“Afakî, Uçuk Vaadlerden Kaçınarak Sandık Başına Giden Tek Parti Biziz…”


“Edep, aklın dıştan görünüşüdür…”

 

”CHP Genel Başkanı’na, onunla aynı dile, aynı üsluba, aynı seviyeye sahip, onunla aynı hizaya girmiş olan MHP Genel Başkanı’na, Hazreti Mevlana’nın şu sözlerini de hatırlatmak isterim: Benim aldığım ahlak eğitimi, edep eğitimi benim onlara aynı dille cevap vermememi gerektirir. Ama en büyük muallimlerden onlara bu dersi verelim istiyorum. ‘Efendiler, bilin ki insanın tenindeki can edeptir. İnsanoğlunun göz ve kalp nuru edeptir. Adem, yani insan, bir ulvi alemdir süfliden değil; bu dönen kümbetin hem dönmesi hem de revnak ve ziyneti edeptir. Şeytanın başına ayağını koymak istersen, gözünü iyi aç şeytanın canını çıkaran edeptir. İnsanoğlu eğer edepten yoksun ise o insan değildir. Zira insanoğlu ile hayvan arasındaki fark edeptir. Aç gözlerini bak Allah kelamı olan Kur’an, ayet ayet edeptir. Akıldan sordum: İman nedir? Akıl kalp kulağına dedi ki: İman, edeptir.”

 

« Kanal İstanbul Projesini, belli çevrelere diyet borcu olmayan bir parti uygulayabilir. İşte O Parti biziz… »

 

”Göreve gelmesinin üzerinden bir yıl bile geçmeden, onlarca kez çark eden, onlarca kez U dönüşü yapan, söylediğini inkar eden bir Genel Başkanın, millet nezdinde inandırıcı olması, ikna edici olması elbette mümkün değildir. Hele hele, milletin karşısına çıkıp, meydanlarda ağzını bozan, edep dairesinin dışına çıkan bir Genel Başkanın, milletten teveccüh görmesi, hatta kendi seçmeninden, kendi tabanından bile takdir ve teveccüh görmesi mümkün olamaz. ben milletime böyle inanıyorum. ben CHP’ye MHP’ye BDP’ye gönül veren kardeşlerime de böyle inanıyorum. Çünkü ben hiç birine edep dışılığı yakıştırmıyorum.”

Erdoğan, Tüm Sanayici ve İş Adamları Derneği’nin (TÜMSİAD) Green Park Otel’de yapılan 4. Olağan Genel Kurul Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, muhalefete yüklendi.

Başbakan Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu eleştirirken, şunları söyledi:

”Her ne yaparlarsa, ne derlerse desinler, biz bu seviyeye düşmeyecek, onların kullandığı dili kullanmayacağız. Biz milletin edebiyle edeplendik, milletin karşısında mahcup olmadan bu süreci devam ettireceğiz. Bizden boş söz, hakaret, küfür asla duymayacaksınız. hele hele analara bizim saygımız sonsuzdur. Çünkü bizim medeniyetimizde cennet annelerin ayakları altındadır. Biz onlara yanımızda yaşadıkları sürece bırakın küfürü ‘öf’ bile demeyiz, dedirtmeyiz. Biz, milletin diliyle konuştuğumuz gibi, millete hizmet cümleleri kurmaya devam edeceğiz”

Önceki gün, hem Türkiye hem de İstanbul için son derece önemli bir projeyi açıkladığını ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Proje, tüm Türkiye’de, hatta komşu ülkelerde ciddi heyecan oluştururken, muhalefet çıktı, daha ilk cümlemizden itibaren projeyi karalamanın gayretine girdi. ‘Projenin içinde insan’ yok dediler. İnsan daha neresinde olacak, burada insana hizmet var. Burada 10 binlerce insan istihdam edilecek. Bunun çevresinde konutları fuar iş merkezlerini görmüyor musun burada kimler iş, aş sahibi olacak, insanlar olacak. Burada önce millet var sonra bu güzel vatan var. Bunlar, milletin sevincini, heyecanını, coşkusunu dahi paylaşamayacak kadar, milletle aynı yöne bakamayacak kadar milletten ve ülkeden kopuklar. Burada biz aynı zamanda İstanbul’un o yoğunluğunu, deprem tehdidini de yok etmek için adımlar atıyoruz. Gerek Avrupa yakasında gerekse bu yakada… Önümüzdeki çarşamba ilan edeceğiz. Bu şehirlerimizi de açıklayacağız. Bunun yanında ilave projelerimiz de var. Onları da açıklayacağız. İstanbul bunlarla tarihteki o şanlı yerini yeniden alacak. İstanbul, Türkiye’yi dünyada 10. sıraya taşımada lokomotif olacak.”

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, Karadeniz ile Marmara Denizi’ni birbirine bağlayacak kanal projesinin eski başbakanlardan merhum Bülent Ecevit tarafından gündeme getirildiğine ilişkin sözlere de şu karşılığı verdi:

”Merhum Ecevit, kendi projesini açıkladığında, diyor ki ‘bunu, belli çevrelere diyet borcu olmayan parti uygulayabilir’. İşte bugün, hiç kimseye diyet borcu olmayan AK Parti Hükümeti, kendi projesini ayrıntılarıyla uygulama safhasına getiriyor. Bu proje, bu kardeşinizin, ta belediye başkanlığından itibaren rüyasıdır. Ama bunun tarihi, Osmanlı’ya dayanır. Diyorlar ki ‘efendim bu Ecevit’in projesidir’. Ecevit de bunu söylemiş olabilir, ama bir projeyi söylemek, yapmak demek değildir. Varsa projesi neredeydi. İnsan bunu da görmek ister. Dillendirmiş olabilir, doğrudur. Dillendirmesi bile bunlara göre daha hayırlıdır. Biz ise şu anda bunun adımını atıyoruz. Marmaray’ı merhum Abdulmecit dedemiz mimari çizgilerini çizmiş. Arşivlerden onu çıkardık…Biz o çizgiler üzerinden hareketle, iktidarımız döneminde bir adımını attık.”

Erdoğan, 2005 yılında kurulan TÜMSİAD’ın çok kısa sürede 46 yurt içi şubesiyle, 10 yurt dışı çözüm ortağıyla, 10 bine yakın üyesiyle, Türkiye’nin etkili ve saygın bir sivil toplum örgütüne dönüştüğünü söyledi. KOBİ’lerin dertlerine, sıkıntılarına, sorunlarına çözüm üreten TÜMSİAD’ın, ayrıca 2010 yılında Dünya Verimlilik Bilim Konfederasyonu tarafından, dünyada sadece 41 kişi veya kuruma verilen ”Dünya Verimlilik Oscarı”nı kazandığını anımsatan Erdoğan, derneğin başkanı, yöneticileri ve tüm üyelerini, bu başarılı çalışmalarından dolayı tebrik ettiğini kaydetti. Türkiye’nin 8,5 yıldır bu kadar hızlı ve sağlıklı büyümesinde, iş dünyasının da büyük sorumluluk yüklendiğine işaret eden Erdoğan, 2010 yılında kaydedilen yüzde 8,9 oranındaki büyüme için, iş dünyasının tüm temsilcilerine, TÜMSİAD üyelerine, özellikle de her türlü fedakarlığı göstererek bu büyümede katkısı olan KOBİ’lere, şahsı, ülkesi ve milleti adına şükranlarını sunduğunu belirtti.

Başbakan Erdoğan, 8,5 yıl boyunca ekonomide iki sihirli kavramı her gittiği yerde gündeme getirdiğini, bunların istikrar ve güven olduğunu, en fazla hassasiyet gösterdikleri kavramların da bunlar olduğunu ifade ederek, 2002 sonunda iktidara geldiklerinde iş dünyasının çok yakıcı feryadı olduğunu vurguladı. İş dünyasının o dönemde ortak bir dil ve ortak bir akılla, ”Devlet gölge etmesin, başka ihsan istemeyiz” şeklinde arzusunu dile getirdiğini anlatan Erdoğan, ekonomiyle ilgili olarak hükümetlere düşen görev ve sınırların belli olduğunu, kendilerinin de 8,5 yıl boyunca işte hep o sınırın içinde kaldıklarını ve sorumluluklarını yerine getirdiklerini söyledi. Başbakan Erdoğan, kendilerinin düzenleyici, ufuk gösteren, denetleyici, yolları açan, yolların güvenliğini sağlayan, yani üretim, istihdam için uygun zemini hazırlayanlardan olduklarını dile getirerek, iş dünyasının en fazla ihtiyacını duyduğu istikrar ve güveni tesis etmek, ardından da muhafaza etmek için, son derece hassas biçimde çalışmalarını sürdürdüklerini kaydetti.

2002 yılında, toplam yatırımların miktarının 58,6 milyar lira olduğunu, 2010 yılında ise toplam yatırımları 207 milyar liraya yükselterek tüm zamanların rekorunu kırdıklarını vurgulayan Erdoğan, aynı şekilde özel sektör yatırım miktarı 2002’de 43 milyar lira iken, 2010 sonunda yine tüm zamanların rekorunu kırarak, 164 milyar liraya yükselttiklerini belirtti. Erdoğan, 2002 yılında Türkiye’de 96 bin adet otomobil satıldığını aktararak, ”Hani diyorlar ya fakirlik, yoksulluk şu bu filan. Halep oradaysa Arşın Türkiye’de” diye konuştu.

2010 yılında ise bu alanda yine bir rekor kırdıklarını ve bir yıl içinde Türkiye’de 510 bin adet, yani yarım milyondan fazla otomobilin satıldığını bildiren Erdoğan, rekor kırdıkları 2010 yılının ilk üç ayında 67 bin olan satılan otomobil sayısının, 2011 yılının ilk üç ayında yaklaşık iki kat artarak, 123 bine çıktığını anlattı. Başbakan Erdoğan, ”Eğer trend böyle devam ederse, 2011 yılında 1 milyon rakamına çok yaklaşmış olacağız” dedi. Erdoğan, beyaz eşyada, buzdolabı satışında da geçen yıl ilk üç ayda 343 bin olan satışın, bu yılın ilk üç ayında 436 bine yükseldiğini ifade ederek, ”Bu ne demek? Yani fakirliğin olduğu yerlerde evlilik olur mu olmaz? Demek ki evliliklerde ciddi bir artış var. Eğer yeniliyorsa orada bir güzellik, evlilikler artarak devam ediyorsa orada ayrı bir güzellik var demek. Bizim arzumuz da bu zaten” şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan, turizm konusuna değinirken de geçen yıl ilk üç ayda gelen turist sayısının 2 milyon 459 bin kişi olduğunu, bu rakamın bu yılın ilk üç ayında 3 milyon 600 bin kişiye yükseldiğini söyledi. Önemli bir göstergenin de faiz olduğunu dile getiren Erdoğan, 2002 yılında ortalama faizin yüzde 63 olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Faiz, 2010 yılında ortalama yüzde 8,1. Yahu yüzde 63 nerede, yüzde 8,1 nerede? Ben burada siyaset yapmak istemem ama şu anamuhalefeti de yavru muhalefeti de… Ya siz bunları görmüyor musunuz? Rakamlar ortada, çok açık net ortada. Halep oradaysa arşın burada. Yani biraz gerçekçi olalım, biraz samimi olalım, dürüst olalım. Biz bu ülkeyi kimlerden aldık belli. MHP-DSP-ANAP iktidarından aldık. Hesap da ortada. Yüzde 63 faiz nire, yüzde 8,1 nire? Bunun bedelini kim ödüyordu? Benim iş adamı arkadaşlarım ödüyordu. Bankadan kredi alacaksa o ödüyordu. Tüketici kardeşim aynı şekilde duman oluyordu. Ev almaya kalksa ayrı bedel, araba almaya kalksa ayrı bedel, hepsinde ayrı sıkıntı. Şu anda faizlerin oranı ortalama yüzde 8.”

Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin 2002 yılında, yüzde 63 faiz verdiği halde, ancak 9 ay gibi çok kısa bir süreyle dünyada borçlanabildiğini anlatarak, şimdi ise 10 yıla kadar borçlanabildiklerini kaydetti. Bunun kredibilite, güvenilirlik olduğunu, dünyanın, artık borç para verdiğinde Türkiye’ye güvenebildiğine işaret eden Erdoğan, ”Şimdi çıkıp konuşuyorlar meydanlarda. Ne diyor? ‘Bunlar çiftçiyi yaktı, bunlar esnafı yaktı. Şunu yaktı bunu yaktı. İnsaf et ya, insaf et… Bunları konuşabilmek için dört dörtlük silme bir cahil olmak lazım” diye konuştu.

Kendileri iktidara gelmeden önce, Ziraat Bankasının çiftçiye yüzde 59 faizle kredi verdiğini, şimdi ise bu rakamın yüzde 5 olduğunu, yüzde 5’ini de kendilerinin üstlendiğini ifade eden Erdoğan, şimdi Ziraat Bankasının, eskinin 10-15 katı sayıda çiftçiye kredi verdiğini belirtti. Erdoğan, esnafa da önceden Halk Bankasının yüzde 46-47 faiz ile kredi verirken, şimdi yüzde 5 ile verdiğini, orada da yüzde 5 olarak kendilerinin ayrıca yük aldığını dile getirerek, şöyle devam etti:

”59 nire 5 nire, 46 nire 5 nire?  Hesap ortada… Ondan sonra diyorlarki ‘Biz çiftçinin yanındayız’. Nasıl yanındasın yahu, yüzde 59 faizle vermişsin. ‘Esnafın yanındayız’. Nasıl yanındasın ya yüzde 46 ile kredi vermişsin. Biz zulmeden değil, zulmün karşısında olan bir iktidarız. Çok açık söylüyorum, bu kardeşiniz faizi netice olarak gören bir kardeşiniz değil. Bu kardeşiniz, faizi, bir sebep olarak, enflasyonu da netice olarak gören bir kardeşinizdir. Enflasyon, faizin neticesidir. Hedef nedir? Hedef inşallah faizle enflasyonu aynı seviyeye getirmektir. Onu buraya indireceğiz. Faizi sıfırlamak için bunu yapmaya mecburuz. Bu adımları atacağız. Türkiye ona doğru gidiyor.”

Merkez Bankasının açıkladığı faiz oranlarının ortada olduğuna işaret eden Erdoğan, piyasanın da buna göre kendisini düzenleyeceğini, düzenlemesi gerektiğini, çünkü faizle vatandaşı ezdirmeyeceklerini kaydetti. Erdoğan, ”Şu anda Amerika 0,25’i uyguluyorsa, Japonya uyguluyorsa, bakın İsrail 2,3… Buralarda dolaşıyor. Biz de niye olmasın? Bizde de olması lazım. Bunu bu ülkede yapacağız er veya geç buraya gelecek” dedi.

Para kazanmanın yolunun daha çok çalışmak olduğunu ifade eden Erdoğan, az çalışarak çok para kazanmanın bu toprakların, bu medeniyetin evlatlarına yakışmayacağını söyledi. Başbakan Erdoğan, son olarak borç göstergelerini de hatırlatmakta fayda gördüğüne dikkati çekerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Küresel kriz nedeniyle, tüm dünyada ülkelerin borç göstergeleri yukarı doğru fırlarken, bizde tam tersine borç oranları düşüyor ve daha sağlıklı bir yapıya kavuşuyoruz. Kamu net borç stokunun milli gelire oranı 2002 yılında yüzde 61 seviyesindeyken, 2010 yılında bu yüzde 28,7’ye kadar düştü. AB tanımlı borç stokumuz, yüzde 78 seviyesinden bugün yüzde 41,6. Bu oranla, şu anda Avrupa’nın en iyileri arasında yer alıyoruz. Yani Maaschrit kriterlerine göre, bu işi başarmış olan müstesna ülkelerden biriyiz. AB üyesi ülkeler bile bu kriterleri yerine getirmiş değil.”

Erdoğan, Türkiye’de 44 gün sonra seçim yapılacak olmasına rağmen, piyasada bir istikrarsızlığın olmadığını, seçim ekonomisi uygulanmadığını belirtti. Ne dedilerse, milli bütçeye ne koydularsa aynen devam ettiklerini ifade eden Erdoğan, ”(Para basalım da halkımıza para dağıtalım) Hayır, karşılıksız para basmak bizim kitabımızda yok. Asla, çünkü karşılıksız para basmak zulümdür, hırsızlıktır. Benim vatandaşımın cebindeki parayı modern bir şekilde çalmaktır. Biz buna müsaade edemeyiz. Yıllarca böyle yapmadılar mı bize? Türkiye ekonomisinin dengelerini böyle bozdular. Şimdi biz bakıyoruz ki piyasa seçimden sonrasını satın alıyor. Çünkü seçimlerden çıkacak sonucu şimdiden görüyor, ona göre de yukarı doğru büyüme eğilimini piyasa devam ettiriyor. Hamdolsun faizde herhangi bir ciddi oynama yok. Türkiye seçimlere giriyor, vade oranları uzamıyor. Türkiye seçimlere giriyor, üretimi, ihracatı, tüketimi gerilemiyor” diye konuştu.

İstikrar ve güvenin en somut yansımasının bu olduğunu ifade eden Erdoğan, ”Anamuhalefetin genel başkanı diyor ki, (12 milyon 700 bin yoksulun olduğu Türkiye’de 2,5 yaşındaki Kübra’ya bak’ diyor. Herhangi bir yerde, herhangi bir nedenle, bir yavrumuz ölebilir. O eline aldığı rakam var ya, 12 milyon 700 bin. O rakamın, 2002 sonunu söylemiyor. 2002 sonunda o rakam neydi? Onu da ben söyleyeyim 19 milyon. 19 milyondan, 12 milyon 700 bine… Bir doların günlük olarak altındaydı biz geldiğimizde, şimdi 4 dolara tırmandı. Tabii ki kolay değil, 10 yılların bedelini ödeye ödeye geliyoruz. İnşallah bu tablo, Türkiye’nin, iş dünyasının on yıllar boyunca özlemini çektiği, hasretini duyduğu bir tablodur” dedi. Seçimlere girerken, tek partili bir hükümet olarak, ellerinin altındaki tüm imkânları seferber edebilecekken bunu yapmadıklarını anlatan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Bunun çok sayıda yöntemi var. Bizden önceki hükümetler gibi imkanları son derece abartılı şekilde biz de kullanabilirdik. Merkez Bankasına bir talimat verip, para bastırıp, bol keseden dağıtabilirdik. Bütçe açığını dert etmeyebilirdik. Faizler yükselmiş, düşmüş, kaale almayabilirdik. Emekliye, memura, işçiye, asgari ücretliye bol keseden atabilirdik. Atıyorlar, görüyorsunuz nasıl atıyorlar. Niye? Bekara karı boşamak kolay. Şunu sormak lazım; Beyefendi sen bu ülkede 8,5 yıl civarında genel müdürlük yaptın. Hem de bu ülkenin en güçlü kurumunun başında, SSK Genel Müdürüydün. Senin döneminde bu SSK battı mı çıktı mı? SSK’yı devraldığında, batık mıydı çıkık mıydı? SSK’yı devraldığında SSK yerindeydi, pozitif netice veriyordu ve bu beyefendi görevi devraldı SSK, sürekli açık vermeye başladı.”

Başbakan Erdoğan, o dönemde kendisinin de SSK’lı olduğunu belirtirken, Ok Meydanı’ndaki, Tepebaşı’ndaki, Kuledibi’ndeki hastanelerin kuyruklarında annesi, babası ve kendisinin ilaçlarını almak için çok beklediğini dile getirdi. Reçetesini uzattığında, ilaçlarının bir kısmını alıp, bir kısmını almadan hastanenin kapısından birçok kez döndüğünü anlatan Erdoğan, ”Doktor efendinin huzuruna gittiğiniz zaman titreyerek gidiyordunuz. Doktor sizi tedavi etmiyor, muayenehanesinin yolunu gösteriyordu. Beyefendi, sen bizi bunlara mahkum ettin, nasıl konuşuyorsun, hangi hakla konuşuyorsun? Ben olanları söylüyorum. Sorumluluk alanındayken beyefendi bunları bize yaşattı, şimdi kalkıp, sıkılmadan atıyor, ‘Şunu vereceğim bunu yapacağım’. Sen olduğun zaman ne yaptığın belli zaten. Denenmiş denenmez… Sen bir iflas ettiren yöneticisin, bize başarılıları lazım. Sağına bakıyorsun çeteler var, soluna bakıyorsun çeteler var” diye konuştu.

”Bol keseden bol kepçe dağıtanlardan değiliz. Çünkü biz şunu düşünüyoruz, 74 milyon, bu ülkenin yarınlarına öz güven getirecek. Dikkatli olacağız. Çünkü bunlar kendi cebindekileri değil, milletin kasasını boşaltıyorlar” diye sözlerine devam eden Erdoğan şunları dedi :

 ”Emekliye yüzde 100 zam yaptılar, emekli kardeşim de bu zamma kandı, ama seçim bitince, o yüzde 100 zammı, yüzde 50-60 seviyesindeki enflasyonla üç ayda fazlasıyla geri aldılar. Yoksula bol keseden dağıttılar, ama seçim bitince, yoksulu daha da yoksul yaptılar. Biz bir milyona tuvalete gider hale geldik. Bizi bu hale getirdi. Hani delikli 2,5 kuruş vardı… Biz bir liraya tuvalete giderdik, bir milyona tuvalete gider hale geldik. (6 sıfırı atacağız) dedik, (Enflasyon patlar) dediler. Ne oldu? Hatta bunların bazı candaş, yandaş köşe yazarları vardı. (Atsın, Taksim Meydanı’na çıkacağım anıracağım) diyordu. Attık, ne oldu? Gerek yok zaten biliyoruz biz ne olduklarını da… Ama biz 6 sıfırı attık enflasyon patlamadı, çatladı. Enflasyonun geldiği yer ortada. Fakat hiçbir zaman sorumsuzluk içinde olamayız. Milletin tek kuruşuna dahi göz dikemeyiz, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemeyeceğiz ve yedirtmeyeceğiz. Biz göreve gelmeden önce MHP, DSP, ANAP iktidarı, IMF’ye 30 milyar dolar borçlandı. Biz, iktidarımızda 23.5 milyar dolar devraldık. Ödedik, ödedik, ödedik… Şu anda IMF’ye 5.2 milyar dolar borcumuz kaldı. İstesek onu şimdi sıfırlarız, öyle bir derdimiz yok. Ama zaten bakıyorsun, çok düşük faiz, adeta yok noktasında. Niye zorlanalım” ifadesini kullandı. 3 yılı aşkın süredir IMF ile stand by anlaşması yapmadıklarını, muhalefetin iktidar olduğu dönemde IMF kapısında beklediğini vurgulayan Erdoğan, ”Çünkü bunlar emir alıyordu. Biz IMF ile masaya oturduk, kendilerine ben sadece şunu söyledim: Sizinle ben, sadece parayı konuşurum. Siz ülkemin siyaset kurumlarına, kurumlarına şekil verme yoluna gidecek olursanız, bunu sizinle paylaşamam…”

Milliyetçiyim” diyenlerin büyük bir kısmına sevgi beslediğini, çünkü onların bazı gerçekleri bilmediklerini ifade eden Erdoğan, ”Ama şunu bilmelerini istiyorum, onurlu, haysiyetli bir mücadelenin nasıl verildiğini bilmelerini istiyorum. Bizden, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının bağımsız kurul haline getirilmesini istediler. ‘Kusura bakmayın, onun kararını biz veririz’ dedik. Eğer böyle bir kurul haline gelmesi gerekirse, onun kararını biz veririz. Çünkü bağımsız kurul haline gelen bazı kurulların, şu anda faydalı değil, zararlı olduğuna inanıyorum. Çünkü belli bir zaman sonra belki bu kurulları yeniden reforme etmemiz gerekecek. Ama onu bu milletin kendisi yapar, bu millet kendi göbeğini kendisi kesmeyi bilen bir millettir. Niçin başkası kessin. İşimize geliyorsa, kararını biz veririz. Sorumluluğumuz da bunu gerektiriyor” dedi.

Merkez Bankasını kendilerinden önceki iktidardan 27,5 milyar dolar döviz rezerviyle devraldıklarını anlatan Erdoğan, döviz rezervinin şu anda 93,3 milyar dolar olduğunu ifade etti. Yolsuzlukların olduğu Türkiye’de bunların olamayacağını dile getiren Erdoğan, ‘‘Onlar borçlandı biz ödedik, onlar kirletti biz temizliyoruz” dedi.

Türkiye’de 79 senede 6 bin 100 kilometre bölünmüş yol yapıldığını, kendilerinin ise 8 yılda 13 bin 600 kilometre bölünmüş yol yaptıklarını ifade eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Demek ki AK Parti’nin iktidarına, geçmiş yıllarda çok ihtiyaç varmış. Böyle bir anlayışa çok ihtiyaç varmış ama şımarmayacağız. Çok çalışacağız. Hızlı tren 10 yıl önce kimin hayalindeydi? Ama şimdi hızlı trenimiz var. Geçen gün muhalefet partisinin seçim beyannamesini getirdiler, yavrulardan… Orada diyor ki (Ankara-Konya hızlı trenini yapacağız). Şaşırdım, dedim haberi yok mu söylemediler mi? Halbuki Ankara-Konya hızlı treninin test kullanımını bizzat kendim yaptım. Şeb-i Aruz törenlerine gittiğimde yaptım, önümüzdeki ay halka açılıyor. Bir saat 15 dakika Ankara-Konya. Mesele ne biliyor musunuz? Kılavuzunuzu iyi seçeceksiniz.”

Ankara-Sivas, Eskişehir-İstanbul hızlı tren çalışmalarının sürdüğünü anlatan Erdoğan, bağlantı yollarının da yapımının devam ettiğini belirtti. Türkiye’nin dört bir yanını, karayolları, demiryolları ve bölünmüş yollarla ördüklerini ifade eden Erdoğan, Türkiye’nin 46 noktasında havaalanı bulunduğunu, yeni havaalanı yatırımlarının da sürdüğünü kaydetti. KOBİ’lere ve iş adamlarına yatırım noktasında teşvikler verdiklerini ifade eden Erdoğan, ”Biz sırtımızda yumurta küfesi taşıyoruz, onlar taşımıyor, onun için bol keseden atıyorlar” dedi. Erdoğan, göreve geldiklerinde bir açıklama yaptıklarını ve birçok şeyi net olarak ortaya koyduklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

”Başbakan yardımcım önüme bir tablo koydu. Meğerse bu meşhur nemalar denilen bir olay vardı. Bu nemalar denilen olaydan dolayı işçi ve memurun devletten alacağı 13,5 katrilyondu. Ben şaşırdım, nerede bu para dedim, dediler (para yok). Ne var dedim, dediler (kağıt var). Ya nasıl olur? (Devlet, memurundan, işçisinden kesti, bunu değişik yerlere faiz olarak ödedi). Dedim ki; devlet, memuruna, işçisine borçlu olamaz. Hemen sendikalarla bir araya gelindi, konuşuldu, tatlıya bağlandı, ödendi, bitirildi. Rakam, 13,5 katrilyon.”

”Konut edindireceğiz” diyerek, işçiden, memurdan para kesildiğini ve birçoğunun belgesinin bile olmadığını belirten Erdoğan, ”Şu anda belgesini bulup çıkarabildiklerimizi, ödüyoruz. Şu ana kadar 4 katrilyon ödedik. Yolsuzlukların içinde olan bir iktidar, bunları ödeyebilir mi? Açıkladığım rakamlar basit rakamlar değil. Size 10 milyarlarca doları konuşuyorum, eski rakamla 10 katrilyonlarca liraları konuşuyorum. Bunları biz ödedik. Paramızı onurlu, haysiyetli kıldık. Paramız artık dolar karşısında ezik, büzük değil, belli standartta bunu tutabiliyoruz ama bunlar devamlı bol keseden atıyorlar” şeklinde konuştu.

Erdoğan, ”Yeri geldi bu millete ‘bidon kafalı’ dediler, millete ‘göbeğini kaşıyan’ dediler, milletimin yüzde 60’ını aptal yerine koydular, bunlar söylediler. Bunları, bu zihniyet söyledi” diye konuştu. Muhalefetin, millete, ”nasıl olsa aptallar, onları kandırırız” diyerek, olmayacak vaatler, sözler verdiklerini ifade eden Erdoğan, ”Ama bu millet aptal değil. Bu millet, son derece zeki, son derece ferasetli ve kimin ne olduğunu, kimin ne yapmaya çalıştığını, kimin hangi vizyonla, hangi muhayyile ile hareket ettiğini çok iyi görüyor” dedi.

3 Kasım 2002 seçimlerine girerken, açık açık ”Üç yıl bizden bir şey beklemeyin ama 3 yıl sonra, Türkiye çok köklü şekilde değişmeye başlayacak” dediklerini anlatan Erdoğan, üç yılın sonunda ülkede değişimin başladığını söyledi. Olmayacak vaatlerle, popülizmle, milleti kandırmaya, yanıltmaya yönelik söylemlerle değil, samimiyetle milletin karşısına çıktıklarını ve milletten teveccüh gördüklerini ifade eden Erdoğan, ”Sekiz buçuk yıldır Türkiye için öyle yatırımlar yaptık, öyle eserler, öyle hizmetler ürettik ki bugün ortaya koyduğumuz bir proje, büyük bir ciddiyetle karşılanıyor ve olabileceğine 74 milyonun neredeyse tamamı inanıyor” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun meydanlarda küfürlü konuşmalar yaptığını söyleyen Erdoğan, şöyle devam etti:

”Örneğin dün Balıkesir’de meydanda hakaret üstüne hakaret, küfür üstüne küfür sıralıyor. Kendisine bir kez daha Hacı Bektaş-ı Veli’nin sözünü hatırlatmak istiyorum. Malum Kılıçdaroğlu da Alevi kültürünün mensubu ama Hacı Bektaş-ı Veli’yi iyi anlamamış, iyi öğrenmemiş. Bir Alevi olarak önce onu iyi anlaması, iyi öğrenmesi lazım. Kendisine bir kez daha Hacı Bektaş-ı Veli’nin o güzel sözünü hatırlatmakta fayda görüyorum; gerçi ben Hacı Bektaş-ı Veli’yi onunla mukayese edilmeyecek derecede çok daha fazla severim, onun düşüncelerine inancına çok daha fazlasıyla inanırım, mukayese etmem. Ne diyor Hacı Bektaş-ı Veli? ‘Eline, diline, beline hakim ol’ diyor. Burada afedersiniz beline hakim olamayanları gördük ve bir kasetle genel başkan oldu.” Erdoğan, Kılıçdaroğlu’ndan memleketlisi Tuncelililerin de çok rahatsız olduklarını tahmin ettiğini ifade ederek, ”Eline, diline, beline; bu kelimelerin ilk harflerini Arapça yan yana getirdiğinizde EDEB sözcüğünün ortaya çıktığını görürsünüz” dedi. Edebin, aklın dıştan görünüşü olduğunu belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”CHP Genel Başkanı’na, onunla aynı dile, aynı üsluba, aynı seviyeye sahip, onunla aynı hizaya girmiş olan MHP Genel Başkanı’na, Hazreti Mevlana’nın şu sözlerini de hatırlatmak isterim: Benim aldığım ahlak eğitimi, edep eğitimi benim onlara aynı dille cevap vermememi gerektirir. Ama en büyük muallimlerden onlara bu dersi verelim istiyorum. ‘Efendiler, bilin ki insanın tenindeki can edeptir. İnsanoğlunun göz ve kalp nuru edeptir. Adem, yani insan, bir ulvi alemdir süfliden değil; bu dönen kümbetin hem dönmesi hem de revnak ve ziyneti edeptir. Şeytanın başına ayağını koymak istersen, gözünü iyi aç şeytanın canını çıkaran edeptir. İnsanoğlu eğer edepten yoksun ise o insan değildir. Zira insanoğlu ile hayvan arasındaki fark edeptir. Aç gözlerini bak Allah kelamı olan Kur’an, ayet ayet edeptir. Akıldan sordum: İman nedir? Akıl kalp kulağına dedi ki: İman, edeptir.’ Her ne yaparlarsa, ne derlerse desinler biz bu seviyeye düşmeyecek, onların kullandığı dili kullanmayacağız. Biz milletin edebiyle edeplendik, milletin karşısında mahcup olmadan bu süreci devam ettireceğiz. Bizden boş söz, hakaret, küfür asla duymayacaksınız. Hele analara bizim saygımız sonsuzdur çünkü bizim medeniyetimizde, cennet annelerin ayakları altındadır. Biz, onları yanımızda yaşadıkları sürece bırakın küfürü, öf bile demeyiz, dedirtmeyiz. Milletin diliyle konuştuğumuz gibi, millete hizmet cümleleri kurmaya devam edeceğiz.”

Başbakan Erdoğan, Marmaray Projesi’ni 2013 sonunda bitireceklerini, bu projeyle Pekin’i Londra’ya bağladıklarını söyledi. Erdoğan, Kanal İstanbul projesi ile ilgili de ”Geliyor bir Amerikalı hoca, bunu görüyor. (Burada zaten tarihte bir nehir vardı) diyor. Neresi olduğunu bilmiyor ama takribi olarak söylüyorlar kendilerine herhalde. Amerika’daki hoca efendi bunu takdir ediyor, görüyor, (yerindedir, isabetlidir) diyor, ama bizimkiler diyor ki (burada insan yok). Sen zaten hiçbir yerde insan görmedin ki senin insanla işin yok. Kılıçdaroğlu, sadece aynanın karşısına geçtiğinde insanı görüyor, onun dışında yok” ifadelerini kullandı.

”Yandaş medyanın (projeyi neresinden tutup eleştirsem) diye çırpındığını” dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

”Ne yaparlarsa yapsınlar, birinci köprüye karşı çıkan zihniyet, ikinci köprüye karşı çıkan zihniyet bu, bölünmüş yollara karşı çıkan zihniyet bu, otoyollara karşı çıkan zihniyet bu, yapmakta olduğumuz hızlı trenlere karşı çıkan zihniyet bu. Utanmadan, sıkılmadan köprüden de geçerler, hızlı trene de binerler. Niye o köprüden geçiyorsun, sandalla geç karşıya. Sirkeci’den bin sandala, (yürü gidelim serv-i revanım Üsküdar’a) de geç Üsküdar’a. Bunu da yapabilirsin. Ama ortada herhangi bir projeleri söz konusu değil.”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden beri butik şehirler kurduklarını ifade eden Erdoğan, Başbakanlığı döneminde de TOKİ tarafından Ataşehir gibi büyük bir butik şehri inşa ettiklerini ve Türkiye’nin finans sektörünün burada kurulacağını kaydetti. Başbakan Erdoğan, Ziraat Bankası, Yapı Kredi Bankası, Vakıfbank, SPK, BDDK’nın inşaatlarına başlanacağını, İstanbul’un bir finans şehri olarak buradaki yerini alacağını dile getirdi. Erdoğan, ”Bizim dört kelimemiz çok önemli; yapmıştık-belediyede, yaptık-bu dönemde, yapıyoruz-şimdi ve yapacağız-o da 2023” dedi.

« Geçenlerde önemli bir şirket bir açıklama yaptı; (Biz şu anda projeyi satın almak isteriz) diye. 30 milyar dolar diyor. Halbuki bizim şu anki hesaplarımız onun çok altında. Onlar herhalde başka hesaplar da yapıyor, kusura bakmasın. Onun çok çok fevkinde burada imkan var. Eğer yap-işlet-devretle bir şey yapıyorsak, bunun şehircilik noktasındaki adımları farklıdır, ama Kanal İstanbul farklıdır.’ » şeklinde konuşmasını sürdüren Erdoğan, İSKİ’yi boşaltanların CHP zihniyeti olduğunu ifade ettikten sonra, ”Aynı şekilde Kocaeli’de aynı zihniyetin orada olduğunu biliyorsunuz. Aynı şekilde Edirne’de tescilli yolsuzluk yapanla beraber dolaşıyor anamuhalefetin başkanı” dedi.

Başbakan Erdoğan, YGS sonuçlarının dün açıklandığını anımsatarak, ”Sınav kağıtları üzerinde yapılan ilk incelemeler, günlerdir kamuoyunu meşgul eden iddiaların doğru olmadığına işaret ediyor” dedi. İddiaları ilk duyduğunda ilgililerden brifing aldığını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

”Burada kopya var mı yok mu? Bana bunu söyleyin. Bana dediler ki, ‘kesinlikle yok’. Ben dedim bundan sonraki süreci zaten yargıda takip edeceğiz ve yargı soruşturmasını, incelemesini bitirdikten sonra da rahata ereceğiz. Bunu aday tanıtımında da açıkladım. Tabii iddiaları çok çok yakından takip ediyorum, takip ediyoruz. Fakat bu süreç içerisinde bilen de konuştu, bilmeyen de konuştu. Hele anamuhalefetin genel başkanı, aman yarabbim, bakıyorsunuz nasıl sarıldı ona, bu işi halledersem zannetti ki istifa ettirirsem seçimleri kazanacağım, öyle de havaya girdi. Baktım bazı siyasi partiler, imza kampanyaları yaptı. Şahsıma hakaretler, o kurumun başında olanlara hakaretler… Bir dönem önce ÖSYM sınavlarında olanları hepiniz biliyorsunuz, orada neler oldu? Orada ana, baba, kardeş vesaire nelerin, nasıl, nerelere yerleştiğini, düşünebiliyor musunuz? 100 üzerinden 100 alanların nasıl olduğunu, kaç kişi olduğunu? Hep bunları gördük. Ama bir tek kişinin haksız çıkar sağlamasına biz dedik ki müsaade etmeyiz ve böyle bir şeyin var olması durumunda da hukuki olarak idari olarak gereken neyse hiç tereddüt etmeden yerine getiririz. Fakat, yargısız infaza ne gerek var? Bu kurumun başında olan insanlar sıradan insanlar değil.”

Başından beri sınava giren gençlere müsterih olmaları, ailelere rahat olmaları tavsiyesinde bulunduklarını belirten Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

”Ama bir medya kampanyası… Bu kampanyayla beraber, bunun başında zaten kimlerin olduğunu biliyorsunuz. 1,7 milyon insanın hayallerini öldürmek, 1,7 milyon genci katletmekle eş değer. Böyle bir adaletsizliğe, eşitsizliğe, iltimasa, göz yummayız, müsaade etmeyiz. Ancak burada şöyle bir durum var. İddialar ortaya atıldığı andan itibaren muhalefetin bazı medya kuruluşları, bunu Hükümete karşı bir koz, bir fırsat olarak görüp, gençlerin hissiyatı üzerinden, hayalleri üzerinden bir saldırı başlattı. Yapılan çok açık bir şekilde istismardır. Yapılan, bu 1,7 milyon gencin hayalleri üzerinden, o hayalleri yıkmaya çalışmak üzerinden fırsatçılık peşinde koşmaktır. Ortada hiçbir delil, çıkar sağladığı iddia edilen bir tek kişi yokken, daha soruşturma tamamlanmadan gece gündüz bu meseleyi gündeme taşımak, soru işaretleri oluşturmak ayıptır. Buradan rant hesabı, oy hesabı yapmak en hafif tabiriyle ucuz siyasettir, ayağa düşmüş siyasettir. Herkesi, her şeyi istismar ediyorlar, ama bari gençlerin hayallerini, umutlarını istismar etmesinler. Bunlar AK Parti’yi yıpratmak, AK Parti Hükümeti’ni sıkıştırmak amacıyla bugüne kadar ellerine geçen her fırsatı değerlendirdiler. Her şeyi istismar ettiler. Şehitleri, şehit cenazelerini dahi istismar edecek kadar alçaldılar. Bugün de 1,7 milyon gencin geleceğini kirli siyasetlerine, kirli emellerine alet edecek, oradan rant sağlama fırsatçılığına girişecek kadar vicdanlarını, ölçülerini kaybetmiş durumdalar. Tabii ki sadece muhalefet değil, 8,5 yıldır AK Parti’den nasıl kurtuluruz diyerek her türlü kirli hesabın, kirli ilişkinin içine girenler de aynı şekilde gençleri istismar etmenin peşindeler. El insaf! O çocuklar en az 1 yıl, kimisi birkaç yıldır bu sınavın stresini yaşıyorlar, yıl boyunca oyundan, eğlenceden, yemeden, içmeden, dinlenmeden mahrum kalıyorlar, gece gündüz dershanelerinde kitaplarının, testlerinin başında en güzel zamanlarını harcıyorlar. Sen 3 tane oy alacaksın diye bu çocukların umutlarını söndürmeye, onların şevkini kırmaya ne hakkın var? Şunu da belirtmeliyim; CHP’nin, MHP’nin, onların yandaş medyasının yaptığı bu istismar, BDP’nin Doğu’da, Güneydoğu’da, büyük şehirlerde, gençlerin kanı üzerinde yaptığı istismardan hiç ama hiç farkı yoktur. 3 tane oy almak için gençleri sokağa döken, ellerine molotof kokteyli veren, teşvik eden, kışkırtan BDP, ne kadar istismarcıysa, bunlar da o kadar istismarcıdır. Bunların zihniyeti bu. Hep söyledim, yine söylüyorum; AK Parti zarar görsün de Türkiye ne olursa olsun. AK Parti kaybetsin de 1,7 milyon genç ne olursa olsun. AK Parti yıpransın, gençler ölürse ölsün. Hepsinin anlayışı bu.”

”Bir tarafta cuma namazı kılınıyor, bakıyorsunuz arkada bir grup, onlar da ayrıca cuma namazı kılıyor. Cumaya hazırlıkları var mı yok mu bilmem. Ama bir grup cuma namazı kılarken, birileri de etraftan seyrediyor. Hani siz bölücü değildiniz? Hani siz ayrımcı değildiniz?” şeklinde konuşmasını sürdüren Erdoğan şunları dedi :

”Cuma, beraberliktir. Hatta cuma, küçük camilerde, mescitlerde bile genelde kılınmaz. Büyüklerimiz, Osmanlı’da cuma namazlarının kılındığı camileri iki isimle anarlardı; selatin camiler veya cuma camileri, cuma mescitleri diye. Niye? Anadolu’da biliyorsunuz, köylerde filan kılınmaz. Rizeliyim ben. Bizim köylerde cuma kılınmaz. Herkes köylerden kasabaya, ilçeye iner, orada katılır. Çünkü herkes orada olur. Mesaj orada anlamlıdır, orada farklıdır. Orada birlik vardır, beraberlik vardır, bütünlük vardır. Peki Diyarbakır’da bunu yapanlar, birlikten, beraberlikten, bütünlükten bahsedebilir mi? Onlara gelip orada cumayı kıldırdığını zannedenler, bunun bizim değerlerimizde, bizim medeniyetimizde, bizim dinimizde yerinin olduğunu söyleyebilirler mi? 50 metre ötede cuma kılınıyor, sen orada kalkıp ayrı bir cuma cemaati oluşturuyorsun. Bu ayrımcılıktır, bu bölücülüktür. Ben inanıyorum ki benim Güneydoğu’daki kardeşlerim bu oyunu bozacaktır, bu oyuna gelmeyecektir. Genç kardeşlerim bu istismarcıları tanısınlar. Genç kardeşlerim bu iddiaları dile getiren, bu iddiaları siyasi malzemeye dönüştürenlerin nasıl bir seviyesizlik içinde olduklarını görsünler. Genç kardeşlerimden rica ediyorum. Bu oyuna gelmeyin, bu istismara gelmeyin, moralinizi asla bozmayın. Siz derslerinize, kitaplarınıza odaklanın, ikinci sınava en iyi şekilde hazırlanın.”

Erdoğan, ALES’te 200 civarında kişinin sınavının 15 Mayıs’ta yapılacağına değinerek, ”Onlar da 15 Mayıs’taki sınavlarına en iyi şekilde hazırlanacaklardır” dedi. Sınavda adaletsizliğe izin vermediklerini ve vermeyeceklerini, her iddiayı ”kılı kırk yaran bir hassasiyetle” inceleyip, gereğini mutlaka yerine getireceklerini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

”Ekonomide, siyasette, dış politikada, sosyal yaşamda moral her şeydir. Aile içinde bir babanın moralsizliği dahi aileyi çöküntüye sürükler. Biz, moralleri yüksek tutarak, umutları diri tutarak, hayaller kurup, hayallerin peşine düşerek bugünlere ulaştık. Morallerin bozulmasına hep birlikte müsaade etmeyeceğiz. İstikrarın, güven ortamının bozulmasına izin vermeyeceğiz. Türkiye büyüyecek. İstikrar evvelallah sürecek. Güvenle, huzurla, kardeşlikle yolumuza devam edeceğiz. Hiç endişeniz olmasın, Türkiye 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasındaki yerini alacaktır. Bu büyük yarışta, yürüyüşte bugüne kadar olduğu gibi, bugünden sonra gönül birliği içinde olmaya devam edeceğiz. 8,5 yıl boyunca sorunları çöze çöze bugünlere geldik. Aynı şekilde yolculuğumuza devam edeceğiz.”

Kaynak ve resim.

%d bloggers like this: