:

”Bu 300 milyar dolar ekonomiye, özellikle de istihdama harcanmış olsaydı bugün Türkiye nerelerde olurdu? Ben bunu muhayyilenize bırakıyorum. Terörün yanında modern, demokratik, katılımcı, özgürlükçü bir Anayasamızın olmaması, en az terör kadar ülkeye bedel ödetmiştir, maliyet yüklemiştir. Enflasyondan faizlere, yatırımlardan borçlanmaya kadar ekonomiyi, günlük hayatı, sokağı, mutfağı ilgilendiren her gösterge, geçmişte yaşanan istikrarsızlık ve güvensizlik ortamlarından ziyadesiyle etkinlenmiştir. Son 9 yılda kaydettiğimiz ilerleme, istikrarın, güven ortamının, demokratikleşme alanında attığımız adımların, aktif dış politikanın bir neticesidir.Anayasa ve terör sorununu da geride bıraktığımızda inanın Türkiye tüm zincirlerinden kurtulmuş ve bu şekilde de geleceğe yürüyecektir. Bunu böyle bilmenizi isterim. Yeter ki safralarımızı atalım, yeter ki yüklerimizden kurtulalım, yeter ki bize ayak bağı olan meseleleri çözelim, bize engelleyen, bizi yavaşlatan sorunları geride bırakalım.”

Erdoğan, ”Program ile ilgili ‘Hep bu programda -cek, -cak var’ dendiğini” ifade ederek, ”Gelecek zaman sigasıdır -cek, -cak. Biz 2023’ü ve onun önünde 4 yılı konuşuyoruz. Tabii -cek, -cak diyeceğiz. Şimdiki zaman sigasıyla veya geçmiş zaman sigasıyla konuşulmaz. Ama 9 yılda yaptıklarımız da var bu programın içinde, herhalde bunu da okumuşsunuzdur. Okuduysanız orada neler yaptığımızı da görüyorsunuz. Uçaklarla uçuyorsunuz, yollardan gidip geliyorsunuz, şu barajlardan sular içiyorsunuz. Artık bunları görmemezlikten gelmeyin. Marifet iltifata tabidir. Artık bunları da görün. Şu Hastanelerin, okulların halini gör” diye konuştu.

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce’nin kendisine laf atması üzerine, Erdoğan, ”Geç o işi. Ne alakası var. İsmet Paşa’nın sayesinde bu ülkenin ne bedeller ödediğini de biz biliyoruz. Hadi geç, geç o işi. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Konya Alaattin Camii ile alakalı olarak İnönü’ye talimat veriyor, ‘Burayı restore ettir’ diyor. Çünkü ahır olarak kullanılıyordu. Temizletmiyor, restorasyonunu yaptırtmıyor. Ebediyete intikal ediyor Atatürk, orayı restore etmek de bize kalıyor. Bundan da haberin var mı? Hepsi belge, bölge… Benim miadım belgelerle konuşmaktır, havada tavada değil. Bunları öğreneceksiniz” karşılığını verdi.

Erdoğan, 61. Hükümet programı üzerinde eleştirileri yanıtlarken, 2002’de Türkiye’nin toplam yatırımının 58,6 milyar TL olduğunu, bu rakamın 2010’da 207 milyar TL’ye yükseldiğini söyledi. Bankaların 2002’de yurtiçinde verdikleri kredi miktarının da 32 milyar TL’den, 2010’da 421 milyar TL’ye, bugün ise 499 milyar TL’ye çıktığını ifade eden Erdoğan, laf atan muhalefet partisi milletvekillerine, ”Size ben bu kürsüde hesabı, kitabı öğretemedim, öğrenemeyeceksiniz bile” dedi. Başbakan Erdoğan, ”Şu anda Türkiye büyümede, dünyada yüzde 11 ile birinci sıraya çıkmışsa hikmeti bu. Herkes dünyada birinci olan Türkiye’yi konuşuyor, siz ise yetişemediğiniz üzüme koruk diyorsunuz” diye konuştu. Erdoğan, kendisine laf atılmaya devam edilmesi üzerine, ”Yanınızdakine biraz sahip olun, ağzından çıkanları duysun. Cami arazilerine rezidans yapmak size yakışır, bize değil, onları siz iyi bilirsiniz” diye konuştu. 76 üniversiteye 89 üniversite ilave ettiklerini belirten Erdoğan, özel sektörün de üniversite kurabileceğini hatırlattı. Erdoğan, şunları söyledi:

”Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu burada bir ifade kullandı. Diyor ki ‘gelin üniversiteler rektörlerini kendileri seçsin.’ Bunu şimdi söylüyorsunuz değil mi? Bunu Kemal Gürüz’ün olduğu yerde, Teziç’in olduğu zamanlarda neden söylemiyorsunuz? O zaman CHP yok muydu, o zaman neden söylemediniz? Şimdi mi geldi aklınız başınıza? Çıktılar, ‘biz YÖK’ü kaldıracağız.’ Kusura bakmayın, YÖK’ü biz reforme ederiz ama YÖK’ü niye kaldıralım. Bu üniversitelerin bir denetimi, düzenlemesi gerekmez mi? Rektörlerin ataması, vesairesi… Bunların hepsini konuşuruz. Bunların hepsini üniversiteler kendileri yapsın. İmtihanlar nasıl yapılacak, bunların hepsini oturur, konuşuruz. Hepsi… Eyvallah ama bir denetleyen, düzenleyen kurumun olması bu işin gereğidir. Kaldı ki YÖK’ü kuran biz değiliz ve YÖK’ten en çok nemalanan sizsiniz, sizsiniz. 3. dönemimizde biz gene güven, istikrar diyoruz; kardeşlik, hukuk ve demokrasi diyoruz. 3. dönemde çok daha gayretli, çok daha hızlı, çok daha coşkulu, heyecanlı bir biçimde reformlarımızı gerçekleştirmek, milletimizi hizmetlerle buluşturmak istiyoruz. Bu ülkede artık doğu, batı, kuzey, güney kavramlarının sadece coğrafi kavramlar olarak kalmasını istiyoruz. Doğu denildiğinde geri kalmış, kuzey denildiğinde göç eden, orta denildiğinde yoksul, batı denildiğinde göç alan bölgeler kavramını artık gündemden düşürmek istiyoruz. Bizim için Türkiye haritası her bir zerresi ile kırmızı ve beyaza boyanmıştır. Bunun dışında renk kabul etmiyoruz. 74 milyonu bugüne kadar nasıl gönülden kucakladıysak, bundan sonra da aynı şekilde gönülden, yürekten, samimiyetle kucaklamaya devam edeceğiz. Kaygıları, endişeleri, tereddütleri gidermek, önyargıları yıkmak bizim birinci vazifemiz. Tahrikleri aşarak, kışkırtmaları geçerek, 74 milyonun her bir ferdine ulaşmak bizim sorumluluğumuzdur. Herkesin yaşam tarzı, inancı, dili, kültürü, fikirleri, özgürlük kalemi, Hükümet olarak bizim teminatımız altındadır.”

Başbakan Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ”dil noktasında” hassasiyet gösterdiğini ifade ederek, ”Her zaman söylüyoruz Sayın Bahçeli; bu ülkenin resmi dili Türkçe’dir ama herkes ana dilini rahatlıkla kullanabilmeli” dedi.Erdoğan’ın bu sözlerini AK Parti’li milletvekillerinin yanısıra, Bahçeli başta olmak üzere MHP’li milletvekilleri de alkışladı. Yürütme ile birlikte yasama ve yargının da aynı vizyonu paylaşması için, hukuk ve demokrasi içinde mücadelelerini sürdüreceklerini ifade eden Erdoğan, 3. dönemlerinde muhalefet partileri ile farklı bir tarzda, formatta çalışmak arzusunda olduklarını bildirdi. Erdoğan, ”Eğer çalışırlarsa… 2023 vizyonuna muhalefet partileri ile el ele, gönül birliği içerisinde hazırlanmak isteriz. Kırıcı, yıpratıcı, tahrik edici bir dil ve üslup yerine, yapıcı, yol gösterici, uyarıcı bir eleştiri ve muhalefet kültürünün siyasetimize egemen olmasını istiyoruz” açıklamasında bulundu.

Başbakan Erdoğan, Hükümet programının toplumun tüm kesimlerinde ve iş dünyasında olduğu kadar bölgede de yeni bir heyecana vesile olduğunu belirterek, bu programı; toplumun tüm kesimleri, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, iş dünyası, üniversiteler, medya ve kanaat önderleri ile birlikte yürüteceklerini kaydetti.12 Haziran seçimleriyle Türkiye’de yeni bir sayfanın açıldığına inandıklarını belirten Erdoğan, ”Artık hedef, bu yeni sayfayı, üzerini gayet ihtimamla doldurmaktır” diye konuştu. Başbakan Erdoğan, AK Parti hükümetlerinin bu 4. programının, diğerleri gibi ulaşılabilir, gerçekleşebilir, ayağı yere basan projelerden oluştuğunu ifade ederek, yapamayacakları hiç bir şeyi söylemediklerini bildirdi. Erdoğan, ”Hayal ticareti, umut simsarlığı hiç bir zaman yapmadık, yapmıyoruz. İmkanların kaynaklarını…” diye konuştu. Erdoğan, muhalefet sıralarından, ”din tüccarlığı” şeklinde laf atılması üzerine, ”Bakın çok ayıp oluyor. Biz dini yaşarız, tüccarlığını siz yaparsınız” karşılığını verdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Genel Kurulunda, 10 ay hapis yatmasına neden olan şiiri okudu, AK Parti’li milletvekilleri ayakta alkışladı. Erdoğan, hükümet programı üzerindeki görüşmelerde yapılan eleştirileri yanıtladı. Türkiye’nin tarihiyle, kültürüyle olduğu kadar milletiyle ve tecrübesiyle de büyük bir devlet olduğunu ifade eden Erdoğan, ”Yeni bir Anayasayla biz bu kardeşliği büyütelim istiyoruz” dedi.

”İmralı ile pazarlık meselesi konusu beni ciddi manada rahatsız ediyor” diyen Başbakan Erdoğan, ”Bakınız 3,5 yıllık iktidarınız döneminde İmralı ile de görüşmeler yapılmıştır sayın Bahçeli. Bizim dönemimizde de… Bunun pazarlık olup olmadığını size kim söylüyor? Avukatıyla görüşmesi yasak mıdır?” diye sordu. MHP sıralarından ”yalanlayın o zaman?” sözlerine, Erdoğan, ”Biz bunu her zaman yalanladık, bunun gereğini söyledik” karışılığını verdi. Erdoğan, ”İdam kalkmamıştı, iktidarınız dönemiydi, niçin idamını ertelediniz? Siz ertelediniz. Bütün imzalarla belgelerini size kaç kez gösterdim” dedi. ”Hikaye” şeklinde laf atılması üzerine, Başbakan Erdoğan, ”Size göre hikaye bize göre gerçek. Belgeler elimizde. Bunu kaç kez gösterdik” şeklinde konuştu. Erdoğan, ”Birkaç kez sayın Bahçeli çok ağır ifadeler kullandı ve ben meydanlarda kendilerine, kusura bakmasınlar, çok ağır cevap verdim. Dedim ki: ‘Bunu ispat edin, ispat etmezseniz…’ dedim” dedi. MHP sıralarından gelen ”itiraf ettiniz” sözlerine üzerine, Başbakan Erdoğan, ”Hiçbir yerde böyle bir itiraf yok. Biz bugüne kadar hiçbir terör örgütünün yöneticileriyle masaya oturmadık. O size ait olan bir şey. Ertelerseniz, ötelersiniz ama bizim kitabımızda bu olmamıştır” diye konuştu. MHP Grubundan gelen itirazlara Başbakan Erdoğan, ”Yalan söylüyorsun, dürüst değilsin, doğru konuşmuyorsun” karşılığını verdi. Başbakan Erdoğan, ”Güneydoğu’da Doğu’da her yerde ‘tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan’ diyen biziz Sayın Bahçeli. ‘Türkiyeliyim’ demekten de rahatsız değilim. Hiç rahatsız değilim. Ben bu vatanın, milletin evladıyım ve Türkiyeliyim, bundan da rahatsız değilim. Millet kavramını da lütfen Atatürk’e sorun. Onun millet kavramı neyse o tanımı alıp onunla beraber yola devam edelim” diye konuştu.Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Benim şahsımla alakalı konuda, şu andaki yargılananlarla beni aynı kefeye koyma yanlışına, bedbahtlığına düşüyorsunuz.Ben neden dolayı 10 ay yedim? Ziya Gökalp’in şu şiiri ve onun arkasındaki şu ifadelerimden dolayı. Bunu burada tekrar okuyorum: ‘Minareler süngü, kubbeler miğfer; camiler kışlamız, müminler asker.’ Bu şiir… ‘Bir şey beni sindiremez; Gökler, yerler açılsa, üzerimize tufanlar, yanardağlar saçılsa; Biz oyuz ki; imanıyla övündüğümüz ecdadımız, titretici şeylere hiçbir gün diz çökmemiş; zaferlerin tapusu, Anadolu’nun tapusu, Malazgirt’ten ta Çanakkale’ye imanın geçilmez kalesine kadar ecdadımızı zaferden zafere koşturan bu birliktir, bu beraberliktir.’ Ben, bu ifadelerden dolayı 10 yıl yedim.” Erdoğan’ın bu sözlerinin ardından, AK Parti’li milletvekilleri ayağa kalkarak uzun süre kendisini alkışladı. Erdoğan, ”Fakat sizin savunduğunuz arkadaşlarınız acaba neden dolayı şu anda sanık durumundalar. Yargıya da müdahale etmeyin” dedi. Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

”Sayın Kılıçdaroğlu, ‘haklarında yargı kararı bulunanlar suçlu muydu yemin ettirilmedi’ dedi ve Anayasanın 38. maddesini okudu. Bu kişiler aday gösterildiklerinde haklarında dava açılmış, iddianame hazırlanmış, tutuklu oldukları biliniyor. Buna rağmen adeta hukukun arkasına dolanmak, adeta Silivri’ye genel merkezden bir tünel kazmak amacıyla bu şahıslar aday gösteriliyor. 12 Haziran seçimleri öncesinde bir televizyon programında sayın Kılıçdaroğlu’na ‘seçildikleri halde yargı bu isimleri bırakmazsa ne yaparsınız?’ deniliyor. Sayın Kılıçdaroğlu, ‘yargı kararlarına saygı duyarız’ diyor. Gayet açık. Peki şimdi ne oldu? Yargı kararına neden saygı duyulmuyor. Seçildikten sonra tahliye talepleri reddedilenler hakkında hükümet ne yapabilir? Bizden beklenen ne? Yargıya müdahale etmemiz mi bekleniyor? Hakimleri, mahkemeleri aramamız mı isteniyor? Bunu siz yapabilirsiniz ama biz yapılmasına müsaade etmeyiz. Sayın Genel Başkan bana Anayasanın 38. maddesini hatırlatıyor. Ben de sayın Genel Başkan’a Anayasanın 138. maddesini hatırlatıyorum; ‘Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.’ Üçüncü fıkra; ‘Görülmekte olan bir dava hakkında yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.’ Olay budur ve teknik bir konudur. Bırakalım yargı ne karar verecekse onu takip edelim.”

***

Yemin etmeleri hayırlı ve güzel oldu

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP’lilerin TBMM Genel Kurulunda bugün andiçmesine yönelik, ”Hayırlı oldu, güzel oldu. Zaten beklentimiz de buydu” dedi. Başbakan Erdoğan, TBMM’ye gelişinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. ”Birazdan CHP’liler yemin edecek, siz katılacak mısınız?” sorusu üzerine Erdoğan, ”Meclis’teyim kısmen katılırım, kısmen katılmam” karşılığını verdi. Erdoğan, ”Nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine ise ”Hayırlı oldu, güzel oldu. Zaten beklentimiz de buydu biliyorsunuz, bunun hep açıklamasını yaptık. ‘Çözüm yeri TBMM’dir’ dedik. Demek ki aklı selim ile hareket edilirse herşey olur” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, ”Ötekileştirildik, bu sürecin dışında tutulduk” şeklinde açıklamalarının olduğunun anımsatılması üzerine, şunları söyledi: ”Kimsenin ötekileştirildiği yok. Onların da yeri burasıdır. Bana göre gecikmeden onlar da kararlarını verip… Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara, demokratik parlamenter sistemin merkezi de TBMM’dir. Onların da geleceği yer burasıdır. Bunun dışında yapılanların hepsi, aslında temsil ettikleri milletvekilliği sıfatı ile uyumlu değildir. İnanıyorum ki onlar da en kısa zamanda gelip, burada yeminlerini yapacaklardır.”

Kaynak. 

***

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, TBMM Genel Kurulu’nda, partisinin 61. hükümetin programıyla ilgili görüşleri

Güzel bir seçim yaptıklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, ancak bir ilk
yaşanarak, 8 parlamenterin tutuklulukları nedeniyle meclise gelemediğini
hatırlattı.Kılıçdaroğlu, AK Parti, CHP ve MHP gruplarının bulunduğuna, 4. grubun ise bağımsız milletvekillerinin katılımıyla BDP olduğuna işaret etti.Kemal Kılıçdaroğlu, bir gerçeğin ortaya çıktığını belirterek, ”12 Eylül ürünü yasalarla bu ülkede sağlıklı demokrasi olmaz. Hele hele yüzde 10 barajıyla bir partinin, partilerin parlamentoya gelmesinin önünü kesmeye kalkarsanız hukuktan, farklı alanlardan yararlanarak bunlar yine parlamentoya gelirler” diye konuştu.

Cumhuriyet tarihinde olmayan bir şeyi yaparak ”Arkadaşlarımızın önü  açılmadıkça parlamentoda yemin etmeyeceğiz” dediklerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, bu milletvekillerinin mahkumiyetlerinin bulunmadığını, seçme ve seçilme hakkına  sahip olduğunu, milletvekili seçilmesine engel olmadığına dair yazı aldığını, seçime girdiğini, mazbatalarını aldığını, isimlerinin TBMM’ye bildirildiğini, okunduğunu ancak parlamentoda yemin edemediğini söyledi.

Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) engel çıkarmadığını, ”Bunlar  milletvekilidir” dediğini ve bu milletvekillerinin suçlu olmadıklarını ifade  eden Kılıçdaroğlu, suç ve cezalara ilişkin esasları düzenleyen anayasanın 38.  maddesine atıfta bulundu. Kılıçdaroğlu, maddede ”Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu
sayılmaz” hükmünün yer aldığını belirterek, ”Hükümet daha iyi duysun” diyerek, maddeyi yeniden okudu. Kemal Kılıçdaroğlu, ”Demek ki kimseyi suçlu görmemeliyiz ki bu ülkede demokrasiyi gerçek anlamda uygulamaya koyabilelim, ‘şu suçludur’ diyerek önceden yafta asmamalıyız ki onların seçme ve seçilme hakkını ellerinden almamalıyız” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, bu milletvekillerinin yemin etmelerinin önünde anayasal, yasal, uluslararası sözleşmelerde hiçbir engel olmadığını belirterek, ”Uluslararası sözleşmeler, milletvekillerinin tutuklanmamalarını, yemin etmelerini öngörür. BM Medeni ve Sivil Haklar Sözleşmesi de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de böyledir. Diyeceksiniz ‘O uluslararası sözleşmeler öyle ama Türkiye’de bunlar uygulanmıyor’, o sözleşmeler Türkiye’de uygulansın diye anayasanın 90. maddesini değiştirdik” dedi.
Kılıçdaroğlu, bugün AK Parti ile CHP yetkililerinin yaptığı ortak basın açıklamasında yer alan ”Bu çerçevede tüm siyasi partilerin ve milletvekillerinin milletimizin kendilerine verdiği bu onurlu görevi yerine getirmeleri için TBMM’de olmaları gerektiğine inanıyoruz” cümlesine işaret etti. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: ”Biz de yürekten inanıyoruz. Kimse milletin iradesinin üstüne çıkıp  onları yemin etmekten alıkoymamalıdır. Biz de isteriz ki her milletvekili gelsin,  
burada yemin etsin. Böylece demokrasi kavramını hep beraber yüceltmiş olalım.  Hükümet programının 13. sayfasında ‘ayrıca temel haklar kısmı düzenlenirken BM İnsan Hakları Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi ülkemizin taraf olduğu uluslararası insan hakları belgelerinin de esas alınması gerektiği düşüncesindeyiz” diyor. Biz de aynı düşüncedeyiz, aynen katılıyoruz, altına imzamızı atıyoruz. Bunları imzalamışız, yeni değil. Madem bu sözleşmeleri imzaladık niçin bu sözleşmelerin gereğini yerine getirmiyoruz? ‘Hukukun üstünlüğü’ diyoruz, eyvallah, hukukun üstünlüğü demokrasinin olmazsa olmazlarındandır. Hukukun üstünlüğü, anayasamız varsa, uluslararası sözleşmeler iç hukukun üstünde yer alıyorsa, anayasamızı buna göre değiştiriyorsak, niçin gereğini yapmıyoruz, niçin birileri gereğini yapmıyor?”

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, seçme ve seçilme hakkının insanlık hakkı
olduğunu kabul ettiklerini belirterek, ”İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi, özgürlük, kadın erkek eşitliği, hepimizin, şu parlamento çatısı altında görev yapan her milletvekilinin ortak paydasıdır. O halde ortak paydanın önündeki engelleri kaldırmak da hepimizin temel görevidir” dedi.

Bu temel göreve dikkati çekmenin de ana muhalefet partisi lideri olarak kendisinin görevi olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, ”Bir yerde aksama varsa söyleyeceğim, katılırsınız veya katılmazsınız ama aksamaları dile getirmek, dünyanın, ülkenin kamuoyunun dikkatini çekmek, görevlerimizden biridir. Çünkü ülkemizde demokrasi, özgürlük, insan haklarının daha çok gelişmesini istiyoruz. İleri demokrasi diyorsunuz, ne kadar güzel. O halde bunun gereklerinin ve içinin doldurulması lazım” diye konuştu. ”Biz sınavdan geçtik, kimse bize ‘sınavdan geçmediniz’ diyemez” diyen
Kılıçdaroğlu, ”Sayın Başbakan’ın milletvekili olma hakkı elinden alınmıştı. Sayın Başbakan, ‘Benim durumum onlarla aynı değil’ diyor. Doğru, Sayın Başbakan’ın durumuna göre savcıdan kağıt alamıyor, mazbata alamıyor, seçme seçilme hakkı elinden alınmıştı. Şunu söyledik, bu halkın yüzde 34,7’sinin oy verdiği bir partinin genel başkanına kimse yasak getirmemeli. Anayasal engeli kaldırdık. Hiçbir zaman ‘Sayın Erdoğan milletvekili olmasın’ demedik. Yasal engeli de kaldırdık” diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın, mahkumiyet kararı çıktığında ”Bugün 20 Eylül 2002. Türk demokrasi tarihine geçecek bir gün. Bugün milletin vicdanı ağır bir
yara aldı. Tereddütsüz inanıyorum ki Türkiye’nin derin vicdanı bu yanlış kararı düzeltecektir” şeklinde önemli bir açıklamada bulunduğunu hatırlattı.

Kılıçdaroğlu, bunun doğru bir söz olduğunu ifade ederek, CHP’nin milletin derin vicdanı olarak önündeki bütün engelleri kaldırdığını çünkü demokrasiye inandıklarını söyledi.Dönemin anayasa komisyonu başkanı Burhan Kuzu’nun 26 Aralık 2002’de ”Özellikle muhalefet partimize teşekkür ediyorum, sonuna kadar verdikleri sözün arkasında durdular, son gelişmelerden de etkilenmediler” açıklamasında bulunduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, anayasa ve yasa değiştirdiklerini, parlamentoda, demokraside önemli adımlar attıklarını söyledi.Kılıçdaroğlu, ”Bu bizim görevimiz. Bunu yaptığımız için sadece övünürüz. Sayın Başbakan’ı çok sevdik veya az sevdik diye değil, Türkiye’de demokrasi olsun, demokrasi ayıbı olmasın, kimse ‘niye bunu seçmediniz’ demesin diye bunları yaptık” dedi.Kılıçdaroğlu, seçme ve seçilme hakkının insan haklarının vazgeçilmez unsurlarından olduğunu ifade ederek, herkesin yasalar engel olmadığı sürece, evrensel hukukun gereği olarak seçme ve seçilme hakkı bulunduğunu söyledi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, bunun önündeki bütün engelleri kaldırmanın ortak görevleri olduğunu belirterek, bunu yapmadıkları zaman kısır tartışmaların arasında kaybolup gidecekleri uyarısında bulundu.Kılıçdaroğlu, kısır tartışmaların demokrasinin önündeki en büyük engel olduğunu, bunları aşmaları, daha tepeden, daha özgür, daha güzel bakmaları gerektiğini belirtti. Kemal Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

”Biz size oy veren bütün yurttaşlara saygılıyız. Elbette sizler de muhalefete oy verenlere saygılı olacaksınız. Demokrasinin özü budur, az oy, fazla oy aldık, bunlar hiç önemli değil. Demokrasilerde bugün siz, yarın başka bir parti alır. Sonuçta demokrasiyi bu ülkede yaşatmak hepimizin ortak görevidir. Seçimden sonra yargıyıbekledik. Hiçbir tereddütümüz yoktu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, BM Medeni ve Sivil Haklar Sözleşmesini imzalamışız, anayasanın 90. maddesi var, çok daha önemlisi mahkeme kararı var. Herhalde bunlar gelir, yemin ederler. Bunlar bırakılmadı, hangi gerekçeyle bırakılmadı? Anayasal, yasal engel var mı, hayır, uluslararası sözleşmeler serbest bırakılmasını istiyor mu, evet ama bırakılmıyor, neden, iki yargıcın takdiri nedeniyle. Yargıcın takdiri, yasama organına müdahaleyi gerektirmez. İkisi birbirinden çok farklı. Bütün yargıçların dünyada unutmaması gereken temel kural vardır, yargıç kararını insan haklarını ve demokrasiyi geliştirmek üzere verir. Neden ‘pozitif hukuk’ diyorlar, temel neden budur.

ABD’den örnek vermek istiyorum, Türkiye’den ABD’ye Karun hazineleri kaçırıldı, Kültür Bakanlığı dava açtı, eserlerin geri getirilmesi için mücadele etti. ABD’li avukatlar zaman aşımı nedeniyle davanın reddini istedi. Yargıçlar, ‘çalınan tarihi eserlerde zaman aşımı olmaz, o eserlerin çalındıkları ülkelerde sergilenmesi gerekir. Çünkü bu eserler o toprakların ürünüdür’ diyerek, Türkiye’ye iadesine karar verdi. İşte yargıç, pozitif hukuk, olması gereken budur. Bu sorun o yargıçların sorunudur demiyorum, şunu da söylemek istemiyorum, o yargıçlara müdahale edelim, telefon açalım, niye bunu yaptın, hayır, ne yargı üzerinde ne yasama organı üzerinde vesayeti kabul etmeyiz. Yargı da bağımsız olmalı, yasama organı da hiçbir vesayet altında kalmamalı.”Tutukluların milletvekili olduğunu, bu nedenle sorunun da parlamentonun sorunu olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, ”Çıkardığımız yasalar yargıçlar tarafından öngördüğümüz amaçların dışında yorumlanıyorsa o zaman çıkardığımız yasalarda sorun var demektir. Sorun CHP’nin değil Türkiye’nin sorunudur. Bir demokrasi eksikliği, ayıbı var, bunu çözmemiz gerekiyor” dedi.

Bir başka ”garabete” daha dikkati çekmek istediğini belirten Kılıçdaroğlu, ortak görüş olduğunu ancak çözüm üretemediklerini ifade etti.Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın uzun tutukluluk sürelerinden şikayetçi olduğunu belirterek, Gül’ün, Erdoğan’ın, CHP’nin, AB’nin bu durumun düzeltilmesini istediğini söyledi.CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ”Hepimizin şikayet ettiği bir konuda bir araya gelip bu sorunu çözemiyoruz. Bu sorunu çözme konusunda irade koyalım, çözelim. Demokrasi istemiyor muyuz, özgürlük, eşitlik istemiyor muyuz? Bir ayıptan Türkiye’yi kurtaralım. Bunu yarın dünyaya nasıl izah edeceğiz” diye konuştu

Kaynak 

***

Hükümet programı üzerindeki MHP Grubu adına Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin konuşmasından ayrıntılar :

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, TBMM’nin millet iradesinin somutlaştığı ve temsilcileri eliyle anlam kazandığı kutlu bir mekan olduğunu ifade etti.Bu tarihi ve kutsal emanetin değerini küçültecek, itibarını düşürecek ve sahip olduğu derin manayı incitecek her türlü tartışma ve çekişmeden uzak tutulması gerektiğini belirten Bahçeli, ”TBMM düşman silahlarının tasallutu altında dahi aciz ve yetersiz olmamıştır. Her ne sebeple olursa olsun boykot ve protesto gibi sonuçsuz eylemlere de muhatap kalmamış ve karşılaşmamıştır. Ne var
ki 12 Haziran seçimlerinin ardında gerçekleşen milletvekili yemin merasimindeki boykot ve protesto girişimleri maalesef gazi meclisin manevi şahsiyetini ihlal ve rencide etmiştir” dedi.

İktidar partisinin gerilimi tırmandırıcı yaklaşımının, ana muhalefet
partisinin inatçı tavrının yaklaşık iki haftadır ülke gündemini meşgul ettiğini
belirten Bahçeli, bu görüntünün çözüm kulvarına girmesinin herkes açısından sevindirici olduğunu ifade etti.

Tutuklu milletvekillerinin demokrasi ahlakı gereği mecliste bulunan herkesin meselesi olması gerektiğini söyleyen Bahçeli, ”Hukuk sisteminde adalet herkesin yararına işlemeli ve toplumun temel çıkarlarını dikkate almalıdır” diye konuştu.Devlet Bahçeli, çözüm odaklı pozisyon almanın meclisin güvenilirliğini muhafaza etmek açısından önemli bir adım olacağını belirtti.AK Parti’nin aldığı oy oranıyla sorunların çözümünde önünde engel kalmadığını ifade eden Bahçeli, son yemin ve boykot krizinde MHP’nin ”kilit açıcı ve demokrasiyi sahiplenici tavrının en az 367 garabetinin aşılması kadar değerli ve kıymetli” olduğunu kaydetti.

”Düşünün, partimiz de cezaevinde tutulan milletvekilin bahane ederek yemin etmekten imtina etseydi meclisin ve siyasetin hali acaba nasıl olurdu?” sorusunu yönelten Bahçeli, ”MHP’nin olmadığı bir meclis yapısında siyaset ve demokrasi krizinin nerelere ulaşacağıyla ilgili içinizde bir fikir yürüteniniz var mıdır? Fırsattan istifade ederek ‘muhalefet gelmese de meclis çalışır’ demek aslında batırılmış Baas’cı zihniyetin yansımasından başka bir şey değildir” diye konuştu.AK Parti hükümetlerinin söylenenin aksine ”taviz, teslimiyet ve talan sac ayağına oturduğunu” savunan Bahçeli, toplumsal kutuplaşma, ekonomik türbülans, siyasi kriz ve etnik bölücülüğün AK Parti’nin yanlış ve kastı aşan politikalarından dolayı ürediğini ve yayıldığını öne sürdü.Bahçeli, ”Demokrasinin içinin boşaltılması ve güven unsuruna vurulan darbeler son vatanımızdaki varlığımızı üst düzeyde tehlikeye atmıştır” dedi.

”61. hükümet programının milletin asıl sorunlarını omurgasından kavrayacak ve meseleleri çözecek siyasi ferasetten fazlasıyla uzak olduğunu” ileri süren Bahçeli, ”Program, milletimizin bunaldığı ve çıkış aradığı sorunların bütünüyle bitirilmesi noktasında farklı ve yeni bir şey getirmemiştir” diye konuştu.Anayasa hazırlığının gündeme bir kez daha taşıdığını belirten Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Yeni anayasayla amacın ne olduğu, nasıl bir değişiklik yapılmak istendiği ve muhteviyatının sınırlarının ne olacağı hususları boşlukta kalmıştır. Sanki her sorunun bir tek müsebbibi gibi takdim edilen anayasanın yeniden yazılmasıyla Türkiye belini doğrultacak ve ayağa kalkacaktır. Bu çerçevede Başbakan Erdoğan önümüzdeki dönemi ‘yeni anayasa dönemi’ olarak tanımlamaktadır. Dikkatle izleyeceğimiz, bu süreçte planlanan yeni anayasanın nasıl bir zihin ve yöntem benimsenerek dışlaşıcı değil kapsayıcı, ötekileştirici değil kucaklayıcı, ayrıştırıcı değil bütünleştirici, baskıcı değil özgürleştirici olacağıdır.

Sayın Başbakan ve hükümete açıkça sormak istiyorum: Hükümet programında sunulduğu şekliyle toplumsal çeşitliliği de bir zenginlik olarak kabul eden, tek sesliliği değil çoğulculuğu öne çıkaran bir metnin içeriğinde neler olacaktır? İzah edilmesi gereken en önemli husus, toplumsal çeşitlilikten neyin anlaşılacağıdır. Başbakan’ın sunuş konuşmasının satır aralarında dile getirdiği dil, din, mezhep, etnik köken gibi konularda ortaya çıkan çok boyutlu ve kalıcı çözüm arayışlarının bu dönemde de sürmesi yönündeki karalılığının anayasayla ilgisi var mıdır? Bu kapsamda planlanan yeni anayasada etnik kimlikler tanımlanacak mıdır? Mahalli ölçekteki dillerin anayasaya sokulması için niyet ve çaba gösterilecek midir? Eğitim ve öğretim dili olması yönünde tavır alınacak mıdır? Türk kimliğinin esnetilerek anlamsızlaştırılması ve ‘Türkiyelilik’ çarpıtmasıyla geriletilmesi düşünülmekte midir? ‘Türk milleti’ ifadesinin zedelenmesi, aşındırılması, Türklük vurgusunun değiştirilmesi maksadıyla bir girişimde bulunulacak mıdır? Üniter yapı sulandırılarak cumhuriyetin kurucu değerlerinden ve vazgeçilmez niteliklerinden taviz verilecek midir? Anayasanın ilk üç maddesi ile dördüncü maddesi hakkında planlanan nedir?” ”Her gün bir şehidin vatan toprağına emanet edildiğini” anlatan Bahçeli, ”Milli güvenliğimize yönelik tehditleri hafife alan bir hükümet etme anlayışının, millet ve devlet bekasını korumak için hiçbir fedakarlıkta bulunmayacağını görmek gerekmektedir. Eğer İmralı ile yapılan görüşmelerde terörle mücadele edileceğine dair bir ifadenin hükümet programına konulmamasına söz verilmişse emin olun bunu ne aziz milletimiz bağışlayacaktır ne de Allah affedecektir. Hele MHP hiçbir zaman bu acziyeti gösteren artniyetli muhataplarını unutmayacaktır” diye konuştu.

”Terör ve bölücülüğün Habur’daki terörist karşılama törenleri ve bölünmeyi Anayasa’ya yedirme arayışları nedeniyle arttığını” öne süren Bahçeli, sözlerine şöyle devam etti:

”61. Hükümet programında hiçbir şey yokmuş gibi terörle mücadeleden zerre kadar bahsedilmemekte Türk milletinin birliğine, varlığına yönelik suikastlar yok kabul edilmektedir. Yalnızca bu bile 61. Hükümet’e güven duymamamız için yeterli nedendir. MHP, programın bu haliyle baştan mahsurlu ve sorunlu olduğunu düşünmekte, güvensizliğin, işgüzarlığın, kötü niyetin programın ruhuna sindiği net olarak görmektedir. 61. Hükümet’in programında ‘ileri demokrasi’ vurgusuna özel bir atıf da yer almıştır. ‘Bu dönemde demokratikleşme hedefinin ileri demokrasi olacağı’
iddia edilmiştir. ‘Kimliklere saygı esasına dayanan birlikteliğin esas alındığı’ ortaya konulmuştur. Anlaşıldığı kadarıyla sözde Kürt sorunu da bu kapsamda formulize edilmektedir. Ne üzücüdür ki, Türk milleti farklılıkların yok edici ve ezici alına sıkıştırılmıştır. Elbette herkesin inancına ve anasının diline bizim de saygımız vardır ve başkası da zaten düşünülemeyecektir. Ancak farklılıklara yapılan özel vurgu, ayrılıkçı eylemlerin ve otonom hareket etme arayışlarının önünü açacaktır. Farklılıklar özendirilerek millet yapısı güçlendirilemez. Farklılıkların okşanması özerklik beklentilerinin azmasına neden olacaktır.”

Türk milletinin ayrılmaz bütünlüğünün müşterekliklerin vurgulanmasıyla korunabileceğini anlatan Bahçeli, ”Bütün itirazlarımıza rağmen kurulan etnik
kuluçka dönemi bugün çatlamaya içinden korkunç sesler duyulmaya başlamıştır. Bu, dağılmanın, ayrılmanın, bölünmenin ve bin yıllık kardeşlik ruhunun bitmesinin narasıdır. Başbakan Erdoğan yine vahim bir yanlışın içerisine düşmüş ve ayrı kültürden bahsederek gaflet yolunda inatla ilerlediğini göstermiştir” şeklinde konuştu.

Üzerinde birden fazla kültürün ortaya çıkarıldığı vatanların parçalanmasının kaçınılmaz olduğunu ifade eden Bahçeli, ”Şu ya da bu şekilde kültür bir aşamadan sonra bağımsız yaşamayı önceliğine alacak edebiyatıyla, sanatıyla buna canlılık katacaktır. Tarih, üniter yapı kapsamında bir vatan üzerinde iki milletin yaşadığına henüz şahitlik etmemiştir. İşte yolun başında 61. Hükümet’in kafası bu kadar karışık ve ektiği tohumlar bu kadar zehirlidir” dedi. Hükümet programının hazırlıksız, dar kalıplara sindirilmiş, sorunlu, marazlı ve millet için sakıncalarla dolu olduğunu” öne süren Bahçeli, ”Programda dış politikadan ekonomiye kadar kamuoyuyla paylaşılan konu başlıkları pembe tablolar çizmekte ve hayal tacirliği yapmaktadır. En başta işsizliğin aşılması için donanımlı ve iyi tasarlanmış bir politika seti programda
görülmemektedir” şeklinde konuştu.”Programda durumun genel geçer ifadelerle idare edildiğini” öne süren Bahçeli, şöyle devam etti:

”Ekonominin ayağa kalkması için yeni ufuklar çizilememiştir. Gelir dağılımının nasıl düzeltileceğiyle ilgili takdir edeceğimiz bir fikir zenginliği ve heyecanlı bir siyasi bakış ortada yoktur. Ekonomide, ‘adalet’, ‘eşitlik’ ve ‘özgürlük’ kriterleri görmezden gelinmiş, herkes için iyi olan bir strateji derinliğinin oluşturulması yönünde bir çaba görülmemiştir. Ekonomik eşitsizliklerin, fırsat eşitliğini bozmaması için alınmış bir tedbir ve sevineceğimiz bir öneri getirilememiştir.

Programda, ‘dış politikada vizyoner bir yaklaşım’ benimsendiği ifadesi ise gerçeklerle örtüşmemektedir. Aktif bir dış politika sayesinde ülkemizin küresel ve bölgesel bir aktör konumuna yükseldiği görüşüne bizim tarafımızdan temkinli yaklaşılmaktadır. Madem uluslararası ilişkilerde güçlü bir aktör haline geldik o zaman hangi milli meselenin lehimize sonuçlandığının izahını da Başbakan ve hükümet yapmalıdır. ‘Zafer kazandık’, ‘dik durduk’, ‘yumruğumu vurduk’ deniliyorsa uluslararası ilişkilerden ülke olarak neler elde ettiğimizi bilmek bizim en tabii hakkımız olacaktır.”Hükümetin AB’ye üyelik yolunda izlediği politikaları da eleştiren Bahçeli, Türkiye’nin, AB ile ilişkilerinde bir ”çıkmaza girdiğini” öne sürdü. Bahçeli, ”Bizimle birlikte müzakere sürecine başlayan Hırvatistan tüm fasılları kapatmış ve tam üye olmasının önü açılmıştır. AKP Hükümeti, fidyecilerin eline düşmüş rehine gibi AB karşısında çaresiz ve hareketsizdir. AB üyeliği konusunda kararlılık niyetleri ise temelsiz, gündemi oyalamaya dönük siyasi fanteziden ibarettir” diye konuştu.

Programda, Suriye’deki halk hareketinin gidiş ve istikametini kestiren bir yaklaşıma rastlamanın mümkün olmadığını ifade eden Bahçeli, özellikle Suriye ve Libya ile ilişkilerin karışık olduğunu ve batının hedefleri doğrultusunda ilerlediği görüşünü savundu. Bahçeli, ”Dün ‘dost’ ve kardeş’ olarak ilan edilenler, bugün ‘istenmeyen kişiler olarak gösterilerek duruma göre çark edilmektedir. Batının suflörlüğü ile ilerleyen AKP Hükümeti’nin çalkantılı ülkelerdeki muhaliflerle yakın temas kurması ülkemiz için sıkıntılı bir dönemi beraberinde getirecektir. Geçici yönetimlerin tanınması konusunda aceleci olmamak başımızı kendi coğrafyamızda ağrıtacak uygulamalara fırsat verilmemesi gerekir. Müslüman ve dost ülkelerin içişlerine karışılmamalı ve taşeronluk yapılmamalıdır. Afganistan ve Irak politikaları gözden geçirilmelidir” dedi.

Kaynak 

Meclis Birleşiminin Tutanak Metni 

24. Dönem 1. Yasama Yılı 7. Birleşim11/Temmuz /2011 Pazartesi

%d bloggers like this: