Kimseyi ayırt etmeksizin sevelim. Çünkü bizim, birliğe, beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımız var…


Türkiye’de benim halkımın ulaşamadığı, halkıma ulaşılamayan yer kalmayacak. Ulaşılamayan köy, ulaşılamayan belde kalmıyor, kalmayacak.

”Cumhuriyeti böyle dar kalıplar içerisine sığdırmak suretiyle, bir metrekarelik başörtüsüne takıp sallamak suretiyle Cumhuriyetçilik olmaz. Bilimde sanatta bunu yapacaksın. Aklı bilimi eğer bu yolda kullanıyorsan, gerçek cumhuriyetçi sensin, eğer kullanmıyorsan kusura bakma. Sadece o zaman vitrine oynarsın. Biz vitrine oynayanlardan olmayacağız. Biz bu millete oynayanlardan olacağız. Bu ülkeye oynayanlardan olacağız, derdimiz bu”

Kanuni Sultan Süleyman, ”Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” demiş, İşte devlet bu. Böyle olmak zorundayız. Yani bir sağlıklı nefese devleti feda edebilecek bir felsefeyle çalıştığınız gün, insan bu toplumda değer kazanır. İnsanın değerinin olmadığı bir devlet, devlet değildir. Onun için önce devlet değil, önce insan. Önce insan sonra devlet. İnsanın güçlü olmadığı yerde devlet güçlü olur mu? Cumhurun güçlü olmadığı yerde, cumhuriyet güçlü olur mu? Önce cumhuru güçlü kılacaksınız, cumhuru saygın kılacaksınız ki cumhuriyet saygın olsun.

“Paranın ayarıyla oynama, halka adaletle hükmet, ülkeyi milletle beraber sen idare et, yolları açık tut…”

”Meclise sunduğumuz 2011 bütçemizi kriz değil, büyüme odaklı, yatırım esaslı bir anlayışla ele aldık. Gelişmiş ülkelerin dahi bütçelerini kıstıkları, maaşları düşürdükleri, yatırımlarını durdurdukları ve bunların sancılarını yaşadığı bir dönemde, biz çok farklı bir şekilde yolumuza devam ediyoruz. Hayalleri olmayanların, hedefleri olmaz. Biz böyle inandık, böyle bu yola çıktık. Hedefleri olmayanların, projeleri olmaz. Biz bu ülke için büyük hayaller kurduk, büyük hedefler belirledik, büyük projeler hazırladık ve öyle yola çıktık, öyle de yolumuzda ilerliyoruz. Olmaz denilen, Türkiye’de gerçekleşemez denilen, başarılması, ulaşılması imkansız görülen bir çok seviyeyi yakaladık, bir çok hedefi biz hamdolsun gerçeğe dönüştürdük. Çünkü bu ülkeye inanıyoruz. İşadamlarımıza, milletimize inanıyoruz. Bu ülkenin potansiyeline, girişimcisine, işçisine, üreticisine, sanayicisine güveniyoruz. Özgüvenle her türlü engeli aşabileceğimize, her seviyeye ulaşabileceğimizi de inanıyoruz, bunu biliyoruz. Bu özgüvenin eksilmesine, hayal kırıklıklarına, bu ülkede umudun bir kez daha tükenmesine asla izin vermeyeceğiz. El ele, omuz omuza, ülkesiyle, milletiyle, milletinin her bir ferdiyle geleceği birlikte inşa etmeye devam edeceğiz.

Rahmet deryası taştı. Şimdi bereket var, bolluk var. Kimse bize felaket tellallığı yapmasın. Biz inanıyoruz ve yolumuza da bu inançla devam ediyoruz. Yeter ki çalışalım. Azimle, gayretle yolumuza devam ediyoruz. Göreceksiniz bugün dünden daha iyi, yarın bugünden daha iyi olacak. Bundan şüpheniz olmasın”
“Hedef, 2023’de Cumhuriyetin 100. yılında Türkiye’yi dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmesidir. ”Özgüvenimiz tam. Bunu yer yerde görüyoruz. 81 vilayetimizin tamamında var. Bu özgüvenle beraberce bunları başaracağız

Çocukluğumuzda, gençliğimizde uçağı sadece havada, köylerimizin, yoksul mahallelerimizin üzerinden gürültüyle geçerken seyrederdik, görürdük. Toprağa sırtüstü yatıp gökyüzünü seyrederken, arkasından beyaz bir iz bırakarak uçak geçtiğinde, içindekilerin ne kadar şanslı olduğunu, ne kadar zengin olduğunu düşünürdük. Kendimizi onların yerine koyardık ve onlar gibi uzaklara gitmeyi, seyahat etmeyi hayal ederdik. Hele hele 1960’lı yıllarda Almanya’dan ya da Avrupa’nın değişik ülkelerinden gelen yakınlarımızın bavullarındaki uçak etiketlerini gördüğümüz zaman, ulaşılması imkansız bir imtiyaz vesikası telakki ederdik. Uçak penceresinden aşağıların nasıl göründüğünü, hiçbir ayrıntısını kaçırmak istemediğimiz heyecanlı bir masal gibi onlardan dinlerdik. 8 yıl önce, biz bu ülkedeki çocukların bu hayalini de gerçeğe dönüştürmek için kollarımızı sıvadık. Havayolu halkın yolu olacak. Nasıl lüks otobüsle seyahat ediyorsa benim vatandaşım, uçaklarla da seyahat edecek. Uçağa binmeyen kalmayacak. Uçağa binmek bir imtiyaz olmaktan çıkacak. Birçok ilimize havaalanı kazandırdık bu arada. Ülkemizin istiyoruz ki, dört bir yanına uçaklarla ulaşabilelim. Birçoğunun inşaatları tamamlandı. Ülkemde Iğdır, Hakkari, Şırnak havaalanına kavuşacak. Bunlar 5-10 yıl önce söylenmiş olsaydı, ‘Olur be’ der miydiniz veya der miydik? Ama şimdi var. Şimdi bakıyorsunuz Ağrı’ya, Kars’a uçakla ulaşıyorsunuz ve her geçen gün askeri havaalanlarını da sivil havaalanına dönüştürmek suretiyle orada da değişim, dönüşümü gerçekleştiriyoruz. Modern terminal binalarıyla onları da hallediyoruz. Tekelci bir mantık olmasın dedik. Açalım özel sektöre dedik ve şu anda THY ile birlikte 6 firma bu sektörde adeta rekabet ediyor. Bunlar da bir zenginlik kazandırıyor. Bununla da kalmadık dedik ki, havaalanlarımızda da yap-işlet-devret anlayışını getirelim ve bunda da modern bir rekabet anlayışını oluşturalım. Şu anda Sabiha Gökçen’de bunu görüyoruz, aynı şekilde Atatürk Havalimanı’nda, Antalya’da, Bodrum’da bunu görüyoruz, görmeye de devam edeceğiz. İnşallah yakında İstanbul’umuzda üçüncü bir havaalanını da görürseniz buna da şaşmayın. Çünkü şu anda iki tane havalimanı, ihtiyaca cevap vermiyor. Şu anda Sabiha Gökçen’de bile sıkışmaya başladık. Rötarlar bundan kaynaklanıyor. İstiyoruz ki rötarlar olmasın. Vatandaşım ‘ben şu saatte kalkıyorum’ dediği zaman, uçak o saatte kalkmış olsun. ”Hep örnek verilir. Van’ın Bahçesaray ilçesi ve bu ilçeden bir hanım kardeşimiz bizim milletvekilimiz. Burası, 11 ay dünyaya kapalı, Allah’a açık olurdu, 1 ay açık kalırdı. Açamazlardı o yolları. Bir gün televizyonda Van’ın Belediye Başkanı’nı dinliyordum. Az önce kullandığım o ifadelerle, ‘Burası 11 ay dünyaya kapalı Allah’a açık’ diyordu. Enteresandır. O ilçenin bayanları çok iyi satranç biliyorlar. Çünkü yapacakları başka şey yok. Orada satranç öğretmiş birisi. Bu ülkede benim halkımın ulaşamadığı, halkıma ulaşılamayan yer kalmayacak. Ulaşılamayan köy, ulaşılamayan belde kalmıyor, kalmayacak. Kanuni Sultan Süleyman, ”Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” demiş, İşte devlet bu. Böyle olmak zorundayız. Yani bir sağlıklı nefese devleti feda edebilecek bir felsefeyle çalıştığınız gün, insan bu toplumda değer kazanır. İnsanın değerinin olmadığı bir devlet, devlet değildir. Onun için önce devlet değil, önce insan. Önce insan sonra devlet. İnsanın güçlü olmadığı yerde devlet güçlü olur mu? Cumhurun güçlü olmadığı yerde, cumhuriyet güçlü olur mu? Önce cumhuru güçlü kılacaksınız, cumhuru saygın kılacaksınız ki cumhuriyet saygın olsun. Mesele budur. Yolun gitmediği yere hizmet götüremezsiniz. Sağlık, eğitim, emniyet, adalet götüremezsiniz. Yolun gitmediği yere demokrasiyi de götüremezsiniz. İnsan hak ve özgürlüklerini de götüremezsiniz. İnsanca yaşam şartlarını da götüremezsiniz”

Kutadgu Bilig’de, Yusuf Has Hacib

”4 tane önemli tavsiyesi var. Diyor ki paranın ayarıyla oynama, kimin için bu, hani o karşılıksız para basanlar yok muydu bu ülkede, işte onlar paranın ayarıyla oynadılar. Birin yanına 6 sıfır koydular. İşte paranın ayarıyla oynayanlar, milletin cebindeki parayı çalanlardır. Ama bu millet onlara bedelini ödetti, ödetiyor. İkincisi, halka adaletle hükmet… Batı’ya da doğuya da güneye de kuzeye de Arap’a da beyaza da bütün etnik unsurlara hiçbir ayrım gözetmeden aynı şekilde yaklaş, adaletli ol. Haydutları ortadan kaldır ve mafyaya, çeteye boyun eğme. Ülkeyi milletle beraber sen idare et. Eğer mafyadan çetelerden talimat alarak ülke yönetiyorsan, burada adalet olmaz. Dört, işte bu günümüzle alakalı olan, yolları açık tut.”Bir devlet için, bir ülke için, idareciler için, refah, adalet, emniyet ve bunlarla birlikte yolun, ulaşımın ne kadar önemli ve ne kadar hayati olduğunu, ne kadar eskimez bir gündem maddesi olduğunu işte bu tavsiyeler ortaya koyuyor”

”Cumhuriyeti böyle dar kalıplar içerisine sığdırmak suretiyle, bir metrekarelik başörtüsüne takıp sallamak suretiyle Cumhuriyetçilik olmaz. Bilimde sanatta bunu yapacaksın. Aklı bilimi eğer bu yolda kullanıyorsan, gerçek cumhuriyetçi sensin, eğer kullanmıyorsan kusura bakma. Sadece o zaman vitrine oynarsın. Biz vitrine oynayanlardan olmayacağız. Biz bu millete oynayanlardan olacağız. Bu ülkeye oynayanlardan olacağız, derdimiz bu”

”Ne eğitim özgürlüğünden ne seyahat özgürlüğünden ne de soran, sorgulayan vatandaş profilinden hiç kimse rahatsız olmasın. Bırakın vatandaş sorsun, sorgulasın ama birbirimize hakaret etmeyelim, bu toplumda birbirimize saygılı olalım. Birbirimizi yaradandan ötürü sevelim. Kimseyi ayırt etmeksizin sevelim. Çünkü bizim, birliğe, beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bunu başardığımızda 2023, yani Cumhuriyet’in 100. yıl dönümünde Türkiye dünyanın ilk 10’u içerisinde yerini alacaktır”

Ulusa Sesleniş Konuşmasının tam metni…

Aziz milletim…

Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Bir kere daha sizlerle beraber olmaktan; Türkiye’nin geçirdiği büyük değişimin heyecanını sizlerle paylaşmaktan duyduğum memnuniyeti ifade ederek sözlerime başlıyorum.

Bu ay yine Türkiye’nin gelişme yolunda yoğun bir iç ve dış gündemimiz vardı.

Türkiye bir yandan yılların biriktirdiği problemleri birer birer çözerken, diğer yandan sağlıklı bir zeminde yükselişini sürdürüyor.

Bu yoğun takvimleri bu güzel atılımın nişanesi, müjdecisi olarak görüyoruz.

İnanıyorum ki Türkiye’nin gelecek nesilleri, çok daha aydınlık, çok daha umutla dolu, çok daha müreffeh bir ülkede yaşayacaklar.

Gençlerimiz bu heyecanla geleceğe hazırlanıyor, bu bilinçle bilgi ve donanımlarını arttırıyorlar.

Üniversitelerimiz hiç kuşku yok ki Türkiye’nin büyük değişiminin, gelişme ve kalkınma yolundaki büyük atılımının öncü güçleri olacaktır.

Bu çerçevede her eğitim yılını Türkiye için bir kazanç, bir ileri adım olarak telakki ediyoruz.

Ekim ayı boyunca bazı üniversitemizin 2010–2011 eğitim yılı açılışlarına bizzat katılarak Türkiye’nin geleceği olan gençlerimizin heyecanını onlarla birlikte yaşadım.

Özellikle, mezunu olmakla iftihar ettiğim Marmara Üniversitesi’nin açılışında bugünkü gençleri, bizim dönemimizle kıyaslanamayacak imkânlara kavuşturmuş olmaktan ötürü, çok anlamlı, çok duygulu anlar yaşadım.

Türk denizciliğine büyük katkılar sağlayacak olan Piri Reis Üniversitesi’nin açılışında, bir deniz ülkesi olduğumuzun bilincine kavuştuğumuzu memnuniyetle müşahede ettim.

Bu yıl eğitim ve öğretime başlayan İstanbul Şehir Üniversitesi’nin açılış töreninde üniversiteli gençlerimizin sadece bilgi ve donanım olarak değil, fikirlerini ifade etme ve haklarını savunma noktasında da ne büyük bir gelişim içinde olduklarını, ne denli bir özgüven içinde olduklarını gördüm.

Bunlardan fevkalade mutlu oldum, gençlerimizle gurur duydum, ülkem adına, geleceğimiz adına umut tazeledim.

Bu gençlerimizin önünü açabilirsek, hak ettikleri imkânları kendilerine sunabilirsek şüpheniz olmasın ki millet olarak sırtımız asla yere gelmez.

Onların yeşeren özgüvenlerini zedelememek, umutlarını kırmamak, onlara kendilerini ifade edebilecekleri zemini kayıtsız şartsız sağlamak hepimizin görevi…

Bunu başaracağız…

Bu dinamik gençliğimizin potansiyelini ülkemizin gelişimi adına en büyük itici gücümüz haline getireceğiz.

Üniversitelerimizin bilimin, hür ifadenin, demokratik bilincin kaynağı ve merkezi haline gelmesi işte bunun için önemli…

Değerli vatandaşlarım…

Ülkemizin son yıllarda her alanda elde ettiği kazanımların kalıcı hale gelmesi için çıtayı sürekli yükseltmek mecburiyetindeyiz.

Bunun için her yeni nesli bir öncekinden daha bilgili, daha donanımlı, değişen dünya şartlarına daha uyumlu olarak yetiştirmek zorundayız.

Dünya her alanda bilgi çağının getirdiği yeniliklerle zenginleşirken, biz bu değişimin dışında kalamayız.

Bu sebeple eğitimi çok önemsiyoruz.

Eğitim sistemimizin, geleceğin ihtiyaçlarına cevap verecek ileri bir yapıya kavuşturulması için çok büyük gayretler gösteriyoruz.

Biliyorsunuz,  2005 yılından bu yana, bütçeden en büyük pay eğitime ayrılıyor.

2002 yılında sadece 7,5 milyar Türk Lirası olan Milli Eğitim Bütçesini, 2010 yılı itibariyle 28 milyar Türk Lirasının üzerine çıkarmış durumdayız.

7,5 milyardan, 28 milyara…

Yani, 8 yıllık bu süreçte, bütçeden eğitime ayrılan kaynak, % 278 oranında artmıştır.

Yine bu 8 yıl içinde 150.000 yeni derslik inşa ederek, bütün Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan derslik sayısının yarısı kadar yeni dersliği eğitimimize kazandırdık.

2002 yılında 2,5 milyar TL olan yüksek öğretim bütçesini de 2010 yılı itibariyle 9,5 milyar TL seviyesine kadar yükselttik.

Evet, 2,5 milyardan,9,5 milyara…

Bu süre zarfında, 49’u devlet, 29’u vakıf üniversitesi olmak üzere tam 78 yeni üniversite kurduk.

Türkiye’nin üniversitesiz ili kalmayacak hedefiyle yola çıktık, kısa zamanda 81 ilimizin tamamını üniversiteye kavuşturduk.

Bu üniversitelerden, bu okullardan pırıl pırıl aydınlık, mutlu ve müreffeh Türkiye’nin mimarları yetişecek.

Sevgili vatandaşlarım…

Sadece gençlerimiz değil elbette, bu ülkenin bütün insanları bizim için çok değerli…

Her insanımıza, her yaş grubumuza hizmet için aynı aşk ve şevkle elimizden gelen en iyi hizmeti ortaya koymaya, onlara en iyi imkânları hazırlamaya çalışıyoruz.

Gençlerimize, çalışanlarımıza, emeklilerimize, vatandaşlarımızın tamamına hep bu hassasiyetle çalışıyoruz ve böyle yaklaşıyoruz.

Bu ülkeye her alanda çok önemli hizmetler vermiş olan ve sayıları 7 milyon civarında olan emeklilerimizi başımızın tacı olarak görüyoruz.

Emeklilerimizi hayat pahalılığından korumak, enflasyona ezdirmemek için büyük gayret gösterdik, büyük gayret gösteriyoruz.

Ekim ayı içinde bildiğiniz gibi emeklilerimizin maaşlarında önümüzdeki yıl yapılacak artış oranlarını belirledik.

Yani 1 Ocak 2011’den geçerli olmak üzere en düşük aylıklara en az 60 TL olmak üzere % 4 oranında artış yapıyoruz.

Temmuz ayında ilk 6 ayın enflasyon oranlarına hiç bakmadan emekli maaşlarını yine % 4 arttırıyoruz.

Bu tabloya göre emeklilerimizin maaşları 2011 yılının tamamı düşünüldüğünde % 21,7 ilâ % 14 arasında artmış oluyor.

Bunun rakamsal ifadesi en düşük emekli aylıklarına 80 TL ile 91 TL arasında bir artış sağlanacaktır.

En düşük aylıklı Bağ-Kur tarım emeklimizin maaşı Ocak ayı itibariyle 371 TL’den 434 TL’ye, Temmuz ayında 451 TL’ye yükseliyor.

En düşük aylıklı SSK tarım emeklimizin 492 TL olan maaşı, Ocak ayında 555 TL’ye, Temmuz ayında da 577 TL’ye yükseliyor.

Bağ-Kur esnaf emeklisinin 511 TL olan maaşı Ocak’ta 574 TL’ye, Temmuz’da da 597 TL’ye ulaşıyor.

SSK işçi emeklisinin en düşük aylığı da Ocak ayında 648 TL’den 710 TL’ye, Temmuz ayında da 739 TL seviyesine yükseliyor.

Bu rakamlar, bütçe gerçeklerimizle ve orta vadeli programımızla uyumlu, bütçe dengeleri ve imkânları hesaplanarak belirlenmiş rakamlar…

Gönül elbette daha fazlasını verebilmeyi istiyor, emeklilerimiz, çalışanlarımız elbette çok daha fazlasını hak ediyor.

Ancak hükümet olarak biz sadece bugünleri değil, yarınları da düşünmek zorundayız.

Bugün gerçekçi olmaz, ayağımızı yorganımıza göre uzatmazsak, yarın elimizdekinden de olabiliriz.

Biz sizlere popülizme tevessül etmeyeceğimize dair söz verdik, biz sizleri aldatamayız, yarın maaşını veremeyen veyahut da cebindeki paranın satın alma gücü tamamen yok olmuş bir ücret politikası istemiyoruz.

Bu ülkenin yarınlarını zora sokacak sorumsuzca yaklaşımlara asla kapılmayacağız.

Bu millet, kendi siyasi menfaatleri için, vatandaşlarına sahte mutluluklar vaad edenleri; karşılıksız para basarak ülkenin geleceğine ipotek koyanları da gördü.

Bugün ödediğimiz her ağır bedelde en büyük pay bu sorumsuz yönetim anlayışlarınındır.

Eğer bugün çalışanlarımıza, emeklilerimize, gönlümüzden geçen daha yüksek miktarları veremiyorsak, geçmişte sosyal güvenlik sistemimizi tahrip eden o hesapsız kitapsız, popülist uygulamalar yüzünden veremiyoruz.

Akşam yatıp sabah kalktığında 1’in yanına “0” koyanlardan olmadık, olmayacağız ve 1’in yanına 6 tane “0” koyanlar bu ülkede ne yazık ki paranın alım gücünü de adeta sıfırladılar. Ama biz 6 sıfırı atmak suretiyle paranın alım gücünü farklı bir şekilde artırdık.

Biz gerekirse ağır ağır gideceğiz ama sağlam gideceğiz.

Gerekirse fedakârlığı hep birlikte yapacağız ama imkânlarımız elverdiğinde de bu ülkenin kazanımlarını en güzel, en adil şekliyle paylaşacağız.

Emeklilerimiz, çalışanlarımız zaten bunu gayet iyi biliyorlar.

Bizim göreve geldiğimiz günden beri anlayışımız, hassasiyetimiz budur; rakamlar da zaten bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor.

2002 sonunda göreve geldiğimizde ilk yaptığımız işlerden biri SSK ve Bağ-Kur emeklilerimizin aylıklarına seyyanen 75 ve 100 TL artış yapmak oldu.

2010 yılı içinde belirlenen enflasyon hedefi % 8,38 olmasına rağmen, emekli maaşlarına % 14 ila % 25 arasında zam yaptık.

2002 yılından bugüne en düşük BAĞ-KUR emekli aylığına % 493 oranında artış yaptık.

Reel artış oranı % 184.

Aynı dönemde esnaf emeklimizin aylığına % 284 oranında artış yaptık.

Reel artış % 84.

Bu 8 yıllık dönemde SSK tarım emeklimizin aylığı % 185 oranında arttı. Bunun da reel karşılığı % 36.

Yine aynı dönemde SSK işçi emeklimizin aylığı da % 174 oranında, yani reel olarak % 31 oranında artış kaydetmiş.

Bu rakamlar da gösteriyor ki hükümetimiz döneminde emeklilerimiz enflasyona ezdirilmemiş, geçmişten gelen kayıplar imkânlar ölçüsünde telafi edilmeye çalışılmıştır.

Türkiye büyüdükçe, geliştikçe, zenginleştikçe çok daha güzel, çok daha müreffeh günler yaşayacağız.

Bütün gayretimiz bunun içindir, ülkemizin selameti, milletimizin aydınlık yarınları içindir.

Değerli vatandaşlarım…

Her vesileyle ifade ediyorum; Türkiye’nin kaybedecek tek bir dakikası bile yok.

Çok çalışmalı, çok üretmeli, sadece bugünün meselelerini çözmekle kalmayıp yarınlara da hazırlanmalıyız.

Şükürler olsun ki her alanda büyük bir ataletin yaşandığı kısır çekişme yıllarını artık tümüyle geride bıraktık.

Türkiye sekiz yıldır kazandığı özgüvenle bütün dünyayı şaşırtan devasa projelere imza atıyor.

Bu ay içinde özellikle savunma sanayimizdeki gelişmelere örnek teşkil eden çok gurur duyduğumuz bir ilke imza attık.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın etkinliğini ve caydırıcılığını artıracak olan Süratli Amfibi Gemi Projesi kapsamında inşası tamamlanan ilk gemimizi törenle suya indirdik.

Tamamıyla kendi mühendislerimiz tarafından tasarlanan bu gemilerin silah atış kontrol sistemleri de ASELSAN tarafından geliştirilerek gemilere entegre edildi.

Bunlar Türkiye’nin askeri gemi inşa sanayinde nereden nereye geldiğini açıkça ortaya koyan çok güzel örneklerdir, inşallah devamı da gelecek.

Bu gemi, tersanelerimizde 7 ay gibi çok kısa bir süre içinde inşa edilerek denize indirildi.

Bu proje kapsamında yapılan çalışmalarla, yerli katkı oranını, % 75’lere taşıma kararlılığındayız.

Gururla ifade etmek isterim ki savunma sanayimizdeki gelişmeler bununla da sınırlı değil…

Birkaç örnekle bu alanda nasıl bir atılım içinde olduğumuzu dikkatlerinize sunmak isterim.

2002 yılında savunma sanayimiz Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçlarının sadece % 25’ini karşılayabilecek bir seviyedeydi.

O günden bu yana yapılan çalışmalarla, 2009 sonu itibarıyla bu oran nerede biliyor musunuz, % 46. 

Bu yılın sonu için hedefimiz % 50 seviyesini yakalamaktır.

Bunun anlamı şudur; Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ihtiyaçlarının yarısı artık yerli üretimden karşılanacak.

2002 yılında milli savunma sanayimizin cirosu sadece 1 milyar Dolar seviyesindeyken, 2009 sonunda bu rakamı yaklaşık 2,5 milyar Dolara kadar yükselttik.

2010 sonunda 3 milyar Dolar hedefini de inşallah yakalayacağız.

Savunma sanayi ihracatımız bu süre zarfında 240 milyon Dolardan 832 milyon Dolara çıktı, 2011 için hedefimiz 1 milyar Dolar seviyesini yakalamak…

Fazlası olacak inşallah altı aşağısı olmayacak.

Tarihimizde ilk kez kendi milli piyade tüfeğimizi yine bu dönemde tasarladık, 2011’de de seri üretime geçiyoruz.

Artık Mehmetçikler, kendi ürettiğimiz silahları taşıyacaklar.

Bütün alt sistemleri ile birlikte ilk defa kendi tankımızı üretmeye de başladık.

Altay adını verdiğimiz bu tankların prototip üretimi şu anda gerçekleştiriliyor.

Bunun yanında Anka adını verdiğimiz insansız hava aracının prototip üretimine de başlamış durumdayız.

Yine Atak adıyla üretilen ilk milli helikopterlerimizin test uçuşları da bu yıl yapılıyor.

Türk mühendislerinin eseri olan Göktürk adlı istihbarat uydumuzun çalışmaları da devam ediyor, inşallah 2012’de uzaya fırlatmayı planlıyoruz.

Bütün bu projeler ülkemizin, savunma sanayimizin imzasını taşıyor.

Savunma sanayimizin bu büyük atılımı ülkemizin yarınları açısından hayati derecede önemli bir kazanımdır, inşallah devamı da gelecek.

Değerli vatandaşlarım…

Bu ay ülkemizin geleceği açısından her biri umut vesilesi olan başka açılışlar da gerçekleştirdik.

Türkiye denizlerinin ne büyük bir nimet olduğunun artık farkına varıyor.

Hem devlet olarak, hem de özel sektörümüzle denizcilik alanında yeni ufuklara yelken açmış durumdayız.

Bu güzel gelişmenin bir nişanesi olarak 2 Ekim’de de özel sektör tersanelerimizde üretilen en büyük kuru yük gemisinin teslim törenini gerçekleştirdik.

Bir yandan deniz ticaret filomuz, bir yandan tersanelerimiz büyük bir süratle gelişiyor.

Önümüzdeki dönemde denizciliğimizin aldığı bu mesafelerin ekonomimiz için ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlayacağız.

Bunlar, deyim yerindeyse, Türkiye’nin yeniden enginlere yelken açtığının işaretleridir.

Her alanda bu dinamizmi, bu atılımı yaşıyoruz.

Bakınız iki örnek daha vereyim…

10 Ekim’de Aydın’da yaptığımız toplu törenle, Çine Barajı’yla birlikte 9 büyük yatırımı daha hizmete açtık.

Türkiye için, özellikle de Ege bölgemiz için Çine Barajı çok büyük, çok önemli bir yatırım…

Kendi sınıfında Avrupa’nın birinci; dünyanın da beşinci en yüksek barajı…

Sevgili vatandaşlarım, bu baraj aynı zamanda bulunduğu yer itibarıyla merhum Adnan Menderes’in de hayaliydi dolayısıyla o gün o açılışla birlikte Çine barajının adını da koyduk, “Çine Adnan Menderes Barajı” dedik.

Ve bu barajla birlikte 22.000 hektar arazi suya kavuşacak, 9.000 hektar arazi taşkından korunacak.

Yine bu barajla yılda 118 milyon kilovat saat elektrik üretilecek.

Diğer örnek kara taşımacılığından…

15 Ekim’de Ankara Kazan’da 389.000 metrekare alanda 2.500 tır ve kamyonun ihtiyacına cevap verecek dev bir lojistik üssünü hizmete açtık.

4.000 insanımıza istihdam sağlıyor.

Dünyada kriz şartları hüküm sürerken Türk girişimcisi 100 milyon Dolarlık bir yatırımla bu lojistik üssü kuruyor.

Yine geçtiğimiz hafta Bandırma’da özel sektöre ait bir enerji santralini hizmete açtık.

Yılda 7 milyar kilovat/saat elektrik üretecek bu tesisin maliyeti de, lütfen dikkat, 550 milyon Avro…

Pek çok gelişmiş ülkenin ekonomisi küçülürken Türk ekonomisi büyüyor, güçleniyor diyoruz, işte en güzel örnekler bunlar…

Değerli vatandaşlarım…

Türkiye bir yandan geçmişten gelen problemlerini çözüme kavuştururken, bir yandan da geçmişten aldığı derslerle mutlu ve müreffeh geleceğini inşa ediyor.

Yakın geçmişte yaşadığımız pek çok acı tecrübeden de biliyoruz ki bazen beklenmedik kırılmalar, yaşanan doğal afet ve felaketler şartları bir anda değiştirebiliyor.

İşte Pakistan bugün bunu yaşıyor.

Bizler de biliyorsunuz yakın geçmişte çok büyük deprem felaketleri yaşadık, bunun acısıyla sarsıldık.

Allah o günleri hiçbir millete bir daha yaşatmasın.

Ancak bu gerçekle yaşamayı da öğrenmemiz, bu beklenmedik durumlara da önceden hazırlanmamız gerekiyor.

Hükümet olarak muhtemel afet ve felaketlere hazırlanmak konusunda son derece hassas davranıyor, çalışmalarımızı düzenli olarak sürdürüyor, alınacak tedbirleri sürekli olarak değerlendiriyoruz.

Bunun en son örneği 24 Ekim günü İstanbul’da toplanan “İstanbul Merkezli Afet Hazırlık Çalışmaları Toplantısı” oldu.

Bu toplantıya, konuyla doğrudan ilgili bakanlarımızla birlikte, üniversiteler başta olmak üzere sorumlu bütün kurum ve kuruluşlarımızın yöneticileri de katıldılar. 

Yapılan bu toplantıda, muhtemel bir Marmara Depremi başta olmak üzere, ülkemizin karşı karşıya olduğu doğal afet riskleri tek tek değerlendirilerek, alınan ve alınması gereken tedbirler ayrıntılı bir şekilde masaya yatırıldı.

Bu çerçevede, mevcut risk verilerinin derlenmesi, buna uygun risk haritalarının çıkartılması çalışmalarını gözden geçirdik.

Bu veriler ışığında, gerekli yasal düzenlemelerin yapılması ve somut tedbirlerin alınması ve çalışmaların hızlandırılması noktasında mutabık kalındı. Mart ayında yapacağımız toplantıda, alınan bu kararların gerçekleşme durumunu ayrıca takip edeceğiz.

Ayrıca yine bu toplantıda, kamuoyumuzun muhtemel deprem riskleri konusunda bilinçlendirilmesi ve doğru bilgilendirilmesi için daha etkin çalışmalar yapma kararı da aldık.

Bu vesileyle sizlerden ricam, başta İstanbul’la ilgili olmak üzere, zaman zaman gündeme getirilen muhtemel deprem senaryolarına itibar etmeyip, yetkili resmi kaynaklardan yapılacak açıklamalara kulak vermenizdir.

Aziz vatandaşlarım…

Ekim ayı, en başta da değindiğim gibi, dış politikamız açısından da oldukça yoğun ve hareketli bir ay oldu.

Hem bizim çıktığımız dış ziyaretlerin, hem de ülkemize gelen yabancı misafirlerimizle yaptığımız görüşmelerin, ülkemiz açısından çok yararlı ve verimli sonuçlar doğuracağı umudunu taşıyoruz.

Bu ay ilk dış ziyaretimizi 4 Ekim’de Başbakan Sayın Boyko Borisov’un davetlisi olarak komşumuz Bulgaristan’a yaptık.

Sayın Borisov’la yaptığımız görüşmede iki ülke ilişkilerinin çok yönlü olarak geliştirilmesi konusunda mutabık kaldık.

Kendileriyle Balkanlarda yaşanan sıkıntıların çözümü başta olmak üzere, çeşitli dünya meseleleri hakkında görüş alışverişinde bulunduk.

Bu arada Bulgaristan’da yaşayan Türk kökenli Bulgar vatandaşlarının ve bu ülkeden transit geçiş yapan Türk vatandaşlarının çeşitli sorunlarını da bu vesileyle gündeme getirdik.

Ayın 8’inde, hem A Milli Futbol Takımımızın Almanya ile oynayacağı milli maçı izlemek, hem de Almanya Başbakanı Sayın Merkel’le bir görüşme yapmak üzere Almanya’ya gittik.

Sayın Merkel’le görüşmemizde her geçen gün ivme kazanan iki ülke ilişkilerini, Türkiye’nin AB’ye katılım sürecindeki gelişmeleri ve Almanya’da yaşayan Türklerin sorunlarını detaylı olarak konuşma imkânı bulduk.

Ayrıca yine bu görüşme sırasında, iki ülkeyi de yakından ilgilendiren çeşitli bölgesel ve uluslararası konularda da görüş alışverişinde bulunduk.

11 Ekim’de bir heyetle birlikte bu defa Suriye’ye giderek Cumhurbaşkanı Sayın Beşar Esad ve Başbakan Sayın Naci Otri ile bir araya geldik.

Bu buluşmada, iki ülke arasındaki güçlü ilişkileri daha da ileri seviyelere taşımak, çeşitli alanlardaki ortak projeleri hızlandırmak üzere görüşmelerde bulunduk.

Yine bu temaslarımız sırasında başta Ortadoğu barışı olmak üzere bölge meselelerini de bir kere daha masaya yatırdık.

Hemen ardından, yaşanan büyük sel felaketinin boyutlarını ve mevcut durumu yerinde müşahede etmek üzere Pakistan’a geçtik.

Pakistan Cumhurbaşkanı Sayın Zardari ve Başbakan Sayın Gilani ve görüştüğümüz diğer yetkililere milletimiz adına bir kere daha geçmiş olsun dileklerimizi yineledik ve birlikte felaket bölgelerinin bir kısmını gezdik, millet olarak yanlarında olduğumuzu ifade ettik.

Başta Kızılay’ımız ve İstanbul Belediyemiz olmak üzere tüm hayırsever derneklere özellikle şahsım, milletim adına gerçekten teşekkür ediyorum, Allah kendilerinden razı olsun diyorum ve bütün bu yapılan çalışmaları da böylece yerinde görme imkânını bulduk.

Pakistan, yaralarını yavaş yavaş sarıyor; biz de oradaki yatırımlarımızı, alt yapı, üst yapı, devam ettireceğiz ancak hala yardıma ve desteğe büyük ihtiyaç var.

Milletimizin her ferdinin, yaklaşmakta olan Kurban Bayramı’nı da vesile ederek imkânları nispetinde kardeş Pakistan halkına desteğini sürdüreceğine gönülden inanıyorum.

Sevgili vatandaşlarım…

Yine bu ay içinde ziyaret ettiğimiz ülkelerden biri de Başbakan Sayın Kiviniemi’nin davetlisi olarak gittiğimiz Finlandiya oldu.

20 Ekim’de gerçekleştirdiğimiz bu ziyaret 32 yıl aradan sonra Başbakanlık seviyesinde bu ülkeye yapılan ilk ziyaret olma özelliğini taşıyordu.

Ziyaretimiz sırasında Başbakan Sayın Kiviniemi’nin kendisiyle yaptığımız gerek ikili gerekse heyetler arası görüşmede ilişkilerimizi daha ileri seviyelere nasıl taşıyabiliriz bunları görüşme fırsatını bulduk.

 Finlandiya’nın Türkiye’nin AB üyeliğine verdiği desteğin devamına dair beklentilerimizi de kendilerine ifade ettik.

Yine orada olduğumuz zaman içinde Cumhurbaşkanı Sayın Halonen, Parlamento Başkanı Sayın Niinistö ve Dışişleri Bakanı Sayın Stubb ile de görüşme imkanı bulduk.

Helsinki’de, Tatar Türk İslam Cemiyeti’ni de ziyaret ederek, soydaşlarımızla hasret giderdik.

Bütün bu görüşmelerimiz sırasında Finlandiyalı dostlarımızdan gördüğümüz sıcak yaklaşımdan büyük bir memnuniyet duyarak ülkemize döndük.

Son olarak 22 Ekim’de “Akdeniz İklim Değişikliği Girişimi” konulu konferansa katılmak üzere Başbakan Sayın Papandreu’nun davetlisi olarak komşumuz Yunanistan’a gittik.

Konferansa Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler, Balkan devletleri, AB Dönem Başkanı Belçika ve ilgili uluslararası örgüt ve kuruluşların temsilcileri katıldı.

Atina’da gerçekleştirilen bu toplantıda, Akdeniz’deki çevre kirliliği ve iklim değişikliğinin olumsuz etkileriyle mücadele edilmesi kapsamında alınabilecek önlemler ve izlenecek politikalar masaya yatırıldı.

Bu ziyaret sırasında Yunanistan Başbakanı Sayın Papandreu ile de bir araya gelerek iki ülke ilişkileri ve diğer dünya meseleleriyle ilgili görüş alışverişinde bulunduk.

Bütün bu dış gezilerimizin dışında çeşitli ülkelerden pek çok yabancı misafiri de ülkemizde ağırladık.

Belarus Cumhurbaşkanı Sayın Lukaşenka, Almanya Cumhurbaşkanı Sayın Wulf ve NATO Genel Sekreteri Sayın Rasmussen bu ay içinde ülkemizi ziyaret ettiler.

Yine bu ay içinde Çin Başbakanı Sayın Jiabao, Avusturya Dışişleri Bakanı Sayın Spindelegger, Fransa Dışişleri Bakanı Sayın Kuşner ve Irak Başbakanı Sayın Maliki’yi de misafir ettik.

Türkiye her geçen gün bölgesinde ve dünyada ağırlığını arttıran bir lider ülke haline geliyor.

Bütün bu yoğun diplomatik trafik de bunun en güzel göstergesidir.

Önümüzdeki dönemde bu yoğunluğun daha da artacağı bugünden görülebiliyor.

Türkiye bugün yapması gerekenleri içeride ve dışarıda yapıyor, büyüklüğünün, gücünün, tarihi misyonunun hakkını veriyor.

Ülkemizin önümüzdeki yıllarda dünyada hak ettiği yeri alacağından asla şüphe duymuyoruz, bunun için çalışıyor, bunun için gayret gösteriyoruz.

Tarihimizde yeni bir altın sayfa açılmaktadır.

Bunu milletçe yaşayacak ve çocuklarımıza inşallah çok daha güçlü, çok daha müreffeh, çok daha mutlu bir Türkiye bırakacağız.

Bizi aydınlık geleceğimize taşıyan bu inançla, Cumhuriyetimizin 87. kuruluş yıldönümünü ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı kutluyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla…

Kaynaklar : Başbakanlık ve AKBİM

%d bloggers like this: