AKP ile CHP bildiğiniz gibi : İktidar ile Ana Muhalefet arasında « omurlu-omursuz» uyuşmazlığı…


CHP diklenmiş ama dik duramamıştır.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, CHP’yi eleştirdi. Hükümet programı üzerinde dün yapılan görüşmelerde çok kısa bir zaman sürecinde konuşmalara cevap verme fırsatı bulduğunu belirten Erdoğan, ”27 Nisan açıklamasına destek çıkan CHP olmuştur. Aynı CHP bir taraftan kalkıyor muhtıra mıydı, açıklama mıydı, bildiri miydi, bunun tartışmasını yapıyor. Muhtıra olsa ne yazar, bildiri olsa ne yazar, açıklama olsa ne yazar? Bu hükümet bunun gereğini ertesi gün yapmış mıdır, yapmıştır. Sen ne yaptın onu söyle? Sen onun yanında yer aldın. Bunların durumu bu, şecaat arz ederken bunlar sirkatin söylüyor” diye konuştu.

Meclis’in Cumhurbaşkanı seçmesini önündeki en büyük engelin CHP olduğunu söyleyen Erdoğan, ”Sayın Gül seçilene kadar bu Parlamento Cumhurbaşkanı seçerken peki ne oldu da Sayın Gül’ün seçimine gelince hemen devran değişiverdi? Niye orada kalkıp bu gerçeğin yanında yer almadınız?” diye sordu.

Seçmenin yüzde 47’sinin oyunu alan AK Parti’nin kapatılmasına alkış tutanın da CHP olduğunu anlatan Erdoğan, şöyle konuştu: ”Dün diyor ki ‘Biz testten geçtik.’ Ne testinden geçtin ya? Test buydu işte. Yüzde 47’nin oyunu almış bir AK Parti var, sen onun kapatılmasına alkış tutuyorsun. Bu kadar sessiz kaldınız. 12 Eylül müdahalesiyle yüzleşmenin, 12 Eylül Anayasası üzerinde en kapsamlı değişikliğin yapmanın karşısında yine CHP durmuştur. 12 Haziran seçimleri öncesinde AK Parti’ye oy verenleri ‘beyinsiz’ diye nitelendiren, 12 Haziran seçim sonuçlarını sendroma bağlayan yine CHP olmuştur. Bu nasıl oluyor da ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ilkesine sahip çıkmak oluyor? Bunların böyle bir özelliği yok. Söylüyorum ya akşam söylediklerini sabah inkar ederler. Bunların özelliği hep budur. Biz bugüne kadar bunları hep böyle gördük. Allah aşkına birdenbire ne oldu da CHP milli iradeyi keşfetti? AK Parti’ye kapatma davası açıldığında, ‘yargı da milli iradedir’ diyenlerin bugün yargı kararlarını kıyasıya eleştirmeleri, çok büyük bir çelişkidir. Biz ne kapatma davasında ne de bize karşı yapılan haksızlık ve hukuksuzluklar karşısında sokağa dökülmedik, boykot çağrısı yapmadık. Milli iradeyi boykot etmek gibi, Meclisi boykot etmek gibi bir yanlışın içinde asla olmadık. Sağduyu, sabır ve soğukkanlılıkla süreci takip ettik ve çıkan kararı beğensek de beğenmesek de rıza gösterdik ve gereğini de yerine getirdik. Yaptığımız neydi, suçumuz neydi? Hepsi ortada. CHP yattı kalktı, ne dedi işte ‘AK Parti laiklik karşıtıdır’ dedi. Sadece CHP bunu konuştu. AK Parti, programına 1982 Anayasası’nın gerekçesindeki laiklik tanımını koyarak bu tanım çerçevesinde bugüne kadar faaliyet göstermiş bir partidir. Kalkıp da İspanya’daki bir konuşmamda, orada başörtülü kızların, öğrencilerin durumuyla alakalı soruya verdiğim cevabı laiklik karşıtı olmakla eşanlamlı hale getirecek kadar bunlar özgürlüklerin karşısındadır. Bu CHP budur. Biz her zaman ne diyoruz diklenmeden dik durduk. Dik duracağız diklenmeyeceğiz. CHP diklenmiş ama dik duramamıştır. Fark bu…”
CHP’lilerin ”İki arkadaşımız yemin etmeden Meclise girmeyiz” dediğini hatırlatan Erdoğan, dün gelip TBMM Genel Kurulunda yemin ettiklerini ifade etti. Erdoğan, ”İşte bunlar bu… Ee benim vatandaşım benim halkım bunları görmüyor mu, görüyor. Ne diyor? ‘Arkadaş siz doğru konuşmuyorsunuz, dürüst değilsiniz. omurgalı değilsiniz’ diyor bunlara. Bunların durumu bu” dedi. Erdoğan, bir Nasreddin Hoca fıkrası da anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Nasreddin Hoca’ya sormuşlar, ‘Hoca alimsin, bilgilisin, tecrübelisin, lakin bugüne kadar bir icat yaptın mı, bir keşfin oldu mu?’ demişler. Hoca, ‘Ekmek ile kar yemeği ben keşfettim. Ama benim bile hoşuma gitmedi’ demiş. Şimdi CHP’nin yaptığı bu. Bir boykot icat etti ama kendisinin bile hoşuna gitmedi. Nitekim dün CHP bu yanlıştan döndü ve yemin ederek nihayet mili iradenin gereğini yerine getirdi. CHP”nin bu seferki çark edişinin diğerlerinin tersine hayırlı bir adım olduğuna inanmak istiyor, en azından böyle umuyor böyle temenni ediyoruz”.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa’nın ortasında yaşanan Srebrenitsa katliamına seyirci kalanların 16 yıl boyunca savaş suçlularının yakalanmasında da yetersiz kaldıklarını, isteksiz davrandıklarını söyledi. Bosna’da yaşanan katliamların baş sorumlusu olarak görülen Radovan Karadziç’in aranıyor olmasına rağmen 13 yıl boyunca elini kolunu sallayarak dolaştığını, hatta doktor olarak çalıştığını ancak 2008 yılında yakalanabildiğini belirten Erdoğan, başta Srebrenitsa olmak üzere Bosna’da bir çok insanlık dışı katliama kumanda eden ”kasap” lakaplı Miladiç’in ise savaştan 16 yıl sonra ancak Mayıs 2011’de yakalanarak Lahey’e gönderilebildiğini anımsattı. Srebrenitsa’nın mağdurlarının 16 yıl boyunca katliamın acısını çektikleri kadar adaletin tecelli etmiyor olmasının da acısını yüreklerinde taşıdıklarını belirten Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

”Srebrenitsa işte bunun için son derece önemlidir. Srebrenitsa vicdanların nasıl karardığını, insan haklarının, insani değerlerin, evrensel değerlerin nasıl ayaklar altına alındığını göstermesi bakımından önemlidir. Srebrenitsa, etnik ayrımcılığın ne büyük bir felaket olduğunu, etnik temizlik girişimlerinin ne kadar gayri insani olduğunu göstermesi bakımında önemlidir. Dünyaya demokrasi dersi vermeye kalkışanların, kendi inançlarından olmayanlara nasıl kayıtsız kaldıklarını, yanıbaşlarındaki etnik temizliğe nasıl göz yumduklarını göstermesi bakımından Srebrenitsa son derece önemlidir. Srebrenitsa’yı unutmayacağız ve unutturmayacağız. Dünyanın hiçbir coğrafyasında böyle bir etnik temizliğin, böyle katliamın tekrar yaşanmaması için Srebrenitsa’nın acısını her daim diri tutacağız. Bu millet bu ülke o kadar büyüktür ki 1991-1995 arasında Bosna’da yaşanan her acıyı özellikle de Srebrenitsa’nın acısını yüreğinde hissetmiş sadece dualarıyla değil en ücra köylerde bile varını yoğunu Boşnak kardeşleri için seferber etmiştir. Bu ülke ve bu aziz millet, ‘bana ne’ dememiştir, ‘uzak’ dememiştir. Boşnak kardeşlerine sırtını dönmemiştir ve elindeki avucundakini Bosna ile paylaşmıştır. Bugün bu ülkenin ve bu milletin Mısır, Libya, Yemen, Irak, Suriye, Afganistan ve Filistin için sesini yükseltmesini anlamayanlar, dün Srebrenitsa’ya gözünü kapatan, sırtını dönen, katliamcıların sırtını sıvazlayanlardır.Biz tarihimiz boyunca haksızlığın karşısında bir millet olduk. Gün geldi Fransa Kralının hakkını savunduk, gün geldi Endülüs’ün hukukunu savunduk. Gün geldi ta Ace, Sumatra’ya kadar yardım elimizi uzattık. Nerede katliam, dram varsa biz tüm gücümüzle haksızlığa karşı durmak, barışı savunmak, mağdurların elinden tutmak için orada olduk. Büyüklüğümüze yaraşır şekilde bugün ve gelecekte de haklıyı savunmaya, Hakkı savunmaya, barış ve dayanışma için çaba sarf etmeye devam edeceğiz.”

Bosna Hersek halkına dayanışma mesajı yollayan Başbakan Erdoğan, Srebrenitsa’da hayatını kaybedenleri rahmetle andığını, yakınlarına da Cenab-ı Allah’tan bir kez daha sabır niyaz ettiğini söyledi.

Erdoğan, ”Bosna Hersek’in efsanevi kahramanı, büyük lider, büyük devlet ve gönül insanı Aliya İzzetbegoviç hasta yatağında ebediyete intikalinden 24 saat önceki görüşmemizde elimi tutmuş ve ‘Bosna size emanet’ demişti. Merhum Aliya’ya da bir kaz daha Allah’tan rahmet diliyor, emanetinin emin ellerde olduğunu, emanetine her daim sahip çıkılacağını burada bir kez daha ifade ediyorum” diye konuştu.Önceki hafta Sivas ve Başbağlar’daki olayların 18. yılında bir kez daha anıldığını hatırlatan Başbakan Erdoğan, AK Parti hükümetleri döneminde bu benzeri karanlık hadiseleri aydınlatma yönündeki her çabanın da engellenme, üstü örtülme, karanlığa terk edilme girişimleriyle karşılaşıldığını ifade etti. Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Dün Danıştaya yönelik kanlı saldırıyı kendi siyasi çıkarları için kullanmaya heveslenenler, olayın derhal üzerine gidilmesi karşısında açığa düştüler. Hevesleri de kursaklarında kaldı. Aynı çevreler, belki Sivas olaylarını belki daha da eskiye giderek Çorum’u, Kahramanmaraş’ı aydınlatacak hukuk süreçlerini de engellediler. Bugün hala engellemeye devam ediyorlar. Sivas olaylarını bir siyasi malzeme bir istismar malzemesi olarak 18 yıldır kullananların, bugün AK Parti’yi çetelerle mücadelede yalnız bırakmaları son derece manidardır. Bu çevreler, AK Parti’yi çetelerle mücadelede yalnız bırakmakla kalmadılar, Silivri’ye giderek mahkemede sanıkların yanında oturacak, sanıkların avukatlığını üstlenecek kadar da bu mücadelenin karşısında durdular. Genel merkezlerinden Silivri’ye adete tünel oluşturdular. Düne kadar milleti, milletin tercihlerini küçümseyen CHP’nin, söz konusu Ergenekon olunca milli iradeyi ve demokrasiyi hatırlamış olmasının ne kadar samimiyetle bağdaştığını sizin ve aziz milletimizin takdirlerine bırakıyorum.”

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, BDP’nin tıpkı CHP gibi hukuku adeta hiçe sayarak Meclisi boykot etmesi, bir dayatmanın içine girmesinin demokrasiyi ve milli iradeyi inkar etmekten öte anlam taşımadığını belirterek, ”Meselenin sorumlusu olarak hükümeti görenler, uzlaşma arayışı yerine tehditler savuranlar göreceksiniz er ya da geç tıpkı CHP gibi gelecekler mecliste yeminlerini edecekler” dedi.

Erdoğan, BDP’nin yemin ile ilgili tavrını eleştirdi. BDP’nin de CHP’nin yaptığı gibi gelip yemin etmesini, hatta önce kayıtlarını yapmalarını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ”Onlar da geç kalıyor. Yazıktır, bu yaz tatilini yeminsiz milLetvekili olarak arazide dolaşmayı onlar da bırakmalı ve gelip onlar da en geç yarın bu yemini yapmak suretiyle parlamentodaki yerlerini almalıdırlar. İkide bir ‘bizi dışladılar…’ Hayır, hayır sen kendi kendini dışladın. Diyarbakır’da toplantı yapmak neyine ya? Toplantı yapılacak yer Ankara. Sen bir defa adresi şaşırdın. Önce adresi bul. Adres yanlış. Grup toplantını yapacaksan gel burada yap. Diyarbakır’da ancak belediye, il genel meclisi üyeleri toplantı yapar. Milletvekillerinin toplantı yapacakları yer, grup topLantısı burasıdır” diye konuştu. Erdoğan, 12 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan tabloya işaret ederek, seçim öncesinde istismar, iftira, tehdit ve baskı yoluyla AK Parti’nin Doğu ve Güneydoğu’dan çekildiğine dair yalan yanlış değerlendirmeler yapıldığını hatırlattı. ”Kürt meselesine ilişkin samimi değerlendirmelerimizin çarpıtılmasından tutunuz, bölgedeki adaylara yönelik istismara kadar, partimizin temsilciliklerinin taşlanmasından tutunuz molotoflarla ateşe verilmesine kadar, silahlı saldırıya kadar her türlü yöntem AK Parti’nin karşısında devreye sokuldu. Bu adil bir seçim mi?” dedi. Bütün bu çabalara rağmen AK Parti’nin, Doğu ve Güneydoğu ilerindeki toplam 112 milletvekilinin 70’ini aldığını anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

”7 coğrafi bölgede olduğu gibi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde AK Parti yine birinci parti olarak ipi göğüslemiştir. BDP’nin etnik temeli siyaseti ve ‘Ben Kürtlerin temsilcisiyim’ şeklindeki iddiası, 12 Haziran seçimlerinde bir kez daha karşısında AK Parti’yi buldu. Demek ki böyle bir şey yok. Benim Kürt kökenli vatandaşım böyle bir yetkiyi sana vermedi. Birinci derecede bu işin yetkilisi olarak AK Parti’yi görevlendirdi. AK Parti 12 Haziran seçimlerinde her bölgede, her kesimden, her etnik kökenden, her inanç grubundan, kısacası her iki kişiden birinin oyunu almak suretiyle bir Türkiye partisi olduğunu tekraren tescillemiştir. BDP’nin tıpkı CHP gibi hukuku adeta hiçe sayarak Meclisi boykot etmesi, bir dayatmanın, bir zorlamanın içine girmesi demokrasiyi ve milli iradeyi inkar etmekten öte anlam taşımaz. Meselenin sorumlusu olarak hükümeti görenler, uzlaşma arayışı yerine tehditler savuranlar göreceksiniz er ya da geç tıpkı CHP gibi gelecekler, Mecliste yeminlerini edecekler. BDP olmasa da bu Meclis çalışır ve hizmet üretir. Bunu biliyorsunuz CHP için de söylüyorum. Vaka bu… Yasalar açık ortada. Bunları geçmişte kendileri yaptılar, biz geldik bu yasaları bulduk ve bunlarla çalışıyoruz. Bu yasalarla da hizmete devam ediyoruz.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ”Bunlar çoğunluğa sahipler diye biz istediğimizi yaparız havasındalar” dediğini ifade eden Erdoğan, ”Biz temel ilke, felsefe olarak, çoğunluğu azınlığa tahakkümüne karşıyız. Ancak burada çok daha önemlisi var; azınlığın çoğunluğa tahakkümüne de asla ve kata müsaade etmeyiz” dedi. Erdoğan, yasalar çerçevesinde milletin iradesi neyse onun gereğini yerine getirmekle mükellef olduklarını kaydederek, Meclisin şu anda ”tıkır tıkır çalıştığını” ifade etti. Erdoğan, Meclisin bugüne ve yarın çalışmalarını sürdüreceğini, Hükümetin güvenoylamasının sonrasından da hep birlikte araziye dağılacaklarını ve Türkiye geneline milletin vekilleri olarak yaz tatili boyunca da çalışmalarını sürdüreceklerini anlattı. ”BDP’liler olmasa da Doğu’nun, Güneydoğu’nun sorunları çözülecek. Kürt kardeşlerimin meseleleri çözülecek, çözülmeye devam edecek” diyen Erdoğan, BDP’nin tüm engelleyici ve tahrik edici tutumuna rağmen 9 yıl boyunca devrim niteliğinde reformlar gerçekleştiğini ve oradaki vatandaşların sorunlarının çözüm yoluna girdiğini anlattı. ”Benim Kürt kökenli vatandaşlarıma ‘kardeşim’ dememiz bile beyefendileri rahatsız ediyor” diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Kürtlerin dini Zerdüştlüktür’ diyen bir anlayış var bunların başında. Bunların lider anlayışı bu. ‘Kürt kardeşlerimize İslam kılıç zoruyla dayatılmıştır’ diyenler bunlar. Ama şimdi bakıyorsunuz sözde Cuma namazları kılınıyor. Birileri de tribünden onları seyrediyor. Adeta basın bildirisi açıklar gibi. Yaptıkları iş bu. Ama burada zaten Cuma kılınıyor. Neymiş, devletin camisinde veya devletin imamının arkasında Cuma namazı kılınmazmış. Böyle kendilerine göre bir fetva vermişler. Cuma, ehliyet ve liyakat sahibi hocalarımızın arkasında kılınır. Bunların nereden, neyi bulup getirdiği de belli değil, o ayrı mesele… Ve onun da bir adabı olur, o adabın içerisinde kılınır. Biz biliyorsunuz kendi geleneğimizde de köylerdeki mescitlerde de Cuma kılmayız genellikle. Genelde kasabaya ineriz, ilçeye ineriz veya il merkezindeki Selahattin Camii dediğimiz veyahut da Cuma mescitleri dediğimiz o büyük yerlerde bir araya gelip oralarda genelde Cumalarımızı ifa ederiz, yerine getiririz. Neden? Çünkü o bizim birlik, beraberlik, dayanışma mesajlarını alacağımız gündür. Birbirimizle ciddi manada tanışma, kaynaşma günümüzdür ve bu böyle yerine getirilir. Ama bunların yaptığı ayrışmadır. Bunların yaptığı nedir, tamamen bölmedir, parçalamadır. Kendilerine göre bir şeyler icat ediyorlar. İcat edenlerin de bu işin içinde olduklarını bir bilsek, ah can kurban. Böyle bir şey de yok.”

Erdoğan, kendilerinin ”bütün bunlara rağmen BDP de gelsin, yemin etsin, meclis çalışmalarına katılsın. Hem milli iradenin hem de milletvekili olmanın gereğini yerine getirsin” dediklerini ifade ederek, şunları kaydetti:

”Biz gerek yeni Anayasanın yapılma sürecinde, gerekse milli birlik ve kardeşlik projemizde BDP’nin katkılarını görmek isteriz. Ancak, ‘Biz ne istiyorsak o Anayasanın içinde yer alır’ derseniz; kusura bakmayın siz önerinizi getirirsiniz, alması gereken, olması gereken ne teklifiniz varsa onlar orada yerini alır. Ama hepsi orada yerini alır diye bir şey yok. Oturacağız bir ortak akıl oluşturacağız ve bu ortak akılla, bu kolektif akılla bir anayasa hazırlayalım diyoruz. Dün, baktık ki, MHP’nin Genel Başkanı Sayın Bahçeli hemen orada bizi adeta hesaba çekmeye başladı. Anamuhalefetin genel başkanı aynı şekilde hesaba çekmeye başladı. Biz ne diyoruz hesap sormayı bırakın gelin oturalım masaya; verin ekiplerinizi, biz de ekibimizi verelim CHP, BDP de versin; başlasın arkadaşlar çalışmaya. Bu işin bir çerçevesi oluşsun, ondan sonra biz tüm sivil toplum kuruluşlarının da desteklerini, yardımlarını alalım, akademisyenlere gidelim, onlara desteklerini alalım, anayasacıların desteklerini son safhada onların da alalım. Ama ondan sonra bu işin nihai kararını verecek yer bu parlamento olacak. Burada bunu gerçekleştireceğiz ve ondan sonra da hep beraber, birlikte övünelim. Tüm milletimizin ‘İşte benim Anayasam diyebileceği bir anayasayı hazırladık’ diyelim. Bunu Doğu’daki, Batı’daki, Kuzey’deki de Güney’deki de desin. ‘Artık biz darbe dönemlerinin anayasasından kurtulduk’ desin halkımız, bunu başaralım. Ama daha bu adımı atmadan, sizlerden randevu talebinde bulunmadan hemen kalkar da bize yumruğunuzu sıkarsanız, biz o eli nasıl sıkarız. Açık olan el sıkılır, sıkılı el nasıl sıkılır.”

***

O zaman konuşmak bize farz oldu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında ; CHP’li milletvekillerinin andiçme sürecinde varılan mutabakat konusunda ”Sayın Erdoğan benim bildiğim insanlar attıkları imzaya sahip çıkarlar, o imza herkesin namusudur. Benim bildiğim kural bu… Namuslu insanlar imzalarına sahip çıkarlar.Metin çok açık, hiçbir yoruma yer vermeyecek kadar açık” dedi.Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada gündemdeki  konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına, Srebrenitsa katliamında yaşamını yitirenleri anarak başlayan Kılıçdaroğlu, katliamının acısını her zaman yüreklerinde taşıdıklarını ve Boşnaklara gönülden destek olduklarını söyledi.

TBMM’de dün farklı bir gün yaşandığını, CHP’li milletvekillerinin
andiçmeden geçirdiği iki haftalık sürecin tamamlandığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, ”kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerin kamuoyuna açıklanmasının doğru olmadığını, varılan bir mutabakat varsa bunun gereğinin yerine getirilmesi gerektiğini” dile getirdi. Andiçme konusunda yaşanan süreçte AK Parti ve CHP yetkililerinin ”masaya oturarak” mutabakata vardığını ifade eden Kılıçdaroğlu, görüşmelere ilişkin ayrıntı vermediğini söyledi. Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

”Burada kapalı grup toplantısında da sadece iki cümle okuyarak, beklediklerimizi aldığımızı ifade ettik. Hiçbir yorum da yapmadık. Bütün milletvekili arkadaşlarımız tanıktır. Neden? Çünkü varılan bir uzlaşmanın kendi kuralları içinde yürümesini istiyorduk. Çünkü biz demokrasiyi içine sindirmiş, ikiyüzlü politika gütmeyen bir partiyiz. Çünkü bizim içimiz neyse dışımız da o… Çünkü biz açıkça söyleyeyim, yalan söylemeyi bilmeyiz, yalan söylemekten utanırız. Sayın Başbakan kürsüye çıktı bir sürü laf etti. Yine ses çıkarmadık. ‘Olur, siyasettir’ dedik ama bugün grup toplantısında kullandığı bir cümle var, bizim için diyor ki ‘CHP diklenmiş ama dik duramamıştır’. O zaman konuşmak bize farz oldu.”

CHP’nin sürecin en başından itibaren ”İki arkadaşımıza yemin yolu açılıncaya kadar yemin etmeyeceğiz” dediğini anlatan Kılıçdaroğlu, ”Birinci yalan ‘Efendim onlar Meclise gelinceye kadar biz de yemin etmeyeceğiz.’ Bu yalanı kim söylüyor? Recep Tayyip Erdoğan söylüyor. Bari bizim söylediklerimizi oku. Okuma yazması var mı, okuduklarını anlayabiliyor mu endişem var. Böyle bir insan bu ülkeyi nasıl yönetir” diye konuştu.Pek çok kişinin bu süreçte ‘yemin yolunun nasıl açılacağını’ sorduğunu,
buna da ”irade beyanı olursa yemin yolu açılır” yanıtı verdiklerini kaydeden
Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

”Ne demek irade beyanı? Biz de onlar da diyecekler ki ‘hapiste kimse
kalmasın. Tutuklularda parlamentoya gelip yemin edebilerler. Bunun yolunu açalım’. Bunu söyledik. Bize bir metin getirdiler. Ayrıntıları açıklamak istemezdim ama farz oldu. Dün sabah getirdikleri metin ‘Tüm siyasi parti ve milletvekillerinin milletimizin kendilerine verdiği bu onurlu görevi yerine getirmeleri hususunda azami hassasiyeti göstermeleri gerektiğine inanıyoruz.’ Kusura bakmayın bu bizim arzu ettiğimiz irade beyanı değildir. Öğlen oldu. Aynı metin bir daha geldi. Yine orada değişen bir şey yok.Biz şunu söyledik, bizim söylediğimiz metin, ‘Tüm siyasi partilerin ve milletvekillerinin milletimizin kendilerine verdiği bu onurlu görevi yerine getirmeleri için TBMM’de olmaları gerektiğine inanıyoruz’. Hapistekiler, dışardakiler, 550 milletvekilinin Mecliste olmaları gerektiğine inanıyoruz. Bizim istediğimiz irade beyanı budur. Şimdi ya okuduklarını anlayamıyor veya sonradan fark etti, ‘şimdi ben nasıl çark ederim’ diye düşünüyor. Bunun altında imza var. AKP’nin üç grup başkanvekilinin imzası var.Biz sadece bununla da yetinmedik. Bir şey daha var bu metinde ‘Anayasa dahil tüm mevzuatın yasalar, yönetmelikler, tüzükler tüm mevzuatın hukukun üstünlüğü çerçevesinde ve kuvvetler ayrılığı ilkesi dikkate alınarak özgürlükleri genişletici bir anlayışla yorumlanması ve uygulanması gerektiğine inanıyoruz’. Biliyorsunuz AB’nin bir raporu vardı okumadan ‘çok dengeli bir rapor demişti.
Sonra bu raporun hiç de dengeli olmadığı çıktı ve çark etmeye başladı. Şimdi metni yeni okuyup anladı ki ‘nasıl ben bundan çark ederim’ diyor.Sayın Erdoğan benim bildiğim insanlar attıkları imzaya sahip çıkarlar, o imza herkesin namusudur. Benim bildiğim kural bu… Namuslu insanlar imzalarına sahip çıkarlar. Metin çok açık, hiçbir yoruma yer vermeyecek kadar açık.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ”Camilerle ilgili geçmişte şu yapıldı, bu yapıldı’ deniliyor. O camilerde bu ülkeyi savunmak için bu ülke, bizim çocuklarımız için şehitliği göze alan askerler, insanlarımız kalıyordu. Çünkü kışla, yer yok. Nasıl bu kadar ciddi bir hata yapılır? Bu vicdansızlık değil mi?” dedi. Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, partisinin milletvekillerini andiçmesi öncesinde AK Parti ile yapılan ortak açıklamayı değerlendirdi.Birilerinin kendilerinin suçladığını ifade eden Kılıçdaroğlu, ”Biz sonuç almaya odaklanırız her zaman. Şimdi kalkmış, ‘dik durdular, dik durmadılar’ Biz dik duruyoruz. Bu imzayı inkar ediyorsan senin omurgandan benim kaygım var. Biz inkar etmiyoruz. Namuslu insanlar da omurgalı insanlar da attıkları imzanın sonuna kadar takipçisi olurlar. Biz olacağız. Demokrasi kazanacaksa bu imzaların gereğinin yerine getirilmesi gerekir” diye konuştu.

”Başta ne söylediysek şimdi de onu söylüyoruz. Verdiğimiz sözden vazgeçmedik” diyen Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle devam etti:

”Hiçbir zaman ‘şu olsun, bu olsun…’ İstediğimiz bir şey vardı demokrasi, özgürlük ve insan hakları bunların olmadığı yerde neyi tartışacaksınız? Biz her zaman dik duruyoruz. Söylediklerimiz çok açıktır, metin
de çok açıktır. Bunun altında 3 AKP’linin imzası vardır. O imzalarına sahip çıkmalarını bekliyoruz. Çünkü namuslu adamların yapması gereken attıkları imzalara sahip çıkmaktır. Bu konuda çok fazla yorum yapmayı uygun görmüyorum. Yeri zamanı gelirse yine konuşuruz.Neymiş? 27 Nisan bildirisi… Neymiş? ‘CHP şöyle, böyle yaptı.’ İşin özüne gelelim. 27 Nisan’da bir muhtıra verildi mi? Verildi. Muhtıra verenlerden hesap soruldum mu? Hani sen hesap soracaktın? Sana muhtıra veren kişiye üstün hizmet madalyası verdin mi vermedin mi Erdoğan? Sen çık önce bunu açıkla. Kalkmış CHP’yi suçluyor. Önce bir kendi yaptığına bak. Sonunda ‘bu muhtıra değildir’ demeye başladı. Çünkü oradan yeteri kadar nemalandı, mağdur edebiyatı yaptı. ‘Mağduruz’ dedi. Bu tabloyu milletimizin dikkatine sunuyorum. Sana muhtıra verenlere sen kalktın üstün hizmet madalyası verdin.Hani 12 Eylül paşalarından hesap soracaktın? Hesap soramadın, maaşlarına zam yaptın. Oradan da mağduriyet edebiyatı yapmaya kalkıştın. Sen 12 Eylül de hangi bedeli ödedin? Sen hangi işkenceden geçtin? İşkence çeken, idam edilenlerin yakınlarının acılarını istismar ettin.”

Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın kendilerine yönelik olarak sarf ettiği,
”sabah söylediklerini akşam inkar ediyorlar” sözlerini anımsatan Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın, 28 Şubat 2011’de yaptığı bir açıklamada NATO’nun Libya’ya müdahalesini reddederken, 25 Mart 2011’deki bir başka açıklamasında, Libya’ya müdahaleyi kabul ettiğini, ”NATO’nun devreye girmesiyle belli yerlerde rahatlama meydana geldi” ifadesini kullandığını öne sürdü.”Nerede rahatlama meydana geldi? Sabah söylediğini akam inkar eden kim?” sorusunu yönelten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

”NATO müdahale etti. Binlerce sivil öldürüldü. Akdeniz’in karanlık sularında binlerce Müslüman boğularak öldü. Türkiye’den yardım istendi. Bizim gemilerimiz yardım etmedi, NATO izin vermediği için. Bunu kim eleştirdi? Sosyalist Enternasyonalde CHP eleştirdi. Bu nasıl bir anlayıştır, nasıl bir düzendir? Binlerce Müslüman’ın ölümüne önce itiraz ediyorsan sonra tıpış tıpış imza atıyorsun. Kimse de kalkıp bunu eleştirmiyor. Böyle bir medyamız var. Niye eleştirsin, niye başına dert etsin? Korkuyor. Bedel ödüyor şimdi medyada çalışanlar bedel ödüyorlar. Çoğunun işine son veriliyor.”

Görevinden ayrılan bir gazetecinin, seçim öncesinde çalıştığı kurumdaki
uygulamaları eleştiren bir yazısını okuyan Kılıçdaroğlu, yazıda, ”hükümet
tarafından gazetecilerin yapacağı işin sınırlarının belirlendiğine” dair
iddianın yer aldığını ifade etti. Kılıçdaroğlu, ”İşte Türkiye bu. İşin
mutfağında olan, tartışma programları yapan ve ayrılmak zorunda olan bir gazetecinin söylemi. Şimdi ileri demokrasiden bahsediyoruz. Biz bunların ne olduğunu çok iyi biliriz. Ne yapmak istediklerini de çok iyi biliriz. O açıdan AKP’yi de AKP’nin durumunu da hepsini değerlendireceğiz. Açık yüreklilikle değerlendireceğiz. Çünkü bizim isteğimiz Türkiye’de demokrasinin tüm boyutlarıyla hayata geçirilmesidir”
şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan’ın dün TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, kendilerine, ”programı hakkında konuşmadılar” eleştirisine de değinen Kılıçdaroğlu, ”İnsaf yahu… Programda 13. sayfayı açtım bir paragrafı okudum. Yalanın bu kadarına da insaf. Kuyruklu yalanın bu kadarına insaf. Sen Başbakansın nasıl yalan söylersin. Bu kadar da olmaz. 550 milletvekilinin gözünün içerisine baka baka yalan söylüyorsun. Pes vallahi…” diye konuştu.

Hükümet programının demokrasiyle, hukukun üstünlüğüyle, uluslararası
sözleşmelerle ilgili tüm bölümlerine değindiklerini anlatan Kılıçdaroğlu, konuşma sürenin az olmasından yakındı. Ekonomiyi tartışamadıklarını belirten Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Başkan izin verseydi 1-1,5 saat ekonomiyi de tartışırdık. Kaldı ki sürenin kısalığından sadece ben değil kendisi de şikayet ediyor. ‘Süre 40 dakikaydı anlatamadık’ diyor. Biz de anlatamadık. Camilere gelince. ‘Camilerle ilgili geçmişte şu yapıldı, bu yapıldı’ deniliyor. O camilerde bu ülkeyi savunmak için bu ülke, bizim çocuklarımız için şehitliği göze alan askerler, insanlarımız kalıyordu. Çünkü kışla, yer yok. Nereye bırakacağız bunları, bu askerlerimize nerede bakacağız? Nasıl bu kadar ciddi bir hata yapılır? Bu vicdansızlık değil mi? Vicdanı olan, tarihi bilen o ulusal Kurtuluş Savaşı’nın 1920’lerini 1930’larını bilen, tarihiyle barışık olan
birisi tarihine bu kadar ihanet eden sözler söyleyebilir mi? Nasıl bunu yapar? Tarih, insan sevgisi yok. Çünkü bağımsızlığın, ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ne olduğunu bilmiyor. Hangi bedeller ödenerek o savaşın kazanıldığını bilmiyor. O askerlerin bir günde sadece bir öğün yemek yediğini de bilmiyor. Mehmet Akif’in şiirlerini okuyor ama onları da bilmiyor. Çünkü o şiirleri okumak için insanın ruhunda denizlerin depreşmesi lazım ama sen kim Mehmet Akif sen kim ulusal kurtuluş savaşı kim?”

AK Parti hükümetleri döneminde tarihi camilerde restorasyon çalışmaları
yapılmaya çalışıldığını belirten Kılıçdaroğlu, İzmir ve Manisa’da 22 caminin
onarımında 3 milyon 874 bin 446 TL tutarında imalatın hiç yapılmadığı halde müteahhitlere 6 milyon 874 bin 71 TL para verildiğini ileri sürdü. ”Resmi rakamlar, devletin rakamları” diye konuşan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Hiç imalatı yok 3 trilyonluk… Sen 6 trilyon para ödüyorsun. Yapan kim
AKP hükümeti. Hani camiler ibadet yeriydi. Camilerde insanlar gelip ibadet ederken Allah’ın manevi kişiliğiyle buluşurlar. Sen camilerde tamirat yaparken yolsuzluğa göz yuman bir ülkenin başbakanı olarak hiçbir şey hissetmiyor musun? Bir tek cümle bile etmedin şu ana kadar. Yüzüne gözüne dursun. Bu milletin tüyü bitmemiş çocuğunun vergileriyle kalkıp caminin onarımın da bile yolsuzluğa göz yumuyorsun. İnsan biraz utanır, sıkılır. Süleymaniye Camisi’ni ibadete açtı, üstelik siyaset yaparak. Din kutsal bir şeydir, tartışılmaz. Süleymaniye Camisi’nin onarımında 4 milyon TL yolsuzluk yapıldı. Liste var. Bunu tüm milletvekili arkadaşlarıma dağıtacağım. Hangi camide kaç lira yolsuzluk yapıldı. Lütfen gidin tüm illerde, ilçelerde bütün köylerde AKP’nin camilere olan tutkunluğunun gerekçesini anlatın. Yolsuzluk yapıyorlar. Kalkıp bize ders veriyor. Sen kim CHP’ye ders vermek kim? Daha bitmedi daha arkası da gelecek.”

Başbakan Erdoğan’a, ”Hasan Dağcı kim? Tanıyor musun?” sorusunu yönelten Kılıçdaroğlu, Dağcı’nın, Erdoğan’ın özel kalem müdürü olduğunu belirtti. Başbakan Erdoğan’ın, Hasan Dağcı ile çektirdiği bir fotoğrafı da gösteren Kılıçdaroğlu, ‘Hasan Dağcı bir arsa alıyor. İstanbul Kadıköy İbrahimağa Mahallesi 1. Bölge’de. Alış bedeli 215 milyar lira. Tapusu da var elimizde. Kadıköy belediyesinin yazısı da var ‘bu arsa cami yeri için ayrılmıştır’ diyor. İstanbul Anakent Belediye Başkanlığının Meclis Kararı ile cami yeri rezidansa dönüştürülüyor. Rezidans yapılıyor ve satılıyor. Sayın Erdoğan’a soruyorum; sen dini böyle mi yaşıyorsun? İstanbul’da daha çok var. Çıkaracağım. Din bezirganlarını güzel güzel dinimizi
istismar edenleri milletimizin önüne koyacağız. yeter artık. Biz sesimizi
kesiyoruz onlar sanıyorlar ki bunlar hiç konuşamazlar. Çünkü para deyince bunlarda din, iman kalmaz.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hiçbir zaman, hiçbir ortamda imzalarını inkar etmeyeceklerini, imzaların namusları olduğunu ifade ederek, ”Onlar da eğer ‘Bu imza bizim namusumuzdur’ diyorlarsa arkasında duracaklar. Kendi konumuna gelince ‘ben başka şeyle suçlanıyordum, ama şimdi milletvekili seçilenler başka bir şeyle suçlanıyorlar’ diye bir kolaycılığın arkasına sığınmak, Recep Tayyip Erdoğan’a yakışmaz” dedi.Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubunda yaptığı konuşmada, Hükümet programına yer verdi. Hükümet programı üzerinde dün neden konuşmadığına yönelik eleştirilere işaret eden Kılıçdaroğlu, konuşmak için zamanın az olduğunu söyledi.Türkiye’de işsizliğin olduğunu, çözüme ilişkin bir şeyin bulunmadığını ifade eden Kılıçdaroğlu, ‘Ne yapayım ben bu hükümet programını?” diye sordu. Kılıçdaroğlu, cari açığın giderek arttığını, cari açık sorunu olduğunu ancak herhangi bir çözüm olmadığını belirterek, ”Ne yapayım ben bu hükümet programını?” sorusunu yineledi.Büyüme olduğunu ancak birilerinin büyüdüğünü ifade eden Kılıçdaroğlu, ”Cami arsasını ranta dönüştürüp, oraya rezidans yapanlar için büyüme var. Ben ne yapayım o büyümeyi, zaten o büyüyenler, senin etrafındakiler, yandaşların. Etrafını çevirmişler. Onlarda din iman kaygısı yok, onların kaygıları başka” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, iç tasarruflarda sorun olduğunu, ülkenin sağlıklı büyümesi
için iç tasarruf oranının artması gerektiğini ancak buna ilişkin bir düzenleme
bulunmadığını söyledi. Kılıçdaroğlu, ”Ne yapayım ben bu programı?” dedi. Türkiye’nin, dış itibarı yükselen bir ülke olarak gösterildiğini belirten
Kılıçdaroğlu, kara para sorgulaması yapan kurumun bulunduğunu, Türkiye’nin adının kara para listesinde yer aldığını söyledi. Kılıçdaroğlu, kara paranın aklanmasının önlenmesine ilişkin çalışma grubunun ”Terörizmin finansmanına kolaylık sağlayan ülkeler arasında Türkiye de var” yönünde bir karar aldığını belirtti. Kılıçdaroğlu, ”İtibara bak. Bunun önlenmesi, en azından ortadan kalkması için bir şey yaptılar mı? Yok. Hükümet programında bir şey var mı; yok? Ne yapayım ben bu hükümet programını?” diye konuştu. Kılıçdaroğlu, ”Yandaşlara ihaleyi nasıl veririz” diyerek, İhale Yasası’nda yaklaşık 40 maddenin değiştirildiğini savunarak, AB’nin bütün ilerleme raporlarında, ”İhale Yasası’nı değiştirin, AB standartlarına çekin, ihaleler şeffaf olsun, yolsuzluk olmasın” yazdığını kaydetti. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

”AKP’de ses var mı; tık yok. Bunu düzeltme yönünde hükümet programında bir şey yok. Ne yapacağız bu hükümet programını? Enerjide, Türkiye’yi dışa bağımlılıktan kurtaracakmışız. Doğalgaz, petrol dışardan geliyor, itirazımız yok, Türkiye’de yeteri kadar yok. Bunun çeşitlenmesi, bir ülkeye bağlanmaması lazım. Ulusal güvenliğimiz açısından bir ülkeye aşırı bağlanılmaması lazım. Bir de nükleer santral anlaşması yaptık. Bırakın dışa bağımlılığı azaltmayı bir ülkeye bağlılığımızı çok yüksek noktaya çıkardık. İlk yatırım maliyetlerimiz çok yüksek. Bir tek ses var mı hükümette; yok.”

Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin, tarımda ciddi sorunlar yaşadığını, bu sorunların aşılması gerektiğini ifade etti.Niğde’nin bazı beldelerinde elektriklerin kesik olması nedeniyle patateslerin çürüdüğünü, bir çiftçinin bu nedenle intihar ettiğini anlatan Kılıçdaroğlu, hükümetten ses çıkmadığını, ”bu yanlıştır” diye bir söylem olmadığını savundu.Kılıçdaroğlu, çiftçinin 3 milyar 200 milyon litre mazot kullandığını, mazotun litresinin 3,6 liradan satıldığını anımsatarak, ”Çiftçiye satılan mazottan devletin ÖTV ve KDV’den elde ettiği gelir 6,4 milyar lira. Çiftçiye verdiğimiz teşvik ise 6 milyar lira. Çiftçi zarar ediyor. Bunu çözmeye yönelik bir şey var mı; hayır. Hükümet programı bir şey söylemiyor” diye konuştu.2003-2010 döneminde 26 milyon dönüm arazinin ekilmediğine işaret eden Kılıçdaroğlu, çiftçi, üretsin, eksin, biçsin şeklinde hükümet programında somut bir hedefin olmadığını söyledi.
Kılıçdaroğlu, CHP’nin, demokrasinin gereğine, özgürlüklere, insan haklarına inandığını dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı.

‘Kendi konumuna gelince ‘ben başka şeyle suçlanıyordum ama şimdi milletvekili seçilip parlamentoya gelenler, başka bir şeyle suçlanıyorlar’ diye bir kolaycılığın arkasına sığınmak, Recep Tayyip Erdoğan’a yakışmaz. Suçlamadan söz edersek, ben de söz edeyim, sen de kalpazanlıkla suçlanıyorsun. Bana inanmıyorsan, Meclis Başkanlığına gitsin Sayın Çiçek’ten, kendi imzasının olduğu, kalpazanlıkla suçlandığına ilişkin… Alsın, baksın. Sen Başbakansın. Masumiyet karinesini bile çarpıttı çünkü anayasayı bilmiyor, hukuk kültürü yok.Biz verdiğimiz sözlerin arkasındayız, kararlılıkla gideceğiz, hiçbir zaman, hiçbir ortamda imzalarımızı inkar etmeyeceğiz, imzalar bizim namusumuzdur, arkasında duracağız. Onlar da eğer ‘bu imza bizim namusumuzdur’ diyorlarsa arkasında duracaklar. O tarihi iki cümleyi yeniden okuyorum: Tüm siyasi partilerin ve milletvekillerinin, milletimizin kendilerine verdiği bu onurlu görevi yerine getirmeleri için TBMM’de olmaları gerektiğine inanıyoruz. Anayasa dahil, tüm mevzuatın hukukun üstünlüğü çerçevesinde ve kuvvetler ayrılığı ilkesi dikkate alınarak, özgürlükleri genişletici bir anlayışla yorumlanması ve uygulanması gerektiğine inanıyoruz. Bu sözlerin sonuna kadar arkasındayız. Onlar da attıkları imza ‘bizim namusumuzdur’ diyorlarsa, onlar da bu imzalarının arkasında durur. Öyle umuyoruz, öyle istiyoruz. Demokrasi de insan hakları da bunun gerektirir.”

Kaynak 

%d bloggers like this: