Yaşamı ve İnsanlığı Sevenler Semti! – Dünden Bugüne, Şubat 2003


Sevgi Durağı’na Hoş Geldiniz!

İnsan kalbindeki gerçek aşk, dörtnala giden bir attır, ne dizginden anlar, ne laf dinler.

Confucius

 

Bize güvenin !
Güven Turizm sizi yolda bırakmaz !

Yaşlandıkça geceleri gördüğüm rüyâlarda bir değişme oldu. Eskiden kısa süren rüyâlar, dizi filmlere dönüştü. Bunun psikolojik bir izah yolu var mı bilmiyorum!

Geçenlerde yine bu tür bir rüya gördüm;

Kaptan şöförünüz konuşuyor! Güven Turizm otobüsüne hoş geldiniz. Bize güvendiğiniz için sizlere müteşekkiriz. En rahat ve keyifli yolculuğu sizlere yaptırabilmek için, ben ve ekibim hizmetinizdeyiz. Güzergâh boyunca geçeceğimiz durakları da rehber hostesimiz sizlere farklı bir şekilde anlatacaktır. Hava gördüğünüz gibi pırıl, pırıl. Siz değerli yolcularımıza hayırlı yolculuklar diliyorum.

Apoletlerinden yaptığı kilometre, salladığı direksiyon yılları sayısının yüksek olduğunu sandığım kaptan şöförümüz daha sonra, CD çaların sesini yükseltir. Söyleyenin kim olduğunu çıkartamıyorum ama sözler tanıdık:

“Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
           göz yaşlarını
               boynunda ağır bir
                          zincir
                              gibi taşıyanlar
Bıraksın peşimizi
       kendi yüreğinin kabuğunda yaşıyanlar!
İşte:
    Şu güneşten
          düşen
              ateşte
                  milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
          düşen
              ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!

                Akın var
                    güneşe akın
                Güneşi zapt edeceğiz
                    Güneşin zaptı yakın!”

Dalmış gitmişim, Güneşi İçenlerin türküsünü dinlerken… Birden hostesimizin güneş gibi iç ısıtan sesi hoparlörlerde yankılandı:

Sayın yolcularımız, ilk durağımıza yaklaşmak üzereyiz. Kaptan şöförümüz hepinizin iyice görebilmesi için hız kesiyor. Sol tarafta gördüğünüz semtin adı “Savaşlar Tiyatrosu’dur.” Bu yüzden, ilk durağımıza “Savaşlar Durağı” adı verilmiştir. Gördüğünüz gibi, tarih boyunca meydana gelen savaşlar canlandırılmaktadır.

Bu semtte yaşamak için deli olmak gerekir herhalde! Her köşede bir başka savaş. İniltiler, bebeğini kucaklamış, nereye gideceğini bilememenin telâşı içinde bir ana, bir köşede en son model silâhları satabilmek için koyu bir pazarlığa girişmiş, silâh taciri, ekmek kuyrukları, savaşa karşı gösteri yapanlar, savaşa karşı gösteri yapanlara copları ile saldıran güvenlik güçleri, kan, barut kokusu, korkunç bir vahşet tablosu… Güven Turizm otobüsündeki yolcuların istisnasız hepsi buz kesilmiş bakıyorlar. Sağ tarafta oturanlar, ayağa kalkmış, sol taraftakilerin koltuklarına dayanmış, sanki heykel kesilmişler. Bir çocuk annesine soruyor;

Anne hiçbir zaman böyle bir semtte oturmayız değil mi?

Annesi, suskun… Ne cevap verebileceğini bilmiyor ki ! Oturacağı semti, duracağı durağı o tayin etmiyor zira…
Hoparlörlerden fon müziği diyebileceğimiz yumuşaklıkta, bir türkü yayılıyor otobüsün içine…
Hepimiz kardeşiz bu öfke ne diye
Yaşamak dururken bu kavga ne diye…

                  Bir kardeş kardeşi vuruyor ne diye
                  Bir ana ağlıyor evladım nerede…

                  Susmuyor silahlar feryat var gecede
                  Dinsin bu gözyaşı bitsin bu işkence…

                  Dağlar oy oy yollar oy oy
                  Dağlar oy oy yollar oy oy
                  Kardeş oy oy

Karmaşık duygular içinde, Savaşlar Durağı´ ndan yavaş yavaş uzaklaşıyoruz… Eminim benim gibi herkes içinden soruyordur ; savaşların insanlık âlemine getirisi nedir ?

Bu sorunun cevabını kafamda vermeye çalışırken, hostesimiz ikinci durağa yaklaştığımızı anons ediyor :

Sayın yolcularımız, şu anda sağ tarafta görmekte olduğunuz semtin adı ; “Çevre Faciaları mahallesi.” Zaten semt sakinleri duraklarına da aynı adı vermişler…

Olacak gibi değil! Bir tarafta güzelim ormanlara dalmış, kesiciler gözyaşları içinde adeta idamlarını bekleyen ağaçları sırası geldikçe deviriyorlar. Ağaçlar devrildikçe arkadan çok daha korkunç bir tablo ortaya çıkıyor. Fabrika bacalarından gökyüzüne yayılan dumanlar, kanal, göl ve denizlere akıtılan kanalizasyonlar, devrilmiş bir tanker gemisinden sahile yayılan ham petrol, çöplükler, nükleer santraller, imâl ettikleri kitle imha silâhlarını yeraltında veya denizlerde deneyenler…

Geçen sefer ki minik yine soruyor ;
Anneciğim bu semtte de oturmayız hiç, değil mi?

Anneciği yine suskun…
Hoparlörlerden bu arada söz ve müziğinin İpek Böler’e ait olduğunu anımsadığım çocuk şarkısı duyuluyor aniden.

Anne sevinçli;
Bak dinle, senin için çalıyor, diyor…

               Duy sesimi çığlıklarımı
               Çevreyi tanıyarak seslen herkese
               Duy çağrımı doğayla bütünleş
               Sev hayvanları,
               Ağaçlara bakarak
               Yeşilliğe gülerek.
               Çağır gençliği, çağır çocukları, çağır gençliği
               Duysun tüm dünya

Ben sıkılmaya başladım bu yolculuktan. Bir an önce gitmek için bu otobüse bindiğim yere vasıl olmak istiyorum. Gözlerimi kapattım. Artık hiçbir şeye bakmayacağım. Hostesin, burası ´Uyuşturucu bağımlıları semti´, solda gördüğünüz, ´Sokak çocukları mahallesi´, geride bıraktığımız ‘Sapıklar Durağı’ndan etkilenmişe benziyorsunuz? Ama durun daha ilginç duraklara geleceğiz… sözlerini ve arada çalan konuya uygun türküleri ne duymak ne de dinlemek istiyorum. Kulak tıkaçlarımı almadığıma da pişmanım. Ben bir an önce Sevgi Durağı´na varmak için sabırsızlanıyorum.

Koltuğumda uyuyakalmışım. Kaptan şöför bu kez gür ve sevinçli bir sesle adeta haykırıyor:
İşte geldikkkk… Sevgi Durağı! Solda ve sağda, önde ve arkanızda gördüğünüz mahallenin adı da Yaşamı ve İnsanlığı Sevenler Semti!

Olamaz! Böyle bir güzellik mümkün mü? Her taraf yemyeşil, yerde bir tek çöp gözükmüyor. Sevgililer elele, kolkola dolaşıyorlar. Bir baba oğlunu kolları arasına almış, havaya atarak hop hop yapıyor, çocuk sevinç çığlıkları içinde ‘ bir daha, bir daha‘ diye bağırıyor. Parkın içinde yaşlı bir çift, banko üzerine oturmuş, önlerinde yem verdikleri kuşları seyrediyor. Yaşlı adam, bastonuna dayanmış, yüzü tebessüm içinde. Eşi, torunlarına bir şeyler örüyor. Köşedeki oyuncakçı dükkânının vitrininde, silâha benzeyen hiçbir oyuncak yok. Park bekçisi de zaten silahsız ve copsuz dolaşıyor. Gördüğü çocuğu okşuyor, herkesi selâmlıyor, hatır soruyor…

Minik dostumuzun çığlığıyla kendime geliyorum :
Anneciğim işte yaşamak istediğim semt burası… Kalacağız değil mi ?

Anne ilk kez güç durumda kalmamanın keyfiyle yanıtlıyor:
Elbette güzelim, zaten babanla birlikte bu kararı önceden verdiğimiz için buradayız!
Kaptan şöför de keyifli;
Güven Turizm’i seçtiğinize pişman olmadığınızı görmekten çok sevinçliyim. Ben sizleri daha ilerideki durağa götürmek de isterdim. O durağın adı da “Düşlerinizin Dünyası.” Ancak, ne yazık ki, yol inşaatı henüz sona ermedi. Ne zaman biteceği de belli değil. Çok zor ve engebeli bir arazide, metre metre ilerleniyor. Yolu bir an önce bitirmek için çalışacak insan bulmak da çok zor. Üstelik, her nedense inşaat için gerekli imkânları da sınırlı tutuyorlar. Sizler, şimdilik ‘Sevgi Durağı’ ile yetinmek zorundasınız. Geride bıraktığımız semtlerde yaşamak istemiyor, daha güzel durakları aşarak ‘Düşlerinizin Dünyası’ mahallesine erişmeyi arzuluyorsanız, çocuklarınızı bu hedefe uygun terbiye etmek zorundasınız…

Kaptan şöförümüz, elindeki mikrofonu yerine bırakıyor ve sağa doğru uzanıp, CD çaların sesini sonuna kadar açıyor :

        Hayata karışmış canlar var,
        Cana can katar tabiatta bahar.
        Ne geçmişe özenti,
        Ne geleceğe hayranlık
        Cıvıl cıvıl sevgidir
        Bahardaki canlılık.

        Çiçek taştan da çıkar
        Sevgi her insandan
        Dikenin ve gülün kökü,
        Aynı topraktan.

                                            (İhsan Kurt)

                                       yüzün güzelligi özün coşkusu
                                       insanı var eden sevgidir sevgi
                                       o dostun cemali yürek tutkusu
                                       gönülü yar eden sevgidir sevgi

                                       sevgi dolsun badelere içelim
                                       sevgiler ekelim sevgi biçelim
                                       sevgi dolsun her nefeste içelim
                                       sevgiler ekelim sevgi biçelim

                                       sevgi dünyasına yalan giremez
                                       sevgiyi bilmeyen dosta eremez
                                       perdelidir dostluk her can göremez
                                       perdeyi kaldıran sevgidir sevgi

                                                                        (Neset Ertaş)

Çalar saatin çıngırağı bu güzel türküyü kesiveriyor!

© Nusret Özgül

 Şubat 2003

%d bloggers like this: