«Gerçek bir demokrasi hiçbir şeyden, özellikle de gerçeklerden, korkmamalı.»


DEMOGRAFİ, YANİ NÜFUSBİLİM…

 

©Yakup Yurt

Yunanca halk anlamındaki demos kökünden gelen demografi bir birim insan kitlesinin doğumsallık, doğurganlık, ölüm, evlenme ve göç oranlarını dikkate alarak sözkonusu kitleyi nicel anlamda inceleyen bilimin adıdır.

Bu bilimi meslek edinmiş insanlara demograf, yani nüfusbilimci denilir.

Bu kişilerin görevi sosyo-ekonomik ve kültürel etkenleri dikkate alarak zaman ve mekan içinde bu fenomenlerdeki değişimleri irdelemek ve bilimsel öngörülerde bulunmaktır.

Demograflar bu fenomenleri açıklarken değişik yöntemler kullanırlar.

Öngörülerinin gerçeğe olabildiğince yakın olması için sosyoloji, ekonomi, coğrafya ve tarih bilimlerinden yararlanırlar.

O nedenledir ki demografi, istatistiksel irdelemenin ötesindedir ve insanı en geniş anlamıyla kapsar.

 

Özellikle sanayi devriminden bu yana dünya nüfusu sürekli artmaktadır.

Bu artışın dünyadaki toplumlar ve milletlerin gidişatı üzerine önemli yansımaları olmuştur.

Hem tüketim toplumuna geçilmiş, hem göçler yaşanmış, hem de üretim veya paylaşım, artan nüfusun ihtiyaçlarını belli bir eşikten itibaren karşılayamaz olmuştur.

Bazı ülkelerde (örneğin Çin) nüfus planlaması politikaları uygulanmak zorunda kalınmıştır.

Bazı ülkeler ise (örneğin Belçika), uyguladıkları sosyal politikalarla nüfus artışını desteklemişlerdir. Bilindiği gibi, Belçika yüksek tahsile devam edenlerin aile yardımlarını 25 yaş sonuna kadar devam ettirmektedir.

Demografi son olarak piyasa incelemelerinde tüketici profillerinin belirlenmesi amacıyla da kullanılmaya başlanmıştır.

***

Kuruluş  döneminde yaklaşık 13 milyon olan Türkiye Cumhuriyeti nüfusu günümüzde 74 milyona ulaşmıştır.

Benim Belçika’ya geliş yılım olan 1967 de nüfusu 300.000 olan Bursa ilimizin nüfusu günümüzde 2,5-3 milyona ulaşmıştır.

Ankara, Adana, Mersin, İzmir, İstanbul gibi diğer kentlerimizin durumları aynıdır.

Nüfus sürekli artmış, siyasal ve sosyo-ekonomik koşullar değişmiş, can güvenliği ve/veya rızık mülâhazalarıyla insanlar iç göç ve dış göç süreçlerini yaşamışlardır.

Ve bu süreçlerin günümüzde göç veren ve göç alan bölgeler ve/veya ülke(ler) üzerinde çok boyutlu önemli yansımaları vardır.

***

Türkiye’den Batı Avrupa’ya göç edenler bu günlerde Avrupa’nın çeşitli kentlerinde Göçün 50.Yılı etkinliklerini düzenliyorlar.

Uyum konusunda büyük mesafeler alındı.

Buna rağmen bizleri uyum konusunda eleştiriyorlar ve yabancı düşmanlığından beslenen ırkçılık sürekli yükselişte…

Bulunduğumuz ülkenin vatandaşlığını aldık, ama oralılıktan sıyrılıp buralılaşamadık.

Seçme ve seçilme hakkına kavuştuk, ama karar mekanizmalarına katılmamıza izin verilmiyor.

***

Yukarıda sunduğum giriş bilgileri ışığında genel anlamda Belçika’yı, özel anlamda Brüksel’i irdelemek istiyorum izninizle.

Belçikalı iki demografın yaptığı açıklamalar sansasyon yarattı.

Onlara göre ; Flamanlar Başkent-Brüksel’de çok küçük bir azınlıkmış, sayıları 55.000 miş ve azalma sürecindeymiş.

Flamanların Brüksel’de azınlık olduğu zaten biliniyordu.

Demograflar ise ; ‘AB’den ve başka ülkelerden gelen Frankofon çoğunluk karşısında Başkent-Brüksel Bölgesinde Flaman nüfus oranı % 5,3 ve bu rakam 2020 yılına kadar daha da azalacak’ diyorlar.

***

Yapılan inceleme her yıl 10.000 Brüksellinin ‘periferi’ tabir edilen Brüksel’e bitişik ; coğrafi, siyasi, ekonomik ve dil yönlerden bağlı ve bağımlı bellediyelere ; 12.000 Brüksellinin ise tek ailelik evlerin daha ucuz olduğu Valonya’ya yerleştiklerini gösteriyor.

Bu şekilde gerçekleşen boşluğu Belçika standartlarının çok üstünde veya çok altında gelir düzeyine sahip yabancı uyruklular dolduruyor ve Brüksel tedrici olarak uluslararası bir metropol kent haline dönüşüyor.

Başkent-Brüksel Bölgesinde yıllık yabancı nüfus artışı yaklaşık 20.000.

Yabancı kökenli Belçikalılar bu hesaba dahil değil.

Bu durumda Brüksel’in çehresi her geçen gün biraz daha değişiyor.

«Her yıl 19 668 ilave ile Başkent yabancılarla doluyor. Bu nedenle her yıl 12 247 Belçikalı kentten ayrılıyor» diyor iki nüfus bilimcimiz.

İki bilimadamı bu araştırmalarında kısa adı INS olan Ulusal İstatistik Enstitüsü verilerini, vergi beyannamelerini, seçimlerdeki oy oranlarını, doğum kayıt örneklerini ve belediyelerde mevcut rakamları kullanmışlar.

Yirmi sayfalık bir rapor halinde sunulan sonuçlar şu anda devam etmekte olan toplumlararası –Flaman-Frankofon– siyasi müzakerelerde de etkili olacağa benziyor.

Sonuç olarak şunlar söylenebilir :

Kent zamanla Frankofonlaşıyor.

Yabancı ebeveynlerden doğan çocuklar çoğunlukla Frankofon oluyorlar.

Siyaset alanında göçmenler Frankofon partiler açısından çok önemli bir oy deposu oluşturuyorlar.

Tersine Flaman partileri güç kaybediyorlar.

O nedenle Flamanlar Brüksel’de sosyo-kültürel altyapı yatırımları (kreş, okul, sosyal uyum kursları) yaparak göçmenlerin bir bölümünü kendilerine çekmeye çalışıyorlar.

***

İki bilim adamının son sözleri çok anlamlı :

«Gerçek bir demokrasi hiçbir şeyden, özellikle de gerçeklerden, korkmamalı.»

Bu süreçte Türk kökenlilerin söz sahibi olması için sadece iki şey gerekli :

v Kaliteli eğitim veya geçerli meslek,

v Üst düzey yabancı dil bilgisi…

Söylenenin veya düşünülenin aksine dilinden, dininden, kültüründen, köklerinden, kimliğinden vazgeçmek gerekmiyor…

Evrensel değerlere saygılı, nitelikli ve eğitimli olmak gerekiyor.

 

Brüksel, 18.06.2011

%d bloggers like this: