Demokrasinin en ”tuhaf” yanı…


Oy hakkı, millete ve memlekete yapılan hayırlı işlerle orantılı olmalıdır !

Seçime doğru sizler için beğenip, seçtiğim bir yazı !

Cem Yılmaz’dan…

’Oy hakkı ve oylama sistemi’ üzerine…

İşe yaramayan ”ampul”ü söndürmek için 5 gününüz kaldı !

Aydınlıklara yeniden kavuşmak için mi desem…

Her nerede yaşıyorsanız, pırıl pırıl olsun görüntünüz !

Nazmiye Halvaşi

Ankara, 7 Haziran 2011

***

Demokrasinin en tuhaf tarafı oylama sistemidir.

Yani, her seçmenin bir oy hakkı vardır, ama hiçbir işe yaramamaktadır !

Çünkü, her insanın bir oy hakkı olması bütün düzensizliğin kaynağıdır !

Bence sağlam bir bilgisayar ağıyla vatandaşların üretime katkısı, ödediği vergi tutarı, yaptığı hayırlı ve hayırsız iş sayısı öğrenilip, belli bir katsayı ile çarpıldıktan sonra kişinin verebileceği oy sayısı hesaplanabilir…

Düşünsenie, ikiyüz milyar vergi verenin de bir oy hakkı var, o tutardan vergiyi kaçıranın da…

Orman yakanın da bir oy hakkı var, ağaç dikenin de…

Seçme durumu bu !

Seçilenlerde de durum farklı değil…

En fazlasından ilkokul bitirmiş olma şartı aranıyor o kadar…

Yani…

Heykel yapan da seçilebiliyor, içine tüküren de !

Memlekete katkı ne kadar fazlaysa, oy hakkının da o kadar fazla olması gerekir.

Varolan durum, bence hukuka aykırıdır !

Oylamada bu haksızlık yapılırken, sonuçları değerlendirmede de yanlış yapılmaktadır.

Enflasyon devletin alenen suç işlediğinin kanıtıdır.

Çünkü, devlet besbelli ki kalpazanlık yapmaktadır !

Yani…

Devlet, açık açık sahte para basmaktadır ve bunları aslından ayırmak imkânsızdır !

Ekonomi neden battı söyleyeyim; bir kere ekonomi üreticiler arasındaki bir tüketici ilişkisine dönmedikçe refah gelmez ! Her üretici aynı zamanda bir tüketicidir ama pek çok tüketici sadece tüketicidir. Hiçbir şey üretmez, hiçbir işe yaramazlar. Hiçbir meslek erbabı değildirler. Hiçbir konuda yetenekleri yoktur. Ya da o böyle olduğuna inanmıştır. Mükemmele yakın okey oynar ama bu spor henüz olimpiyat kapsamına alınmamıştır, maalesef…

Bir ekonomide bu kadar TÜKETİCİ olursa batar tabii…

Dünyanın en az icat yapılan ülkesi Türkiye’dir.

Zaten, ’başımıza icat çıkarma şimdi !’ diye bir deyimin üretildiği bir ülkede başka türlü olamaz ki !

Ama, ülkende sağlam bir telif hakları yasası yoksa, insanın içinden icat yapası da gelmez herhalde !

Yani, demem o ki, en azından bir vantilatör filan icat edebilirdik !

Ya da tost makinesi…

Bunlar atla deve değil diye söylüyorum !

Yani, MR cihazı demiyorum mesela…

O zor, tamam, ama herhalde bir teflon tava yapabilirdik.

Ama kendi icatçılarımıza deli muamelesi yapınca uygarlığa katkı sağlanamıyor tabii…

Her mahallede vardır kendisi hakkında ’Bu mu? Manyağın teki mucit o ! Kendi kendine acayip şeyler icat eder…’

Diye bahsedilen birisi…

Bir tek uluslar arası ismimiz Behçet Bey’dir…

Kendisini tanımıyorum ama, Behçet Hastalığı dünya tıp literatürüne girmiştir !

Tabii, gönül isterdi ki, hastalığı değil, ilâcını bulsaydı…

Ama zamanla o da olacaktır !

Yani, koca tarihe baktığınızda bula bula bir hastalık bulmuşuz !

O da tam bir icat sayılmaz aslında…

Hastalığı, Behçet Bey üretmediğine göre !

Mesela, matbaayı biz bulmadığımız gibi…

Bulanı da ciddiye almamışız !

O yüzden hâlâ büyük harfleri ya da küçük harfleri ya da hiçbirini tanımayan insanlar yaşıyor aramızda.

Söylememe gerek yok ama onun da sizin gibi bir oy kullanma hakkı var !

Tarih boyunca bilime hiç katkıda bulunmamış bir topluma bir çok icattan yararlanma imkânı verdiği için dünyaya şükran borçluyuz !

Adamlar telefonu buldu, biz de bari en azından jetonu bulsaydık…

Bizim orta öğretimimizde akılda kalan cümle şudur:

         Ya hû bu matematiğin günlük hayatımızda bize ne faydası olacak ki?

Hemen herkes matematikten nefret eder ve faydasız bir şey olduğunu düşünür.

Eh,  bir toplum ya dayak yememiş, ya da hesap bilmiyor durumdaysa batar tabii…

Matematik insanoğlunun bulduğu en yararlı derstir oysa !

Matematikten anlamamak bir kusurdur. Ama, bununla övünmek eşekliktir ! Çünkü, bu başarısız öğrenciler arasında yaygındır. Onlar akılları sıra matematikten anlayanı ve başarılı notlar alanı marjinal yapmak isterler !

Yani, onlara göre matematikten kalmak değil, ondan geçmek tuhaftır.

Çalışkan öğrenciye ”inek” derler, ama tembel ve sorumsuz öğrenciye takılmış herhangi bir hayvan ismi yoktur !

Matematikten hoşlanmayan öğrenciler sonraki hayatlarında genellikle tercihlerini hep yanlış yapan insanlar olurlar.

Sanırım ülkemizdeki seçim sonuçları buna kanıt oluşturmaya yeter…

Kendi yerel zenginliklerimizin de farkında değiliz.

Söz gelimi, Bodrum’daki otellerin neredeyse hiçbirinde Bodrum zeytini yoktur !

Köylerinde yüzlerce çeşit peynir yapılan turistik bir beldede oraya üç yüz kilometre uzaktan gelmiş ve otelin satın alma müdürünün zimmetine geçirdiğinden artanla alınmış bir beyaz peynir sunulur.

Yani otelin hemen arkasındaki tepenin yamacındaki köyde yapılan muhteşem keçi peynirinden otelde kalan italyanın haberi olsa, sırf o peynir için seneye bir kez daha gelecek ama, maalesef bu olmamaktadır.

Üstelik, getirilen peynirin yanına bir parça hıyar, biraz da maydanoz konarak turiste ’bizim yalnızda bir peynirimiz değil, sebzelerimiz de iğrençtir’ mesajı verilmektedir !

Cem Yılmaz.

%d bloggers like this: