Sanma bu tekerlek kalır tümsekte…İzmir’in Varyant’ı var hedefte…


« Bir kuyumcu hassasiyeti ile, ak sütün içindeki ak kılı fark edecek büyük bir titizlikle seçilen adaylar » bugün itibariyle

yollara çıkıyorlar…

« Sevgili İzmirliler, bir defa rahat olun bu iradeyi önce siz koyacaksınız, siz görevi vereceksiniz ve evvel Allah İzmir çok daha farklı bir şekilde gelişecek. Şu anda Egeray’ı yaptık mı? Yaptık. Aynı zamanda susuz olan İzmir’e suyu getirdik mi? Getirdik. Beydağı projesi durmuştu, Beydağı projesini yaptık mı? Yaptık. Okullar devam ediyor mu? Ediyor. Üniversiteyse üniversite getirdik mi? Getirdik. Durmuş olan çevre yollarını yaptık mı? Yaptık. Sevgili İzmirliler, biz sizi hiç bir zaman unutmadık, unutmuyoruz. Ve bakınız, Universiade adeta kalmıştı, Universiade’yi kim halletti özel kanunla? Biz hallettik. Hiç bir zaman unutmadık, unutmuyoruz, unutmayacağız, bunu böyle biliniz. İzmir, İzmirli bize oy verse de, oy vermese de İzmir bizimdir. Yani 780 bin kilometrekarenin Ege’de bir incisidir. Biz hiç bir zaman ihmal etmeyiz, bir kenara koymayız. »

« Biz dedik ki, dinsel milliyetçiliğe hayır. Bunları niçin söyledik? Çünkü bu ülke bunlardan çok çekti, hala çekiyor. Onun için bizim mili birlik kardeşlik projemizin esasında bunlar yatıyor. Onun için biz yola çıkarken bir şey söyledik, ne dedik? Tek millet dedik. Bu ne demektir? Millet kavramının, millet mefhumunun içinde bir etnik unsur yok. Ya? Tüm etnik unsurlardan oluşan bir yapı, millet bu. Siz milleti bir etnik unsura asla yaslayamazsınız. Millet budur. Onun için de biz devamlı neyi kullandık? Hep dedik ki, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı çatısı altında toplanacağız. Her etnik unsur bize göre nedir? Saygındır. Her etnik unsur Türk’üm der, Kürt’üm der, Lazım der, Çerkez’im der, Gürcü’yüm der, Roman’ım der, Arnavut’um der, Arap’ım der, hepsi bizim için saygındır, başımız gözümüz üstünde hepsinin yeri vardır. Çünkü biz yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevdik, bu yola böyle çıktık, ayrım yok bizde. Bizde ne Türk milliyetçiliği var, ne Kürt milliyetçiliği var, ne Laz milliyetçiliği var, bunların hiçbiri yok bizde. Ama şundan da hiçbir zaman kaçınmayacağız: Ya? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım demekten kaçınmayacağız. Ama rahat rahat bu ülkede Türk’üm de diyeceksin, Kürt’üm de, Laz’ım da, Çerkez’im de, Gürcü’yüm de, Roman’ım da, hepsini söyleyeceksin. Onun için tek millet. »

Başbakan Erdoğan’ın AK PARTi Milletvekili Adayları Tanıtım Toplantısında Yaptığı Konuşmanın Tam Metni…

18.04.2011

Çok değerli kardeşlerim, değerli yol arkadaşlarım, AK PARTi ailesinin saygıdeğer milletvekilleri, milletvekili adayları, sevgili vatandaşlarım, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, 12 Haziran 2011 seçimlerinin milletimiz, ülkemiz, Türk demokrasisi için aydınlık yarınlara vesile olmasını Allah’tan temenni ediyorum.

 

   AK PARTi’nin milletvekili adayı olarak girecek, şahsım da dahil 550 adayımıza başarılar diliyorum. Yolumuz açık, bahtımız açık olsun. Allah utandırmasın. Allah yar ve yardımcımız olsun.550 milletvekili adayımız; ülkemize, illerimize, milletimize, demokrasimize, içinde bulunduğumuz geniş coğrafyaya ve büyük medeniyete hayırlı olsun.Evet, bir kuyumcu hassasiyetiyle… Bir kuyumcu hassasiyetiyle ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar büyük bir titizlikle adaylarımızı tespit ettik. 6 bine yakın başvuru içinden kılı kırk yaran bir incelikle 550 aday belirledik. Şunu buradan büyük bir gönül rahatlığıyla söylüyorum: Bugün işte burada, bu salonda Türkiye’nin bütün renkleri var. Bugün burada Türkiye’nin bütün sesleri, bütün nefesleri, bütün zenginliği var. Bugün burada Türkiye’nin bütün zenginlikleri, Türkiye’nin birikimi, enerjisi var. Bugün buradaki fotoğraf, büyük Türkiye fotoğrafıdır. Bugün buradaki manzara, yeniden büyük bir Türkiye’nin manzarasıdır. Bu tablo bir Türkiye tablosu olduğu kadar, Türkiye’nin umudunu yansıttığı kadar, Afganistan’ın, Irak’ın, Libya’nın, Filistin’in, Saraybosna’nın, Gazze’nin, Kudüs’ün umudunu yansıtıyor. Bu fotoğraf, barış fotoğrafıdır. Bu fotoğraf, huzurun, istikrarın, demokrasinin, refahın fotoğrafıdır. Bu fotoğraf, tarihinden, büyük medeniyetinden, zengin kültüründen aldığı ilhamla yeniden büyük bir medeniyet inşa etme iradesinin fotoğrafıdır. Bu fotoğraf, karesi içindeki 550 aday Türkiye aşkıyla, Türkiye sevdasıyla, hizmet kararlılığıyla yola çıkmış, sadece bedenini değil gönlünü, yüreğini, zihnini, Türkiye idealleri için ortaya koymuş bir kadrodur. Bu kadro fedakar bir kadro, bu kadro özverili bir kadro. Bu kadro, makam hırsıyla, ikbal hırsıyla, çıkar hırsıyla yola çıkmış değil. Milletin uğruna, milletin yoluna başını koymuş bir kadrodur. Diyor ya üstat: “Kim var diye seslenilince sağına ve soluna bakmadan fert fert ben varım cevabını verici, her ferdi benim olmadığım yerde kimse yoktur fikrini besleyici dava ahlakına sahip bir gençlik.” İşte bu kadro, o gençlerin oluşturduğu bir kadrodur. İşte bu kadro, yeniden büyük Türkiye davasını omuzlamaya, o davayı gediğine koymayı kast etmiş, azmetmiş bir kadrodur. Her zaman söyledim, bugün burada bir kez daha söylüyorum; bu yola sizlerle çıkmış olmaktan bahtiyarım. Bu yolda sizlerle yürüyor olmaktan gururluyum, Rabbime, bana sizin gibi yol arkadaşları nasip ettiği için hamdediyorum.

 

   Daha yola çıkarken şunu söyledik: AK PARTi’yi millet kurmuştur, biz sadece onun tabelasını asıyoruz. Bizim kadrolarımız, bizatihi milletten, milletin kendi evlatlarından teşekkül etmiştir. Bizim kadrolarımız icazetli, vesayetli, güdümlü, ısmarlama kadrolar değildir.Bizim kadrolarımız çeteleri, mafyayı, hukuk dışı suç örgütlerini temsil eden, onlardan beslenen, onlarla yol arkadaşlığı yapan değil, milletle gönül birliği yapan, kader birliği yapan bir kadrodur. Biz de sizlerle gurur duyuyoruz.Bu kadronun özü, milletin özüdür. Milletin ak ve aydınlık yüzüdür. Bu kadro, bizim diğerlerimizden farkımızı ortaya koyan bir kadrodur. İşte görüyorsunuz, önce çetelerin avukatı olduklarını söylediler… Ardından çetelerin operasyonuyla birbirlerine girdiler. Yetmedi, kürsüye çıktılar, Sayın Genel Başkan Ana Muhalefetin: “Nerede bu Ergenekon örgütü, gidip üye olacağım” dedi. Silivri’de, eğer üye kayıt defterini açtıysalar gider üye olursun. Ergenekon’un üye kayıt ofisini bulamayanlar, şimdi kendi parti çatıları altında Ergenekonun irtibat ofisini açmaya karar verdiler. Dışarıdan aday bulamadılar, içeriden, Silivri’den aday transfer ettiler. Şimdi soruyorum, buradan MHP’ye, CHP’ye soruyorum; siz milletin iradesini mi temsil ediyorsunuz, Silivri’nin iradesini mi? Siz milletin iradesini mi temsil ediyorsunuz, yoksa çetelerin, mafyanın, cuntanın iradesini mi? Siz gücünüzü milletten mi alıyorsunuz, yoksa çetelerden, mafyadan, karanlık örgütlerden mi alıyorsunuz? Hani siz dokunulmazlığın kaldırılmasını istiyordunuz, 8,5 yıldır yatıyor kalkıyor bunu söylüyordunuz. Bundan başka kullandığınız bir cümle yoktu. Muhalefet adına tek bir cümle bunun dışında kurmayan siz değil miydiniz? Biraz tutarlı olun tutarlı, lütfen tutarlı olun, bir kere de sözünüzün arkasında durun. Alıştık size, bol çark ediyorsunuz, ne olur bir kere de çark etmeyin.

 

   Biz 8,5 yıl boyunca hiçbir tehdide boyun eğmedik değerli arkadaşlarım, eğmedik. 8,5 yıl boyunca çetelere, mafyaya, karanlık suç örgütlerine asla ve asla boyun eğmedik. Çetelerin karşısında boynunu bükenlerden, hazır ola geçenlerden, ruhunu çetelere satanlardan olmadık. Milletin emanetini kutsal bildik, o emaneti hakkıyla taşıdık, o emaneti yere düşürmedik, bundan sonra da aynı şekilde devam edeceğiz. Türkiye’yi aydınlığa kavuşturduk, daha da aydınlatmaya devam edeceğiz. İşte aydınlığa tahammül edemeyenler, aydınlıktan gözü kamaşanlar, ışıktan gözü incinenler, şimdi karanlığa methiyeler düzmeye başladılar. Karanlıktan medet umuyorlar, bir bedel ödeniyor değerli arkadaşlarım, şu anda bir fatura ödeniyor. Biz gücümüzü milletten alır, yetkiyi milletten alır, hesabımızı da millete veririz. Tek hesap merciimiz aziz milletimizdir. Gücünü, yetkisini, iradesini milletten almayanlar ise, hesabı başka yerlere öder, başka yerlere bedel verirler.

 

   Kardeşlerim, 8,5 yıl boyunca olduğu gibi bundan sonra da çeteler karşısında geri adım atmayacağız. Çeteler karşısında boynumuzu bükmeyecek, mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Çetelerin, mafyanın, suç örgütlerinin tekrar üreme şansı bulmayacağı, bulamayacağı gibi kesinlikle değerli kardeşlerim, bundan sonra bu ülkede aynen İtalya’da olduğu gibi temiz eller operasyonuna da ihtiyaç kalmayacak. Türkiye’yi hep birlikte, sizlerle birlikte yeniden inşa ediyoruz. Şunu da burada özellikle ifade etmek durumundayım: Bu kadro, bir kez daha tüm Türkiye’yi temsil eden, tüm Türkiye’yi yansıtan bir kadrodur. Biraz önce de ifade ettim, bu kadro bir Türkiye fotoğrafıdır. Burada tek etnik köken yok, burada tek bölge yok, burada tek inanç grubu yok, burada her etnik köken, her bölge, her inanç grubundan, her düşünce, her sosyal grup bizim 550 kişilik listemizde evet, temsil edilmektedir. Hiç kimse dışarıda bırakılmamıştır, hiç kimse ötelenmemiş, dışlanmamıştır. 8,5 yıl boyunca olduğu gibi bu listeyle de Türkiye bir kez daha samimiyetle kucaklanmıştır. Listemize bakıp da AK PARTi’nin bazı bölgelerden çekildiğini, bazı bölgelerde iddiasını kaybettiğini söyleyenler, açık söylüyorum; çok büyük bir yanılgı, evet, çok büyük bir cehli siyaset içindedir.

 

   Değerli kardeşlerim, bunu söyleyenler, bunu yazıp çizenler, adaylarımızı tanımadıkları kadar AK PARTi’nin çözüm için ortaya koyduğu iradeyi, samimiyeti, kararlılığı da görmüyorlar, görmek istemiyorlar. Bunu söyleyenler değişimden, dönüşümden, tazelenmekten korkuyor, çekiniyorlar. AK PARTi hiçbir arkadaşını, hele hele yol arkadaşını yolda bırakmaz. Yapılan sadece bir nöbet değişimidir. AK PARTi hiçbir bölgeden çekilmiyor, çekilmez. Bir Azeri atasözü şunu söylüyor sevgili kardeşlerim: “Dertsizler yeryüzüne yüktür” Evet, bizim derdimiz var. Bizi dert bu yollara düşürdü. Bizim derdimiz Türkiye sevdamız, Türkiye davamız var.

1

   Değerli kardeşlerim, dikkatinizi çekiyorum, biz Türkiye’nin meselelerine, dertlerine, sorunlarına çözüm üretecek isimleri adeta bir mücevherci kimliğiyle cevherleri madem ocaklarından arayarak, çıkararak, işleyerek kuyumcu dükkanına sunuyoruz; bizim özelliğimiz bu. Diğerleri öyle değil, onlar hazıra konuyorlar, biz işliyoruz; farkımız bu.

 

   Sevgili kardeşlerim, onlara sesleniyorum; siz tanımıyor olabilirsiniz, ismini duymamış olabilirsiniz, o isimlerin millet nezdinde siyasette neye tekabül ettiğini kestiremiyor olabilirsiniz. Ama bizim listemizdeki 550 kişinin her biri birikimli, donanımlı, deneyimli, her şeyden önce yüreği millet aşkıyla, vatan aşkıyla dolu isimlerdir. Bu isimlerin içinde etnik ayrımcık yapan bir kişi yok, olamaz. Bu isimlerin içinde bölgesel ayrımcılık yapan bir kişi olamaz. Bu isimlerin içinde inanç ayrımı yapan bir kişi olamaz. Biz biriz, beraberiz, bütünüz. Biz bu yola çıkarken ta Afyonkarahisar’dan bir şey söyledik, dedik ki etnik milliyetçiliğe hayır. Biz dedik ki, bu ülkede bölgesel milliyetçiliğe hayır. Biz dedik ki, dinsel milliyetçiliğe hayır. Bunları niçin söyledik? Çünkü bu ülke bunlardan çok çekti, hala çekiyor. Onun için bizim mili birlik kardeşlik projemizin esasında bunlar yatıyor. Onun için biz yola çıkarken bir şey söyledik, ne dedik? Tek millet dedik. Bu ne demektir? Millet kavramının, millet mefhumunun içinde bir etnik unsur yok. Ya? Tüm etnik unsurlardan oluşan bir yapı, millet bu. Siz milleti bir etnik unsura asla yaslayamazsınız. Millet budur. Onun için de biz devamlı neyi kullandık? Hep dedik ki, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı çatısı altında toplanacağız. Her etnik unsur bize göre nedir? Saygındır. Her etnik unsur Türk’üm der, Kürt’üm der, Lazım der, Çerkez’im der, Gürcü’yüm der, Roman’ım der, Arnavut’um der, Arap’ım der, hepsi bizim için saygındır, başımız gözümüz üstünde hepsinin yeri vardır. Çünkü biz yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevdik, bu yola böyle çıktık, ayrım yok bizde. Bizde ne Türk milliyetçiliği var, ne Kürt milliyetçiliği var, ne Laz milliyetçiliği var, bunların hiçbiri yok bizde. Ama şundan da hiçbir zaman kaçınmayacağız: Ya? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım demekten kaçınmayacağız. Ama rahat rahat bu ülkede Türk’üm de diyeceksin, Kürt’üm de, Laz’ım da, Çerkez’im de, Gürcü’yüm de, Roman’ım da, hepsini söyleyeceksin. Onun için tek millet.

 

   İki; tek bayrak dedik. Bu ay yıldızlı bayrakta kimi inciten bir şey var? Bu bayrağın rengi niçin birilerini rahatsız ediyor. Bu hilal, bu yıldız niçin birilerini rahatsız ediyor, rahatsız etmemesi lazım. Çünkü, bu bayrağın rengi, tüm şehitlerimizin kanıdır, orada kendini buluyor. Bu hilal niçin rahatsız ediyor, bağımlı mı olacaktık, köle mi olacaktık. İşte o bizim bağımsızlığımızın simgesi, niçin rahatsız oluyorsunuz? Hilalin önündeki yıldız niçin birilerini rahatsız ediyor? Yoksa bu ülkenin, bu vatanın uğruna şehit olanları görmeyecek miydik, her yıldız bir şehittir, bunu böyle bilmemiz lazım. Ve bunun için de:

 

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda!

Canı, cananı, bütün varımı altın da Huda,

   Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda”

 

derken bunları ifade ediyordu, bunları ifade ediyorduk. İşte her şey burada gizli, işte her şey burada saklı. Onun için tek bayrak, tek millet, tek bayrak ve arkasından ne geliyor? Tek vatan geliyor. 780 bin kilometrekaresiyle tek vatan. Bu vatan hepimizin, bu vatan hiçbir etnik unsurun veya grubun değil, 74 milyonun tamamının, hepimizin. Hepimiz buna aynı oranda, aynı derecede ortağız. Yani kimse diyemez bu bizimdir; hayır, hepimizin. Hepimiz buraya sahibiz, hepimizin burada sorumluluğu var ve bu sorumluluğu sonuna kadar taşıyacağız, sonuna kadar.

 

   Sevgili kardeşlerim, geliyorum sonuncusuna, o da nedir? Tek devlet. Bu devlet bizim, bu devlete hep beraber sahip çıkacağız. Ve bu ülkenin, bu milletin, bu bayrağın altında ikinci bir devlet asla düşünemeyiz. Böyle bir bölücülüğe, böyle bir ayrımcılığa müsaade edemeyiz. Bakın biz Afyon’dan çıkarken bunları söyledik. Fakat ben hiçbir zaman tek dil diye bir ifade kullanmadım. Tek resmi dil ifadesini kullandım, bunu karıştırmayalım birbirine. Benim ülkemde herkes anadilini rahatlıkla konuşabilir, bunun önünü de biz açtık. Çok spekülasyonlar oldu hatırlayın, biz açtık. Herkes, benim Kürt kardeşim kendi ana dilini rahatlıkla konuşur. Cezaevinde konuşabiliyor muydu? Konuşamıyordu. Biz önünü açtık mı? Açtık. Şimdi artık, ana evladıyla, ağabey kardeşiyle cezaevinde kendi ana dilini konuşabiliyor mu? Konuşabiliyor. İstediğiniz kadar gidin kurslarınızı kurun dedik mi, ana dilde öğretimle ilgili bunun önünü açtık mı? Biz açtık. Bizden öncekiler niye bunları yapmadılar, neredeydi onlar? Bunların hiçbiri bir tehditle olmamıştır, tam aksine yılların deneyimiyle, tecrübesiyle bu ülkenin sorunları nedir, bu noktadan hareketle olmuştur.

 

   Değerli kardeşlerim, bu adımla yolumuza devam edeceğiz. Ve bugün arkadaşlarıma da inşallah Necip Fazıl Kısakürek Salonu’nda yapacağımız toplantıda da bunlarla ilgili özet bazı bilgiler sunacağım, o özet bilgileri de kendilerine takdim edeceğim. Ve böylece bizim özellikle Güneydoğu Anadolu’daki istismar kokan politikaları bu ülkede sadece biz çökertebiliriz. Bu ülkede değerli kardeşlerim, Kürt meselesi artık yoktur. Benim Kürt kardeşlerimin meseleleri vardır. Bu ülkede Kürt kardeşlerimin de istismarı vardır, bunu da söyleyeyim. Ama bu oyuna onlar da gelmeyecek, bu oyunu bozacaklar. Ve kurulan oyun, kurulan tezgah budur. Diyorlar ki, AK PARTi Güneydoğu’da Kürt orijinli olan adayları çekti, Kürtlerin meselelerini sorun yapmayanları çekti. Dedim ya, ya cehaletleriyle konuşuyorlar, ya bilmiyorlar. Biz oradaki meselelere vakıf arkadaşlarımızı aday yaptık ve inşallah o sorunları bu arkadaşlarımızla beraber gece-gündüz çalışmak suretiyle çözmeye devam edeceğiz. Biz sosyo-ekonomik sorunlarını Güneydoğu’nun evvel Allah büyük oranda aştık, aşmaya devam ediyoruz. Psikolojik sorunlarını aşıyoruz, kültürel noktada birçok sorunları aştık, aşıyoruz, aşmaya devam edeceğiz.

 

   Sevgili kardeşlerim, acaba özellikle benim Kürt kökenli vatandaşlarıma yönelik 24 saat yayın yapan bir TRT ŞEŞ bizimle hayata geçmedi mi? Bizden önce 24 saat buna yer ayırabilenler, 24 saat ötesine geçemeyenler, bizim artık 24 saat sürekli yayın yapar hale gelmemiz karşısında sustular. Şimdi biz özele, hepsine bunun önünü açmanın gayretleri içindeyiz, bunu da halledeceğiz. Ama bizden öncekiler bunları yapmadı, böyle bir 24 saate geçişi yapamadı. Onlar 1 saat, 2 saat yapabilirsek öp başına koy diyordu. Ama biz bunları başardık.Ve AK PARTi girdiği her seçimde, burası çok önemli, dikkat edin Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinde birinci olmuştur. 80 vilayetten milletvekili çıkarmıştır, 12 Haziran’da da inşallah bu sonucu evvel Allah almanın gayreti içerisinde olacağız.Değerli kardeşlerim, birileri etnik noktadan benim Kürt kökenli kardeşlerimi istismar ederken, bir diğerleri de şehit cenazelerini, akan kanı, akan gözyaşını, hatta şehitlerimizi istismar ediyor; buna da fırsat vermeyeceğiz hep beraber.

 

   Değerli kardeşlerim, biz onlardan olmadık, olamayız, olmayacağız. Biz son derece samimi şekilde kardeşliğimizi sürdüreceğiz, aynı samimiyetle çözüm için çalışacağız. Bakın şu anda CHP’si, MHP’si, BDP’si yüksek öğretime geçiş sınavı, yani YGS üzerinden çok yoğun bir şekilde yine gençlerimizi istismar etmenin gayreti içindeler.Değerli kardeşlerim, 1,7 milyon gencin hayallerini, geleceklerini, umutlarını, siyasi malzemeye dönüştürerek buradan kendilerine bir rant sağlamanın çirkin gayreti içindeler.Değerli kardeşlerim, söz konusu olan 1,7 milyon gencin hayalleridir. Söz konusu olan 1,7 milyon gencin geleceğidir, umududur. Gece-gündüz ders çalışan, uykusundan, oyunundan, eğlencesinden fedakarlık yapan gençlerin hissiyatını siyasi malzeme haline getirmek çok açık söylüyorum ahlaksızlıktır, fırsatçılıktır. Eğer sınavda bir yanlış varsa, bir kayırma varsa, yasadışı, kirli ilişkiler varsa, buna karşı çıkacak, bunun karşısında güçlü tepki koyacak ilk kişilerden biri ben olurum, arkadaşlarım olur. Devletin ilgili kurumları son derece büyük bir hassasiyet içinde meseleyi inceliyor yargısına varıncaya kadar araştırıyor, takip ediyorlar. Ama soruyorum, bir tek kişinin kayrıldığına dair somut deliliniz var mı? Şifre iddialarından çıkar sağladığını ispat edebileceğiniz tek bir genç var mı? Yok. Ama ortada duyguları istismar edilecek, sokağa dökülecek, zihinlerine, yüreklerine şüphe düşürülecek bir genç grup var. Bu ülkenin Başbakanı olarak YGS’yle ilgili iddiaların tamamının takipçisiyim. Gençlerimiz rahat olsunlar, müsterih olsunlar. Gönül rahatlığı içinde ikinci sınava hazırlansınlar. Gençlerimiz, kendilerini istismar edenleri, iddiaları fırsatçılığa çevirenleri de lütfen çok iyi görsünler, onları iyi tanısınlar.Sevgili kardeşlerim, Taksim’de 1000 kişiyi, 2 bin kişiyi yürütmek, 2 bin genci yürütmek problem değil. Onlar YGS sınavının karşısında tavır ortaya koyduklarını açıklarken, biz de kalkarız onların karşısına 5 bin, 10 bin tane genci koyarız. Ama biz bu ülkede gerilimden yana değiliz. Bırakın kurumlar işini yapsın, bırakın kurumlar görevini yapsın. Hiç kimsenin asla ve asla hakkı yenemez buna müsaade etmeyiz, gençlerimiz bunu böyle bilsinler.

 

   Değerli kardeşlerim, çok değerli yol arkadaşlarım; Yunus Emre ne güzel söylemiş: “Biz sevdik aşık olduk, sevildik maşuk olduk. Her dem yeni doğarız, bizden kim usana.” Evet, tekrar ediyorum; “her dem yeniden doğarız, bizden kim usana.” İşte 12 Haziran seçimleri öncesinde aziz milletimize biz şunu söylüyoruz: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımız sırasında yapmıştık, 3 Kasım-22 Temmuz arasında yaptık. Gençler, burası çok önemli, 22 Temmuz’dan bu yana yapıyoruz, 12 Haziran’dan sonrada yapacağız. Bakın ne diyorum? Yapmıştık, yaptık, yapıyoruz, yapacağız; dört tane eylem.Değerli kardeşlerim, bu ara biz bildirgeyi açıklayınca hemen  birileri çıktı, Ana Muhalefet özellikle bir şey söylüyor; bizim arkadaşımız Hamzaçebi Sayın Başbakanın İstanbul’la ilgili iki yeni şehir projesini çok önce açıklamıştı diyor. 4 sene önce bunu Meclis’teki bütçe müzakerelerinde açıkladığını söylüyor. Değerli arkadaşlar, ben İstanbul gibi bir büyük şehrin 4,5 yıl Belediye Başkanlığı yaptım. Ben maliye memuru değilim, ben Belediye Başkanlığından geliyorum, İstanbul’un neresinde ne var gayet iyi bilirim. Akif Hamzaçebi önce İstanbul’u tanısın. Ama tabi önce Genel Başkanı tanısın. Çünkü Genel Başkanı İstanbul’a Büyükşehir Belediye Başkanı oldu, adres olarak gösterdiği Kağıthane’yi tanıyamadı, Kağıttepe dedi, böyle bir yerden geliyor.Şimdi bakınız, Akif Hamzaçebi 13 Kasım 2007’de Ulaştırma Bakanlığının bütçesiyle ilgili komisyonda konuşuyor. Bunu iyi bilelim, iyi öğrenelim ki gittiğiniz her yerde bunları kullanmanız lazım. Ulaştırma Bakanlığının bütçesiyle ilgili komisyonda konuşuyor. Hamzaçebi, İstanbul’a iki kent kurulmasından değil, İstanbul’un doğusu ve batısına iki kent kurulmasından bahsediyor. Bu kentlerden biri Sakarya’nın Karasu ilçesi civarına, diğeri de Saroz Körfezine kurulsun diyor, bunu o söylüyor. Bunun İstanbul’la bir alakası var mı? Bu projenin bizim projemizde uzaktan yakından alakası yoktur. Değerli kardeşlerim, dedim ya, bunlar İstanbul’un neresi olduğunu bilmiyorlar. Genel Başkanı da, o da aynen öyle. Bunlar İstanbul’a Fransız.

 

   Değerli kardeşlerim, ben ise İstanbul sınırları içerisinde, mevcut İstanbul sınırları içerisinde kentsel değişim dönüşüm anlayışı içerisinde iki yeni şehirden bahsediyorum. Ve biz onlar gibi başlık atmıyoruz. Ya, biz örneğin bunların bir tanesinin mimari çalışmalarını bile yaptık. İnşallah bu Çarşamba değil haftaya Çarşamba bunu açıklayacağız. Ve haftaya Çarşamba yanılmıyorsam 27’si, 27’inde bunu açıklayacağız, hiç heyecanlanmayın. Orada neresi olduğunu, nasıl olduğunu o çılgın projeyle beraber açıklayacağız.Bizim diyor çılgın projeyle işimiz yok diyor Genel Başkan, biz millete hizmetle ilgileniyoruz diyor. Bu projeler millete hizmet değil, vatana hizmet değil de nedir? İşte bunların siyaset anlayışı, mantığı bu. Bunları açıkladığımız zaman zaten hepsi görünecek ve burada binlerce insan istihdam edilecek bu proje üzerinde. Belki on binlerce insan istihdam edilecek. Bizim attığımız adımlar bu. Diyorum ya, bunların bugüne kadar dikili ağacı yok. Şimdi kendileri bu açıklamayı yaparken Kadıköy’den bir ses yükseliyor. Kadıköy Belediye Başkanı diyor ki, İstanbul’a yeni şehir gerekmez, ya? Gecekondular falan var, bunları yenileyelim diyor. Şimdi o da kendi Belediye Başkanı. Sevgili kardeşlerim, bak şimdi biz bunların minyatür denemelerini yaptık. Nasıl yaptık? Bakınız İstanbul’un Avrupa Yakasında Belediye Başkanlığım döneminde biz bir Başakşehir kurduk, bir minyatür şehirdi o, biz bunları yaptık. Şimdi aynı yerde bir Kayabaşı inşa ediliyor, onun daha büyüğü. Aynı şekilde şu anda CHP’li bir Belediye Başkanın Belediye Başkanı olduğu Ataşehir’i biz kurduk, biz inşa ettik. Ya biz buyuz. Bak bunlar bizim dedim ya çıraklık ve kalfalık dönemimizin ürünleri. Şimdi ustalık döneminin ürünlerine geçiyoruz. Onun için İstanbul’a iki yeni Büyükşehir diyoruz. Ankara’da aynı şekilde bir tane yapacağız, bunları İzmir’de yapacağız. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı haber vermiş Genel Başkanına, bizim projelerimize sahip çıkıyor diyor. Ya sen önce kendi şehrindeki gecekondularına sahip çık. Raylı sistemini yapamadın bizden yardım istedin, geldik raylı sistemini biz yaptık ya, biz yaptık. Aynı şekilde, binlerce konutu biz yaptık, şimdi kalkıyor sıkılmadan teşekkür edeceği yerde o da diyor ki; böyle böyle bizim projelerimize Başbakan sahip çıkıyor. İhtiyacımız yok. Bizim proje kadrolarımız sürekli çalışıyor. Bu noktada kapasiteniz zaten buna el vermez. Bugüne kadar çünkü bu noktada yaptığınız herhangi bir şey yok, icraatınız yok. Ama biz yoğun bir şekilde buna da devam ediyoruz.

 

   Değerli kardeşlerim, bütün bunların yanında şimdi burada sizlere…  Şimdi burada sizlere kampanya sürecinde kullanacağımız sloganlarımızdan birini açıklıyorum. Diyoruz ki, “istikrar sürsün, Türkiye büyüsün.” İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün. İstikrar içinde büyüyen bir Türkiye 2023 hedeflerine ulaşabilir. Önceki gün beyannamemizi açıklarken… Biz sizlerle gurur duyuyoruz. Önceki gün beyannamemizi açıklarken ilk sloganımızı orada seslendirmiştik, “Türkiye hazır, hedef 2023” demiştik. Şimdi MHP’nin Genel Başkanı çıkmış diyor ki, bu bana aittir, bunun patenti bana aittir. Ben de diyorum ki, Sayın Genel Başkan ya sen böyle 2023’e kadar hedefler koyabiliyor musun? Yani 2023’e kadar hedefler koyabiliyordun da bu millet sana 5 yıllığına iktidar verdi, 5 yıllığına iktidar verdiği zaman 3,5 yıl kalabildin bırakıp kaçtın gittin, nasıl sen olacak da 2023’ün hesabını yapacaksın, nasıl yapacaksın? Böyle bir ufku bunların yok. Böyle bir kapasite bunlarda yok. Ve şimdi diyor ki, onu ben söylemiştim. 3,5 yıl kalabildin, daha fazla kalamadın. 8,5 yıl önce hayal gibi görünen, ulaşılamaz gibi görünen bir çok hedefi biz gerçeğe dönüştürdük. Rekor seviyelere, tarihi seviyelere ulaştık. Şimdi daha büyük hedefleri evvel Allah belirledik, hayallerimizi kurduk ve buna doğru yol alıyoruz. İstikrarı olan Türkiye, itibarı ve istikbali olan bir Türkiye’dir.

 

   Sevgili İzmirliler, bir defa rahat olun bu iradeyi önce siz koyacaksınız, siz görevi vereceksiniz ve evvel Allah İzmir çok daha farklı bir şekilde gelişecek. Şu anda Egeray’ı yaptık mı? Yaptık. Aynı zamanda susuz olan İzmir’e suyu getirdik mi? Getirdik. Beydağı projesi durmuştu, Beydağı projesini yaptık mı? Yaptık. Okullar devam ediyor mu? Ediyor. Üniversiteyse üniversite getirdik mi? Getirdik. Durmuş olan çevre yollarını yaptık mı? Yaptık. Sevgili İzmirliler, biz sizi hiç bir zaman unutmadık, unutmuyoruz. Ve bakınız, Universiade adeta kalmıştı, Universiade’yi kim halletti özel kanunla? Biz hallettik. Hiç bir zaman unutmadık, unutmuyoruz, unutmayacağız, bunu böyle biliniz. İzmir, İzmirli bize oy verse de, oy vermese de İzmir bizimdir. Yani 780 bin kilometrekarenin Ege’de bir incisidir. Biz hiç bir zaman ihmal etmeyiz, bir kenara koymayız.

 

   Sevgili kardeşlerim, beyannamemizi açıklarken bir öngörümü, bir tahminimi açık açık söyledim; yarın çıkarlar bunları sahiplenirler, bunları takip ederler dedim. Aynen çıktılar, işte bu projeler bize aitti demeye başladılar. Ya onlar on yıllardır bu ülkenin siyasetinde varsınız, ey CHP varsın, tek başına bu ülkede yıllar yılı hükümet ettin, onlar sonra koalisyon hükümetlerinde bulundun, ne yaptın ya bunları söyle? Var mı yaptıkları, yok. Ah benim sevgili kardeşlerim, ben buradan tüm Türkiye’ye sesleniyorum; tabi o Türkiye’yi yaşamayan, ama şimdi bu seçimde oy kullanacak gençlerimiz var. Şöyle hafıza kayıtlarımızı bir yoklayalım, günde 6 saat elektriklerimiz olduğu günleri hatırlıyor muyuz? Elektriklerimizin yanıp söndüğü günleri hatırlıyor muyuz? Ah benim sevgili kardeşlerim, Sayın Baykal’ın Enerji Bakanı olduğu CHP iktidarını hatırlıyor muyuz? Bakanlıklarda kaloriferler yanmıyordu. Onun için paltoyla çalışıyorlardı; CHP’nin iktidarı bu. Kuyruklarda benzin için bekliyorduk, gazyağı için bekliyorduk; CHP’nin iktidarı bu. Böyle bir şey şimdi var mı? Ve bizi 5 cente muhtaç etmişlerdi, bunların iktidarı bu. Şimdi yeniden bizi o döneme çevirmek, döndürmek isteyenlere benim milletim fırsat vermez.

 

   Sevgili kardeşlerim, bu kardeşiniz İstanbul’u kimden aldı biliyor musunuz? İstanbul’u CHP Belediyesinden aldı. Ama biz CHP Belediyesinden İstanbul’u aldığımız zaman İstanbul çöp dağları içerisinde bir şehirdi. İstanbul’un suları akmıyordu ve İstanbul’da banyo küvetleri dolduruluyor, onlarla beraber kullanma suyu olarak o kullanılıyordu. Banyo yapmak hak getire, öyle bir duruma gelmişti İstanbul. Ve bunun içinde yeni sektörler oluşmuştu. Oluşan bu sektörler neydi? Her yerde artık su satan bayiler vardı. Tankerleri sokakların arasında görürdünüz, böyle bir hale getirmişlerdi İstanbul’u. Kim? CHP zihniyeti. Herkes maskeyle dolaşıyordu İstanbul’da, neden? Hava kirliliği. Biz geldik, ne oldu? Hava kirliliği yok oldu. İstanbul’un susuzluğu yok oldu. Çöp dağları yok oldu ve Habitat-2’nin kayıtlarına dünyanın en temiz kentlerinden biri olarak girdi. İşte çevreci olan AK PARTi zihniyeti, bizler. Susuz kenti suya biz kavuşturduk. İşte bu gerçekleri burada tekrar hatırlıyorum. Çünkü, hafızayı beşer nisyan ile maluldür, mecburuz anlatacağız. İşte aynen Ankara. Başkentimiz Ankara’nın bir havaalanı var mıydı ya? Yakışır mıydı Ankara’ya böyle bir havaalanı. Ama şimdi bakın modern bir havaalanına sahibiz. Ankara’dan havaalanından şehre giriyoruz tamamıyla gecekondular arasında. Ama şimdi bu değişiyor. Tamamen bir Turgut Özal bulvarıyla Allah rahmet etsin dün ölüm yıldönümüydü, aynı şekilde bunu gerçekleştirerek onun aziz hatırasına evet burayı sembol olarak ismini vermek suretiyle halkımızın emrine sunduk. Şimdi ikinci bir adım atacağız, nedir o? Havaalanından şehre hafif raylı sistemi koyacağız. Bunları biz açıkladığımız zaman rahatsız oluyorlar. Ya niye rahatsız oluyorsun, bak güzel şeyler, sen de yap senin de olsun. Ama böyle bir durumları, böyle bir dertleri yok.

 

   Burada sizlere iki önemli vakayı anlatmak istiyorum, son derece ibretlik iki vakayı burada aktarmak istiyorum.Değerli kardeşlerim, tarih 11 Nisan 2010. İzmir’in Kiraz ilçesinde 73 yaşındaki bir çoban amcamız Mehmet Kurt. Dağ başında kalp krizi geçiriyor. Hemen 112 aranıyor, bir ambulans helikopter derhal olay yerine geliyor. Mehmet Amcamızı alıyor ve hastaneye yetiştiriyor; olay bu, bu bir.İkinci olay. İzmir’le nasıl ilgileniyoruz görüyorsunuz değil mi? İkinci olay Diyarbakır’da yaşanıyor. Güneydoğu’da biliyorsunuz kış boyu yollar kapalı kalan köylerimiz var. Yine böyle bir köy, köyde yaşayan 40 yaşlarında bir vatandaşımız sabah namazını kılmış evine dönerken kalp krizi geçiriyor, köy meydanında yığılıp kalıyor. Köy muhtarı hemen 112 acili arıyor. Dikkatinizi çekiyorum, telefondan 20 dakika, yarım saat sonra köyün semalarında ambulans helikopter görünüyor. Köye tarihinde ilk kez bir helikopter iniyor. Hastamız derhal doktorlar tarafından sedyeye alınıyor, helikopter havalanıyor. Hasta kardeşimiz o anı şöyle anlatıyor, burası çok önemli: Herhalde öldüm de uçuyorum diye düşündüm, burası çok önemli. O sırada kalbimdeki ağrı arttı ve sonrasını hatırlamıyorum diyor. Evet hastanın kalbi gerçekten helikopterdeyken duruyor. Ve ambulans helikopterdeki elektro şokla hastanın kalbi çalıştırıyor. Kalbinde hiç hasar oluşmadan hasta hemen Diyarbakır Devlet Hastanesinde tedaviye alınıyor, kalp krizi geçirdikten sonra 35 dakika içinde anjiyo yapılıyor ve ardından 3 damarı değiştiriliyor. Ve devamını söylüyorum; bizim köyde 1500 kişi yaşıyor, hepsi beni kenara çekip uçmak nasıl diye soruyor. Ben havada öldüm sonra yeniden dünyaya geldim, gök yüzünde doğdum diye anlatıyor. Demek ki, latifeyi de başarabilen bir vatandaşımız. İşte mesele bu, işte AK PARTi iktidarı bu sevgili vatandaşlarım, sevgili kardeşlerim. İşte hayallerin gerçeğe dönüşmesi, hayaldi gerçek oldu tablosu bu.

 

   12 Haziran seçimlerine girerken biz yaptıklarımızı anlatmıyoruz, yaptıklarımız, eserlerimiz zaten bize anlatıyor. Biz geleceği anlatıyoruz, gelecek tasavvurumuzu anlatıyoruz. 12 yıl sonra nasıl bir Türkiye’de yaşamak istediğimize dair hayallerimizi, hedeflerimizi anlatıyoruz. Türkiye’nin her meselesine ilişkin çözüm önerimiz var. Her alanda örneği görülmemiş, yaşanmamış, tamamen orijinal, tamamen uygulanabilir projelerimiz var.Peki CHP ne yapıyor? Onun yaptığı tek şey var, köprü yaparsın bu CHP zihniyeti yapmayın der. Boğazın altından tünel yaparsın, hemen karşı çıkar, bu zihniyet bu. Şimdi de nükleer enerji santrallerine karşı çıkıyorlar neymiş? İşte Japonya’daki son olayı bahane ederek, gerekçe göstererek diyorlar ki, yaptırmayız.Sevgili kardeşlerim, bakınız dünyada bugün 450 civarında nükleer enerji santrali var. Gerek maliyeti itibariyle, gerekse enerji noktasındaki potansiyeli itibariyle bu ülkeler, bu gelişmiş ülkeler bunu kullanıyor ve biz de bu adımı bunun için atıyoruz. Ama bu CHP zihniyeti işte almış yanına CHP’li milletvekilini de, onun da zaten işi gücü bu, tamamen bu işlerle uğraşır, görevi bu, olumsuzlukların vekilidir o, tamamen bununla birlikte toplanmışlar geliyorlar yürüyüş yapıp, gösteri yapıp ee nükleer enerjiyi engellemek. Kusura bakmasınlar, biz bütün çalışmalarımızı bilimsel yapmışız, adımlarımızı buna göre atıyoruz ve Türkiye muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkıyor, çıkacak.

 

   Afaki, hayali, masalımsı hedefler değil, ulaşılabilir, kavuşulabilir hedeflerimiz var. Önceki gün Türkiye hazır, hedef 2023 beyannamemizde projelerimizin, hedeflerimizin bir kısmını açıkladık. O kadar değil, daha açıklayacağımız, milletle paylaşacağımız bir çok hedefimiz, bir çok projemiz var. Bu projeleri açıklarken 15 gün sonra hangisini açıklayacağımızın duyurusunu da yapacağız. Ve sizlerle 12 Haziran’a kadar hep bu projeleri sizlere müjdelemek suretiyle yolumuza devam edeceğiz. Zamanı geldikçe, yeri geldikçe bunları inşallah açıklayacağız. Kampanyamızı 22 Nisan saat 14’de evet CHP’nin hışmına uğrayan Bayburt’tan başlatıyoruz. 2 milletvekilliğini Bayburt’a çok gördü bu CHP. Ve biz de inşallah ilk mitingimizi Bayburt’ta yapacağız. Bayburt, Bayburt olalı bu CHP zulmünü görmedi gardaş. Hemen arkasından aynı gün Gümüşhane’ye geçiyor, orada ikinci mitingimizi yapıyoruz. Ulaşabildiğim illere, 50 civarında inşallah Rabbim sağlık, sıhhat, güç kuvvet vermesi halinde 50 civarında ulaşmaya çalışacağım, ilçeler hariç. Ve bunun dışındaki illerimize de Genel Başkan yardımcılarım, bakan arkadaşlarım ve Seçim Koordinasyon Merkezimiz Medya Tanıtım Başkanlığımızla birlikte planlayarak oralara da diğer arkadaşlarımızı gönderecekler, gidilmedik il inşallah bırakmayacağız ve büyük ilçelere de büyük oranda inşallah ulaşacağız, tabii illerdeki arkadaşlarım da ilçelerin, beldelerin tamamına, köylerin tamamına ulaşacaklar.

 

    Değerli arkadaşlarım, çok değerli adaylarımız; birazdan burada her bir aday arkadaşımız tek tek sahneye gelerek aziz milletimize ekranda tanıtılacaklar, burada grup olarak kendileriyle birer resim çektireceğiz. Ardından, tabii arkadaşlarımın tribünlerde hiç kimse yerinden ayrılmaması lazım, şu anda bütün bu zeminde milletvekili adaylarımız var. Ardından Altındağ Necip Fazıl Kültür Merkezine geçeceğiz ve orada adaylarımızla kendi aramızda bir toplantı yapacağız. Hemen yarından itibaren tüm adaylarımız tekrar illerine dağılacaklar ve kolları sıvayarak sahaya, araziye inmiş olacaklar. Şunu sizlerden özellikle rica ediyorum, tabii hedef koyuyoruz, bu yüzde 100 değil, ama hedef koyuyorum, nedir o? Çalınmamış kapı adeta bırakmayacaksınız. Adeta sıkılmamış el bırakmayacaksınız. Hani o birileri vardır ya, el sıkarlar, arkasından da ıslak mendille silerler. Siz o nasırlı elleri o şekilde değil, aynı şekilde yürekten sıkacaksınız.Kendisine ulaşılmamış, hali hatırı sorulmamış inşallah hane bırakmayacaksınız. Sizlerle her karşılaştığımda üzerinizde Anadolu’nun, Trakya’nın tozunu, toprağını, terini, kokusunu hissetmek istiyorum değerli arkadaşlarım.Şundan emin olun: Evvel Allah AK PARTi birinci partidir. AK PARTi, bugün de milletin yegane umududur. Ancak bu gerçek hiçbir arkadaşımızı rehavete sevk etmemeli. Teşkilatımızla, belediye başkanlarımızla, aday adaylarımızla, gençlerimizle, il genel, belediye meclis üyelerimizle, tüm kardeşlerimizle, ana kademe, kadın kolları, gençlik kollarıyla ve şu an milletvekili olup önümüzdeki dönem aday olmayan arkadaşlarımla hep birlikte caddelere dağılacağız. Bizim üslubumuz, muhalefetin üslubu gibi olmayacak. Biz kırıcı değil yapıcı olacağız. Biz gönüller kazanacak, gönüllerde kendimize yer edineceğiz. Nezaketten, zarafetten, tevazudan asla taviz vermeyeceğiz. Sokağa çıktığınızda, vatandaşımız sizi gördüğünde tanımasa bile işte bu AK PARTi adayı diyecek. Tavırlarınızla, üslubunuzla, tevazuunuzla inanıyorum ki bunu başaracaksınız.

 

   Yolun hemen başında değerli kardeşlerim, yükümüzün ne kadar ağır olduğunu sizlere tekrar hatırlatmak istiyorum. Üzerinizdeki yükü tabii hatırlatmadan edemiyorum ama, ağırlığı bakımından Üstat tekrar aklıma geldi. Sorumluluğu, vazifeyi bir kez daha sizlere hatırlatmak istiyorum. Hani diyor ya; “Ne ağır imtihandır başındaki Sakarya, binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? İnsandır sanıyordum mukaddes yükü hamal, hamallık ki sonunda ne rütbe var, ne de mal.” İşte siz busunuz.Ve tabii inşallah 12 Haziran akşamında da hep birlikte şu mısraları rahatlıkla söyleyeceğiz:

 

“Mehmedim, sevinin başlar yüksekte,

Ölsek de sevinin, eve dönsek de.

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte,

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir.

Gün doğmuş gün batmış, ebet bizimdir.”

 

   Bir kez daha adaylarımız tüm milletimize, ülkemize, Türk demokrasisine hayırlı olsun diyor, Allah yar yardımcımız olsun diyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

 

 Kaynak ve resim.

  

 

%d bloggers like this: