Pekin nireeee…Rotterdam nireeee!


Pekin’den Rotterdam’a…

Dr.M.Halit UMAR

Çağrışımlardan yola çıkarak uzak bir ülkeden bakın nerelere geldim. Sizi dilerseniz önce uçakla 10 saatlik bir yolculuktan sonra Çin´in başkenti Beijing´e (eski ismi ile Pekin) götüreyim. Ana caddeleri, geniş ve görkemli meydanları, yüksek ve modern binaları bir an görmezlikten gelin. Tırmandığınız, o akıl almaz yapıt, Çin Seddi´nin yorgunluğunu, şehrin değişime uğramamış, aslında Çin´in hâlâ gerçek yüzü olan arka sokaklarına giderek hafifletmeye çalışalım.

Tozlu, daracık sokaklar, hemen aynı görünümdeki yapı biçimiyle bir süre sonra insanın içine nedeni bilinmez bir sıkıntı veriyor. Burada sergilenen geçmişin ayakta kalan yüzü. Bize göre kısacık denebilecek, düzgün ve şık giyimli insanlar her köşeden çıkıp önünüze düşmekteler. Yanlarından hep birbirimize sürtünerek geçiyoruz. Yaşlıların bu yeni düzene ayak uyduramadığını, dış görünümleri ve davranışlarıyla, hallerinin perişanlığını üzülerek izliyorsunuz.

Bir büyük kitabevine giriyorum. Koca koca ve boy boy sıralanmış kitaplar. Merakla birini alıp açıyorum. Bu yazı, Tanrım, ne akıl almaz bir şeydir böyle… ´Nasıl öğrenilir?´ demekten kendimi alamıyorum. Yazmanın Çin´de bir kaligrafi sanatı olduğunu ve bu iş için çeşit çeşit fırçaların kullanıldığını hayretle öğreniyorum. Ancak, okur yazar oranı son derece düşükmüş!

Genelde halkın en büyük eğlencesi geceleri bir araya gelerek izledikleri geleneksel sahne oyunları, bize biraz yabancı gelen, kavgalı dövüşlü bir çeşit tiyatroları ve gölge oyunları imiş.

O daracık sokaklarda bunalarak da olsa yürüyorum. Hep aynı yapılar ve işyerleri… Birinin geniş camekânına sıra sıra tablolar asılmış. Bağırmamak için kendimi zor tutuyorum, çünkü bunlar nerede ise bizim Karagöz´le Hacivat figürleri ama Çinli giysileri içinde. Dikkatimi çeken, çoğunluğunun kadın figüranlar olması! Gerçekten kadın mı yoksa hani şu bizim bildiğimiz Zenne´ler mi bunlar? Satıcı kızdan bunu öğrenmem mümkün görünmüyor.

Beijing´de, bir dükkânın camekânına asılı gölge oyunu figüranları

İşte tam o sırada aklıma ilk gelen bizim Recep oluyor. Rotterdam´daki, Zenne Restoran´ın sahibi sevgili Recep. Ona bunlardan birini alıyoruz. Satıcı kız, bir ışık kaynağının önüne gerdiği ufak bir kâğıt parçasını perde gibi kullanıp aldığımız figüranın ne denli güzel bir seçim olduğuna bizi inandırmaya çalışıyor.

Beijing´de, Recep için aldığımız figüran

Rotterdam şehrini ikiye bölen Maas nehrinin kuzey yakasında, bir müze ve hemen girişinde, sağ kolda, bir Türk restoranı vardır: Zenne Restorant. İçinde, duvarları ince bir kemer gibi çepeçevre dolanan İznik çinileri, eski, büyük aynalı bir konsol, yanında sıra sıra, iri cam kavanozlar içinde bizim turşuları görmeseniz, burayı müzeye gelen ziyaretçilerin uğrayacağı bir yer sanabilirsiniz. Ama hiç öyle değil, Zenne Restoran, buram buram Türk kokar, her şeyi ile… Zenne, Karagöz´le Hacivat´ın söyleşilerinde hemen daima ortaya çıkan ilginç bir kişiliktir bilindiği gibi. Uzaklar, insanın duyguları ve düşüncelerinde hiç de önemli değil… Yeter ki gönüller yakın olsun.

Volkenkunde Museum´un girişinde Zenne Restoran. Anlaşılan hava olağanüstü sıcak, günlük güneşlik… Herkes, Recep de dahil, atmış kendini dışarıya, azıcık güneşi çok çok içine alabilmek için.

Yıl 2001

 Temmuz Dergisi – Sayı:1

%d bloggers like this: