“Bilim sorgulamaktır, bilim soru sormaktır”



“WikiLeaks’in ciddiyeti şüphelidir.”

”Şu anda WikiLeaks’in eteklerinde neler var, bunları bir döksün görelim. Ondan sonra da bunların ne kadar ciddi, ne kadar gayri ciddi olduğunu öğreniriz. Bu bakımdan şu anda sadece biz eteklerindeki taşın dökülmesini bekliyoruz. Ondan sonra da değerlendirmesini yapar, gerekli açıklamaları yaparız”

”Bilimi, bilim ortamını, bilim adamını baskı altına aldığınızda; bilim için gerekli özgür ortamı tesis etmediğinizde, bilimin gelişmesinin hiç ama hiç şansı ve imkanı yoktur. O görkemli tarihimizde bilimin bu kadar değerli olmasında ve dünyayı etkileyecek ürünler ortaya çıkarmasında, otoritenin bilime ve bilim adamına düşkünlüğünün, bilim ve bilim insanları için tesis ettiği özgürlük ortamının önemli bir katkısı vardır. Hiç tartışmasız, bugün de bilimin geliştiği, ürettiği, üniversitelerin, eğitim sisteminin en ideal şekilde işlediği ülkelerin, bu başarıya, en ideal özgür ortamı tesis ederek ulaştıklarını görüyoruz.”


Libya’ya hareketinden önce Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi’nde düzenlediği basın toplantısında ziyaretine ilişkin bilgi veren Başbakan Erdoğan, Avrupa Birliği ve Afrika Birliği’nin ortaklaşa düzenledikleri 3. Zirve’ye, Libya Lideri Kaddafi’nin davetiyle ”onur konuğu” olarak iştirak etmek üzere Trablus’a hareket ettiğini belirtti. Bu vesileyle Kaddafi İnsan Hakları Ödülü Uluslararası Komitesi tarafından şahsına verilecek İnsan Hakları Ödülü’nü de alacağını belirten Başbakan Erdoğan, ziyarette kendisine Devlet Bakanları Egemen Bağış, Zafer Çağlayan, AK PARTi Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ ve Hayat-Libya Dostluk Grubu Başkanı Fevzi Şanverdi’nin iştirak edeceğini kaydetti. 3. Avrupa Birliği-Afrika Zirvesi’nin, devlet ve hükümet başkanları seviyesinde düzenlendiğini belirten Başbakan Erdoğan, 2007 yılında Lizbon’da düzenlenen bir önceki zirvede Avrupa ile Afrika arasındaki ilişkilerin eşitlik temelli ortaklığa dönüştürülmesi yönünde bir irade sergilendiğini hatırlattı. 3. Zirve’de, bu irade beyanının teyidi ile barış, güvenlik, iklim değişikliği ve bölgesel bütünleşme konularının ele alınacağını kaydeden Başbakan Erdoğan, ayrıca özel sektörün geliştirilmesi, altyapı, enerji, tarım, gıda güvenliği ve göç konularında iki kıta arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi amacına da hizmet edeceğini vurguladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin, bir yandan AB ile tam üyeliğe doğru müzakerelere devam ederken, diğer taraftan çok boyutlu dış politika bağlamında Afrika’ya açılım politikasını da sürdürdüğünü ve yoğun bir şekilde Afrika’da büyükelçilik açma çalışmalarının devam ettiğini kaydetti. Başbakan Erdoğan, bu zirveye onur konuğu olarak davet edilmesinin Türkiye’nin sadece bölgesinde değil, küresel ölçeğe ulaşan öneminin memnuniyet verici bir göstergesi olduğunu söyledi. Bu konumlarının yüklediği sorumluluktan hareketle Afrika ve AB arasında ortak çıkarlar ve yükümlülükler temelinde eşit şartlarda bir ortaklığın geliştirilmesi için elden gelen katkının verileceğini ifade eden Başbakan Erdoğan, zirve toplantısının ardından da Kaddafi İnsan Hakları Uluslararası Komitesi tarafından şahsına önerilen İnsan Hakları Ödülü’nü kabul edeceğini bildirdi. Başbakan Erdoğan, ”Bu ödül son dönemde barış, adalet ve insan haklarını ön plana çıkaran yaklaşımımızın uluslararası alanda da takdir edildiğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Ödül töreni, Cezayir eski Cumhurbaşkanı ve Kaddafi İnsan Hakları Uluslararası Komitesi Başkanı Ahmed Ben Bella ve diğer davetlilerin katılımı ile gerçekleştirilecek. Ayrıca köklü tarihi ve kültürel bağlara sahip olduğumuz Libya’daki temaslarımda bu ülke ile ikili ilişkilerimizin mevcut durumunu gözden geçireceğiz. Başta ekonomik ticari ilişkiler olmak üzere özellikle son dönemde her alanda gelişmekte olan işbirliğimizin daha da geliştirilmesi, ilerletilmesi imkanları üzerinde duracağız” dedi.

“Akademisyen Yetiştirmek Tayyip Erdoğan’ın Görevi Değil Ama Hizmetkar Olmak Tayyip Erdoğan’ın Görevi”

AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Akademisyen yetiştirmek Tayyip Erdoğan’ın görevi değil ama hizmetkar olmak Tayyip Erdoğan’ın görevi. Akademisyenlerimizi siz rektörlerimiz, hocalarımız yetiştirecek ama yıllarca bu ülkede maalesef akademisyen olmak çok zordu, çok ciddi engeller vardı. Şimdi bunu aşmanın zamanıdır diye düşünüyorum. Onun için siyasetten arındırılmış, o ideolojinin deli gömleğinin giydirilmediği bir anlayışla bu işin önünü açmak ve akademisyen olmanın zor ama yollarının tıkalı olmadığını herkesin görmesi lazım” dedi.

Başbakan Erdoğan, rektörlerle bir araya geldiği toplantıda yaptığı konuşmada, okul öncesi ve yükseköğretimde lojmanlarına varıncaya kadar birinci derecede Güneydoğu Bölgesi olmak üzere yapmanın kendilerinin görevi olduğunu ifade ederek, ”Yeter ki öğretmenlerimiz oraya gittikleri zaman oralarda bu imkanlardan mahrum olmasınlar. Aynı şey sağlıkta, emniyette yapmamız lazım ve güvenlik içinde orada bu hizmetlerini sürdürsünler istiyoruz” diye konuştu.

Tüm Türkiye’de olduğu gibi, bölgede kurulan üniversiteler, bundan 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl önce kurulmuş olsaydı, bölgenin de bölge gençlerinin de arz ettiği manzaranın bugünkünden çok çok farklı olacağına işaret eden Başbakan Erdoğan, şu anda bile kuruluşunun gerçekleştirildiği üniversitelerin eleştirildiğini ve zaman zaman bu eleştirinin bizzat akademisyenlerden geldiğine de üzülerek şahit olunduğunu anlattı. Başbakan Erdoğan, kurulan üniversitelerin henüz ideale ulaşmağının görüldüğünü ve bilindiğini; ama orta ve uzun vadede bu üniversitelerin bulundukları şehirleri dönüştüreceğinin bugünden görüldüğünü söyledi. ”Akademisyen yetiştirmek Tayyip Erdoğan’ın görevi değil ama hizmetkar olmak Tayyip Erdoğan’ın görevi. Akademisyenlerimizi siz rektörlerimiz, hocalarımız yetiştirecek” diyen Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:”Yıllarca bu ülkede maalesef akademisyen olmak çok zordu, güçtü, çok ciddi engeller vardı. Akademisyen olmak isteyenler ne yazık ki akademisyen olamadılar. Şimdi bunu aşmanın zamanıdır diye düşünüyorum. Onun için siyasetten arındırılmış, o ideolojinin deli gömleğinin giydirilmediği bir anlayışla bu işin önünü açmak ve akademisyen olmanın zor ama yollarının tıkalı olmadığını herkesin görmesi lazım. Üniversite, adı üstünde, evrenseli yansıtır, evrenseli yakalar ve öğrenciye de bu evrensel değerleri aktarır. Üniversite, demokratik değerleri özümsemiş bir kurum olmak zorundadır. Üniversite, bu değerleri özümsediği kadar, geliştiren, demokrasi standartlarını yükselten, demokratik dönüşüme rehberlik eden bir kurum olmalıdır. İşte onun için, Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinde biz üniversiteleri en ön safta görmek istiyoruz. Türkiye’nin birliğine, bütünlüğüne, kardeşliğine üniversiteler katkı sağlasın, üniversiteler bu noktada öncü ve rol gösterici olsun istiyoruz. Son 30 yılda, 40 yılda, üniversiteler enerjilerini bu alanlara yöneltseydi, eminim ki bugün çok farklı bir yerde olurduk. Zeki öğrencilerimiz, parlak öğrencilerimiz, bir hiç uğruna, şekil uğruna, inançlarının gereğini yerine getirdikleri bahanesiyle yurtdışındaki üniversitelerde eğitime zorlandı.”

“Her gittiğim vilayette, gözlerinden umut fışkıran çocuklar görüyorum”

Üniversite-sanayi işbirliğinin çok daha ileri seviyelere taşınabileceğini ifade eden Başbakan Erdoğan, ”Üniversite kampüslerinin duvarlarını yıkabilir, üniversiteyi milletle kucaklaştırabiliriz. Şunu da unutmayınız; bu ülkenin en büyük değeri, en büyük zenginliği insan gücü ve insan potansiyeli. Ülkemin 81 vilayetini her fırsatta ziyaret ediyorum. Her gittiğim vilayette, gözlerinden umut fışkıran, zeka fışkıran çocuklar görüyorum” dedi. ”Eğer bu cevheri işleyebilirsek, bu cevheri üniversitelerimiz eliyle birer mücevhere dönüştürebilirsek, küresel rekabette en üst seviyeye rahatlıkla erişeceğiz” diyen Başbakan Erdoğan, bu ülkenin tarihi, birikimi ve medeniyet tasavvurunun, bu potansiyeli açığa çıkaracak her türlü enstrümana sahip olduğunu belirtti. Ortak iddiayla, ortak işlerle hedefe ulaşılacaksa, bu gücün var olduğunu ve bunun başarılacağını vurgulayan Başbakan Erdoğan, ”Özgüvenin her şeyden daha önemli olduğunu, özgüven sahibi nesiller yetiştirmekten daha büyük ideal olmadığını düşünüyorum. Özgüveni yaralı olan insanlar, özgüveni yaralı toplumlar özellikle bu çağda ayakta kalamaz. Hiç şüphe duymayalım ki Türkiye, sevgiyi bilgiye, bilgiyi de emeğe çevirdikçe dünya ufkunda parlayan bir yıldız olacaktır. Biz, siz değerli rektörlerimize güveniyoruz” diye konuştu. Başbakan Erdoğan, son dönemde Türkiye üniversitelerinin elde ettiği başarının, tüm üniversite camiasının, rektörlerin eseri olduğunun bilindiğini, birlikte çalışarak, birlikte üreterek, çok daha fazlasının başarılabileceğinin şimdiden görülebildiğini söyledi. Burada rektörlere, arzuların, beklentilerin aktarılmaya çalışıldığını ifade eden Başbakan Erdoğan, ”Bize düşeni, bizim sorumluluklarımızı, sizlerin bizlerden beklentilerini de kapalı oturumda her birinizden büyük bir memnuniyetle dinleyecek, not edecek ve görüşlerinizden istifade edeceğiz. Katıldığınız, katkı verdiğiniz için bir kez daha teşekkür ediyorum” dedi.

“YÖK Yükseköğretim Yasası’nda Değişiklik İçin Kolları Sıvadı”

AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Yükseköğretim Yasasında değişiklik için kolları sıvadı. Bir komisyon eşliğinde, tüm üniversitelerle istişare halinde, üniversitelerin, bilimin, özgür düşüncenin önünü açacak bir yasayı inşallah seçim sonrasında ele alacak ve YÖK’ü; düzenleme yapan, politika üreten bir kurum haline dönüştüreceğiz. Yani bir reform dönemini başlatacağız” dedi.

Başbakan Erdoğan, Dolmabahçe’deki Ofisi’nde rektörlerle bir araya geldi. Toplantıya, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Devlet Bakanı Mehmet Aydın, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, AK PARTi Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik ile YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan da katıldı. Toplantıda konuşan Başbakan Erdoğan, eğitim yatırımlarının her zaman için birinci sırada geldiğini, orta vadede, uzun vadede de olsa, çocukların, genç nesillerin en kaliteli, en yaygın eğitim şartlarına kavuşabilmesi için her imkanın seferber edildiğini söyledi. Başbakan Erdoğan, eğitimin toplumun nefes alması için, en alttakilerin en üste çıkma fırsatına kavuşabilmeleri için en önemli araç olarak görüldüğünü bildirdi. Başbakan Erdoğan, bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin her vatandaşının, bu ülkedeki en üst kademelere, siyasette, ticarette, bilimde, sanatta, sporda ulaşabilecek potansiyele geldiğine işaret ederek, artık eğitimin önünde hiç bir mazeretin kabul edilmediğini, öğrencilerin, velilerin, okulların, öğretmenlerin, kız çocuklarının, özürlülerin her açıdan desteklenip, en modern eğitim araçlarının Türkiye’nin en ücra köşelerine kadar ulaştırıldığını anlattı. AK PARTi Hükümetinin, Cumhuriyet döneminde, eğitimi en fazla önemseyen, eğitime en büyük yatırımları yapan hükümet olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ulaşılması gereken noktaya ulaşıldığı gibi bir iddiasının bulunmadığını, ekonomik olarak yükseldikçe en büyük payı eğitimin alacağını söyledi. Başbakan Erdoğan, bu konuda dünyada rekabet ortamının içerisinde olmaktan mutluluk duyulacağını ve bu konuda da kararlı olunduğunu ifade ederek, bugün toprağa atılan tohumların, gelecekte Türkiye’nin demokrasi ve özgürlük zeminini şekillendireceğine yürekten inanıldığını ifade etti. Aynı hassasiyetin yükseköğretimde de gösterildiğini ve gösterileceğini ifade eden Başbakan Erdoğan, ”Bizim dönemimizde, üniversiteler siyasallaşmamış, tam tersine siyasetle gerektiği şekilde bir ilişki içinde olmuş, asli işlerine yönelmiştir. Çünkü biz, günlük siyasi meselelere angaje olan, kutuplaşan, ideolojik tavırlar ve uygulamalar içine giren üniversitenin bilim üretemeyeceğine, topluma, ülkeye hizmet üretemeyeceğine inanıyoruz. Bu inancımızın bir gereği olarak da üniversitelerimizi çok samimi şekilde destekliyor, Türkiye’nin bir bilim yurdu, bir bilim merkezi, yükseköğretimde uluslararası bir cazibe merkezi olması için her imkanı seferber ediyoruz” dedi.

“Cumhuriyet tarihi boyunca kurulan üniversiteden fazlasını biz şu 8 yılda kurduk”

Başbakan Erdoğan, yükseköğretim bütçesinin 2002 yılında 2,5 milyar TL iken, 2010 yılında 9 milyar TL’ye yükseldiğini, artış oranının yüzde 275 olduğunu, 2011 yılı bütçesinde yükseköğretim bütçesinin 11,5 milyar TL olarak planlandığını ve böylece artışın, 2002’ye göre yüzde 361’e ulaştığına işaret etti. Üniversitelerin AR-GE bütçesinin 2002 yılında 86,6 milyon TL iken, 2010 yılında 480 milyon TL’ye yükseltildiğini ve artış oranının yüzde 455 olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, TÜBİTAK’ın üniversitedeki araştırmacılara, projelere verdiği desteğin 2000-2004 yıllarını kapsayan 5 yıllık sürede 37 milyon lira iken, 2005-2010 dönemindeki 5 yıl için, 23 katlık bir artışla 850 milyon liraya ulaştığını söyledi. Başbakan Erdoğan, Türkiye genelinde, AR-GE harcamaları 2002 yılında 2,9 milyar TL iken, bu rakamın 2009 yılında 8,5 milyar TL’ye çıktığını, yani üç kat arttığını anlattı. Türkiye’nin, 2003-2008 arasında, OECD ülkeleri arasında, AR-GE harcamalarını en hızlı artıran birinci ülke olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, AR-GE harcamalarının milli gelir içindeki payının 2013 yılında yüzde 2 oranına ulaşması için gayretlerin sürdüğünü bildirdi. Başbakan Erdoğan, 2002 yılında 53 devlet, 23 vakıf olmak üzere toplam 76 üniversite bulunduğunu, 2003-2010 arasında 49;u devlet, 29;u vakıf Üniversitesi olmak üzere 78 yeni üniversite kurulduğunu ve toplam üniversite sayısının 154’e ulaştığını hatırlatarak, ”Yani Cumhuriyet tarihi boyunca kurulan üniversiteden fazlasını biz şu 8 yılda kurduk. Ve 81 ilin tamamında artık üniversite var” dedi. Yeni kurulan 49 üniversiteye 102 bin 682 kadro ihdas edildiğini, 2002 yılından bugüne kadar yeni kurulan üniversitelerle beraber mevcut üniversitelere 488 fakülte, 150 yüksekokul, 220 enstitü ve 152 meslekyüksek okulu kazandırıldığını anlatan Başbakan Erdoğan, personel noktasında aynı şekilde üniversitelerin desteklendiğini ve desteklemeye devam edileceğini söyledi. Başbakan Erdoğan, 2002-2003 eğitim-öğretim yılında üniversitelerde 10 bin 187 profesörün bulunduğunu ve bugün 14 bin 571 profesörün görev yaptığını, 5 bin 401 olan doçent sayısının da 7 bin 827;ye yükseldiğini, 27 bin 426 olan araştırma görevlisi sayısının ise 35 bin 177 olduğunu belirtti.

“Yurtdışına yüksek lisans için 1526 öğrenci gönderildi”

Yurtdışına yüksek lisans için bu dönemde 1526 öğrenci gönderildiğini, ancak bundan üzüntülü olunduğunu ve bunun yeterli bir rakam olmadığını ifade eden Başbakan Erdoğan, ”Biz kararlıyız fakat ne yazık ki özellikle TOEFL’de istenen puanı imtihana giren öğrencilerimiz alamadıkları için bu fazla öğrenci gönderemiyoruz. Yoksa bizim hedefimiz, her yıl 1000 öğrenciyi asgari göndermek. Bu konuda bir çekincemiz yok. Bu konuda yeni bazı çalışmalar var arkadaşlarımız yapıyorlar ki rakamı yükseltelim. İşlemi devam eden öğrencilerle birlikte bu sayı 2 bin 264’e ulaşacak” açıklamasında bulundu. Başbakan Erdoğan, yükseköğretimi yaygınlaştıracak, destekleyecek, kaliteyi arttıracak en önemli yatırımlardan birinin barınma ve burs olduğunun bilindiğini, bu alanda da büyük bir atılımın gerçekleştirildiğini belirterek, şu bilgileri verdi:”8 yılda 162 yurt binası ve blok açtık. Yurtlardaki kapasite, 188 binden 244 bin rakamına ulaştı. Bunu, odalarda kalan öğrenci sayısını düşürerek artırdığımızı da hatırlatmak isterim. Sadece bu yıl içinde, yılsonuna kadar, üniversite öğrencilerimiz için 79 bin yeni kapasite daha oluşturmuş olacağız. Burs ve kredi miktarını 2002 yılında 45 TL’den aldık, 200 TL’ye yükselttik. Yeni yıl itibariyle bursu da artıracağız. Şu anda onun çalışmasını Maliye Bakanlığımız yapıyor. Yeni artışla beraber öğrencilerimiz, biraz daha iyi koşullara kavuşacak. Bunun yanında 120 lira da beslenme yardımı veriyoruz. Onunla beraber ayda 320 lira öğrencilerimize vermiş oluyoruz. Burs ve kredi noktasında hiçbir müracaatı kapımızdan döndürmedik döndürmüyoruz. Bazıları hakkını bilmiyor. Yoksa müracaat etse alacak. Master öğrencilerimiz burs ve kredi olarak 400, doktora öğrencilerimiz ise 600 TL alıyorlar. Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumumuzun Kuruluş Kanunu’nda bir değişikliğin hazırlıklarını da tamamladık. Bu kanunla birlikte, artık yurtdışında eğitim gören öğrencilerimize de kredi vermek mümkün olacak. Ayrıca yine bu kanunla, kredi geri ödeme süresini kredi verilen süre kadar uzatıyoruz ve böylece geri ödemeyi de çok çok kolaylaştırıyoruz.”

“YÖK’ün bir reforma ihtiyacı var”

Başbakan Erdoğan, YÖK Başkanının son derece memnuniyet verici, heyecan verici bir gelişmeyi aktardığını, yabancı öğrenci sınavının kalkmasıyla birlikte, üniversitelere yurtdışından çok ciddi bir teveccüh olduğunu, sadece Gaziantep Üniversitesi’ne 900 öğrenci, Zirve Üniversitesi’ne 100 öğrenci geldiğini ve Kars’taki, Iğdır’daki, Van’daki üniversitelerin yurtdışından öğrencilerle tanıştığını belirtti. Başbakan Erdoğan, Trakya bölgesindeki üniversitelere 3 bin 200 müracaat yapıldığını, barınma sorunu nedeniyle bu müracaatların tamamının karşılanamadığını; ama şimdi, YURTKUR yasasındaki değişiklikle, yurt noktasında yeni bir dönemin de başlatılacağını ve TOKİ’nin yurt inşasında devreye girerek eksiği bir an önce gidermek için kolları sıvadığını söyledi. Başbakan Erdoğan, bunların yükseköğretim sistemi için, üniversiteler için, bilim için 8 yılda yapılanlardan yalnızca bir kısmı olduğunu, bu ülkenin çocuklarının okuması, bu ülkenin çocuklarının, dünyanın tüm diğer çocuklarından çok daha iyi, çok daha kaliteli eğitim alması için, özgüven sahibi olması için ne gerekiyorsa, samimiyetle, cesaretle, kararlılıkla yerine getirildiğini belirtti. Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:”Üniversitelerin, kendi asli alanları dışına yoğunlaşması, siyasallaşması, kutuplaşması, herkesten ziyade bizi rahatsız eder. Bizim, yatırım noktasındaki desteklerimizin, bunun yanında özgür bir üniversite zemininin oluşması yönündeki hassasiyetimizin, siz değerli rektörlerimiz tarafından değerlendirildiğini görmekten ayrıca memnuniyet duyuyoruz. Yükseköğretim Kurulu(YÖK), Yükseköğretim Yasasında değişiklik için kolları sıvadı. Bir komisyon eşliğinde, tüm üniversitelerle istişare halinde, üniversitelerin, bilimin, özgür düşüncenin önünü açacak bir yasayı inşallah seçim sonrasında ele alacak ve YÖK’ü, düzenleme yapan, politika üreten bir kurum haline dönüştüreceğiz. Yani bir reform dönemini başlatacağız. Bazıları ‘YÖK’ü kaldıracaktınız’ diyor. Benim bugüne kadar YÖK’ün kaldırılmasına yönelik hiçbir açıklamam olmamıştır. Bu bir yalandır. Ama reform noktasında bu konuda Anamuhalefet partisiyle görüşmelerim olmuştur. Daha önceki genel başkanla görüşme yapmışımdır ve kendileri bana maalesef şunu söylemişlerdir: ‘Bu rejimin bekasıyla alakalıdır. Sakın bunu gündeme getirme.’ Ama bugün kendileri de gündeme getiriyorlar. Ve üstelik reformu değil, kaldırmayı gündeme getiriyorlar. Fakat onlar ne derse desin hedefimiz, vaadimiz YÖK’ün bir reforma ihtiyacı vardır ve bu reformu da başta YÖK olmak üzere birlikte çalışmak suretiyle üniversitelerimizle dayanışma içerisinde inşallah en idealine ulaşma noktasında bu adımı atacağız. Ben yükseköğretim, bilim, bilimsel araştırmalar noktasında ciddi bir kıpırdanmanın, ciddi bir heyecanın oluştuğunu yükseköğretimde görmenin heyecanı yaşıyoruz. Özellikle vakıf üniversiteleri, bilimsel rekabette yeni bir heyecan oluşturdu. Devlet üniversiteleri arasındaki rekabet yeni bir boyut kazandı. Her ilde kurduğumuz üniversiteler, o illerde bir heyecan dalgası oluşturdu. Şehirlerimizin geleceği adına ciddi bir umut ışığına dönüştü. İnşallah, 4-5 yıl içinde, Türkiye’nin artık üniversiteleriyle, bilim insanlarıyla, bilime yaptığı katkılarla da dünyada ilk sıralarda yer alacağına tüm kalbimle inanıyorum.”

“Biz istiyoruz ki, Üniversitelerimiz Şekil Sorunlarını Aşsınlar”

AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, üniversitenin toplumun önünde olması, topluma öncü ve rehber olması gerektiğini ifade ederek, ”Üniversite, sadece topluma değil, devlete, siyasete, siyasi iktidara da öncü ve yol gösterici olmalıdır. Biz istiyoruz ki, artık üniversitelerimiz Türkiye’nin kronik sorunlarına yoğunlaşsınlar. Üniversitelerimiz, şekil sorunlarını aşsınlar, yasakları yasaklasınlar, statüko bekçiliği gibi bir hatanın içinde asla bulunmasınlar” dedi.
Başbakan Erdoğan, Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nde rektörlerle bir araya geldiği toplantıda yaptığı konuşmada, bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığının, bilginin insanı değiştirdiğinin, yücelttiğinin, büyüttüğünün ve güçlendirdiğinin çok iyi bilindiğini ifade ederek, ”Ancak, biliyor olmanın, bilmeyenlerle arayı açmak, toplumla bağları koparmak, hatta kendi toplumuna sırtını dönmek şeklinde tezahür etmesinin son derece sakıncalı olduğunu da gördüğümüzü, acı şekilde tecrübe ettiğimizi hatırlatmak isterim” dedi. Toplumdan uzak, milletten uzak, bulunduğu şehirden, ülkenin ve milletin gerçeklerinden uzak bir üniversitenin, üniversite kavramının özüne ve ruhuna aykırı olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:”Üniversite toplumun önünde olmalıdır, topluma öncü olmalı, rehber olmalıdır. Üniversite, sadece topluma değil, devlete, siyasete, siyasi iktidara da öncü ve yol gösterici olmalıdır. Bugün İngiltere’de, Amerika’da, o ülkelerin dış politikalarını şekillendiren, o ülkelere dış politika üreten üniversiteler olduğunu görüyoruz. Ülkelerin dış politikalarının, üniversitenin ürünleri çerçevesinde şekillendiğini müşahede ediyoruz. Biz de bunun olmamasından doğrusu rahatsızız. Biz kendi adımıza öz eleştirisini yaparız ve yapıyoruz ama aynı öz eleştirinin üniversitelerimiz tarafından da yapılması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’nin gerçekten mühim ve acil sorunları var. Ekonomiden demokratikleşmeye, eğitimden kültüre kadar çok geniş bir yelpazede çözüm bekleyen meselelerimiz var. Siyasi iktidarın tüm bu sorunları tek başına aşması, kendi gayretiyle çözüme kavuşturması takdir edersiniz ki mümkün değildir. Biz istiyoruz ki, artık üniversitelerimiz Türkiye’nin kronik sorunlarına yoğunlaşsınlar. Üniversitelerimiz, şekil sorunlarını aşsınlar, yasakları yasaklasınlar, statüko bekçiliği gibi bir hatanın içinde asla bulunmasınlar.”

“Toplumla iç içe, topluma rehberlik etsin istiyoruz”

Üniversitelerin, özgür bir ortamda, özgür bir zeminde, terör meselesinden kalkınmaya, farklı inanç gruplarının sorunlarından dış politikaya kadar her alanda Türkiye’ye ışık tutmalarını isteyen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:”Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi’nde, üniversitelerimiz, özellikle de Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizdeki devlet üniversitelerimiz, vakıf üniversitelerimiz, yeni kurulan üniversitelerimiz daha fazla inisiyatif yüklensin, toplumla iç içe, topluma rehberlik etsin istiyoruz. Her alanda olduğu gibi, terör sorununun doğmasında ve büyümesinde de eğitim imkanlarının azlığı, eğitimde fırsat eşitsizliği, eğitimin demokratik bir zeminden yoksunluğu önemli rol oynadı. O bölgeye okul yapılmadı, eğitimin kalitesini yükseltmek noktasında gayret gösterilmedi, bölgeye giden her öğretmen, göreve başladığı andan itibaren geri dönmenin yollarını aradı. Terör, beslendiği kaynağın kurutulmaması için eğitim yatırımlarını engelleme mücadelesi verirken, ne yazık ki hükümetler buna direnmek yerine geri adım attılar.”

“‘İrtica’ Paranoyasıyla, Arap Dili ve Edebiyatı Bölümlerinin Kapatıldığına, Bu Bölümlere Öğrenci Alınmadığına Şahit Olduk”

AK PARTi Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Biz, komünizm tehdidi gerekçesiyle Rus Dili ve Edebiyatı bölümlerinin kapatıldığı dönemleri gördük. Ardından, ‘irtica’ paranoyasıyla, Arap Dili ve Edebiyatı bölümlerinin kapatıldığına, bu bölümlere öğrenci alınmadığına şahit olduk” dedi.

Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nde rektörlerle bir araya gelen Başbakan Erdoğan, bugünkü anlamıyla üniversitenin kuruluşuna ilişkin birbirinden farklı tezler öne sürüldüğünü, bazı bilim adamlarının, 1846’da kurulan Dar-ül Fünun’u bu topraklardaki ilk üniversite olarak kabul ederken, bazı bilim adamlarının, Fatih döneminde kurulan medreseleri modern anlamdaki ilk üniversiteler olarak değerlendirdiğini kaydetti. Bugünkü anlamda üniversitelerin ne zaman teşekkül ettiği bir yana, bu topraklarda bilimin, her zaman değerli olduğunu, bilim insanlarının her zaman el üstünde tutulduğunu belirten Başbakan Erdoğan, Selçuklu Devleti’nde, Osmanlı Devleti’nde, ardından Türkiye Cumhuriyeti’nde bilime ve bilim insanlarına her zaman büyük hürmet gösterildiğini vurguladı. Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:”Üzülerek ifade ediyorum ki bilim tarihinin yazılmasında etkili olamadığımız için, bizim topraklarımızın, bizim medeniyetimizin, dünya bilimine olan katkılarını dünyaya anlatmakta da büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Bilimi üretme ve aktarma konusunda bugün arzu ettiğimiz seviyede olmadığımız bir gerçektir ama bu durum, tarih boyunca bilime yaptığımız hayati derecede önemli katkıların görmezden gelinmesine bir gerekçe teşkil edemez. Dokuzuncu yüzyılda Harezmi’nin matematik üstüne yaptığı çalışmalar, takdir edersiniz ki bugünkü modern matematiğin tarihteki ilk temellerini atmıştır ama bilim tarihi içinde Harezmi’nin adının geçtiğine şahit olamıyoruz. Ali Kuşçu, 15. yüzyılda, Fatih döneminde, Semerkant Rasathanesinde yer kürenin eksenini bugünkü hesaplamalara çok çok yakın bir şekilde hesaplamıştı ama kendisinin Kopernik kadar tanınmadığını görürüz.”

Başbakan Erdoğan, Galileo’ya izafe edilen dünyanın döndüğü keşfinin, ondan yüzyıllar önce El Biruni tarafından, mikrobun, Pastör’den 400 yıl önce Akşemseddin tarafından, cebirin, bu bilime de ismini veren El Cabir tarafından keşfedildiğini kaydederek, ”Sıfır kavramının ilk kez bizim medeniyetimiz tarafından bulunduğu elimizdeki eserlerle tartışmaya mahal bırakmayacak derecede ispatlanmış gerçeklerdir” dedi.

“Bıraktığımız izler ne olduğumuzu gösterir”

Modern anlamda olmasa bile tarihin bilinen en eski üniversitesinin de yine bu topraklarda, bugün Harran denilen bölgede kurulduğunu, bu üniversitenin dünya bilimine yön çizecek çalışmalar gerçekleştirdiğini dile getiren Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Harran Üniversitesinin idarecisi, yani bugünkü anlamda rektörü olan Cabir Bin Hayyan, bundan yaklaşık 1200 yıl önce atoma ilişkin çalışmalar yapmış ve bugünküne çok yakın gerçekleri 12 asır önce açıklamıştır. İbn-i Sina, Mimar Sinan, İbn-i Rüşd, El Biruni, Ömer Hayyam, El Tusi, Katip Çelebi, Piri Reis gibi isimler, yaşadıkları dönemdeki keşif ve icatlarıyla hiç tartışmasız bugünkü modern bilimin ilk temellerini atmış kişilerdir. Bizim tarihimiz, asla ve asla bir fetihler tarihi değildir. Bizim tarihimiz, atların nal sesleriyle, kılıçların gölgesinde kurulan düzenlere değil, kalemin, bilimin ışığında kurulan düzenlere şahit olmuştur. Elbette ben burada geçmişe methiyeler düzecek değilim. Uluğ Bey, Zic-i Uluğ Bey adlı eserinin başına şu ifadeleri koyuyor: Bıraktığımız izler, ne olduğumuzu gösterir.”

Başbakan Erdoğan, bilim tarihi yazılamıyorsa ve dünyaya anlatılamıyorsa, geçmişteki o güç bugüne taşınamıyorsa, şanlı ve görkemli tarihin bir şey ifade etmediğini vurguladı. Kendisinin bir bilim adamı olmadığını, siyasetçi olduğunu, dolayısıyla, düne bakarak, bugünü şekillendirme konusunda başka önemli noktaya dikkati çekmek istediğini aktaran Başbakan Erdoğan, geçmişte bilime büyük katkılarda bulunulduğunu, geçmişte, bilim adına çok büyük keşif ve icatların altına imza atıldığını kaydetti. ‘Geçmişte neden böyleydi ve bugün neden böyle değil?’ sorusunun cevabını, şahsen doğrudan doğruya siyasi ve idari ortamla bağlantılı gördüğünü dile getiren Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:”Dikkat ediniz. Selçuklu hükümdarları, dönemlerinin en güçlü ve kudretli hükümdarlarıydı ama yakın çevrelerinden alimler hiç eksik olmuyordu. Selçuklu Hükümdarı Melikşah, Nizam-ül Mülk gibi, Ömer Hayyam gibi dehaları yanından ayırmıyor, döneminin tüm bilim adamlarına izzet ve ikramdan hiç kaçınmıyordu. İstanbul’un ötesinde, Konya, Buhara, Semerkant, Bağdat, Şam, İsfahan, bilim adamlarına kucak açarak bilimin merkezleri oldular. Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkenti Konya, döneminin tüm bilim adamlarına kucak açmış, meşhur alimlerin Konya’ya gelmesi, yerleşmesi, burada yaşaması için bizzat hükümdarlar tarafından her türlü imkan seferber edilmiştir.”

“Özgürlük ortamının önemli katkısı var”

Döneminin büyük hükümdarı Alaeddin Keykubat’ın, Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled hakkındaki şu ibretlik ifadelerini paylaşmak istediğini anlatan Başbakan Erdoğan, ”Diyor ki Keykubat: ‘heybetinden gönlüm tir tir titriyor, yüzüne bakmaktan korkuyorum. Bu alim şahsı gördükçe, gerçekliğim, dinim artıyor. Bu alem, benden korkup titrerken, ben, bu adamdan korkuyorum, ya Rabbi, bu ne hal?’ Evet… Dünyayı tir tir titreten kudretli bir hükümdarın, mütevazi bir bilim insanı karşısındaki tarihe geçmiş bu ifadeleri gerçekten ibretliktir” diye konuştu. Fatih ile Akşemseddin’i, Molla Gürani’yi, Yavuz ile İbn-i Kemal’i, Kanuni ile Mimar Sinan’ı, Osmanlı sultanlarının bilimle ve bilim adamlarıyla ilişkisinin bilindiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:”Bilimi, bilim ortamını, bilim adamını baskı altına aldığınızda; bilim için gerekli özgür ortamı tesis etmediğinizde, bilimin gelişmesinin hiç ama hiç şansı ve imkanı yoktur. O görkemli tarihimizde bilimin bu kadar değerli olmasında ve dünyayı etkileyecek ürünler ortaya çıkarmasında, otoritenin bilime ve bilim adamına düşkünlüğünün, bilim ve bilim insanları için tesis ettiği özgürlük ortamının önemli bir katkısı vardır. Hiç tartışmasız, bugün de bilimin geliştiği, ürettiği, üniversitelerin, eğitim sisteminin en ideal şekilde işlediği ülkelerin, bu başarıya, en ideal özgür ortamı tesis ederek ulaştıklarını görüyoruz.”

Amerika’da, Kolombiya Üniversitesi’nden Profesör Edward Said’in, Filistin’de, Filistinli çocukların direnişine destek vermek için taş atarken çekilmiş fotoğrafının yayınlanmasının ardından büyük bir tartışma başladığını, Said’in, Kolombiya üniversitesi’nden atılması için kampanya yürütüldüğünü, üniversite rektörünün, bu kampanya karşısında yayınladığı mesajın son derece anlamlı olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, rektörün, ‘Kolombiya’da, diğer öğretim görevlileri gibi, Edward Said’in de faaliyetleri, akademik özgürlük teminatı altındadır. Biz Kolombiya’da ifade polisi gibi davranmayı reddederiz’ dediğini belirtti.

“Sakal, bıyık, kılık kıyafet konuşuldu”

Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle devam etti:”Üniversitelerimizi tartışırken, üniversitelerimizin sorunlarını konuşurken, devletin ve hükümetlerin sorumluluklarını konuştuğumuz kadar, bizzat üniversitelerin, bizzat üniversite mensuplarının sorumluluklarını da konuşmak ve tartışmak durumundayız. Biz, komünizm tehdidi gerekçesiyle, Rus Dili ve Edebiyatı bölümlerinin kapatıldığı dönemleri gördük. Ardından, irtica paranoyasıyla, Arap Dili ve Edebiyatı bölümlerinin kapatıldığına, bu bölümlere öğrenci alınmadığına şahit olduk. Nice bilim adamlarımız, nice bilim kadınlarımız, mastır ve doktora tezlerinde seçtikleri konulardan dolayı, referanslarından, dipnotlarından dolayı takibe uğradılar, soruşturmaya tabi tutuldular, hatta üniversiteden uzaklaştırıldılar. Özgürlüklerin zemini, özgürlüklerin teminatı olması gereken üniversiteler, bizim ülkemizde on yıllar boyunca yasaklarla, kısıtlamalarla, baskılarla, üzülerek ifade ediyorum ‘ikna odaları’ gibi insanlık dışı uygulamalarla anıldılar. On yıllar boyunca bu ülkede, bilim, bilim insanlarının sorunları, üniversitelerimizin kalitesi değil, maalesef sakal, bıyık, kılık kıyafet konuşuldu.”

“Bilim sorgulamaktır, bilim soru sormaktır”

Başbakan Erdoğan, ”Benim bildiğim, bilim sorgulamaktır, bilim soru sormaktır, bilim, teze karşı anti tez üretmektir. Bilim ile statükonun yan yana bulunması, yan yana varlık göstermesi, bilimin bizatihi özüne, gayesine, hedefine aykırıdır. Statükonun yanında yer almayan bilim insanlarının takibata uğradığı bir zeminde bilim nasıl yeşerebilir, nasıl filizlenebilir, nasıl ışık ve aydınlık üretebilir? Farklı düşüncelere tahammülün olmadığı bir bilim ortamı tahayyül edilebilir mi? Düşünce özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün, inanca saygının tesis edilmediği, teşvik edilmediği, desteklenmediği bir bilim kurumu olabilir mi?” şeklinde konuştu. Şimdi birilerinin çıkıp, ”Öyleyse protestocu gençlerin maruz kaldığı muamele nedir?” diye soracağından emin olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:”Peşinen söylüyorum: Benim bu konuda hiç bir suç duyurum olmamıştır. Mesele tamamen yargının tasarrufudur. Hatta yaşandığı söylenen olaylardan bile haberim olmamış, gazete haberlerinden sonra bilgi sahibi olmuşumdur. Ayrıca, protestonun, kırıp dökmek olmadığı, şiddete başvurmak olmadığı, demokratik bir hak olarak protesto ile yakıp yıkmanın yan yana gelemeyeceği de açık bir gerçektir. Hiç kimse, demokratik ortamdan, özgürlük ortamından istifade ederek, bu hakkı başkalarını susturmak, başkalarını konuşturmamak, başkalarına şiddet uygulamak olarak kullanamaz. Özgürlük ortamı, eleştiriye, tartışmaya, sorgulamaya açık olmaktır, yumurta atarak, ayakkabı fırlatarak, hakaret ederek konuşan insanları susturmaya çalışmak, ifade özgürlüğü değildir. Üniversitesi için yatırım yapan, destek veren, açılışa gelen devlet yöneticilerine karşı öğrencileri kışkırtmak, eyleme sevk etmek de özgürlükten yana olmak değildir.”

Başbakan Erdoğan, son 8 yılda, demokratikleşme noktasında, ifade özgürlüğü noktasında attıkları adımların bilindiğini, ideal bir konumda olmasa da bu doğrultuda 8 yılda büyük mesafe katettiklerini ve gelecek adına da çok önemli eşikleri geride bıraktıklarını söyledi. Başbakan Erdoğan, ”Sadece eğitim noktasında yaptığımız yatırımlar, bu ülkenin özgür zihinlere ulaşabilmesi için ne kadar farklı bir yerde durduğumuzun en açık ispatıdır. Bazı iktidarların, eğitime ilişkin sorunların çözümü noktasında tereddüt gösterdikleri söylenebilir. Zira, eğitime yapılan yatırım orta ve uzun vadede sonuçları alınabilecek yatırımdır. Ayrıca, eğitimli bir toplum, statükonun sorgulanmasını getireceği için, eğitim yatırımları her zaman kısıtlı ve kontrollü olmuştur” diye konuştu.

%d bloggers like this: