Remarks on the Release of Confidential Documents & Tepkiler…



ABD Dışişleri Bakanı Clinton ile Ortak Açıklama, 29 Kasım 2010:
“Bizim dostluk politikamız ABD’yi de kapsayan şekilde ilkeli, tutarlı, zamanla test edilmiş ve şeffaf bir dış politikadır”
Remarks With Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglu Before Their Meeting
Remarks to the Press on the Release of Confidential Documents

ABD Dışişleri Bakanı Clinton: Ben bugün buraya, Dışişleri Bakanlığı’na çok değerli dostum ve meslektaşımı bir kez daha davet etmekten memnunum. Ben ve Sayın Dışişleri Bakanı son 22 ayda çok yakın çalıştık ve ben bir kez daha çeşitli konuları görüşecek olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler dünyadaki en önemli ikili ilişkilerdendir. Biz bu ilişkileri sürdürmeye, güçlendirmeye ve derinleştirmeye oldukça kararlıyız ve her zaman Sayın Dışişleri Bakanı’yla buluşmalarımız da oldukça yapıcıydı. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nin beraberce yapabileceği çok fazla şey var.

Davutoğlu: Çok teşekkür ederim, bir kez daha burada olmaktan ve gündemi Sevgili meslektaşım ve dostum Bakan Clinton ile görüşecek olmaktan büyük onur duydum. Türkiye-ABD ilişkileri model ortaklık ilişkileri ve stratejik ilişkilerdir, bu nedenle bugün bu belgeler dâhil gündemdeki konuları konuşacağız, teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Bizim dostluk politikamız ABD’yi de kapsayan şekilde ilkeli, tutarlı, zamanla test edilmiş ve şeffaf bir dış politikadır ve biz ilkeli bir dış politika takip ediyoruz. Türkiye bölgesel ve küresel bir barışı arzulamaktadır.

Davutoğlu: Clinton, Wikileaks’ten dolayı özür beyan etti


Gazetecilerin sorularını cevaplayanTBMM AB Uyum Komisyonu Başkanı ve AK Parti Düzce Milletvekil Yaşar Yakış, WikiLeaks internet sitesinde yayımlanan belgelerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında yazılanları ”ancak biz sipariş verseydik söylenebilecek sözler” olarak değerlendirdi.

Başbakan Erdoğan için ”müşfik bir aile babası, işkolik, mükemmeliyetçi” denildiğini aktaran Yakış, ”Bunlar, Türk Başbakanı dışında hiç bir dünya lideri hakkında söylenmeyen ifadelerdir. Bundan ötürü bir rahatsızlığımız söz konusu değil” dedi.

Bir hükümet başkanının etrafında çok sayıda danışman olacağını, olumsuz
görüşleri hepsine teşmil etmenin doğru olmayacağını ifade eden Yakış,
”Bu değerlendirmeleri Tanrı kelamı gibi sayıp reddedilemez bir gerçek diye düşünmek doğru değil. Sübjektif kanaatler” yorumunu yaptı.

Yakış, ABD-Türkiye ilişkilerinin nasıl etkileneceği sorusuna ”Bunlar hep
toplanır. 40 yıllık diplomasi hayatında biz de buna benzer bilgileri topluyorduk” yanıtını verdi.

Birlikte çalıştığı arkadaşlarına ”kendi özel, sübjektif kanaatlerinizi
eklemeyin, mümkün olduğu kadar nesnel kanaatleri aktarın” tavsiyesinde
bulunduğunu aktaran Yakış, bu belgeleri Washington’a gönderen diplomatları nesnel değerlendirmelerle yetinmeyip şahsi kanaatlerini de eklediklerinin görüldüğünü dile getirdi.

Yakış, ”Türkiye açısından AB yolunda, iç dengeler konusunda söylenen
şeyler, zaten Türk basınına yansıyan şeyler. Onu olduğu gibi aktarmışlar.
Türkiye, AB sürecindeki ısrarından, kararlığından vazgeçecek değildir. Onlar öyle düşünedursunlar Türkiye bu süreci sürdürmek için elinden geleni yapacaktır” diye konuştu.


Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile ilgili değerlendirmelerin hatırlatılması üzerine Yakış, şunları kaydetti:

”Sayın Davutoğlu zaten bakan olmadan önce meşhur kitabını 2001 yılında
yayınlamıştı. Dünyaya bakış açısı biliniyor. Uzun süre, bakan olmadan önce danışman olarak görev yaptı. Şimdi Dışişleri Bakanı olarak o düşüncelerini uygulamaya çalışıyor ama Sayın Davutoğlu’nu tanıyan biri olarak söylüyorum; arazide kendisinin eskiden düşündüğü gibi bir şeyin olmadığını gördüğü zaman ‘ben o kitapta yazdım, illa bu yolda devam edeceğim’ diye ısrarcı olacağını zannetmiyorum.”

Yakış, ”Diplomasinin 11 Eylül’üne benzeyen bir şey ama dünya altüst
olacak değildir” dedi.

En çok telgrafın Ankara’dan gönderilmesinde şaşılacak bir yön olmadığını savunan Yakış, çok dinamik bir diplomatik hayatı olan, hızlı bir gelişim içinde olan, dünyanın bu kadar kritik yerinden giden telgrafların öteki başkentlerden fazla olmasının yadırganacak bir yönü olmadığını söyledi.

”Başbakanın İsviçre’de sekiz hesabının olduğuna” yönelik değerlendirmenin hatırlatılması üzerine Yakış, ”Bir diplomatın oradaki hesabı görerek bu kanaatlerini yazdığını tahmin etmiyorum. Basında Başbakanımız hakkında ileri geri iddialar ileri sürülüyor. Bir diplomat bunu alıp ‘bir gazetede şöyle bir haber çıktı’ diye yazmasıyla Sayın Başbakanımızın İsviçre’de hesabının olduğu sonucuna varmanın doğru olmadığı kanaatindeyim” diye konuştu.

CHP İzmir Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Oyan, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında iktidarın uyguladığı dış politika hakkında değerlendirmelerde bulundu.


İktidarın dış politikayı düzenleme tarzı sonucunda giderek daha fazla sorun üretmekte olduğunu ve ülke çıkarlarını olumsuz etkilediğini iddia eden Oyan, “Her tarafı birden idare etme yaklaşımının, sıfır soruna değil önceden olmayan sorunlar yaratmaya götürdüğünü iktidarın bir an önce anlamasını diliyoruz.” dedi

Oyan, uygulanan dış politikayı eleştirdi. Dış politikanın giderek daha çok sorun ürettiğini ve ülke çıkarlarını olumsuz etkilediğini öne süren Oyan, Türkiye’nin dış politikasının iç politikaya yönelik olarak şekillendirildiğini, bunun seçim dönemlerinde öne çıktığını söyledi. Davos, Mavi Marmara ve Füze Kalkanı gibi konuların bu kapsamda olduğunu ileri süren Oyan, Ege’de 12 mil kara sularının uzun süredir Yunanistan’ın talebi olduğunu ve Türkiye’nin bunu ”savaş nedeni” saydığını anımsattı.

Oyan, ”Yunanistan’ın kara sularını 6 milden 12 mile çıkarması halinde Ege, Yunan denizi haline gelecektir. Yüzde 71’i Yunanistan’ın kara suları haline gelecektir. Yunanistan bir kere de olsa bu meseleye giriş yaparsa bu yoldan geri dönmek zor olacaktır. Ödünler vererek önde gitmeye çalışırsanız, geriye pek bir şey kalmaz. Bir başarı elde edemezsiniz. Geri çizgiye düşerseniz” dedi.

İktidarın uyguladığı yeni dış politika anlayışının iki önemli başlangıç zaafı olduğunu öne süren Oyan, sözlerinde şunları kaydetti:

“Yeni dış politika anlayışının iki önemli başlangıç zaafı bulunuyor. Birincisi, Türkiye’nin on yıllardır ilmik ilmik örülmüş dış politika ilişkilerini kolayca tersyüz etmenin, sık sık “sil baştan” yapmanın makbul ve makul bir yöntem olarak sunulmaya çalışılmasıdır.

Oysa köklü devletlerin iktidarları aşan bir dış politika devamlılığı vardır; bunun karşılığı da güvenilirlik ve itibar olarak alınır. AK Parti ise, komşularla sıfır sorun diye yola çıkıp İsrail ve Azerbaycan ile çok sorunlu yeni bir dönem açmıştır. Üstelik de ne Filistin sorununda ne de Ermenistan sorununda herhangi bir kazanç elde edememiş ve talip olduğu arabuluculuk rollerinde de artık muhatap alınmaz olmuştur.

İkinci zaaf, iktidarın dış politikayı bir iç politika malzamasi ve bir medya şovu olarak kullanmasının giderek alışkanlık kazanması ve kalıcılaşmasıdır. Bu, iktidarlara ve temsil ettikleri ülkelere en fazla zarar veren, giderek sorumsuz, hayalci ve maceracı bir kof milliyetçilik gösterisine dönüşme eğilimi taşıyan bir zaaftır.

Seçim dönemlerinde dozu artar ve kontrolden çıkma eğilimi gösterir. Mart 2009 seçimlerine 3 ay kala yaratılan Davos olayı; 2010 referandumuna 4 ay kala izin verilen Mavi Marmara olayı; şimdi de genel seçimlere 6 ay kala füze kalkanı üzerinden oluşturulan NATO şovu bunların yakın örnekleridir.

Şimdi de Ege’de karasularının kısmen 12 mile çıkarılmasını Türkiye’nin kabul ettiğine ve heyetler arasında bunun müzakere edildiğine dair haberler Yunan kaynaklarına atfen Türk basınında geçen haftalarda yer almıştır.

Bu haberlerin içeriği konusunda ilgili makamlarımız suskunluklarını korumakta, herhangi bir bilgi vermekten kaçınmaktadırlar. Geçen hafta TBMM’de yaptığımız gündem dışı konuşmada sunduğumuz bu soruya Dışişleri Bakanı lütfedip bir açıklama da getirmemiştir. TBMM’nin ve kamuoyunun bilgilenme hakkı yok sayılmaktadır.

Bilindiği gibi, karasularının genişliğinin 6 milden 12 mile çıkarılması Ege Denizi’ndeki dengeyi tamamen aleyhimize çevirmektedir. Ege’deki açık deniz alanlarının ve üzerindeki hava sahasının aleyhimize daralmasına yol açmakta, güvenliğe, serbest geçişlere, kıta sahanlığına, ülkemizin araştırma ve sondaj yapmasına ve balıkçılık gibi çeşitli haklarına ilişkin sorunları da beraberinde getirmektedir. Halen Ege’deki kara sularının takriben %43’ü Yunanistan’a, %7’si ise Türkiye’ye ait bulunmakta, %49’u ise açık deniz statüsünde olmaktadır.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Oyan, Wikileaks internet sitesinde yayımlanan ”belgelerin” çoğunun ”malumu ilan ettiğini” ancak, bilinen şeyleri resmileştirmesinin önemli olduğunu ifade etti.

Füze Kalkanı meselesinde NATO ile ilişkilerin ”şizofrenik” bir şekilde geliştiğini iddia eden Oyan, NATO belgelerinde zaten ülke adının geçmediğini de öne sürdü.

Oyan, özetle şunları söyledi:

”NATO, hedefine Asya’yı koymuştur. Ülke sayıyor mu? Çin’in adını veriyor mu? Esas hedef koyduğu ülke Çin’dir, Pakistan’dır, Afganistan’dır, gerekirse Hindistan’dır, Kuzey Kore’dir, İran zaten var. Daha önce Sovyetler Birliğinin de adını vermezdi. Türkiye’nin İran’a cephe ülke olması isteniyor. NATO’ya yaklaşan Rusya da aslında Çin ile olan problemlerini NATO üzerinden çözmek istiyor. Dolayısıyla dünyada yeni bir ittifak oluşuyor. Hegemonyası zayıflayan ABD, hegemonya kaybını hafifletmek için NATO’yu daha kendi yanında konumlandırmak istiyor.

Türkiye, nerede duracağını bilemeyen şaşkın bir ülke konumunda. Bir taraftan Çin ile ortak tatbikat yapıyoruz, öbür taraftan NATO’nun yeni konseptinde Çin ana hedef. Yani Türkiye yerini nasıl tayin edecek? Türkiye NATO üyesi mi, değil mi? Türkiye, yalpalayan bir dış politikaya ve gücünü olduğundan daha fazla abartan bir noktaya sürükleniyor. ‘Sıfır sorun’ dedik, İsrail ve Azerbaycan ile çok güçlük yarattık.”

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun anamuhalefet partisi olarak partilerini ziyaret edip bilgi vermesini istediklerini belirten Oyan, ”Diğer partilere ve Meclise de bilgi versin. Dış politika ortak bir sorundur. Daha danışmacı bir politika oluşturmak gerekir. Çünkü, ülke dış politikaları iktidar değişiminde değişmemesi gereken politikalardır” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Oyan, Wikileaks internet sitesinde yayımlanan belgelerin ”çoğunun malumun ilanı olduğunu” belirterek, ”Önemli olan bilinen şeylerin resmileşmesi” dedi.

Belgelerin ABD’nin zayıflayan hegemonyasını daha da pekiştireceğini ifade eden Oyan, belgelerde, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda ”imkansız” değerlendirmesinin yer aldığını anımsattı. Oyan, ”Biz bunu yıllardır söylüyoruz. Anlamasını bilenler için sivrisinek sazdır. Belki de AB ile ilgili aldatmaca hikayelerinin sonuna gelmiş bulunuyoruz” diye konuştu.

Oyan, ”ABD’nin belgeleri manipülasyon aracı olarak kullanmış olma ihtimali var mı?” sorusu üzerine ise ”Sanmıyorum. Çünkü, çok yönlü uluslararası ilişkilerini tahrip eder. ABD bunu yapsaydı, kontrollü belgeler üzerinden yapardı. Kontrolü dışında olduğunu sanıyorum” görüşünü dile getirdi.

Belgelerin, Türkiye-ABD ilişkilerini nasıl etkileyeceğine ilişkin soruya karşılık da Oyan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ”etekteki taşlar dökülsün bakalım” dediğini anımsattı. Oyan, ”Herkes not edecek, ancak kafasını kuma gömecek. Öyle anlaşılıyor. Maskeli bir ilişki dünya çapında göreceksiniz” diye konuştu

Dr. Ahmet Şanverdi: “Füze kalkanı projesi uzun soluklu şeytani bir ser projesidir ve İsrail’i koruma projesidir ki maalesef Türkiye Cumhuriyeti bu ser projesinin bas mimarlarından biri haline gelmiştir.”TBMM bu projeyi reddetmelidir.

“Türkiye sınırları içerisinden komşularımıza karşı bir tehdit algılamasına dahi izin vermemiz doğru değilken bütün NATO ülkelerini kapsamalıdır gibi son derece yanıltıcı bir tez ileri sürülerek projenin kabul edilmesi akil ve izan sahibi insanların kabul edebilecekleri bir tavır değildir.”
Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcısı Dr. Ahmet Şanverdi, füze kalkanı projesiüzerine yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti: “füze kalkanının tüm müttefik ülkelerikapsaması gerektiğini ve tehdit olarak herhangi bir ülke adı verilmemesi gerektiği” tezi vaziyete kılıf uydurmaktan başka hiçbir şey değildir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın Lizbon’ahareketinden iki gün önce NATO sözcüsü Türkiye ile anlaşma sağlandığını ve hiç bir pürüzolmadan anlaşmanın imzalanacağını beyan etmişti. Aslında Rusya’nın da projeye evetdemesiyle projenin amacının ne olduğu anlaşılmıştır. Bu projenin bir tek hedefi vardır odaİran’dır. Fransa devlet başkanı Sarkozi’nin füze kalkanının İran karşı yapıldığını söylemesinekarşılık Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ısrarla projenin hedefi yoktur demesi ise son derece
manidardır. NATO’nun bir savunma örgütü olduğu tezi ise basit bir aldatmacadır.
NATO hem Irak’ın işgalinde hem Afganistan’da çok önemli görevler ifa etmiştir ve etmeye devam etmektedir. Somali sahillerinden Afgan dağlarına kadarki İslam coğrafyasında bir çok operasyonun basında ve sonunda NATO’nun gizli ve açık güçleri vardır. NATO’nun füze kalkanından Türkiye’ye bir hayır gelmeyeceği tarihi tecrübeyle sabittir. İslam ülkelerini hedef alan bu projede Türkiye Cumhuriyeti’nin yer alması son derece isabetsiz olmuştur.
Kaldı ki bu füze sistemi bir NATO değil ABD projesidir, öncelikle bunun altını çizmekgerekmektedir. Ancak ABD bu projeyi tek başına yapmak yerine tıpkı Irak ve Afganistan işgallerinde olduğu gibi NATO’yu ve müttefik ülkeleri işin içerisine çekmek istemektedir.Bu yolla hem tepkileri hafifletmek hem de projenin maddi ve siyasi sorumluluğunu dapaylaşmak istemektedir. Türk hükümetinin basından beri bu proje bir NATO projesi olursakabul edebiliriz cinsinden açıklamaları aslında ABD’nin arayıp ta bulamadığı bir fırsatoluşturmuştur. Türkiye’nin bu tavrı sadece ABD’yi rahatlatmamış elini de güçlendirmiştir.
Bu tez projenin fazlaca muhalefet görmeden kabul edilmesini sağlamıştır. Türkiye’ye yerleştirilecek füze kalkanlarının İran’i hedef aldığı bilinen bir gerçektir. Bu proje
daha önce Polonya’ya yerleştirilecekken Rusya’nın karşı gelmesi ve Polonya hükümetinin akıllı davranarak komşusu Rusya ile ilişkilerine zarar geleceği endişesiyle orada rafa kaldırılmıştı. Polonya’nın uygulamadığı komşularıyla arasını açacak bu proje şimdi Lizbonmutabakatıyla Türkiye’de uygulanacak. Bu akla ziyan bir olaydır. Türkiye’nin topraklarıve karasuları artık komşu ülkelerin işgalinde bir rampa olarak kullanılabilecektir. Türkiyesınırları içerisinden komşularımıza karşı bir tehdit algılamasına dahi izin vermemeliyiz.
Bu füze kalkanı projesi şimdiye kadar bin bir meşakkatle geliştirilen bu güzel ilişkileri dinamitleyecektir. Kaldı ki bize karşı uzak doğudan yani ABD’nin şer üçgeni içerisinde gösterdiği Kuzey Kore’den de bir tehdit söz konusu değildir. Türk halkı kendi topraklarının yada karasularının ABD çıkarları için ABD tarafından komşularımıza karşı bir ÜS olarak kullanılmasına karşıdır. Bu projenin komuta sisteminin yönetiminin Türkiye’ye verilmesi de söz konusu değildir kaldı ki komuta sistemini Türkiye yönetse is daha da karmaşık hale gelecektir. Zira NATO komutasında alınacak bir kararı Türkiye’nin uygulamaması söz konusu olamaz. Bu proje neresinden bakılırsa bakılsın Türkiye’nin onaylayabileceği bir proje değildir ve Türkiye’ye de hiçbir faydası yoktur.

“Lizbon’da yapılan NATO Zirvesinde, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 28 ülke, ittifakın önümüzdeki 15 yıllık yol haritasını belirleyen Stratejik Konseptini kabul etti . Füze Kalkan projesini onayladı. Bu proje ile Türkiye açık hedef haline geliyor. Bu proje, ABD’nin Ortadoğu’daki emellerine ulaşmak amacıyla, NATO şemsiyesini kullanarak, tamamen kendi çıkarları için uygulamak istediği emperyalist bir projedir.

Aslında Füze savunma sistemi yeni bir proje değil, 1981-1989 yılları arasında görev yapan ABD Başkanı Ronald Reagan döneminde dile getirilen proje ‘yıldız savaşları’ olarak adlandırılmıştı. Yıldız Savaşları projesi de ABD’nin dünya hakimiyetini sağlamaya yönelik küresel emperyalist bir projeydi.
BOP, BİP, BAP gibi küresel emperyalist projeler neyse, Füze Kalkan Projesi de odur. Füze Kalkan Projesi Ortadoğu’ya yöneliktir. Hedef petrol sahaları ve Siyonist terör devleti İsrail’in korunmasıdır.

Lizbon Zirvesinde NATO yeni savaş cepheleri açmıştır Türkiye ise savaş cephesinde yerini almıştır, Yeni stratejik konsept ile eski düşman Rusya ile soğuk savaş bitirilirken, düşman her yerde denilerek yeni ‘düşmanlar’ yaratılmak istenmektedir.

60 yılda üç kez konsept değiştiren NATO’nun, Lizbon’da dünya kamuoyuna açıklanan açıklamasında İran veya herhangi bir ülke isminin geçmemesi kimseyi aldatmasın. NATO Kamuya açık belgelerinde hedef ülkeleri açıklamaz. Soğuk Savaş döneminde NATO’nun baş düşmanı olan, varlık sebebi olan Sovyetlerin ismi de belgelerde bilerek geçmezdi. Ancak NATO’nun kendi içindeki gizli çalışmalarında, temel belgelerinde geçmişte ‘Sovyetler’ ,şimdi de İran ismi vardır. Bu gerçeği NATO’da görev yapan ülkelerin askerleri ve diplomatları bu gün açıkça ifade etmekteler.

Zirvede Füze kalkanı ile ilgili teknik konular yer almadı daha sonra yapılacak gizli toplantılarda Füze Kalkan sisteminin komutası ve kontrol noktalarının kim olacağı masaya yatırılacaktır.

Yazılı ve görsel basında, Lizbon Zirvesi ile ilgili olarak ‘Türkiye istediğini aldı, dediği oldu. NATO, Türkiye’nin şartlarını kabul etti’.haberleri yazılmıştır AKP hükümeti ve yandaşları Lizbon mutakabatını ‘zafer’ olarak göstermekteler. Halbuki doğru değildir. Ortada bir zafer yoktur. Türkiye Lizbon kararını imzalayarak savaş örgütü NATO’nun jandarmalığına bir kez daha soyunmuştur.
Bu Füze Kalkanı ABD’nin kontrolünde ,NATO eliyle Yapılan ve Türkiye’yi tehlikeye sürükleyebilecek bir proje. Füze kalkanın Türkiye’de kurulması Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi Türkiye’yi bir anda Cephe ülkesi haline getirecektir. Kalkan projesine verilen onay , Türk dış politikasının dizginlerinin, ABD’nin eline verilmesinden başka bir anlama gelmez. Kalkan projesi ABD’nin Türk dış politikasına balans ayarıdır. Dış politikada, ABD’ ye bağımlılığın devam ettiğini gösteren en son örnektir.

Sayın Başbakan NATO ile görüşmelerde ‘Füze savunma sisteminde düğmeye basma yetkisi bize verilsin . Türkiye olmazsa Komutan NATO merkezinden biri olsun’ diyordu. Türkiye’nin dediği değil. ABD, Rusya ve Batılı ülkelerin dediği olmuştur. Anlaşma ile Füze Kalkan Sistemi Türkiye’ye kurulacaktır.

Füze savunmasında Komutan ve Kontrol 2011 Mart ayına bırakılmıştır. ABD emperyalizmi’nin Füze Kalkanında Komuta’yı Türkiye’ye bırakmayacağını aklı başında herkes bilir. Çünkü küresel haydut ABD, projenin sahibidir.
AKP hükümeti NATO odalarında ikna edilmiştir. Başbakan ve Hükümet yetkilileri ‘Komuta NATO ‘da olmalı’ diyorlar. Tekrar söylüyorum: NATO demek ABD demektir. NATO pentagon’dan yönetilmektedir.

NATO odalarında, ABD’liler tarafından ikna edilenler ve onların dediklerini yapanlar füze kalkan sisteminde mutabık kaldık istediğimizi elde ettik diyenler milli çıkarlardan bahsedemezler.Ülkenin güvenliğini tehlikeye sokan, ABD Projesini kabul edenler, milleti kandırmaya kalmasınlar. Millet, AKP hükümetinin değil, Küresel diktatör ABD’nin istediğinin gerçekleştiğini görmüştür. Bu projeye onay verenler bedelini ödeyeceklerdir.

İncirlik üssünde, 131 bin defa sorti ( Çıkış) yapan ,Irak’ı Afganistan’ı bombalayan ABD emperyalizmi’nin Buton’a Türkiye’nin basmasına izin vermeyeceğini bu ülkede, bu dünyada herkes bilmektedir. Buton’ların başında yine ABD askerleri olacaktır.
Radar sistemlerinin kontrolü, ABD komuta, kontrol sistemlerince kullanımının sağlanacağı ve ABD yetkililerince takip edileceği ve alınan istihbaratın İsrail ile paylaşılacağı bilinmektedir.

NATO, ABD’nin dışişleri gibi çalışıyor. NATO demek, ABD demektir. NATO ‘da görev yapan askerler, Pentagon’a bağlıdır. NATO üyesi ülkelerle ilgili bütün belgeler ve gizli sırlar yine ABD’nin ve NATO’nun kozmik odalarında saklanmaktadır.
Soğuk savaş dönemi Berlin Duvarının yıkılmasıyla sona ermiştir. Ancak tek kutuplu dünyada ABD dünya imparatorluğunun peşindedir. ABD’den emir ve talimat alan NATO Kapitalist imparatorluğun silahlı gücüdür

NATO’nun hedefinde İslam dünyası vardır. NATO İslam topraklarının işgali ile uğraşan bir kirli Gladyo örgütüdür. Dünyanın bir çok yerinde NATO kalkanıyla ABD’nin işlemediği bir cinayet ve vahşet kalmamıştır. ABD, Ortadoğu’yu hedef alan yeni bir kuşatma politikası izliyor.

Füze kalkan projesiyle İslam dünyasının işgaline vize çıkmıştır. AKP hükümeti de Küresel güçlerin taşeronu olmuştur.Füze kalkan projesi Amerikan silah lobilerinin menfaatlerine uygun bir projedir. Füze savunma sistemi insanları korumaktan ziyade Amerikan silah üreticilerine para aktarmakla ilgilidir.

ABD cinayetlerine Türkiye’yi de ortak etmeye çalışıyor. ABD’ ye karakol, İsrail’e kalkan İran’a düşman olmayacağız. Hükümetin zafer olarak yansıttığı konseptte Anadolu’ya kurulacak, Patriot ve THAAD Füzeleri vardır.Türkiye’nin NATO Zirvesinde Füze Savunma sistemleri, üzerinde yaptığı pazarlıklar ,topraklarını Füze savunma sistemine açmayı engelleyemedi
Aklı selim herkes şunu çok iyi biliyor: İran tehdit olarak gösteriliyor, ama gerçekte İran değil, esas hedef Türkiye ve Türkiye’nin parçalanması ve Ortadoğu’da ABD, AB ve İsrail’e bağlı bir Kürt devletinin kurulmasıdır.

Sayın Gül: Senin Görevin, emperyalist savaş örgütü, NATO’nun Prestijini savunmak değil, Türkiye’nin çıkarlarını Korumak ve Füze Kalkan Sistemine Karşı Çıkmaktır.

AKP Hükümeti kelime oyunu yapıyor. Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Lizbon zirvesinin sonuçlarından ‘memnun olduklarını’ ifade etmesi tam anlamıyla ABD ve AB’ye teslim olduklarını göstermektedir.

Sayın Gül’ün ,NATO’nun yeni savaş kararlarından memnun olması, Rus emperyalizmine ‘Rusya Süperdir’ övgüleri dizmesi ve ‘NATO’nun Prestijini koruduk’ açıklamaları son derece yanlış ve gayri milli bir bakış açısıdır. Rus emperyalizmi, ABD ile olan husumetini bir tarafa bırakarak, ABD ile anlaşıp NATO zirvesine katılarak Orta Asya, Ortadoğu ve Kafkasya’da etkili olmak istiyor.

Sayın Cumhurbaşkanı; NATO barış örgütü değil, savaş örgütüdür. NATO , emperyalist bir kuruluştur.. Kurulduğu tarihten itibaren, 61 yıldır insanlığa karşı suç işleyen, kan döken, hükümetler deviren, demokrasi ve barışın düşmanı NATO’yu bu güne dek; ABD emperyalizmine bağlı ve ABD’nin uşağı, olan katil diktatörler, Krallar ve işbirlikçi rejimler savundu

Sayın Gül: Zatıaliniz Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanısınız ABD ve NATO ‘da görev yapan bir Amerikalı asker değilsiniz. Sizin göreviniz ,NATO’nun çıkarlarını korumak ve kollamak değil, Türkiye’nin milli çıkarlarını savunmak ve korumaktır.

Sayın Gül, NATO’nun prestiji mi var ki; ’’O’nun prestijini koruduk’’diyorsun. Bir Savaş ve terör üssü olan, NATO’da prestij ne gezer. Küresel bir savaş örgütü olan NATO’nun olmayan prestijini düzeltmek bir Türk Cumhurbaşkanın işi değildir.

Sayın Gül, Türkiye’de yapılan iki askeri darbe, çok sayıda muhtıra ve darbe girişimlerinin arkasında NATO olduğunu bilmiyor musun?

Demokrasi dışı arayışlarda bulunan militarist çevrelerin ve ülkemizi yıllardır iç savaşa sürüklemeye çalışan beşinci kol çetelerin arkasında NATO olduğunu bilmiyor musun? Gladyo denen o karanlık o şer yapılanmanın merkezinin NATO olduğunu bilmiyor musun?

Soğuk Savaş döneminden itibaren, ülkemizde işlenen sansasyonel cinayetlerin ve provokasyonların arkasında, toplumu kamplara, cephelere, kutuplara ayıran her türlü karanlık işlerin merkezinin ‘melanet yuvası’ olan NATO olduğunu bilmiyor musun?
Cumhurbaşkanı Gül ve diğer devlet erkanı da aslında NATO’nun bir ‘pislik’ olduğunu çok iyi biliyorlar. Ama bu gerçeği dile getirmekten korkuyorlar. Çünkü bu günkü konumlarını, mevkilerini , kendilerinden öncekiler gibi, iç ve dış odaklara borçlular. Emperyalizme bağımlı olanlar, onlardan emir ve talimat alanlar, NATO’ya ABD’ ye AB’ye İsrail’e karşı çıkamazlar.

NATO’nun kirli kozmik odaları açığa çıksa ve gizli belgeler dünya kamuoyuyla paylaşılsa, NATO’nun nasıl karanlık bir örgüt olduğu bir kez daha gün yüzüne çıkar. Türkiye üyesi olduğu NATO yüzünden, bir türlü istikrara kavuşamadığı ve devam eden bu istikrarsızlığın sebebinin NATO, ABD olduğu ortadır.Bunda NATO’ya bağımlı olan yerli işbirlikçilerin de rolü büyüktür.

Paris gezisinde Maocu, Kürtçü, Katil, Yılmaz Güneyin mezarını ziyaret eden Kemal Kılıçdaroğlu, Sol gruplara, bölücülere genel seçimlerde ‘ortak hareket edelim’ sinyalleri veriyor. Referandum sürecinde Tunceli’de yaptığı konuşmada bölücülere, ‘genel af’ çıkarılsın diyen Kılıçdaroğlu, açıkça o günden itibaren meşrebini ortaya koymuştur. İmralı ve Kandil ağzıyla konuşan Kılıçdaroğlu’nun amacı Türkiye’nin birlik ve beraberliğine zarar vermek ve ülkeyi kaosa sürüklemektir.

PKK’nın siyasi uzantısı BDP’nin eş başkanı Selahattin Demirtaş Sosyalist Enternasyonal toplantısı için gittiği Paris’te yaptığı açıklamada ‘Sol blok’ önerisini ortaya atarak CHP ve diğer sol partilerin seçim ittifakı yapmalarını istiyordu. İmralı ve Kandil’in partisi BDP, CHP ile seçim ittifakı yapabiliriz diyor. BDP’nin seslendirdiği Sol blok önerisine CHP Genel Sekreteri, tekelci medya’da ‘Kemalist akademisyen’ diye tanınan Süheyl Batum ise ‘neden olmasın’ diyerek görüşmelere açık olduklarını ifade ediyordu.

CHP, bugün bölücülüğün geldiği noktadan sorumlu bir partidir.20 Ekim 1991 Genel seçimlerinde SHP, PKK’nın kurdurduğu, desteklediği HEP ile seçim ittifakı yaparak, onların TBMM’ye girmesini sağlamıştır. Genel seçimlerde DYP ve ANAP’ın ardından 3. parti olan SHP, 88 milletvekili çıkartırken, bunun 22 tanesi HEP’liydi ( Fehmi Işıklar, Ahmet Türk, Hatip Dicle, Leyla Zana, Sırrı Sakık, Selim Sadak, Zübeyir Aydar, Remzi Kartal v.b) SHP’nin kanatları altında Meclise giren HEP milletvekillerinin ilk işi Meclisi karıştırmak olmuştu. 6 Kasım 1991’de TBMM’de yapılan yemin töreninde Hatip Dicle ve Leyla Zana Kürtçe yemin etmeye kalkmışlardı.

CHP 1991’de yapmış olduğu, memleket aleyhine olan seçim ittifakını tekrar yapmaya çalışıyor. Millet bu filmi izledi. CHP millet nezdinde sabıkalı bir partidir, Geçmişte Bölücülerle yapmış oldukları işbirliğini millet unutmadı,.o yüzden CHP ‘yi milletimiz asla bağışlamıyor ABD 1991 genel seçimlerinde ‘bizim çocuklar’ dediği çevre ile SHP- HEP ittifakını yaptırdı. Şimdi CIA ve onun işbirlikçileri yaklaşan seçimler öncesi ,PKK’yı yasallaştırmak, bölücülerin sesini daha fazla çıkartmak , Türkiye’nin birlik ve bütünlüğüne darbe vurmak için CHP –BDP ittifakını yapmaya çalışıyorlar.

CIA Açılımları devam ediyor. Yeni gündeme gelen ve yürürlüğe konmaya çalışılan CHP –BDP projesi ‘de bir ‘CIA’ projesidir. CHP, terör örgütüne; terör örgütü demeyen, gladyo’nun çocuğu, bölücü başına ‘sayın’ diyen vatan hainine, ‘katile’, övgüler düzen, terör örgütüne sahip çıkan, güvenlik güçlerimizle girdikleri çatışmalarda öldürülen terör örgütü militanlarının cenazelerine katılan BDP ile arayışlara girmesi, muhatap kabul etmesi böyle bir ittifaka ‘CHP çatısı altında olur’ demesi, vatan hainliğinden başka bir şey değildir.
CHP kurmayları, alttan alta gizli görüşmelerini sürdürüyorlar. CHP içinde bu ittifaka karşı çıkacak olanları ve CHP tabanında bu ‘kirli plana’ hayır diyecek, seçmenlerinde bulunduğunu bildikleri için, Kılıçdaroğlu ve çevresi çok sinsice bir oyun yürütüyorlar.

Geçmişte yapılan ittifakın, CHP yi toplum nezdinde, nasıl kötü bir duruma soktuğunu bilen CHP’liler de var. Bu ittifaka net bir şekilde karşı çıkan sağduyulu CHP lilerde var Kılıçdaroğlu parti içinde ‘BDP eşittir PKK’ diyen kadroların olduğunu bildiği için CIA bağlantılı çevreler ile derin planlar yapıyor. ABD/AB Kılıçdaroğluna açık destek veriyor

BDP, hala iç savaş tahrikçiliği yapıyor. BDP, Demokrasi ve barışın yanında değil terör örgütü’nün yanındadır. CHP, Kılıçdaroğlu ile etnik siyasete yönelmiştir Kılıçdaroğlu’nun zihniyeti BDP’ye yakındır. Darbecilerin, cuntacıların, çetelerin avukatlığını yapan CHP, şimdi’de bölücülerle ittifaka yönelmiştir.

CHP’nin başına geçtiği günden itibaren Kılıçdaroğlu. çarkta rakipsiz olmuştur.Ankara’da farklı Tunceli’de farklı, İzmir’de farklı, Batman’da farklı Kayseri’de farklı Urfa’da farklı konuşmuştur. Bir dediği bir dediğini tutmuyor. Başörtüsü, Anayasa terör konusunda hep farklı farklı konuşmuştur Etnik ve mezhep ayrımcılığı peşinde koşan Kılıçdaroğlu Diyarbakır gezisinde yaptığı konuşmayla Etno Faşist, BDP’den çok farklı olmadığını ortaya koymuştur, Sicilini bütün milletimizin bildiği Kılıçdaroğlu, Paris’te vatan hainlerinin mezarlarını ziyaret ettikten sonra, Diyarbakır’da da yaptığı konuşma’da da etnik ve mezhep ayrımcılığı yapan çevrelere siyasi mesajlar göndermiştir.

CHP lideri Diyarbakır’ı Paris yapacağım diyor. Bu zihniyet ülke için karanlık bir zihniyettir. Diyarbakır binlerce yıllık tarihi geçmişi olan bir Şehirdir. Paris deyince akla çürüme, yozlaşma, Jakopenizm, Bonapartizm, Pozitivizm, Laikçi Faşizm akla gelir, Paris deyince Türk- İslam düşmanlığının yapıldığı ve bölücülere destek verilen bir şehir akla gelir.
Paris bir kültür ve medeniyet şehri değildir, hiçbir özelliği yoktur, Paris’i ‘örnek şehir’ olarak göstermek, ancak Batıcı zihniyete sahip, milli kültürümüz ve değerlerimizden uzak olan Fransız kafalıların, NATO kafalıların işidir. Kılıçdaroğlu’nun zihniyet olarak Fransız Cumhurbaşkanı, Türk- İslam düşmanı Sarkozy den bir farkı yok.

Vatandaşlarımızın gündeminde Paris diye bir şey yok. Vatandaşımızın gündeminde Güvenlik, iş, ekmek ve adalet vardır. Paris’e, Londra’ya New-York’a, özenenler Anadolu coğrafyasının manasını ve Ruhunu özümseyememiş, batı tarzı hayata özenen, milletten kopuk, mandacı ve işbirlikçi zihniyete sahip olanlardır.

Kılıçdaroğlu’nun özendiği Paris, PKK, KDP, KYB v.b gibi Ortadoğu’da emperyalizmin maşası olan Kürtçülerin karargah kurduğu, her türlü hain çalışmaların yapıldığı bir şehirdir.
Paris bir bilim şehri, medeniyet şehri değil, bir tüketim şehri haline gelmiş , her türlü gayri ahlaki çirkinliğin en üst seviyeye çıktığı, dünyanın dört bir yanından gelen Jet sosyete’nin, her türlü ahlaksızlığı yaptığı, mutlu azınlıkların bir araya geldiği, toplandığı bir yerdir.
Paris’i örnek alacağına, Türkiye’yi gelişmiş, kalkınmış, demokrasinin tam anlamıyla hakim olduğu, terörün yok olduğu, insanların ekonomik olarak rahat yaşadığı, hak hukuk ve adaletin tam anlamıyla işlediği bir Türkiye’yi nasıl kurarız ona kafa yor. Ama kafa yoramaz çünkü zihniyeti bozuk bilgi ve birikimi yok. ABD ye AB ye özenerek onları örnek göstererek
Türkiye’nin meseleleri çözülmez aksine daha da kötüye gider.CHP yargı oligarşisinin ve askeri vesayetin temsilcisidir. CHP burjuvazinin, mutlu azınlığın Jakobenlerin statükonun partisidir.’’

“AKP’lilerin ferasetleri ve dirayetleri yoktur. Bu sebepten dolayı bu böyle gitmez”

Saadet Partisi, Genel Başkan Prof. Dr. Necmettin Erbakan başkanlığında Büyük Kongre’den sonraki ikinci Genel İdare Kurulu (GİK) toplantısını dün gerçekleştirdi. Toplantı öncesi gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Erbakan, 2011’deki genel seçim ile AKP iktidarına yönelik sert eleştirilerde bulundu. Erbakan, “Muhtemelen 12 Haziran tarihinde çok önemli bir seçim yapacağız. Bu seçim Türkiye’miz için ölüm kalım meselesidir” dedi. Seçimde Milli Görüş’ün Türkiye’nin tarihteki şerefli yerini alması için çalıştığını kaydeden Erbakan, diğer partilerin ise bilmeden ‘iyilik yapıyorum’ zannederek ırkçı emperyalizme alet olduklarını ve sonunda Türkiye’yi İsrail’e vilayet yapmaya götürdüklerini vurguladı.

Hak ile batıl mücadelesinin günümüzde bu şekilde devam ettiğini kaydeden Erbakan, bu nedenle vatanını ve milletini seven Milli Görüşçüler için bu seçimi kazanmanın milli bir vazife olduğuna işaret etti.

Bu seçimlerde, İstiklal savaşı ve diğer savaşlardaki gibi aynı gaye ve inançla çalışacaklarını kaydeden Erbakan, “Bundan dolayı Allah’ın lütfuyla Milli Görüş’ün 3.şahlanışını başlatmış bulunuyoruz. Milli Görüş’ü yeniden iktidara getirmenin azmi, gayreti ve aşkı içindeyiz” diye konuştu.

Erbakan, önümüzdeki seçime ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı: “Allaha şükürler olsun, iktidar olacağımıza inanıyoruz. Çünkü bu seçimde, asıl favori Saadet Partisi’dir. Zira milletimiz, siz Milli Görüşçü kardeşlerimizin 41 yıldan beri çalışmanızla aslına dönüyor. Herşey aslına döner. Siz de ona vesile oluyorsunuz. Özümüze dönüyoruz. Taklitçiliği ve işbirlikçiliği bırakıyor, özümüze dönüyoruz. Bundan dolayı milletimiz Milli Görüş’ü arıyor ve istiyor.” Aslında ülkenin evlatlarının hepsinin aslında Milli Görüşçü olduğunu kaydeden Erbakan, “Bu milletin evladı olup da Milli Görüşçü olmamak mümkün değildir. Kiminle 5, kiminle 15 dakika konuşmak lazım gelir” dedi. Bütün vatandaşların iki kısım olduğunun altını çizen Erbakan, “Milli Görüşçü olduklarını itiraf edenler. Öbürküler ise, sırasına bekleyenler. Diğerleri değil. Sırası bekleyenler. Neden? İster istemez Milli Görüşçü olacak. Bir insan en sonunda vefat ettiği zaman dahi Milli Görüşçü olmaya mecburdur. Bunun kurtuluşu, çaresi yok. Bu sebepten dolayı herkes Milli Görüşçüdür” şeklinde konuştu.

Ancak eğitim, tanıtma ve dış güçlerin etkisiyle milletin bir kısmının Milli Görüşçüden uzaklaştırıldığını kaydeden Erbakan, ” Genel tasvir yapacak olursak, yüzde 100’lük genel nüfus içinde yüzde 75-80’inin Milli Görüş zihniyetine sahip olduğu itiran eden ve etmeyenler, yüzde 20-25’lik bir kısmı kendilerine solcudur diyenler, onlar da aslında Milli Görüşçüdür ama Milli Görüş’ün ne olduğunu bilmedikleri için ayrı bir grup teşkil etmektedirler. Seçimde, bu yüzde 75’lik grup, bizim grubumuzdur. Bunların tamamını kucaklayacağız. Eninde sonunda, hepsi Milli Görüş bayrağı altında toplanacaklar” diye konuştu. Geçen seçimde bu yüzde 75’in ırkçı emperyalizmin aksiyonu ve yapılan propagandalarıyla etkilenerek AKP’nin iktidara getirildiğini hatırlatan Erbakan, “Ve kendi maksatları için kullanmaktadır. AKP’ye oy vermiş bir kardeşimize neden buradasın dediğimiz zaman, niçin işbirlikçisin, niçin ırkçı emperyalizmi destekliyorsun dediğimiz zaman, ne der (Ben mi, ben hiç siyonizmle ile işbirliği yapar mıyım?). Meşhur sözümüzü biliyorsunuz. Siyonizm öyle ustadır. Kim? Ben mi? Ben hiç siyonizmle ile işbirliği yapar mıyım marşını söylettirerek, seni siyonist askeri kıtalarında talim ettirir. Sen farkında bile olmazsın” diye konuştu.

AKP’lilerin hidayetleri karardığı için hayırın nerde olduğunu fark edemediklerini vurgulayan Erbakan, “Ferasetleri ve dirayetleri de yoktur. Bu sebepten dolayı bu böyle gitmez. Gerçekte Haim Nahum doktrini üzerimizde yürütülüyor. Ve bulunduğumuz toprak kayıyor. Vatanını, milletini seven Milli Görüşçüler bunu görüyorlar. Onun için bu milli kurtuluş hareketini başlatmış bulunuyoruz” dedi. Bu seçim için dış güçlerin basını, bankaları ve milli müesseseleri alıp, toleransları artırdıklarını anlatan Erbakan, konuşmasına şöyle devam etti: “Yani Saadet Partisi tehlikesinden dolayı, AKP’nin de maneviyata hizmet ediyor görünmesi için makyaj yapıyorlar. Tavsiye de bulunuyorlar. Milleti aldatmak için. Saman dolu kuş. Canlı İslam birliği değil, insanlığın saadeti için çalışmak değil; ırkçı emperyalizmin aleti olmak üzere kullanılıyorlar. Bunu bilmeden yapıyorlar. Ama sonucu, işbirlikçilik ve siyonizme hizmet oluyor.”

Bunun yanı sıra okşayarak yutma politikasını da yürütüldüğünü vurgulayan Erbakan, “Biri gidiyor, biri geliyor. Methiyeler, madalyalar, merasimler. Hepsi Saadet Partisi’ne oy verilmesin, bu adamlar iyi kötü idare ediyor dedirtmek amacıyla seçim için yapılan çalışmalardır” dedi.
Bu çalışmalara karşı, şuurlanma, çelikleşme, görevleri yerine getirme, üretim, 40 koldan milko ile milletin kucaklanması, heyecan ve imanla karşılık verdiklerini söyleyen Erbakan, “Bu çalışmalarımızla inşallah, iktidara geleceğiz. 41 yıllık mazimizde her seferde olduğu gibi, yine Türkiye ve insanlığı kurtaracağız” diye konuştu. Toplantı sonunda bir gazetecinin ‘Bugün Has Parti’nin kongresi var. Numan Kurtulmuş büyük ihtimal yeniden genel başkan olacak. Değerlendirmeniz nedir?’ sorusuna cevap veren Erbakan, “Hiçbirşeydir. Böyle şeylere ayıracak vaktimiz yok” dedi.

AKP iktidarına yönelik sert eleştirilerde de bulunan Erbakan, “Bu AKP’liler bizim evlatlarımız, çocuklarımızdır. Kendilerini şahsen severiz. Ancak yanlış bir yola sapmışlardır. Ve biz Türkiye’yi idare ederiz, hevesine kapılmışlardır. Halbuki Türkiye’nin idaresi için, istemek yetmez” dedi. Ülkenin yönetimi için 7 tane Allah vergisi özelliğin olması gerektiğine dikkat çeken Erbakan, “Bu 7 tane Allah vergisini isteyerek alamazsınız. Allah verdiyse vardır. Bir insan lider olarak doğar. Sonradan lider olmaz. Neymiş bu 7 Allah vergisi? Bilgi, tecrübe, hidayet, feraset, dirayet, şuur ve vizyon” dedi.

Bu özelliklerin AKP’lilerde bulunmadığını da söyleyen Erbakan, “Bilmemek, bilmemek değildir. Bilmediğini, bilmemektedir. Ben biliyorum zannediyor ama halbuki bilmiyor. Tecrübe sahibi değildir. Hiçbir işi becerememişlerdir. Yüzlerine, gözlerine bulaştırmışlardır. Hidayet sahibi değildirler. Çünkü Türkiye’de Milli Görüş gömleğini çıkarttıkları için, hidayetleri kararmış. Mübarek İslam medeniyetini bırakıp, hristiyan medeniyetini dahil olmayı gaye edinmişlerdir. Faizci, kapitalist nizamın bekçisidirler. Siyonizmin tahsildarıdırlar. Temel vasıfları bunlardır” dedi.

Kaynak : TBMM ve Parti Merkezleri

%d bloggers like this: