“Komşularımızın Türkiye’ye yönelik herhangi bir endişesi yoktur…”



“Ne umut tacirliği, ne ucuz popülizm yapıyoruz, sadece gerçeğe dayanıyor, gerçeği söylüyoruz….”

“NATO zirvesinde alınan kararlar, Türkiye açısından son derece tatminkârdır, bu konuda özellikle vatandaşlarımızın içlerinin rahat olmasını istiyorum. Bu zirveye Türkiye damgasını vurmuştur . Çetin müzakereler olduğu doğrudur, ancak bütün bu müzakereler sonucunda ülkemizin beklentilerini tümüyle karşılayan bir belge ortaya çıkmıştır. Güvenliğin bölünmezliği ve ittifak dayanışması ilkelerine uygun olarak füze savunması sisteminin tüm müttefiklere tam koruma sağlayacak şekilde kurulması karara bağlanmıştır. Bazı Avrupa ülkelerinin tüm ısrarlarına rağmen, ülkemizin çabaları sonucu tehdit ülke ismi telaffuz edilmemiştir. Bu konuda komşularımızın Türkiye’ye yönelik herhangi bir endişesi yoktur, aksine Türkiye’nin bu zirvede verdiği ilkesel mücadele büyük takdir görmektedir.”


“Her yeni yıla değil, her yeni aya Türkiye’nin medeniyet yürüyüşünün devasa bir adımı gibi bakar olduk.
Sıkıntılarımız tamamen ortadan kalkmadı belki ama bugün tek tek hepimiz geriye kalan bu problemleri de kısa zamanda elbirliğiyle ortadan kaldıracağımıza samimiyetle inanıyoruz.
Umutsuzluklar, karamsarlıklar, hayal kırıklıkları yerini umutlara, iyimserliklere, taptaze hayallere bıraktı.
Bir yandan adım adım hedeflerimize doğru ilerlerken, bir yandan yakaladığımız hedeflerin yerine çok daha büyüklerini koymanın gayreti içindeyiz.
Türkiye, son sekiz yıl boyunca konuştuğumuz o aydınlık yarınlara, o mutlu ve müreffeh geleceğe çok daha yakın artık.
Bir olarak, birlik olarak, dost ve kardeş olarak, yediden yetmişe millet olarak başladığımız bu medeniyet yolculuğunu mutlaka tamamlayacağız, buna her birimiz gönülden inanıyoruz.”

“Ne umut tacirliği, ne ucuz popülizm yapıyoruz, sadece gerçeğe dayanıyor, gerçeği söylüyoruz.
Bakınız Kasım ayı başında Türkiye İhracatçılar Meclisi Ekim ayı ihracat verilerini açıkladı.
Buna göre 2010 yılı Ekim ayı ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre % 8,8 oranında artışla 10 milyar 790 milyon Dolar seviyesine ulaştı.
Bu rakamla bir ilk gerçekleşti; 2009–2010 döneminin aylık rekoru kırıldı ve 10 milyar Dolar eşiği aşıldı.
Dikkatinizi çekiyorum; bu rakam, Cumhuriyet tarihi boyunca gerçekleşen en yüksek Ekim ayı ihracat rakamıdır.
2010 yılının ilk 6 ayında ekonomimiz ortalama % 11 oranında bir büyüme kaydetti.
Bu rakamlar ülkemizin yakaladığı istikrarlı büyüme yıllarının artık meyvelerini toplamaya başladığını gösteriyor, asıl sevindirici olan budur.
Ben sizlere hayali vaat etmiyorum, ben sizlere gerçekleşeni anlatıyorum.
Bu başarıda Türkiye’nin değişimine güç katan, omuz veren, emek harcayan her insanımızın büyük payı vardır.
Bu başarıda en az ekonomi yönetimimiz kadar, özel sektörümüzün ortaya koyduğu fedakârca gayretlerin de payı vardır.
Bu kanaatimi bu ayın başında TOBB çatısı altında gerçekleştirilen 6. Sanayi ve Ticaret Şurası sırasında 81 vilayetimizden gelen oda ve borsa temsilcilerimize de ifade ettim.
Türkiye kalkınıyorsa, güçleniyorsa, ilerliyorsa, bunu girişimcimizle, yatırımcımızla, sanayicimizle, köylümüzle, çalışanlarımızla birlikte hareket ederek, birlikte çalışarak başarıyor; birbirimizi anlayarak, birbirimizin halinden haberdar olarak, nimeti hakça paylaşarak, külfeti de hep birlikte göğüsleyerek bu atılımı gerçekleştiriyoruz.
Bu başarı tek tek bireylerin değil, milletimizin ortak başarısıdır.
Bu istikrarı yaşattığımız, bu ahengi koruduğumuz müddetçe ülke olarak önümüz çok açıktır, bunu da çok açık ve net olarak ifade etmek istiyorum.”

“Milli Eğitim ve Ulaştırma bakanlıklarımızın ortak gayretiyle gerçekleştirilen FATİH (Fırsatları Arttırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi) Projesi’ni 22 Kasım’daki törenle başlattık.
İnşallah bu projeyle birlikte Türkiye’deki okullarda bulunan her sınıfımızı bir bilgisayara kavuşturmuş olacağız.
2002 yılında biz göreve geldiğimizde Türkiye genelinde ortalama 85 öğrenciye bir bilgisayar düşüyordu.
O günden bugüne geçen sekiz yılda okullarımıza tam 750.000 adet yeni bilgisayar gönderdik.
10 ve daha fazla dersliğe sahip her okulumuza ayrıca bilişim teknolojileri sınıfı kurduk.
Sadece bilgisayar yetmez dedik, okullarımızı hızlı internete de kavuşturduk.
Bütün bu çalışmaların sonucunda bugün Türkiye genelinde ortalama 15 öğrenciye 1 bilgisayar düşüyor.
Bakınız, göreve geldiğimizde 85 öğrenciye 1 bilgisayar düşerken bugün 15 öğrenciye 1 bilgisayar düşüyor, nereden nereye.
2003 yılında çok az sayıda okulda internet bağlantısı varken, bugün ilköğretim okullarımızın % 96’sına, orta öğretim okullarımızın ise tamamına internet hizmetini getirmiş durumdayız.
Bunlar ülkemizin aydınlık geleceğini inşa etmek üzere yaptığımız en önemli yatırımlardır.
Türkiye bugün yaptığı bu yatırımlarla bilgili, donanımlı, özgüven sahibi nice kuşaklarını yetiştirecektir.
Bu kuşakları yetiştirecek olanlar da ülkemizin dört bir köşesinde fedakârca görevlerini yapan sevgili öğretmenlerimizdir.
Biz onları hiç unutmadık, unutmuyoruz.
Bakınız 8 yıl içinde 167.621’i kadrolu, 70.000’i sözleşmeli olmak üzere toplamda tam 237.621 öğretmenin atamasını gerçekleştirdik.
Sadece 2010 yılında, atamasını yaptığımız ve yapacağımız öğretmen sayısı ne biliyor musunuz, 40.000…
Buna ilave olarak, usta öğretici, vekil öğretmen, öğretici gibi kadrolarda 241.000 personel görevlendirdik.
Bunun yanında öğretmenlerimizin ekonomik standartlarını iyileştirmek için de büyük gayret sarfettik.
9. derecenin birinci kademedeki öğretmenin, ek ders ücretiyle 2002 yılında aldığı maaş 635 lira iken, bugün % 185’lik artışla bu rakam 1.809 liraya yükselmiş durumda…
Kimse bu konuyu istismar etme çabası içinde olmasın, bizim öğretmenlerimizle aramızı bozamazlar.
Hayali vaatlerde bulunup hayali rakamlarla kimse öğretmenlerimizi aldatmanın gayreti içerisine girmesin.
Biz göreve gelene kadar nerdeydiniz? O verdiğiniz ücretlerle öğretmenlerimize ne sundunuz? Biz mi o zamanlar iktidardaydık, biz parti olarak var mıydık? Ne yaptınız? Tüm gerçekler ortada. Öğretmenimize verdikleriniz ortada. Enflasyonla öğretmenlerimiz o aldıkları basit rakamları bile daha ceplerinden harcamaya başlamadan bitiriyorlardı. Ama şimdi enflasyon öğretmenimi tehdit edemiyor ve kendilerine de enflasyonun üzerinde zam veriyoruz.”

“Sadece bugünü değil, yarınları da düşünmek zorundayız.
Bu ülkenin genç dimağlarına elimizdeki imkânları zorlamak pahasına en ileri standartları sağlamak boynumuza borçtur.
Sadece eğitim imkânlarını geliştirmek yetmiyor; sosyal ve ekonomik anlamda da öğrencilerimizin yanında olmak bizim görevimiz.
Sadece üniversite açmak da yetmiyor, öğrencilerimizin barınmalarından beslenmelerine, maddi anlamda desteklenmelerine kadar her sorunlarıyla ilgilenmemiz gerekiyor.
Bütün bu konularda son sekiz yıllık süreçte çalışmalar yoğun bir şekilde sürdürülmüş, bu çalışmalar neticesinde önemli mesafeler alınmıştır.
2002 yılında Türkiye genelinde yurt sayısı 188.187 iken, bugün bu rakam 243.690’a ulaşmıştır. Tabii bununla yatak kapasitelerini ifade ediyorum.
2003 yılından bugüne kadar toplam 64.333 yatak kapasiteli 153 adet yurt ve ilave yeni blok hizmete girmiştir.
Bu artış şartları daha da iyileştirmek adına ranza sisteminden vazgeçilerek karyola sistemine geçilmesinin getirdiği kapasite kaybına rağmen sağlanmıştır.
Bu süre zarfında bir de artık odalarda 1 ve 3 karyola sistemine geçtik, yani bir odada ki bunlar lisansüstü eğitim öğretim alanlar için 1 yataklı, lisans eğitimi alanlar için 3 yataklı olmak suretiyle geliştirilmiştir.
Bu süre zarfında öğrencilerimizi maddi olarak desteklemek için de imkânlarımızı seferber ettik.
1 Ekim 2010 tarihi itibariyle öğrencilerimize hafta sonlarında, dini ve resmi bayram tatil günlerinde de yemek yardımı yapılmaktadır.
Böylece öğrencilerimize vermiş olduğumuz 200 TL’lik destek, 120 TL yemek bedeli ile birlikte aylık 320 TL’ye ulaşmaktadır.
Bu öğrencilerime verdiğimiz önemin çok açık, net bir ifadesidir.
Ayrıca şunu da hatırlatıyorum, tüm öğrencilerimiz bunu iyi bilsinler, hiçbir öğrencimiz burs ya da kredi müracaatında geri çevrilemez, müracaat eden her öğrencimiz ama burs ama kredi muhakkak alacaktır ve almaktadır.
Sevgili vatandaşlarım…
Türkiye büyük bir ülke, potansiyeli de ihtiyaçları da büyük bir ülke…
Ne geleceğin ihtiyaçlarını göz ardı etme lüksümüz var, ne de bugünün meselelerini, bugünün sıkıntılarını geleceğe erteleme imkânımız var.”

“19–20 Kasım tarihlerinde Sayın Cumhurbaşkanımız, Dışişleri Bakanımız ve Milli Savunma Bakanımız Portekiz’in başkenti Lizbon’da düzenlenen NATO Zirvesine katıldılar.
Lizbon’daki toplantıda, NATO’nun yaklaşık 10–15 yıllık geleceğine yön verecek Stratejik Konsept, füze savunması, NATO-AB işbirliği ve Afganistan konuları değerlendirildi.
Bu konuda yapılan çeşitli spekülasyonları da dikkate alarak sizleri bu konuda kısaca bilgilendirmek istiyorum.
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu zirveye Türkiye damgasını vurmuştur.
Türkiye, özellikle Stratejik Konsept Belgesi’nin şekillenmesinde ağırlığını fazlasıyla hissettirmiş, başta NATO-AB ilişkileri boyutu olmak üzere ülkemizin menfaatleri etkili biçimde savunulmuştur.
Bu konuda çetin müzakereler olduğu doğrudur, ancak bütün bu müzakereler sonucunda ülkemizin beklentilerini tümüyle karşılayan bir belge ortaya çıkmıştır.
Bir kere daha ifade edeyim ki bu zirvede alınan kararlar, Türkiye açısından son derece tatminkârdır, bu konuda özellikle vatandaşlarımızın içlerinin rahat olmasını istiyorum.
Zirve’de Türkiye’nin tüm hassasiyetleri dikkate alınmış, kaygılarımızı giderecek nitelikte bir mutabakat ortaya çıkmıştır.
Israrımız üzerine güvenliğin bölünmezliği ve ittifak dayanışması ilkelerine uygun olarak füze savunması sisteminin tüm müttefiklere tam koruma sağlayacak şekilde kurulması karara bağlanmıştır.
Uyarılarımız neticesinde risk ve külfetlerin hakça paylaşımı prensibi temelinde bir karar alınmıştır.
Yine altını çiziyorum: Zirvede, hiçbir spesifik ülkenin tehdit kaynağı olarak hedef alınmaması kararlaştırılmıştır.
Bazı Avrupa ülkelerinin tüm ısrarlarına rağmen, ülkemizin çabaları sonucu tehdit ülke ismi telaffuz edilmemiştir.
Bu konuda komşularımızın Türkiye’ye yönelik herhangi bir endişesi yoktur, aksine Türkiye’nin bu zirvede verdiği ilkesel mücadele büyük takdir görmektedir.
Türkiye’nin menfaatlerini koruma noktasında dün olduğu gibi bugün de büyük bir hassasiyet içinde hareket ettiğimizi bu vesileyle bir kere daha sizlere ifade etmek isterim. ”

“Türkiye, hem bölgesinde, hem de dünyada her geçen gün ağırlık ve itibarını arttıran bir ülke haline gelmiş durumdadır.
Başta komşularımız olmak üzere bütün ülkelerle ilişkilerimizi barışçı bir çerçevede en ileri noktalara taşımak konusunda gayretlerimizi bundan sonra da sürdüreceğiz.
Kendi büyüklüğünün farkında olan, bunun gereğini yerine getiren bir ülke olarak yolumuza devam edeceğiz.”

Tam metin ve Video :

ULUSA SESLENİŞ KONUŞMASI (KASIM 2010)

%d bloggers like this: