” Asıl taşlar öyle anlaşılıyor ki arkadan gelecek.”


“Bu belgeler sıradan bir yurttaşın belgeleri değil, sıradan bir devletin belgeleri de değil…”

The leader of the main opposition wants full explanation of Wikileaks content.

“İddialar sıradan iddialar değil, iddialar çok ciddi. Eğer bir ülkenin başbakanı için “İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabı var” deniliyorsa bu iddia sıradan bir iddia değildir, bu ciddi bir iddiadır. Daha buna benzer pek çok iddialar gazetelerde yer alıyor. Sayın Başbakanın çok net, kamuoyunu tatmin edecek açıklamalar yapmasını bekliyoruz. Suçlamıyoruz. Bu, bir iddiadır diyoruz ama iddiaya karşı net, somut bilgiler ortaya konmazsa Sayın Başbakan bu iddiaların altında kalır. Ve bunu sıcak takip edeceğiz. Burada yer alan iddiaların bir kısmını zaten daha önce Cumhuriyet Halk Partisi gündeme getirmişti. O nedenle iddialar çok da yabana atılacak iddialar değil.”

“Wikileaks İnternet Sitesinin belgeleri, hepimiz bekledik ve bomba gibi gündeme düştü.
Sadece biz de mi? Hayır, bütün dünyada. Ve herkes Türkiye ile ilgili daha çok az belge açıklandı, önümüzdeki süreçte daha binlerce belge açıklanacak. Sayın Başbakanın ilk tepkisi, “Bakalım, eteğindeki taşları döksünler, sonra konuşuruz.” demiş. Vallahi taşlar dökülecek, taşların ağırlığı ne olur? Ama benim bildiğim kadarıyla, demokrasisi gelişmiş, insan hakları gelişmiş, ahlaki değerleri gelişmiş, inançlara saygılı bir ülkede adı yolsuzluklara karıştı diye bir kişi korunuyorsa o taşlar ister kaya olsun Başbakana hiçbir şey olmaz, yerinde kalır. Niye yerinde kalır? Çünkü bunlar onlar için sıradanlaştı. Ahlaki değerler yerlerde sürünüyor, hukuk yerlerde sürünüyor, her söylediği bir kesim tarafından alkışlanıyor, böyle bir sistemde sağlıklı bir demokrasi oluşmadığı için Başbakan da bakacak diyecek ki, siz istediğiniz kadar konuşun, ben nasıl olsa oy alıyorum, vurgun mu yaptım? Bırak canım, geçin onları diyecektir. Buradaki önemli nokta şu değerli arkadaşlar: “

“Bir, açıklanan belgeler çok önemli. Bu belgeler sıradan bir yurttaşın belgeleri değil, sıradan bir devletin belgeleri de değil, büyükelçilerin yazdığı, kendi ülkelerine gönderdiği kriptolar. Doğru mudur, yanlış mıdır araştırılacak. Biz de ciddi bir siyasal parti olarak bir araştırma komisyonu kurduk. Komisyonumuz çalışacak, belgeleri didik didik edecek, biz de kendi üstümüze düşen görev varsa –ki var olacaktır- o görevi yerine getireceğiz. Belgeleri gerekirse özetleyeceğiz ve kamuoyuna bütün bunların tamamını anlatacağız. Belgelerin önemli olduğu dünyanın sarsılmasından bellidir. Önemsiz belgeler olsaydı hiçbir yerde hiçbir ülkede sıradan bir haber olmanın ötesinde bir değer taşımazdı ama bütün ülkelerde Amerika dâhil manşetlerde ve birinci haber olarak yer alıyorsa bu belgeler önemlidir. Çok azı açıklandı, asıl taşlar öyle anlaşılıyor ki arkadan gelecek.”

“Bir başka önemli nokta iddialar sıradan iddialar değil, iddialar çok ciddi. Eğer bir ülkenin başbakanı için “İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabı var” deniliyorsa bu iddia sıradan bir iddia değildir, bu ciddi bir iddiadır. Daha buna benzer pek çok iddialar gazetelerde yer alıyor. Sayın Başbakanın çok net, kamuoyunu tatmin edecek açıklamalar yapmasını bekliyoruz. Suçlamıyoruz. Bu, bir iddiadır diyoruz ama iddiaya karşı net, somut bilgiler ortaya konmazsa Sayın Başbakan bu iddiaların altında kalır. Ve bunu sıcak takip edeceğiz. Burada yer alan iddiaların bir kısmını zaten daha önce Cumhuriyet Halk Partisi gündeme getirmişti. O nedenle iddialar çok da yabana atılacak iddialar değil. Beni şaşırtan bir şey var yalnız. Televizyonlarda bazı konuşmacılar, sanki bu iddialar nedir efendim, bunlar sıradan iddialar, küçümseyerek, hatta bu iddialar karşısında bak, AKP ne kadar güçlüymüş der noktaya gelerek… İnsaf arkadaşlar, insaf… Televizyona çıkıyorsunuz, konuşuyorsunuz, sanmayın ki o kanallar izlenmiyor, izlenen kanallardaki sıradan yurttaşımız, aklı başında yurttaşımız, mütedeyyin her vatandaşımız size gülüyor, bunu unutmayın.”

Yapay gündem oluşturma konusunda da AKP çok başarılıdır

“Türkiye’nin gündemini bu kadar sorumsuzca değiştirmek acaba kime yarar sağlar? Sırf, halk kendi gündemini unutsun diye. O nedenle gündeme yakalarken, gündemi oluştururken çok dikkatli olmak zorundayız. Halkın gündeminden koparak, halkın çıkarlarını savunmak, halk için hareket etmek, yani bir Cumhuriyet Halk Partili gibi hareket etmek bizim temel işlevimiz olmalıdır. Tabii AKP bunu yaparken bir taşla iki kuş vurmak istiyor. Bir taraftan diyor ki, ben halkı gerçek gündeminden koparıyorum, ne kadar güzel, bütün sorunları çözüyorum ve halk içinde yaşadığı sorunları bir türlü kavrayamıyor. İçinde yaşadığı sorunları bir türlü sorgulayamıyor, ona zaman bırakmıyorlar. Haber bomba dumanı bütün bilgiler yanlış şekilde geniş halk kitlelerine yansıtılıyor ve halk, yurttaşlarımız, ne oluyor bu ülkede diye kendilerine soru sorma ihtiyacı duyuyorlar. O nedenle hepimize, her yurtsevere, Cumhuriyet Halk Partili olsun olmasın, ülkesini seven, ülkesinin sorunlarını hukuk içinde çözülmesini isteyen her yurttaşa düşen bir görev var, AKP’nin bu politikalarını her yerde anlatmak zorundayız, kahvede de anlatmak zorundayız, tarlada da, fabrikada da, lokantada da, her yerde her olayı gerçek yüzüyle, gerçek kimliğiyle halka anlatmak bizim görevimiz olmalıdır. Tabii AKP, bu yapay gündemlerde bir şey daha yakalamak istiyor. Ben, devlete egemen olacağım, devleti istediğim gibi yöneteceğim, hukuk benim için geçerli değildir, çünkü ben kendi hukukumu oluştururum. Önüme hukuksal bir engel çıktığı zaman da onu aşmasını bilirim. Bunu da veriyor. Bu da bizim demokrasi anlayışımız açısından son derece tehlikeli değerli arkadaşlar.”

“Sayın Başbakan çıkıp diyor ki “Efendim, o yüksek askerî şuura kararının altında benim imzam yok.” İyi kardeşim, senin imzan yok da karar çıkmış. O karar şöyleyse, yasalarda şöyle bir tanımlama yapılıyorsa, Sayın Başbakanın imzasının olmadığı bir karar geçersizdir diyorsa eyvallah, böyle bir düzenleme de yok nereden çıkarıyorsunuz siz bunu? Ben kurdum, kuzuyu yiyeceğim, sen suyu bulandırıyorsun arkadaş, çünkü benim istediğim gibi davranmıyorsun diyor. Benim için hukuk yok, benim için anayasa yok, benim için yasalar yok. Benim bir düşüncem var, kafama yazdım ben onu. O düşüncenin gereği olarak ben her şeyi yaparım, yapma özgürlüğüne sahibim ama sen konuşamazsın, sen hak arayamazsın. Öyle bir noktaya geldi ki, diyorlar ki “Efendim, bizim imzamız yok ama o 3 yüksek rütbeli subayın emekli olması gerekirdi. Hangi yasaya göre? Yok böyle bir yasa. Sizin keyfinize göre davranan bir hukuk sistemi olabilir mi? Hayır. Bir başka hata buradan başlıyor. Hukuku çiğnemek. Hadi diyelim ki bunu böyle yaptınız, bunları beğenmiyorsunuz, peki, siz değil misiniz Başbakan olarak, ilgili bakan olarak, Sayın Cumhurbaşkanı olarak bunları vekâleten o görevlere atayan? Bu vekâlet kararnamesini siz imzalamadınız mı? Siz bu kararnameyi Resmî Gazetede yayımlamadınız mı? Peki, niye şimdi kalkıyorsunuz zorla biz bunları emekli etmek istiyoruz, görevlerinden almak istiyoruz? Bir başka önemli çelişki de burada değerli arkadaşlar. “

“Şimdi, bir şey daha söyleyelim. Biz Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyet Halk Partililer olarak hukukun üstünlüğüne inanan bir siyasi anlayıştan geliyoruz. Türkiye’de hukukun üstünlüğünün egemen olması için her türlü çabayı gösteren bir siyasal partiyiz. Biz, yasalarda var olan engeller eğer hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmıyorsa o engellerin kaldırılmasına katkı veren bir siyasal partiyiz. Bunu en iyi de Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bilmesi gerekir. O seçilip parlamentoya geliyorsa hukukun üstünlüğüne inanmış olan bir siyasal partinin, yani Cumhuriyet Halk Partisinin varlığına şükretsin. Biz bu kadar esnek davranıyoruz. Biz çünkü hukuka inanıyoruz, çünkü demokrasiye inanıyoruz, çünkü biz hukukun üstün olduğu bir ülkede insan haklarının da gelişeceğine inanan bir siyasal anlayışa sahibiz. Ama Sayın Başbakan geçmişini tamamen unutmuş durumda. Şimdi önüne hedefler koymuş, gizli gündemini oturtmuş önüne. Parlamentodaki gücünden yararlanarak kendisini artık imparator ilan etmiş, 2010 yılının Türkiye padişahı. Olur mu arkadaşlar böyle bir anlayış? Bu anlayışı hukuk adına da, demokrasi adına da şiddetle reddediyoruz. “Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğünü getireceğiz” demişti. Peki, şimdi dönüp Sayın Başbakana bütün içtenliğimle sormak isterim: Sizin bu yaptığınız, bu söylemleriniz hukukun üstünlüğü mü, yoksa üstünlerin hukuku mu? “

“Söylemleri ile eylemleri taban tabana zıt olan siyasal partilerin gizil gündemleri vardır. Hep diyorlar “Bizim gizli gündemimiz yok.” Sizin gizli gündeminiz yoksa hukuka uyarsınız, görevden alırsınız, o da mahkemeye başvuracak. Mahkeme kararını şöyle verir böyle verir, saygı duyarsınız, gereğini yaparsınız. Ama ne diyorlar? Ha, o mahkeme mi? Bakalım nasıl karar verecek, benim istediğim gibi karar vermezse ben Parlamentoyu göreve davet edeceğim, Parlamentodan yasa çıkaracağım diyor. Ne demektir bu demokrasilerde? Türkçesini anlatalım, şu demektir: Parlamento denen bir kurum var. O kurumda benim askerlerim var. O askerlerim düşünmezler, onların yerine ben düşünürüm. Onlar sadece benim söylediklerimi yerine getirirler ve el kaldırır indirirler ve bana bakarlar el kaldırıp indirirken de. Bu, Parlamentoya saygısızlıktır. Siz Parlamentonun iradesini daha yasa taslağı bile hazırlanmadan ipotek altına alıyorsunuz. Yargıdan şu karar çıksın, benim düşündüğüm gibi çıkmasın ben yeni bir yasa çıkartırım, gösteririm onlara diyorsunuz. Nedir bu? Şantaj, yani şantaj hukuku dönemi başladı AKP’yle beraber. Onlar için bunlar ve bunlar gibi olan pek çok olayı her yerde anlatmalıyız. Biz hukuka saygılıyız. Yapılan işlem eğridir doğrudur, onu da tartışmıyoruz ama yapılan işlem sonucunda haksızlığa uğradığına inanan bir insanın hak arama özgürlüğünün önündeki engellerin tamamının kaldırılmasını istiyorsunuz. Demokrasi budur, çağdaş uygarlık budur. Bir de diyorlar ki, “Türkiye’yi çağdaş uygarlık -Mustafa Kemal’in sözünü hatırlatarak- düzeyinin üstüne çıkaracağız.” Siz bununla çağdaş uygarlığa değil de, Türkiye’yi çağdışına itersiniz ve çağdışını itiyorsunuz. Bu anlayış, tam bir totaliter anlayıştır. Bu anlayış, bir demokrasi ayıbıdır. Bu anlayış, hukuku ayaklar altına alıp çiğneme anlayışıdır. Bu anlayış, bir kişinin, kendi partisinin bütün parlamento grubuna her istediğini yaptırabilirim, ben ne dersem siz ondan ayrılmayacaksınız denen anlayıştır. Üstelik bu anlayış, kendi her istediğinin hukuka aykırı olsa bile, o parlamentodan geçebileceğini düşünen anlayıştır. Bu anlayışı hiçbir yerde hiçbir zaman kabul etmeyeceğiz. Bu anlayışa karşı direneceğiz. Bu anlayış, aynı zamanda 12 Eylül anlayışıdır. Bu anlayış, Kenan Evren Paşa’nın 2010 versiyonudur, bunu da unutmayalım. Bu anlayışa tipik bir örnek vereceğim. Erdal Eren’i hepimiz biliriz. 16 yaşında bir çocuktu. Gözaltına alındı, tutuklandı, yargılandı, idama mahkûm edilecek ama yaşı 16, idam edilmesi için yaşının 18 olması lazım. Ama birileri karar vermişti, bunun idam edilmesi lazım diye. Toplandılar, formülü buldular. Yaşını 18’e çıkardılar ve idam ettiler. Sayın Başbakana sormak lazım. Sen, 12 Eylül Anayasasını değiştiriyoruz diye yola çıktın, demokrasiyi getiriyoruz diye yola çıktın, hukukun üstünlüğünü getiriyoruz diye yola çıktın, Allah aşkına bir adam hakkını arıyor diye söylemediğini bırakmıyorsun. Senin anlayışınla Kenan Evren anlayışı arasında ne fark var? “

“Biz şuna hazırız, her yerde de söylüyoruz, bizim bütün genel başkanlarımız da söyledi. Ordu siyasetin içinde olmamalı. Mustafa Kemal’den başlayarak bu süreç böyledir. Düşüncemiz bu. Asker onuruyla görev yapacaktır ama kışlasında. Hele hele güncel siyasetin içine asker girmemelidir. Asker kışlada olmalı, asker siyasetin emrinde olmalı, burada hiçbir tereddüdümüz yok ama asker siyasetin oyuncağı olmamalı, orada yolları ayırırız. “

Konuşmanın tam metni.

Kaynak ve resim : C H P

%d bloggers like this: