Elections 2011 : Türkiye’nin nefes alma-verme alanı…- Time Up for a Kurdish Compromise?


Genel Seçim Sonuçları Üzerine…

AKP, 12 Haziran Genel Seçimlerinde oy oranını da artırarak bir kez daha iktidar olmaya hak kazandı.

Öncelikle belirtmek gerekir ki; Mayıs 2010‘da gerçekleştirdiğimiz TMMOB Genel Kurulu‘nun sonuç bildirisi ülkenin bu dönemini de kapsayan ve örgütümüzün yüz akı bir siyaset belgesidir. Yaşananlar ve olası gelişmelerin öngörüleri Sonuç Bildirimizde tüm açıklığı ile tanımlanmıştır.

Öte yandan, Genel Seçimlere giden Türkiye‘de tüm odalarımızın katkı ve önerileri ile “TMMOB Seçim Bildirgesi”ni Mayıs ayı başında kamuoyu ile paylaşmıştık. 15 Mayıs 2011‘de de Ankara‘da “Haklarımız, Geleceğimiz, Halkımız ve Ülkemiz için” sloganıyla düzenlediğimiz TMMOB Mitingi‘nde seçim bildirgemizi okuyarak, kimlere oy vermeyeceğimizi hep birlikte alanda oylamıştık. Haziran başında da TMMOB Genel Kurul kararı ile tüm odalarımızın raporlarından oluşan “Mesleğimiz, Meslek Alanlarımız, Haklarımız Üzerine AKP İktidarının Tahribatı” kitabımızı kamuoyu ile paylaşmıştık.

Özetle seçim süresince TMMOB ve bağlı odalarımız “mesleki demokratik kitle örgütü” sorumluluğunu yerine getirmişlerdir.

Seçimler, herkesin şikâyet ettiği ancak nedense bir türlü değiştirilmeyen, antidemokratik Siyasal Partiler Yasası, Seçim Yasası ve % 10 barajı ile gerçekleştirilmiştir. Perşembenin gelişi çarşambadan belli olan bir seçimle de iktidarın devamlılığı sağlanmıştır. “Yaptıkları yapacaklarının teminatı olan” AKP‘nin, kendinden yana bir Türkiye‘yi oluşturma projesinin tüm hızıyla bu dönemde de devam edeceği aşikârdır.

TMMOB‘den baktığımızda ise; “11 Haziran ile 13 Haziran arasında örgütümüz ve üyemiz açısından, ülkemizde yaşananlar ve yaşatılacaklar açısından bir fark oluşmamıştır” sözünü netlikle ifade ediyoruz. TMMOB, Genel Kurul Sonuç Bildirisinde söylediklerimiz çerçevesinde AKP‘nin üçüncü döneminde de görevlerini aynı kararlılıkla yerine getirmeyi sürdürecektir. Bu dönemde de TMMOB‘nin yapacakları, geçmişimizin teminatı altındadır.

Yeni Bakanlıkları Oluşturan Kanun Hükmünde Kararnameler Üzerine:

TBMM tatile girmeden önce 6 Nisan 2011 tarihli oturumunda, “Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri İle Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunu“nu kabul ederek Hükümete Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarma yetkisi vermiştir.

Söz konusu yetki yasasında, mevcut bakanlıkların birleştirilmesi, bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların ilgilerinin yeniden belirlenmesi, yeni bakanlıkların kurulması, bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının hiyerarşik ilişkileri, görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesi ve kamu kurum/kuruluşlarında istihdam edilen personelin çalışmalarında etkinliği artırmak üzere atanma, nakil, görevlendirme, görevden alınma, emekliye sevk edilme gibi konuların usul ve esaslarının belirlenmesi biçiminde yetki sınırı çizilmiştir.

Ancak AKP, Meclis‘in olağanüstü yetki devrini de aşarak ve Anayasa‘ya aykırı olarak bakanlıkların teşkilatlanması ile meslek alanlarımıza ve meslek odalarımıza ilişkin düzenlemelere hemen koyulmuştur. Anayasa ve Yetki Yasası‘na aykırılık taşıyan bu düzenlemeler Meclis‘te uzlaşma ve tartışma ortamından kaçırılarak başka bir görünüm altında KHK‘lerin konusu edilmiştir. Görünen odur ki, torba yasası usulü dahi külfet olarak görünmüş ve parlamenter sistemin kuvvetler ayrılığı ilkesi fiilen sonlandırılmıştır.

Kanun-i Esasi dahi kanun kuvvetinde kararnameyi, devleti bir tehlikeden veya genel güvenliğin bozulmasından korumak için bir zorunluluk belirdiği durumlara hasretmiş iken, Parlamento görevde iken ve dahası seçim öncesi bu operasyonun yapılması manidardır. Ortada zorunlu ve ivedi bir durum yokken, Parlamento ve sosyal taraflar dışlanarak kararname ile bakanlık ve kurumların tasfiyesinin demokratik usul ve yöntemlerle bağdaşmadığı açıktır. Askeri darbeleri eleştirerek, “ileri demokrasiyi” savunan bir iktidarın, 12 Mart Darbesi ve 12 Eylül hukukunun ürünü olan Kanun Hükmünde Kararname yetkisini kullanmasının demokratik yol ve yöntemlerle ne kadar örtüştüğü açıktır. Ayrıca, parlamento çoğunluğu elinde iken olağanüstü yollara başvurulması, tartışmaya dahi tahammülsüzlüğün bir göstergesidir.

Bu durumu 11 Nisan 2011 tarihinde “Kanun Hükmünde Kararnamelerle Ülke Yönetilemez. Bu Yasanın TBMM‘ye İadesi Bir Zorunluluktur!” başlıklı basın açıklamamızda da belirtmiştik.AKP, anılan Yetki Yasası‘na dayanarak seçimden hemen birkaç gün önce 11 adet KHK yayımlayarak, uzun süredir tasarımında olan ancak uygulamaya koyamadığı “yeni kamu yönetimi” anlayışına geçmede bir sorun görmemiştir.

8 Haziran 2011 itibarı ile yayımlanan Kanun Hükmünde Kararnamelere göre, kapatılan ve birleştirilen bakanlıkların yerine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Avrupa Birliği Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı kurulmuş bulunmaktadır.

Bu bakanlıkların görev ve yetkilerinin; mesleğimize, insanımıza ve ülkemize ne getirip ne götürdüğünün açığa çıkarılması şimdi önümüzde önemli bir görev olarak duruyor. Başta Birliğimiz ve Birliğimize bağlı odalarımız olmak üzere, siyasal partilerin, emek ve meslek örgütlerinin, akademik dünyanın değerlendirmelerini kamuoyu ile paylaşması yeni dönemde bize düşecek mücadelenin boyutlarının belirlenmesi açısından bir sorumluluktur.

Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı üzerine:

636 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile de Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığı lağvedilerek bu iki Bakanlık “Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı” adı altında birleştirilmiştir.

Meslek alanlarımıza ve mesleğimize dair örgütümüzü en çok ilgilendiren bu Bakanlığın görev tanımı kapsamında bünyesine katılan kurumsal yapılanma değerlendirildiğinde:

İzlenen parçacı, rant temelli politikalar nedeniyle çevre tahribatında en fazla paya sahip “imar, yapılaşma” ile doğa koruma, ormanlar ve su yönetimi aynı çatı altında toplanarak kurumsal kontrolün yok edilmesinin; Su, orman, mera, yaylak, kışlak, tarım alanları gibi doğal kaynaklar ve çevre ile ilgili tüm yasal düzenlemelerin etkisiz hale getirilmesinin; Kıyılarda, yaylaklarda, meralarda, akarsularda, ormanlarda yapılacak; HES, termik santraller, nükleer santraller, madencilik faaliyetlerinin; kentsel dönüşüm, Galataport gibi projelerin hayata geçirilmesinin, Doğal, kültürel ve tarihi mirasın engel olmaktan çıkarılmasının önü açılacağı; Bakanlığın, Bakanlar Kurulunca yetkilendirilen alanlar ile enerji ve telekomünikasyon tesislerine ilişkin olarak üst ölçekli plan yapmaktan parselasyon planını yapma, ruhsat aşamasına kadar tüm süreçte yetkili kılınması, yerel idareler üzerindeki vesayetin arttırılması, merkezi idarenin keyfiyet alanının genişletilmesinin önündeki engellerin kaldırılacağı açıkça görülmektedir.

Bu ve benzeri amaçları sadece Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı‘nı değil diğer bakanlıkları da meslek alanlarından yola çıkarak deşifre etmek bağlı odalarımızın görev ve sorumluluğundadır.

Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı İçinde Bir Düzenleme ile Mühendislik, Mimarlık, Şehir Plancılığı Mesleği ve Örgütümüz Teslim Alınmak İstenmektedir.

Öyle görülüyor ki; ülkenin yargısını, eğitimini, tüm kurumlarını “düzene sokan” AKP zihniyetinin “ustalık dönemi”ndeki hedefleri arasında TMMOB‘yi de “düzenlemek” var.

AKP İktidarı, çevreyi tahrip eden, kentlerimizi; kıyılarımızı; ormanlarımızı yağmalayan, kamusal değerlerimizi sermayeye peşkeş çeken anlayışının önünde engel olarak gördüğü TMMOB‘yi yeniden yapılandırıp işlevsizleştirmeye ve yok etmeye çalışıyor.

Son iki yıldır, Devlet Denetleme Kurulu incelemeleriyle, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı‘nın Birliğimiz üzerinde vesayet denetimini uygulama çalışmalarıyla kendini gösteren “TMMOB‘nin yeniden şekillendirilmesi ve meslek odalarının düzene sokulması projesi”ndeki son nokta Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı bünyesinde “Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü” nün kurulması ve bu genel müdürlüğe verilen görevler olmuştur.

636 sayılı “Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”de bakanlığın görevleri arasında aşağıdaki hususlar yazılıdır:

MADDE 2- (1) Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığının görevleri şunlardır:

a) Yerleşmeye, çevreye ve yapılaşmaya dair imar, çevre, yapı ve yapım mevzuatını hazırlamak, uygulamaları izlemek ve denetlemek, Bakanlığın görev alanı ile ilgili mesleki hizmetlerin ve bu meslek mensuplarının kayıtlı oldukları meslek odalarının mevzuatım, norm ve standartlarını hazırlamak, geliştirmek, uygulanmasını sağlamak, ilgililerin kayıtlarının tutulmasını sağlamak,

Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü‘nün görevleri arasında da aşağıdaki hususlar sayılmıştır:

MADDE 12- (1) Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) Yerleşme ve yapılaşmaya yönelik mimarlık, mühendislik, müteahhitlik ve müşavirlik hizmetlerine ilişkin düzenlemeleri yapmak, uygulamaları denetlemek ve izlemek.

b) Planlama, harita yapımı, arazi ve arsa düzenlemesi, değerleme, parselasyon, etüt ve proje müellifliği, harita plan, proje ve yapım kontrol müşavirliği, bilirkişilik, her türlü altyapı ve tesisat dâhil olmak üzere yapı müteahhitliği gibi hizmet alanlarında çalışan gerçek veya tüzel kişilerin görev, yetki ve sorumluluklarına ve kayıtlarının tutulmasına ilişkin esasları belirlemek, mesleki yeterlilikleri ile kuruluş yeterliliklerini değerlendirerek bunlara tescil ve yeterlik belgeleri vermek veya verilmesini ve kayıtlarının tutulmasını sağlamak.

c) Kamu ve özel sektöre ait her türlü yapı ve tesisin projelerinin ve yapım işlerinin denetlenmesinde görev alacak mimar ve mühendisler ile yardımcı kontrol elemanlarının, yapı denetim kuruluşlarının ve müşavirlik kuruluşlarının niteliklerine, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esasları belirlemek, mesleki yeterlilikleri ile kuruluş yeterliliklerini değerlendirerek bunlara belge verilmesini ve kayıtlarının tutulmasını sağlamak.

ç) Bakanlığın görev alanına giren konularla ilgili olarak mimarlık ve mühendislik meslek kuruluşlarına ilişkin mevzuat düzenlemelerini yapmak ve denetlemek.

d) Çevre yönetimi, çevre denetimi ve çevresel etki değerlendirilmesi iş ve işlemlerinde görev alanların niteliklerine, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esasları belirlemek, mesleki yeterlilikleri ile kuruluş yeterliliklerini değerlendirerek bunlara belge verilmesini ve kayıtlarının tutulmasını sağlamak.

e) Çevresel etki değerlendirmesi raporu hazırlanması, çevre laboratuarları, çevre danışmanlık firmaları, belediyelerin çevre koruma tesislerinin projelerinde ve işletilmesinde görev alacak elemanları eğitmek, proje ve tesis kriterlerini geliştirmek, mesleki yetkinliği artırmak.

Anayasa‘nın 135. maddesi yürürlükte iken, 6235 sayılı TMMOB Yasası halen geçerlikteyken; TMMOB ve bağlı odaların asli görevlerinin Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı‘na devrinde bir sakınca görülmemiştir. TMMOB ve bağlı odaların hak, yetki ve görevleri, Anayasa ve TMMOB Yasası‘na rağmen özünde düzenleyici işlem olan kararname ile Bakanlık bünyesindeki Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü‘ne devredilmiş durumdadır. Bu devir işlemi, açıkça Anayasa‘ya ve Yetki Yasası‘na aykırı olup, demokratik işleyişin tüm usul ve yöntemleri ile de bağdaşmamaktadır.

Şimdi bu projelerin sahipleri, bu projenin Bakanlığını, Genel Müdürlüğünü oluşturanlar ve buralara atanacaklar iyice anlasın:

Bilim ve tekniğin gelişimi, mühendis, mimar, şehir plancıların yeterliliği ve bunların meslek odalarının kuralları bir bakanlığın bürokrasisi içinde yer alan bir genel müdürlüğe teslim edilemez. Mühendis, mimar ve şehir plancılarının ürettiği düşünce ve emekleri Dünya Ticaret Örgütü‘nün taşeronlarına teslim edilemeyecek kadar kıymetlidir, kutsaldır. Bu ülkenin kalkınmasında ve refahında mutlaka ve mutlaka mühendis, mimar ve şehir plancılarının emekleri hak ettiği yeri alacaktır. Bilim ve onun ürettiği hizmet, yönetenlerin iki dudağı arasında yürürlüğe koyacakları normlarla hayatta karşılığını bulamaz, bilim ve akıl bütün idari metinleri, kararları aşar gider. Aklın ve bilimin ışığına inanmış ve bu ülkenin emekten ve halktan yana olan mühendis, mimar, şehir plancıları ve onların örgütlülüğü hiçbir düzenleyici işlemle ıslah edilemez. Bilimin kendisi devrimcidir. Kendi statükosunu yaratanlar, kendi statükolarında yok olmaya mahkûmdurlar, bunu biz değil tarihi yazanlar söylemektedir.

Emperyalizme bağımlılık temelinde vahşi kapitalizmin hizmetinde olanlar, sosyal devleti tamamen yok eden, tüm değerleri yok sayarak her şeyi rant üzerinden kurgulayanlar, bilmelidir ki;

Örgütümüzün yetkilerini kısıtlamaya, meslek alanlarımızı yeniden yapılandırmaya yönelik düzenlemeleri hiçbir şekilde kabul etmeyeceğiz

Bu Süreçte Örgütümüzü Önemli Görevler Beklemektedir:

Oda Başkanlarımızla 15 Haziran günü yaptığımız toplantıda kararlaştırıldığı gibi; kamuoyunu ve üyelerimizi bilgilendirmek, her türlü hukuki mücadeleyi yürütmek, Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanlığı ve Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü‘nün çalışmalarını takip etmek ve sürekli eylem planını yürürlüğe koymak üzere tüm örgütlü gücümüzle çalışmalarımızı yürüteceğiz.

Ülke sorunlarının çözümü için mesleki bilgi ve birikimlerimizin ışığında kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz.

Şimdi hep birlikte bir kez daha söylüyoruz:

TMMOB bu ülkenin bir nefes alma-verme alanıdır. Bu ülkenin, bu ülke halkının, bizim, hepimizin önemli bir mevzisidir. Bu ülkenin ve bu ülke halkının TMMOB‘ye ihtiyacı vardır. Bu herkes tarafından böyle bilinmelidir.

TMMOB, kurumsal kimliğine, mühendislere, mimarlara, şehir plancılarına yönelik her türden baskıya karşı duracak, Türkiye‘nin demokrasi mücadelesi içerisinde demokrasi güçleri ile, emek ve meslek örgütleri ile birlikte yürümeye devam edecektir.  Genel Kurulumuzun sonunda “TMMOB çalışmalarını bu dönem üç kelime ifade edecektir” demiştik: Mücadele, mücadele, mücadele.

Biz iyi biliyoruz: Güç görevler, güçlü örgütlenmeler ile yerine getirilir.

Haydi, TMMOB örgütlülüğünü güçlendirmek için görev başına.

Hepimize kolay gelsin.

Mehmet Soğancı
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı

***

Time Up for a Kurdish Compromise?

Kurdish frustration is born of a string of failed AKP promises. In the 2007 general election, Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan campaigned on a platform of addressing Kurdish demands for greater cultural freedoms. But other than opening a state Kurdish TV station and introducing some university classes in Kurdish, little else was delivered. Erdoğan’s major effort to end the conflict with the rebel Kurdistan Workers’ Party (PKK), known as the “Kurdish opening,” ended in failure two years ago.

Post-election, little sign exists that the prime minister will give that dialogue a second chance. Declaring there is “no longer a Kurdish problem,” Erdoğan campaigned on a Turkish nationalist platform, and dismissed key Kurdish demands for political autonomy and Kurdish-language schools.

Those dashed hopes may lead to renewed confrontation, warned Bahçeşehir University political scientist Cengiz Aktar. “Until now, Turkish politicians have put a condition to negotiate: Stop the armed struggle. Kurds did and nothing happened, with the exception of the short-lived ‘Kurdish opening,” Aktar said. “ As long as there is no political process, the armed struggle will probably continue.”

The PKK’s imprisoned leader, Abdullah Ocalan, threatened a return to full hostilities with the Turkish government if negotiations do not start by June 15. As yet, no armed conflicts have occurred; in the last month, the Turkish military killed more than two-dozen suspected PKK fighters.

(full report)

***

Ethnic Armenians Look for Political Voice

Breaking the Armenian community’s tradition of silence has been a challenge, but the 2007 murder of ethnic Armenian journalist and Agos Editor-in-Chief Hrant Dink proved a turning point, noted Professor Arus Yumul, the Turkish-Armenian head of the sociology department at Istanbul’s Boğaziçi University. “It’s as if Hrant Dink’s death woke us up and made us remember our identity and not be afraid of being Armenian,” he said.

An ongoing trend of mixed marriages has contributed to that process. A decade or two ago, marrying an ethnic Turk would have been considered shameful for an ethnic Armenian, Yumul said. “Now, it is viewed almost as something normal. There is no confrontation on this issue, which means that the next generation will be more of a hybrid, and will be able to chose its ethnicity.”

Meanwhile, some signs indicate that many Turks, too, are taking a fresh look at relations with Armenians. Thousands of ethnic Turks took to the streets to protest the death of Hrant Dink, and protests and other events were staged in Istanbul this April to commemorate the deaths of hundreds of thousands of ethnic Armenians in the World-War-I-era massacres.

But the process of reconciliation is far from smooth. Silva Kuyumcuian, the principal of Getronagan, Istanbul’s oldest Armenian lyceum, charges that the Turkish government uses ethnic Turkish deputy principals to ensure that Armenian history is not taught and that more Armenian language classes are not offered in Turkey’s 16 Armenian schools. “Of course, we are very cautious, and, for now, that’s the only right policy since we are trying to survive and not lose our students,” Kuyumcuian said.

But rather than silence and caution, some argue that the ethnic Armenian community’s best hope for the future lies in Turkey’s ongoing attempts to build political pluralism. “[O]nly that way can minorities’ problems be solved…,” said Taraf columnist Margar Yesaian. “A step toward democratization has been made, so we hope for more developments.”

(full text)

***

More :

%d bloggers like this: