Korsan Çıkmazı…


“…Yeni dostluklar kuracak yürek kalmadı artık bizde. İşimiz çok üstelik; yorgunuz.”


Dr.M.Halit UMAR

Korsan Çıkmazı, Nezihe Meriç’in 1960 yılında yazdığı bir romanıdır. Bu yapıtı (YKY 3. Baskı*) bu kez başka bir bakış açısından okudum. Amacım, Türk yazın sanatına elli yılın üzerinde emek veren Nezihe Meriç’in değişik yapıtlarını karşılaştırmak, yazım tekniğinde, sözcük seçiminde, dil kullanımındaki evrimini daha iyi anlamaktı. Böyle bir yanaşımla okuduğum, ilginç bulduğum saptamaları sizlerle paylaşacağım.

Bu yapıtta, 44 yıl önce, yazarın kullandığı dil, bu yıl yayınlanan yazıların- dakinden farklı değil. Sözcük ekonomisi yazarın sanatında öne çıkan bir özellik: Gereksiz bir hece, harf bile olmamalı. Virgülün yeri çok önemli; bunu bütün yazılarında görüyoruz. Nereye virgül koymalı? Bu konuda yeterince deneyimi olmayanlar için Nezihe Meriç’in yapıtları eğitsel değerde bir kaynak.

Korsan Çıkmazı’nda öne çıkan bir başka özellik imgesel zenginliktir. Korsan Çıkmazı’nda imgelerle yoğunlaşan anlatım düz yazıya şiirsel bir özellik getirmiştir. Aşağıda sözünü ettiğim bu kitaptan alıntılar yapıyorum. Yazarın son romanı olan Alacaceren (2003, YKY) daha değişik bir yazım örneğidir. Süzülmüş bal, ya da yıllanmış bir şarap mı demeli? Çok ilginçtir, Alacaceren’de, Korsan Çıkmazı’nda gördüğümüz imgelerle süslenmiş bir anlatım bulunma- maktadır. Neden Alacaceren sözcüklerin düz anlamlarıyla, imgeleme güçlerine gereksinim duyulmadan yazılmış? Bu, yazarın bilinçli bir seçimi olabilir. Yoksa, sözcüklere ve dile hakimiyet imge kullanımını azaltıyor mu?

Sonuç: Nezihe Meriç’in son romanı olan Alacaceren’in tam aksine, 1960 yılında yazdığı Korsan Çıkmazı çok sayıda birbirinden güzel imgeler taşımaktadır.

KORSAN ÇIKMAZI romanında saptadığım imgeler:

“…Yeni dostluklar kuracak yürek kalmadı artık bizde. İşimiz çok üstelik; yorgunuz.” S.7

“…İşime öyle dalmışım ki, bir ara baktım, şaşılaştırdığım gözlerimle, sarkıttığım dudaklarımdan çocukluğum çıkmış gelmiş, yanıma oturmuş.” S.8

“…Bunların üzerine, bir de tütün tavı yağmur gelince, aldı beni bir dalgalanma, o lo ho. Ya! Gayret etsen, beni ağlatabilirsin. Sarp kayaların denize indiği yerlerde, beyaz çiçekler açar mı bilmem. Hiç denize inen sarp kaya görmedim ki. 1959 yılı Türkiye’sinde yıkılan bir İstanbul’a karşı durmuş, topuklarımın ağrısını dinliyorum.” S. 8

“…Sorma, uzun iş. Yo, konservatuvarı bitirdi. Bitirdi ama, müzik şimdi onun için yoğunlaşmış bir ağrı.” S. 9

“…Bir yeşili belli olmayan toprak görünür, iyi bakınca, ilk bakışta belli olmayan, toprak rengi bir eski ateş görünür.” S. 9

“…Berni bir zaman gülümseyerek durdu. O lo ho, yavaş yavaş, kış ortalarında ayaza çekmiş bir bahar kokusunun kendini duyuruşu gibi, anıların arasında duyulmaya başladı.” S. 13

“…Ha şöyle canım! Uzatıp bacaklarınızı oturun şimdi. “Aman usta bana bir şeyler getir. Kuzum. Ne getirirsen getir. Bir şiir getir, biraz deminki sevinçten getir, getir işte. Ve demli bir çay!” ” S. 15

“Bu içi dışı parlatılmış fındık kabuğunda sessizce dolaşırken, kendi kendimle konuşur dururum.” S. 18

“…Sesi, pişmiş ayva renginde esmer, duru bir sesti.” S. 69

“…Hava soğuktu; ıslak, üşük, çamurlu bir hava. Bozuma uğramış bir yağmur, yağıp yağmamayı düşünüp duruyordu.” S. 71

“…Kadın, bir dağ yamacında tüten, mavisi solmuş duman değildi.” S. 73

“…Adam beni her zaman ilgilendirir. Uzak, “derin mavi deniz” gözlü bir adam.” S. 74

“…Abajur onu safkan bir ışıkla aydınlatıyordu.” S. 75

“…Hepsi buğday gibi çocuklardı. Kuvvetli, sağlam çocuklar.” S. 76

Yolculuk onlar için sonu gelmez, buz gibi bulantılar içinde, midelerine oturmuş bir uyku oldu.” S. 77

“Raflardan çıngır çıngırdak, mıngır mıngırdak çay bardakları indi, masanın üstüne sıralandı. Küçük beyaz tabaklar hemen çiçek açtılar. Çörekler ısındıkça gevredi.” S. 78

“…Kızaran ekmeklerin kokusu insanı ağlatacak gibi oluyordu.” S. 81

“… Şu eve bak, uçuk yeşil, ayva pişmişi, solmuş pembe gülrengi, saman sarısı… Kırmızılar avaz avaz, pembeler cırlak, acı sarılar, türbe yeşilleri, zehir taşı maviler… Uvvv! Evlere şenlik!” S. 95

“… Dudağının kenarını ısırır, susmak ister gelgelelim, Berni’nin rengi uçmuş suratında, bembeyaz bir yabancılık vardır.” S. 95

“Kararmış, boncuk mavisi bir acı gelir, Meli’yle onun arasında durur.” S. 102

“…Düşlerimizde bir mavi deniz vardı ki… Tanrım, bir mavi denizdi işte kocaman. Büyük büyük, güneşli papatyalar, beyaz deniz kuşları… ” S. 115

“…Yaşlı koca, genç karı. Köpürmeden kesilmiş çamaşır suyuna benziyor kadın. …Kadında insanın rahatını kaçıran bir kıpır kıpırlık var. Bozuk floresan lambaları gibi. Ona bakınca kalaylı kap yalamış gibi oluyorum. …Zaten bacak bacak üstüne atış biçimiyle, az önceki sırtını kaşıyış biçiminde, kenar semtte bir evin, avluya bakan taşlık penceresi, açıkça görünüyor.” S. 122

“Bana gelince, ben onu eski şarap gibi tutuyordum. İnat ediyordum ben.” S.”34

“ (Neyyire halayla Mahir amcaya gelince, onlar bizim dünyamızdı. Onlar başka iklimlerin, özsuyu dolu büyük mavileri, büyük anlamlarıydı bizim için.) ” S. 136

“… Korsan Çıkmazı’ndan ayrılmamalıyım artık.
Sabahı burada bekleyeceğim.” S. 154

 

%d bloggers like this: