“Bizim çığlığımız insanlık içindir”


“Arap’ın Acem’e, Acem’in de Arap’a üstünlüğü yoktur”

Erdogan criticizes freedom of expression

Erdogan receives Al-Gaddafi Human Rights Award

 

”Çünkü bizim medeniyetimizde, Arap’ın Acem’e, Acem’in de Arap’a üstünlüğü yoktur. Açık söylüyorum. Çocuk, dünyanın her yerinde çocuktur. Batı’nın, Kuzey’in çocukları ne kadar masumsa, Doğu’nun, Güney’in çocukları da o kadar masumdur. Hiç kimse kalkıp da, Filistin’in çocuklarının, başka coğrafyaların çocuklarından daha az değerli olduğunu iddia edemez. Hiç kimse, Bağdat’ın, Kabil’in, Darfur’un, Karabağ’ın çocuklarının, başka yerlerin çocukları kadar yaşam hakkına sahip olmadığını söyleyemez. Telaviv’in çocuklarının canı bizim nezdimizde ne kadar kutsalsa, Gazze’nin, Kudüs’ün çocuklarının canı da o kadar kutsaldır, o kadar dokunulmazdır. Biz, hiçbir canın katledilmesine, özellikle de masum yavruların okullarda, hastanelerde, oyun bahçelerinde, çiçek tarlalarında en modern silahlarla yok edilmesine göz yummayız, sessiz kalmayız. Biz insanız. İnsanlığımızın gereği olarak Gazze diyoruz ve insanlığımızın gereği olarak Gazze demeye devam edeceğiz. Oradaki yaralı çocukların, yaralı kadınların bir kısmı tedavi için benim ülkeme geldi ve onları hastanede ziyaret ettiğimde çok acımasız tablolar gördüm. Bombardımanın ardından, fosfor bombalarıyla vücudunun büyük bir kısmı yanmış olan insanları gördüm. Vücudunun yarısı kopmuş olan insanları gördüm. Ve bombardımanın ardından Gazze’ye giden dostlarım oradaki içler acısı manzarayı bana aktardılar. Bunları bilerek, bunları duyarak, bunları görerek, biz sessiz kalamayız, tepkisiz kalamayız.”

”Şimdi biz, dünyanın neresinde olursa olsun, zulme, haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı çıktığımız için, sesimizi yükselttiğimiz için gerek kendi ülkemizde, gerek kimi uluslararası çevrelerde eleştiriye maruz kalıyoruz”

”Bizim zulüm karşısındaki haykırışımızı anlamayanlar, aslında bizim tarihimizi okumayanlar, bizim medeniyetimizi kavrayamayanlardır. Biz insanı eşref-i mahlukat olarak görüyoruz. Bizim için can kutsaldır. Biz, bir insanı yaşatanın alemi yaşattığına, bir canı katledenin alemi katlettiğine inanıyoruz. Biz inanıyoruz ki, dünyanın bir köşesinde mutsuz, huzursuz, açlık ve sefalet içinde yaşayan birileri varsa, bizim gerçek anlamda mutlu ve huzurlu olabilmemiz mümkün değildir. Bizim çığlığımız insanlık içindir, insanlık adınadır. Biz, Tiflis’in çocukları için sesimizi yükselttik. Biz, Haiti’nin depremden etkilenen çocukları için elimizi uzattık. Sel felaketi sonrası Pakistan’a ulaştığımız gibi, deprem felaketinin ardından Şili;ye de ulaştık. Saraybosna’da nasıl kardeşlik diyorsak, gidiyoruz, Irak’ta da kardeşlik diyoruz. İspanya’da medeniyetlerin ittifakı için Başbakanla müşterek yola çıktık, nasıl çaba sarf ediyorsak, Brezilya’da da barış çağrımızı, işbirliği çağrımızı en gür seda ile dile getiriyoruz.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, ”Kaddafi İnsan Hakları” Ödülü verildi. Başbakan Erdoğan, Radison Sas Oteli’nde gerçekleştirilen ödül töreninde yaptığı konuşmada, ”Kaddafi İnsan Hakları Ödülü”nü almaktan büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti. 1989 yılından bu yana her sene dünyanın dört bir yanından çeşitli şahsiyet, grup ve kuruluşlara verilen ”Kaddafi İnsan Hakları Ödülü”ne bu yıl kendisinin layık görülmüş olmasından dolayı Uluslararası Komiteye de şükranlarını sunan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, ”Kaddafi İnsan Hakları” Ödülü verildi. Başbakan Erdoğan, Radison Sas Oteli’nde gerçekleştirilen ödül töreninde yaptığı konuşmada, ”Kaddafi İnsan Hakları Ödülü”nü almaktan büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti. 1989 yılından bu yana her sene dünyanın dört bir yanından çeşitli şahsiyet, grup ve kuruluşlara verilen ”Kaddafi İnsan Hakları Ödülü”ne bu yıl kendisinin layık görülmüş olmasından dolayı Uluslararası Komiteye de şükranlarını sunan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
”Esasen bugün, ‘Kelebek Etkisi Teorisi’nin başta ekonomi olmak üzere çok farklı alanlarda tezahür ettiğini görüyoruz. Bir yerdeki ekonomik kriz, dalga dalga büyüyerek dünyayı etkisi altına alabiliyor. Uzak ülkelerdeki bir afet, bir terör eylemi, bir çatışma, anında ülkelerimizin ekonomisini etkileyebiliyor. Uzak kavramı bugün artık düne göre çok büyük farklılık arz ediyor. Dün bize uzak gibi görünen coğrafyalar, bugün artık bir kaç saatlik uçuşla erişebileceğimiz yerlere dönüştü. Libya’nın bir bölgesi olan Fizan, bugünün Türkçesinde dahi, uzaklığı ifade etmek, ulaşılamaz bir mekanı ifade etmek için kullanılıyor. 100 yıl önce ulaşılamaz gibi görünen Libya’ya, Fizan’a bugün artık bir kaç saatlik bir uçak yolculuğuyla ulaşmak mümkün hale geldi. Asıl önemlisi, farklı toplumlar, farklı kültürler arasındaki duygusal ve psikolojik mesafe, her gün biraz daha azalıyor. Bize uzakmış, yabancıymış gibi görünen şeylerin aslında hiç de öyle olmadığını artık daha net bir şekilde görüyoruz. Bu gerçek bize yeni bir ufuk, yeni bir vizyon kazandırıyor. İletişim ve ulaşımdaki bu baş döndürücü değişim, bizim ortak medeniyetimizin en önemli unsurları olan kardeşlik, komşuluk ve dayanışma kavramlarının da sınırlarını genişletti. Bugün artık, dünyanın neresinde olursa olsun, kardeşlerimizin, dostlarımızın acı ve sevinçlerinden anında haberdar olabiliyoruz. Bu yeni süreç de bize yeni sorumluluklar yüklüyor. 100 yıl önce, İstanbul’dan yola çıkan biri, karayoluyla hiç bir engelle karşılaşmadan Libya’ya, Trablus’a ulaşabiliyordu. Karayoluyla Libya’ya ulaşmak isteyenler, farklı ülkeleri, farklı sınırları aşmak, sınır işlemlerinin yanında vize işlemleriyle uğraşmak zorunda kalıyorlar. Bilimde, teknolojide, iletişim ve ulaştırmada bu kadar büyük ilerlemeler kaydedilirken biz, insanlığın birbirine uzaklaşmasını değil, daha da yakınlaşmasını sağlamak zorundayız. İşte bu anlayıştan yola çıkarak, bu yılın Şubat ayında Libya ile aramızdaki vizeleri kaldırdık”
”Şu anda, Libyalı kardeşlerimiz diledikleri gibi Türkiye’yi ziyaret ediyor, bizim vatandaşlarımız da serbestçe Libya’ya gelebiliyor. İş adamlarımız, ceplerine pasaportlarını koyarak, iki ülke arasında rahatça seyahat edebiliyor. Hafta içinde, resmi temaslarda bulunmak üzere Lübnan’a bir ziyaret gerçekleştirdik. Lübnan’ın başkenti Beyrut’un yanısıra, kuzeyde Aydamun bölgesinde ve güneyde Sayda kentinde açılışlara iştirak ettik. Lübnan Başbakanı değerli kardeşim Saad Hariri ile birlikte katıldığımız bu açılışlarda, Lübnan halkının çok yoğun teveccühüne mazhar olduk. Aynı manzarayı geçtiğimiz ay içinde Kosova’da yaşadık. Aynı coşkuyu, aynı heyecanı Suriye’de yaşadık. Ziyaret ettiğimiz ülkelerde gördüğümüz coşku ve heyecan, esasen ülkelerimiz ve halklarımız arasındaki hasretin izharından başka bir şey değildir. Anlamsız sorunlarla yapay gerilimlerle dünya gerçeklerinden uzak meselelerle ülkelerimizin birbirine uzak kalması, kardeşliğin, dayanışmanın, paylaşmanın adeta derin dondurucuya yerleştirilmiş olması çok büyük haksızlıktır, halklarımıza yönelik çok büyük adaletsizliktir. Biz, bütün bu coğrafyada tarihi hep birlikte yazdık, hep birlikte şekillendirdik. Bütün bu coğrafyada ortak bir kaderi paylaştık. Her zaman söylüyorum. Bizi, tarih birbirimize kardeş kıldı. Bizi, ortak medeniyetimiz, ortak inançlarımız birbirimize kardeş eyledi. Biz, birbirimizin sorunlarına bigane kalamayız değerli kardeşlerim. Biz birbirimize sırtımızı dönemeyiz, birbirimizden habersiz, birbirimizden ilgisiz, alakasız yaşayamayız. Bizim medeniyetimiz bize şunu emrediyor, ‘Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir. Biz Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de, Adana’da, Konya’da bu emre ne kadar muhatap isek hiç kuşkusuz sizler de burada, Trablus’ta, Bingazi’de, Tobruk’ta, Sirte’de aynı emre muhatapsınız. Biz, Türkçe olarak, ‘ev alma komşu al’ derken sizler, Arapça olarak ‘el caarr, kabled daar’ diyorsunuz ve aslında aynı şeyi söylüyoruz. Bizler, bir vücudun azaları gibiyiz. Vücudumuzun bir parçasında sorun olduğunda bütün bir vücudumuz sorun yaşıyor. Bu yerküre gemisinde ortak bir kaderle hareket ediyoruz. Barış, adalet, kardeşlik, dayanışma hepimizin ortak menfaatidir.”
”Bizi susturmaya çalışanların, hakkı söylediğimiz için bizim aleyhimize kampanya başlatanların gayesi başka. Onlar, akıttıkları kanı, kara propaganda ile gizlemenin derdindeler. Ama artık mızrak çuvala sığmıyor. Artık katliamların üzeri örtülmüyor. Farklı amaçlar için, farklı gayeler için değil; insanlık adına, vicdan adına, insan hakları, adalet ve barış adına, biz Gazze demeye, biz Kudüs demeye, biz Ramallah, Nablus demeye devam edeceğiz. Aynı şekilde bütün Ortadoğu’da ve dünyada haksızlığa, zulme, işgale maruz kalan insanların haklarını savunmaya devam edeceğiz. Çünkü insan, her yerde insandır. İnsan hakları, evrenseldir ve herkes için kutsaldır. Öte yandan biz inanıyoruz ki, Ortadoğu huzursuz ise biz huzurlu olamayız. Afrika refah içinde değilse, bizim refahımız kalıcı olamaz. Bizim Türkiye olarak niyetimiz, gayemiz, hedefimiz apaçıktır. Medeniyetler İttifakı girişimiyle küresel ölçekte barış çağrılarımızı samimi şekilde dile getiriyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde barış için samimi çaba harcıyoruz. Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerini yürütüyor, evrensel değerleri hem ülkemize, hem bölgemize taşımanın mücadelesini veriyoruz. Biz, hem bölgemizde, hem dünyada, sadece barış istiyor, sadece adalet istiyoruz. Bölgede refah olursa, bundan herkes istifade eder. Barıştan, uzlaşmadan, istikrardan bütün bölge halkları istifade eder. Şundan herkes, ama herkes emin olsun; kendimiz için ne istiyorsak, başkası için de biz aynı şeyi istiyoruz.”

”Yeryüzündeki her türlü haksızlığa, her türlü hukuksuzluğa karşı onurlu bir duruş sergilerken, gerektiğinde kendimizi ve çevremizi de sorgulama olgunluğunu da göstermek durumundayız”

”Bagladeş’de şahit olduğum bir manzarayı sizlerle paylaşmak isterim. Akşam saatlerinde, başkent Dakka’nın en işlek caddelerinde, insanlar kümeler halinde dükkanlardaki televizyonları izliyorlar. Günlük 1 dolar dahi kazanamayan, evlerinde televizyonları, hatta elektrikleri olmayan insanlar, dükkanların içindeki televizyonlardan dünyadaki lüksü, zenginliği, refahı izliyorlar. Sadece Bangladeş’te değil, artık dünyanın her yerinde, insanlar her gelişmeden haberdar oluyorlar. Savaşlar, çatışmalar, afetler, zulümler gizli kalmadığı gibi, insan hakları, evrensel değerler, demokratik haklar da artık gizli kalmıyor, yerele sıkışmıyor. Bize düşen, tarihimizden, medeniyetimizden, inançlarımızdan aldığımız ilhamla evrensel insan haklarını herkesten, her ülkeden önce bizim kendimizin hayata geçirmesidir. Bu noktada, kendimizi özeleştiriye tabi tutmayı hayati derecede önemli görüyorum. Önce biz kendimizden başlayacağız. Bu adımı önce kendimiz atacağız.”

”İfade özgürlüğü adı altında kutsal değerlerimize yapılan saldırılar insanlık suçudur”

”İfade özgürlüğü adı altında, bizim kutsallarımıza, kutsal değerlerimize yapılan saldırılar, bir insanlık suçudur. Müslümanların, Ahmet, Mehmet, Mustafa, Muhammed gibi isimlerin terörle özdeşleştirilmesi, çok büyük bir haksızlık, çok büyük bir ayrımcılıktır. Bu yanlış anlamalara karşı elbette en güçlü şekilde mücadele edeceğiz. Bu yanlış anlamaları, bu yanlış algılamayı destekleyen tavırlara karşı da mücadele vermek bizim görevimizdir. Biz antisemitizmi insanlık suçu olarak kabul eden bir anlayıştan geliyoruz. Antisemitizm insanlık suçu olduğu kadar, aynı şekilde İslamafobia da insanlık suçudur. Kan döken, fitneye sebep olan, kardeşi katleden, huzura kasteden terör örgütlerinin, kendilerini, örgütlerini İslam ve Müslüman etiketleriyle tanıtmaları İslam’a da Müslümanlara da yapılan en büyük haksızlıktır. İslam coğrafyasının yoksullukla terörle ayrımcılıkla insan hakları ihlalleriyle anılıyor olması, aynı şekilde inançlarımıza yönelik açık bir haksızlıktır. İslam bir defa kelime anlamı itibarıyla barıştan geliyor. Kelime anlamı itibarıyla barış olan bir din terörü tecviz edebilir mi? Bu sorunları gidermek, hepimize düşen ahlaki ve siyasi bir görevdir. Bu gerçekleri görüp üzerine cesaretle ve kararlılıkla gitmek zorundayız.”
”(Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil, yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil) Bize düşen gönüller kırmak değil, gönüller yapmak değerli kardeşlerim. Biz, gönüller yapmaya, gönüller fethetmeye devam edeceğiz. Sadece Ortadoğu’da, Afrika’da değil, Avrupa’da da Asya’da da Latin Amerika’da da gönül kazanmak için mücadelemizi sürdüreceğiz. Müslüman, Müslüman olmayan, Doğulu, Batılı ayrımı yapmada herkese gönlümüzü açacağız, herkesin derdine çare olmaya çalışacağız. Doğruyu, hakkı her yerde cesaretle söylemeye, savunmaya devam edeceğiz. Dünyanın herkese yettiğini, bu dünyada herkese yer olduğunu, adalet karşısında herkesin eşit olduğunu söylemeye devam edeceğiz. Bugün burada, Libya’da teslim aldığım Kaddafi İnsan Hakları Ödülü, bizim bu mücadelemize manen destek verecek, güç ve şevk kazandıracaktır. Ülkem ve aziz milletim adına bu ödülü teslim alırken ödül komitesine, sivil toplum örgütlerine, değerli kardeşim Muammer Kaddafi’ye bir kez daha şükranlarımı sunuyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatüh.”
”Bugün öncelikle AB Afrika Zirvesi’ne katıldım. Burada bir konuşma yaptım. Bu konuşmamda ağırlıklı olarak gerek AB gerek Afrika ülkeleri arasındaki dayanışmanın bütün değişik alanlarda yapılması konusuna değindim. Tabii bir diğer yandan da Afrika’yı adeta böyle bir dilenci noktası durumunda görmek değil, tam aksine burada Avrupalı yatırımcıların aynı şekilde bizim ülkemizden yatırımcıların yapması gereken yatırımlar oradaki insan gücünü aslında tecrübeyle bilgiyle ve sermayeyle desteklemenin gereğini ortaya koyduk. Bunu bir iane, bir yardım şeklinde değil adeta insanlığın dayanışması olarak ortaya koymaya çalıştık. Daha sonra sayın Kaddafi ile Türkiye Libya arasındaki ilişkileri değerlendirme fırsatı bulduk. Sağ olsun tabii burada yoğun bir şekilde şu anda Türk girişimcileri yatırımlara başladı. Yatırım yapanlar var, aynı şekilde burada aldıkları işler sebebiyle yoğun bir şekilde Libya’nın gerçekten değişimine, dönüşümüne katkısı olan firmalarımız var. Onlar yoğun bir şekilde devam ediyor. Ve şu anda da Türkiye – Libya arasındaki bu boyut her geçen gün daha da iyi bir konuma doğru gidiyor. Bunu kendileriyle görüştük.”
“Sayın Kaddafi dışında birçok liderle görüşme fırsatım oldu. Ağırlıklı olarak Barroso ve Sayın Berlusconi ile görüşmem oldu. Onlarla yaptığımız görüşme daha çok AB ve İtalya-Türkiye Zirvesi’ne yönelik oldu. Biliyorsunuz İtalya ile ertelenen bir zirve konumuz var. Onu Sayın Berlusconi ile görüştük. Bu arada Yunanistan Başbakanı Sayın Papandreu ile de bir görüşmemiz oldu. Diğer bazı liderlerle de ayak üstü görüşme fırsatını bulduk” yanıtını verdi. Başbakan Erdoğan, ”Sayın Papandreu ile görüşmede 12 mil konusu gündeme geldi mi?” sorusuna, ”Hayır” cevabını verdi. Başbakan Erdoğan, ”WikiLeaks internet sitesinde yayımlanan bilgilerle” ilgili sorulan bir soru üzerine, ”Eteklerindeki taşları bir dökülsün görelim” dedi.

“Türkiye’nin AB üyeliği, Şahsi Politik Hırslarla Daha Fazla Örselenmemeli, küresel bir vizyonla ele alınmalıdır'”

Başbakan Erdoğan, Uluslararası Kongre Merkezinde gerçekleştirilen, ”3. AB-Afrika Zirvesi”nde yaptığı konuşmaya, zirveye katılmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek başladı. Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin son dönemde, bölgesinde uyguladığı ”komşularla sıfır sorun” politikasının, küresel krizin aşılmasında büyük pay sahibi olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:
”Bölgemizin istikrarı için verdiğimiz mücadele, siyasi alanda olduğu kadar, ekonomik noktada da Türkiye’ye önemli avantajlar sağlamıştır. Bu noktada bir başka konu; maruz kaldığımız terör eylemleridir. Yaklaşık 30 yıldır ülkemizin Güney Doğusunda, Kuzey Irak’tan ülkemize yönelen terör eylemlerini durdurmak noktasında uluslararası kamuoyuna yaptığımız çağrılar ne yazık ki yeterince karşılık bulmamıştır. Terörün kaos istediğini, ırk, din, sınır tanımadığını her fırsatta ifade etmemize rağmen, terörle mücadelede arzu ettiğimiz desteği maalesef göremedik. 11 Eylül saldırılarıyla başlayan, Madrid ve Londra’yı da hedef alan terör eylemleri, haklılığımızı ispat etmiş, terör karşısında uluslararası dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu insanlığa bir kez daha göstermiştir. Bölgesel dayanışma ve işbirliğinin önemine işaret etmek bakımından, Türkiye’nin AB;ye tam üyelik girişimlerini de burada zikretmek isterim. Kafkasya ile Türk dünyası ile Ortadoğu, Balkanlar ve Afrika ile tarihi bağları bulunan, bu coğrafyalarla çok kolay ve samimi ilişkiler tesis edebilen Türkiye’nin, AB üyeliği, AB için bölgesel dayanışma noktasında çok önemli bir fırsattır. Her zaman ifade ediyorum; Avrupa’nın hemen yanı başında, Balkanlar’da, Kafkasya’da, Ortadoğu’da var olan her türlü olumsuzluk, doğrudan doğruya Avrupa’yı etkileyecektir ve nitekim etkilemektedir. Türkiye, bu bölgenin istikrara kavuşmasına, AB ile daha sağlıklı iletişim kurabilmesine imkan sağlayacak kilit bir ülkedir. Türkiye’nin, AB üyeliği, kısır tartışmalarla, öngörüsüz politikalarla, şahsi politik hırslarla daha fazla örselenmemeli, küresel bir vizyonla ele alınmalıdır. Bu bağlamda, Afrika’nın refahı, istikrarı, huzur ve emniyeti de hiç kuşkusuz Avrupa için, Avrupa ülkeleri için, Avrupa halklarının geleceği için hayati derecede önemlidir. Kimi Afrika ülkelerinin karşı karşıya olduğu sorunlar, insanlık adına, vicdan adına, adalet adına bir an önce çözüme kavuşmalı, çözüm için gereken her türlü destek sağlanmalıdır.”
Başbakan Erdoğan, yeryüzünün bir bölgesinde medyana gelen küçük bir hadisenin, zincirleme bir reaksiyonla yeryüzünün çok farklı bölgelerinde de hissedildiğinin görüldüğünü söyledi. Başbakan Erdoğan, küreselleşmenin, değişimin ve etkileşimin hızını artırdığı gibi, paylaşma, dayanışma, işbirliği gibi kavramlara da yeni bir boyut kazandırdığını anımsatarak, şunları kaydetti:
”Dünyanın herhangi bir bölgesindeki savaş, çatışma, korsanlık, terör eylemi, istikrarsızlık artık başka bölgeleri de etkiliyor, hayatın tüm alanlarında önemli sonuçlar doğuruyor. Bunun yanında gıda krizi, salgın hastalıklar, iklim değişikliği gibi meseleler, yerel ve bölgesel kalmıyor, küresel bir meseleye dönüşüyor. İyi olanın da küreselleştiği, kötü olanın da küreselleştiği, çok hızlı yayıldığı bir çağda yaşıyoruz. Karşılıklı etkileşim ve bağımlılık giderek artıyor. Yaşadığımız son küresel finans krizi, esasen, küreselleşmenin ciddiyetini ve küreselleşmeyle birlikte artan işbirliği ihtiyacını tartışmaya mahal bırakmayacak derecede göz önüne serdi. Küresel krizin ardından, şunu artık çok net olarak görüyoruz; sorunlar yerel olmadığı gibi, çözümler de artık yerel olamaz. Bugün dünyanın hiç bir bölgesi, maruz kaldığı devasa sorunlara karşı yalnız bırakılamaz, kendi haline terk edilemez. Sorunlar nasıl sınırları aştıysa, çözüm yolları da sınırları aşmak, ciddi bir işbirliğiyle gerçekleşmek durumundadır. Geçmişte ülke sınırları içinde refahı, istikrarı ve emniyeti muhafaza etmek mümkündü. Bugün ise refah, barış ve güvenlik sınırları aşan bir boyutta gerçekleşmek zorunda. Güven ve istikrar bölgesel düzeyde tesis edilmezse tek tek ülkelerin güven ve istikrarı kalıcı hale getirmesi mümkün olmuyor.”
”Öngörülü, uzak görüşlü liderlerin, dünyanın yaşadığı dönüşümü iyi okuması, ülkesini ve halkını orta ve uzun vadeli risklere karşı hazırlıklı hale getirmesi, bugünün dünyasında esasen liderliğin en önemli şartıdır” diyen Başbakan Erdoğan, ”Küresel finans krizi karşısında ülkemiz son derece dikkat çekici bir performans sergiliyor. Bugün başta bazı Avrupa ülkeleri olmak üzere, gelişmiş ekonomilerde yaşanan sorunlara rağmen, Türkiye, aldığı tedbirler ve son dönemde gerçekleştirdiği yapısal reformlarla krize direniyor ve rekor düzeyde büyüme kaydediyor. İşsizliğin hızla düştüğü ülkemizde, sosyal politikalardan da asla taviz vermiyoruz. Geçmişte yaşanan onca ekonomik krizden aldığımız dersle, küresel finans krizini en az etkiyle atlatıyoruz” diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, Türkiye olarak, Afrika kıtasındaki sorunların çözümü noktasında samimi bir gayret içinde olunduğunu ve tarihi birikimlerin bu yönde seferber edildiğini vurgulayarak, Afrika kıtasıyla siyasi, askeri, kültürel ve ekonomik ilişkilerimize ivme kazandırmak amacıyla oluşturulan Afrika’ya açılım planına değindi. 2003 yılında ‘Afrika Ülkeleriyle Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi’nin hazırlandığını, 2005 yılının Türkiye’de ‘Afrika Yılı’ ilan edildiğini kaydeden Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
”Yine 2005 yılında Afrika Birliği’nde gözlemci statüsü kazandık. Afrika Birliği bizi 2008;de ‘Stratejik Ortak’ ilan etti. Aynı yıl, Afrika Kalkınma Bankası, Afrika Kalkınma Fonu ve Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi Uluslararası Ortaklar Forumu’na üye olduk. 2008 yılında İstanbul’da ‘Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi’ düzenledik. Zirve, ülkemiz ile Afrika ülkeleri arasındaki sürdürülebilir işbirliği mekanizmasının önemli bir kilometre taşı oldu. 2013 yılında İkinci Türkiye-Afrika Zirvesi’ni düzenleyeceğiz. Afrika ülkeleriyle ilişkilerimizi ikili platformda da derinleştirmek için yeni diplomatik temsilcilikler açıyoruz. Temsilcilik sayımızın 2011 sonunda 30’u bulmasını hedefliyoruz. Elbette, Afrika’ya yönelik ilgimiz sadece ekonomik ve ticari hedeflerle sınırlı değil. Hastalıklarla mücadele, tarımsal gelişme, sulama, enerji ve eğitim alanlarında kalkınma işbirliğini de kapsayan bütüncül bir politika izliyoruz.”
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı’nın (TİKA), kıtanın çeşitli ülkelerinde faaliyet gösteren büroları vasıtasıyla kalkınma ve kurumsal kapasite oluşumu projelerine destek verdiğini belirten Başbakan Erdoğan, Afrika’daki çatışma ve krizlerle mücadele bağlamında, kıtada barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik uluslararası çabalara, BM Güvenlik Konseyi üyeliğin de katkısıyla tam destek verildiğini, Afrika’da halen görev yapan sekiz Birleşmiş Milletler Misyonundan altısına personel katkısı ve mali destekte bulunulduğunu kaydetti.
Başbakan Erdoğan, bugün Sudan’ın kritik bir dönemden geçtiğinin bilindiğini anımsatarak, şunları söyledi:
”Güney Sudan ve Abyei’deki referandumların barış içinde gerçekleştirilmesi için elimizden gelen tüm gayreti göstermemiz gerektiği açıktır. Nihai tahlilde mühim olan Sudan’da barış ve istikrarın hakim olmasıdır. Somali’nin durumu, kıtadaki en büyük sıkıntılardan biridir. Bu sorunun çözümü için tüm bölge devletlerinin ve uluslararası toplumun katkısı büyük önem taşıyor. Türkiye olarak, bu ülkede barış, istikrar ve refahın sağlanmasına yönelik çabaları sürdürmekte kararlıyız. Nitekim bu amaçla 21-23 Mayıs 2010 tarihlerinde BM çerçevesinde düzenlenen İstanbul Somali Konferansına ev sahipliği yaptık. Afrika ülkelerinin daha fazla yardımın ötesinde, ticarete, yatırıma, teknik ve bilimsel işbirliğine ihtiyacı vardır. Biz, Afrika ülkeleriyle donör ülke-yardım alan ülke ilişkisinin dışında, eşitlik temelinde ilişkiler kurulmasına önem veriyoruz. Afrika ülkelerinin dünyayla her anlamda bütünleşmesi, küresel ekonomiye tam anlamıyla entegre olması en önemli ilkemiz olmalıdır. Bu konuda Avrupalı dostlarımıza önemli rol düşmektedir. Afrika ile dayanışmanın güçlendirilmesinin dünyanın barışı, güvenliği, istikrarı ve kalkınması için izlenmesi gereken en önemli yollardan biri olduğuna inanıyorum. 3’üncü AB-Afrika Zirvesinin, bu hedefleri gerçekleştirmede hayati öneme sahip olduğunu da burada vurgulamak istiyorum. Bu duygu ve düşüncelerle Zirve toplantısının başarılı geçmesini, Avrupa, Afrika ve dünyamız için hayırlı sonuçlar doğurmasını temenni ediyorum.”

Tam metinler.

Kaynak ve resimler.

%d bloggers like this: