Siyaseti talepler doğrultusunda şekillendirmek: Kürtlerin oyları, “demokratik özerklik…


Özerklik

 

©Av.Hakan Hanlı

 

KÜRTLERİN TALEPLERİ

 

İspanya ve İtalya Modelleri: “Bölgesel/Mahalli Özerklik ve Yardımlar”

 

a. İspanya Modeli: Doğrudur, İspanya’da “mahalli özerklik” başarı kazanmıştır.

 

Ancak, bize bu reçete Osmanlı’nın son devrelerinde sık sık yutturulmuştur. Yunanistan, Bosna Hersek, Bulgaristan’ın Batısı, Bulgaristan’ın Doğusu (“Doğu Rumeli” adı ile), Romanya ve diğerlerini hep bu şekilde kaybettik. Nasıl mı ?.

 

Söyleyelim: Evvela “isyanlar”, sonra “Türkler bölgede insanlık dışı muamelelerde bulunuyorlar” iddiaları ile “kendi kamuoylarını ve içerde ki işbirlikçileri hazırlama”, sonra “silahlı veya silahsız dış baskı ile verilen mahalli muhtariyetler” (Türk bayrağının kalması şartı ile, genelde “Türk olmayan bir vali atanır”, “mahalli bir meclis kurulur” ki meclis oranı nüfusa göre olmayıp, Türkler aleyhine tanzim edilirdi), “arkadan çıkartılan bir niza” ile neticede bölge tamamen devletten ayırtılırdı.

 

Bu süreçteki en çarpıcı gelişme de, muhtariyetini yeni kazanan ülkenin geleceği konusunda ki farklılık olurdu. Hristiyan devletler yaşama hakkına sahipken, müslüman ülkeler kısa süre içinde, komşu Hristiyan devlet tarafından “ilhak” edilirdi. Kırım’ın ve Bosna Hersek’in bizden ayrılmaları bunlara en çarpıcı örnektir.

 

300 sene Osmanlı’ya bağlı, ama iç işlerinde başına buyruk Kırım Hanı, Çarlık Rusyası’nın kışkırtması ile Osmanlı’ya isyan etmiş, Osmanlı askerini kovmuş Rus askerinin yarımadayı işgaline müsaade ederek, “bağımsızlığını ilan ve kabul ettirmiş”, dört sene sonra da Osmanlı’nın koruması olmadığından “Rus Çarlığı tarafından işgal edilmiştir”. Bosna Hersek de, aynen Avusturya tarafından bağımsızlık rüyaları ile depreştirilmiş ve bunlar Osmanlı’dan kopar kopmaz, “ilhak edilmişler”dir.

 

b. İtalya Modeli: Ahmet Türk’ün İtalya modeliyle kasdettiği İtalya’nın Kuzeyinden Güneyine kaynak aktarımına gelince: Bu husus coğrafyası gereği Türkiye’de Batıdan Doğuya, yani bölgeye gönderilen paralar ve yatırımlar açısından benzerlik taşıyıp, zaten yapılmakla birlikte, malesef ve sadece aşiretlerin ağalarına veya aşiretlerin adamlarına yaramakta olup, düşünülenden farklı biçimde neticelenmektedir. Ezcümle,sadece aşiretlerin ağalarını ve ağaların adamlarını zengin etmektedir. Zavallı kürt Mehmet, bundan ne kazanacaktır !?. Aksine, ağası daha da güçlenecek, kendisi ise bir kat daha ezilecektir.

 

Devlet o bölgeye, daima Batı’dan Para ve Bilgi akıtmıştır. 1978’de tamamı neredeyse memur maaşlarından kesilen 33 milyon TL vergi ödemiş, buna mukabil 3 milyar TL yatırım almıştır. Ancak, yukarıda bahsettiğimiz aşiret düzeni ve inanılmaz tembellik, bu gayreti daha beşiğinde öldürmüştür.

 

İster misiniz, gelin küçük bir hesap yapalım: 1970’li yıllarda, Türkiye’de 23 milyon büyük, 51 milyon küçük baş hayvan vardı. Bunun yüzde 60’ı Doğu’daki altı vilayette bulunurdu. Kişi başına düşen hayvan miktarını, ailelerin kalabalıklığı ve hayvanların yılda iki defa çoğalmalarını hesaplamayı sizlere bırakıyoruz, ağalar ne kadar sürüye sahip olurlarsa olsunlar, yine de bu önemli bir getiriydi. Üstelik vergi harici bir getiri.

 

Bilir misiniz ki, o bölgede hayvan, “adet” ile değil, “sürü” ile satılırdı. Ve beşyüz’ün altına sürü değil, “artık” denirdi. Bilmiyoruz hiç, bu edebiyatı yapanlar, Batı’da bir orman köyüne gidip, köylünün payına düşen kökleri nasıl söktüklerini seyrettiler mi hayatlarında ?. Biz seyrettik ve « kök söktürme » tabirinin ne demek olduğunu gördük ve öğrendik.

 

Diyeceksiniz ki, peki bu hayvancılıktan elde edilen gelirler ne oldu ?.

 

Söyleyelim; her satış sonrası paralar tahsil edilir edilmez, miktara göre sırası ile; Konya’da, Adana’da, İzmir ve İstanbul’da bar ve pavyonlar kapatılıp yendi. Doğulu bir tek kuruşu kendi memleketine yatırmadı. Terörden dolayı hayvancılık ölünce de, aç kalmamak için dağa çıkanlara katıldı. Sizce, “Neden PKK hep meralara meralara saldırdı !” dersiniz ?..

 

Ezcümle, bu bölgedeki FEODAL YAPI – Aşiret Düzeni devam ettiği sürece YARDIMLAR KESİLMELİDİR. Öncelikle ve ivedilikle, bu bölgenin DEMOKRATİK YAPIYA KAVUŞTURULMASI VE ZATEN YAPILMAKTA OLAN YARDIMLARA DA, İMKAN ve İHTİYAÇ ÖLÇÜSÜNDE ELBETTEKİ DEVAM EDİLİR.

 

III. Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti’nde: “Kürtler”

 

Şimdi bu DTP’lilere bunu anlatmak gerekir. Bugün “bölgesel özerklik” adı altında istedikleri ve yarının “tam bağımsızlık” hayalleri gerçekleşirse, kısa bir zaman içinde, bölgede bir Hristiyan devletin kurulması ve kürtlerin dışlanmaları ile nihayet bulacaktır. Sakın « dün dündü, bugün bugündür » demeyiniz. Bakınız, bugünkü Bosna’da bile, iktidar müslüman Boşnaklara devredilmemek için, ne acaip bir sistem kuruldu.

 

Maalesef, asıl esef verici yanı, bizleri temsil eden milletvekillerimizin bile, bu konuları dile getirmemeleri. Galiba, iktidarı ile muhalefeti ile cahiller tarafından idare edilir, olduk. Eyvah ki, ne eyvah !..

 

Bu arada, şu üç konuyu da açıklığa kavuşturmak isteriz:

 

1. Osmanlı İmparatorluğu: Biz bu vatanı, sadece 67 sene kürtlerle beraber koruduk. 1856 Islahat Fermanı’na kadar, bir kaç Paşa’nın kapıkulu olan üç beş kürdün dışında, Osmanlı ordusunda kürtler yer almazdı. Doğu seferlerinde nizami orduyu takiben, çapulculuk için gelenleri saymıyoruz. Bu kürtlere karşı olunduğundan değil de, Osmanlı ordusunun savaş gücünü teşkil eden sipahilerin, “tımar nizamı” bölgede uygulanmadığı için temin edilmemesindendir. Nitekim, Türk göçerler ve İstanbul halkı da askerlikten muaftılar.

 

2. Türkiye Cumhuriyeti: Mustafa Kemal ATATÜRK’ün düşüncesi “Misak-ı Milli”dir. Hayatta iken, Hatay ve Musul dışarıda kalmış, ve fakat ölümüne kadar sürdürdüğü ilkeli, kararlı, akılcı strateji  ve kendisini ülkesine feda etmeye her an hazır tavır ve tutumu ile attığı sağlam temeller ve hazırladığı ortam neticesinde; Hatay, Misak-ı Milli’ye aramızdan ayrılışından hemen sonra dahil oldu. Musul meselesini ise, İngilizlerin bölgedeki ağırlıkları nedeniyle, ileri ki bir tarihe bırakmıştı, ancak ömrü vefa etmedi. ATATÜRK’ün düşüncesi, Misak-ı Milli sınırları içerisinde “Ne mutlu Türküm Diyene” diyebilen her bir ferdin, “Cumhuriyet Vatandaşı” olmasıdır. Yoksa, bazı cahillerin ifade ettiği üzere, ATATÜRK’ün vatan topraklarında birilerine özerklik verilmesi hususu ve/veya bu yönde söz verdiğine dair ifadeler, sadece ve sadece bunu dile getirenlerin kötüniyetli uydurmalarıdır

 

3. Bir üçüncü konu da; bugün Batı’ya yerleşmiş 1990’lı yıllarda gelen doğu kökenli vatandaşlarımızın tamamı boşaltılan köylerden giden, devletle sorunu olanlar değildir. Bunların çoğunluğu, PKK taraftarı olmadıkları için hayatlarını kurtarmak için Batı’ya göç edenlerdir. Bunu da unutmamak gerekir.

 

IV. TEŞHİS: “Feodal Yapı – Aşiret Düzeni”

 

Bölge’deki sorunların ne ekonomik, ne siyasi, ne de dış güçlerin zorlaması ile çıktıklarına inanmıyoruz.

Sorunlar, tarih boyunca aşiretlerin birbirlerine karşı veya merkezi hükümete karşı güç denemelerinden kaynaklanmıştır, bugün de böyledir.

 

Hele bugün fazlası ile böyledir. Çünkü Cumhuriyet, malesef kanunlarını uygulayamamakta, gittikçe zayıflamaktadır. Kaybolan bu merkezi otoriteyi, aşiretler bazen PKK’ya yaslanarak, bazen dış baskılara güvenerek, bazen de Devlet’e sırtını dayayarak ellerine geçirmeye çalışmaktadırlar. 

 

Bugün iddia edildiği gibi, Bölge’nin ekonomik sorunları, eğitimsizlik, kültürel baskı iddiaları, özerklik istemleri vesaire, tamamen birer bahane’dir ve bunların arkasında aşiretlerin güçlerini arttırma istekleri yatmaktadır. Allah rızası için düşünelim bir dakika…

 

Diyelim ki eğitimleri, ana dilleri olan kürtçe yapılsın. Bunun tek neticesi olur. Bugün okulda öğrendiği Türkçe ile, Batı’ya gidip ağaların zulmünden kaçabilme “ihtimali” (dikkat edin “imkanı” demiyoruz) olan zavallı kürt Mehmet, artık Batı’ya da göç edemiyecektir. Peki bu kime yarar, o’nu toprağına mahkum edecek ağaya mı, kendine mi ?!.

 

Kültürlerinin, ne kadar aşiret düzenine dayandığından bahsetmiştik tekrar etmeyelim. Ancak, Şumulü ne olursa olsun özerklik konusuna gelince de, sadece bu isteğin bile “aşiretler için ne kadar bal kaymak” olduğu açıktır.

 

PKK (Emekçi Kürtlerin Partisi) tarafından desteklenen partilerin temsilcisi olarak TBMM ne girebilmiş milletvekillerinin, buna kendini « sürgünde ki kürt parlamentosu » diye adlandıran topluluk mensuplarını da dahil edebilirsiniz. Ya ağa ya da ağa yakını olduklarını hatırlayınca, oynanan oyunu daha açık seçik görebilirsiniz.

 

V. TEDAVİ: “Devlet, Cumhuriyet Kanunlarını Tarafsız ve Tavizsiz Uygulamalıdır”

 

Çözüm ise, basit’tir, ancak prensip, bilgi, sebat ve yürek ister. Şöyle ki;

 

Ø       Devlet, mevcut kanunlarını taviz vermeden uygulayacak, kavga da taraf olmayacak, asla ve asla oralara ekonomik yardımı yapmayacaktır. Buna “ekonomik getiri sağlayan göz yummalar” da dahildir, örneğin sınır ticareti gibi. Ekonomik yardımı kesecektir. Çünkü, bugün verilen her türlü para ve yapılan yatırımlar, “sadece aşiret düzenine güç kazandırmaktadır”.

 

Ø       Devlet, taraf olmayacaktır. Çünkü, bu da kendine yakın bulsa da, aşiretlerin gücünü arttırmaktadır ki, bu oyunda devlete yakın değil, menfaati uğruna devlet gücünü kullanmak isteyen aşiretler söz konusudur.

 

Ø       Ezcümle, Devlet, Cumhuriyet kanunlarını taviz vermeden (gerekirse en ağır şekilde) ve tarafsızlıkla uygulamalıdır. Böylece, sadece zavallı kürt Mehmet değil, o’nun ağasının adamı da, ağası da devlete saygı besleyecektir.

 

Kürt kendi kendini, affedersiniz « erkek cinsel organına » benzetir (tabir onlara aittir). Okşandıkça dikilen, tepesine vurulunca eğilen. Eğer, o zavallı dediğimiz kürt Mehmet kızını, Cumhuriyet kanunlarına rağmen ilkokula göndermiyorsa, imam nikahı ile yaşıyorsa, çaldığı elektriğin parasını devlet ondan alamıyorsa, bu o’nun kafasında devlete karşı kazanılmış bir zaferdir. İşte bu da, PKK’nın veya ağanın karşısında köpekleşen kürt Mehmet’e, devlete karşı diklenebilme cesaretini vermektedir.

 

Uzun lafın kısası, bugün bu çözüm uygulanabilir mi ?. Bugünün koşullarında, çok güç. Neden mi ?.

 

Çünkü, mevcut Seçim Kanunumuz, anlaşılmaz bir şekilde Bitlis’teki kürt Mehmet’in bir oyunu, İstanbul’da oy kullanan Ali’nin, Ahmet’in, Hüseyin amca’nın, Ayşe teyze’nin ve sizlerin toplam oylarından daha değerli kılmakta, siyasi partilerimiz de sırtlarını bu oylarla Ankara’ya gelen milletvekillerine dayamaktadırlar (örnekleri meclistedir). Bir başka ifadeyle, bu tabana dayanmadan iktidar olamayacaklarını bilmektedirler. Bu oyların gittikleri yer, siyaseti de talepleri doğrultusunda şekillendirmek ister.

 

Uzun bir konuyu, özet bir makale kapsamına sığdırmamızı isterseniz, bizden ancak bu kadarı olur. Umarız, düşüncelerimizi özetle ve açıklıkla anlatabilmişizdir.

 

 

İlgili belgeler :

 

KANUN NO: 5393

BELEDİYE KANUNU

Kabul Tarihi: 3 Temmuz 2005

Resmi Gazete ile Neşir ve İlânı: 13 Temmuz 2005 – Sayı: 25874

 

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, 15 Ekim 1985 tarihinde imzaya açıldı. Türkiye anlaşmayı 21 Kasım 1988’de imzaladı.
 

 

Avrupa Konseyi, 1981-1984 yılları arasında yerel idarelerin özerkliği ile ilgili bazı ilkeleri tartıştı ve bir karar tasarısı hazırladı. “Yerel idarelerin güçlendirilmesi, özerkliklerinin savunulması, yerinden yönetim ve demokrasi ilkelerine dayanan bir Avrupa’nın kurulmasının temel koşuludur” görüşünden hareketle hazırlanan tasarı daha sonra “Özerklik Şartı” olarak Avrupa Konseyi’nce kabul edildi.

Türkiye, Şartı 1988 yılında imzaladı. 1991 yılında da 3723 sayılı yasa ile TBMM tarafından onaylanması uygun görüldü ve 1992’de 92/3398 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylandı. (Resmi Gazete: 3.10.1992 – 21364)

Yürürlük tarihi ise 1 Nisan 1993 olarak belirlendi.

Türkiye, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın bazı hükümlerini benimsedi.

(Türkiye’nin benimsediği maddeler için 3723 sayılı yasaya bakınız…)

KANUN NO: 3723

AVRUPA YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN

Kabul Tarihi: 8 Mayıs 1991

Resmi Gazete ile Neşir ve İlânı: 21 Mayıs 1991 – Sayı: 20877

MADDE 1. – Avrupa Konseyi çerçevesinde hazırlanan ve Türkiye tarafından 21.11.1988 tarihinde Strazburg’da imzalanan “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nın 12 nci maddesinin 1 numaralı fıkrasına göre;

a) 2 ve 5 inci maddelerinin,

b) 3, 7 ve 8 inci maddelerinin 1 ve 2 numaralı fıkralarının,

c) 4 üncü maddesinin 1,2,3,4, ve 5 numaralı fıkralarının,

d) 6 ncı maddesinin 2 numaralı fıkrasının,

e) 9 uncu maddesinin 1,2,3,5 ve 8 numaralı fıkralarının,

f) 10 uncu maddesinin 1 numaralı fıkrasının,

Kabul edilerek onaylanması uygun bulunmuştur.

MADDE 2. – Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının 12 inci maddesinin 3 numaralı fıkrası gereğince bu Şartın diğer maddelerinin veya fıkralarının bilahare kabulünü beyana, Bakanlar Kurulu yetkilidir.

MADDE 3. – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 4. – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

AVRUPA YEREL YÖNETİMLER
ÖZERKLİK ŞARTI

ÖNSÖZ

İşbu Şartı imzalayan Avrupa Konseyi üyesi Devletler,

Avrupa Konseyi’nin amacının üyeleri arasında ortak mirasları olan ideal ve ilkeleri korumak ve gerçekleştirmek için daha ileri bir birlik sağlamak olduğunu düşünerek,

Bu amacın gerçekleştirilmesinin yollarından birisinin idari alanda anlaşmalar yapmak olduğunu düşünerek,

Yerel makamların her türlü demokratik rejimin temellerinden birisi olduğunu düşünerek,

Vatandaşların kamu işlerinin sevk ve idaresine katılma hakkının Avrupa Konseyine üye Devletlerin tümünün paylaştığı demokratik ilkelerden biri olduğunu düşünerek,

Bu hakkın en doğrudan kullanım alanının yerel düzeyde olduğuna kani olarak,

Gerçek yetkilerle donatılmış yerel makamların varlığının hem etkili hem de vatandaşlara yakın bir yönetimi sağlayacağına kani olarak,

Değişik Avrupa ülkelerinde özerk yerel yönetimlerin korunması ve güçlendirilmesinin demokratik ilkelere ve idarede ademi merkeziyetçiliğe dayanan bir Avrupa oluşturulmasında önemli bir katkı sağlayacağını düşünerek,

Bunun demokratik bir şekilde oluşan karar organlarına ve sorumlulukları bakımından, bu sorumlulukların kullanılmasındaki olanak ve yöntemler bakımından ve bu sorumlulukların karşılanması için gerekli kaynaklar bakımından geniş bir özerkliğe sahip yerel makamların varlığını gerektirdiğini teyid ederek,

Madde 1

Taraflar bu Şart’ın 12 maddesinde belirtilen şekil ve ölçüde kendilerini aşağıdaki maddelerle bağlı kabul edeceklerini taahhüt ederler.

I. BÖLÜM

Madde 2
Özerk Yerel Yönetimlerin Anayasal ve Hukuki Dayanağı

Özerk yerel yönetimler ilkesi ulusal mevzuatla ve uygun olduğu durumlarda anayasa ile tanınacaktır.

Madde 3
Özerk Yerel Yönetim Kavramı

1- Özerk yerel yönetim kavramı yerel makamların, kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkanı anlamını taşır.

2- Bu hak, doğrudan, eşit ve genel oya dayanan gizli seçim sistemine göre serbestçe seçilmiş üyelerden oluşan ve kendilerine karşı sorumlu yürütme organlarına sahip olabilen meclisler veya kurul toplantıları tarafından kullanılacaktır. Bu hüküm, mevzuatın olanak verdiği durumlarda, vatandaşlardan oluşan meclislere, referandumlara veya vatandaşların doğrudan katılımına olanak veren öteki yöntemlere başvurulabilmesini hiçbir şekilde etkilemeyecektir.

Madde 4
Özerk Yerel Yönetimin Kapsamı

1- Yerel yönetimlerin temel yetki ve sorumlulukları anayasa ya da kanun ile belirlenecektir. Bununla beraber, bu hüküm yerel yönetimlere kanuna uygun olarak belirli amaçlar için yetki ve sorumluluklar verilmesine engel teşkil etmeyecektir.

2- Yerel Yönetimler, kanun tarafından belirlenen sınırlar içerisinde, yetki alanlarının dışında bırakılmış olmayan veya başka herhangi bir makamın görevlendirilmemiş olduğu tüm konularda faaliyette bulunmak açısından tam takdir hakkına sahip olacaklardır.

3- Kamu sorumlulukları genellikle ve tercihan vatandaşa en yakın olan makamlar tarafından kullanılacaktır. Sorumluluğun bir başka makama verilmesinde, görevin kapsam ve niteliği ile yetkinlik ve ekonomi gerekleri gözönünde bulundurulmalıdır.

4- Yerel makamlara verilen yetkiler normal olarak tam ve münhasırdır. Kanunda öngörülen durumların dışında, bu yetkiler öteki merkezi veya bölgesel makamlar tarafından zayıflatılamaz veya sınırlandırılamaz.

5- Yerel makamların merkezi veya bölgesel bir makam tarafından yetkilendirildiği durumlarda, bu yetkilerin yerel koşullarla uyumlu olarak kullanılabilmesinde yerel makamlara olanaklar ölçüsünde takdir hakkı tanınacaktır.

6- Yerel makamları doğrudan ilgilendiren tüm konulara ilişkin planlama ve karar alma süreçleri içinde, kendileriyle olanaklar ölçüsünde zamanında ve uygun biçimde danışılacaktır.

Madde 5
Yerel Yönetim Sınırlarının Korunması

Yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği durumlarda ve mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamaz.

Madde 6
Yerel Makamların Görevleri İçin Gereken Uygun İdari Örgütlenme ve Kaynaklar

1- Kanunla düzenlenmiş daha genel hükümlere halel getirmemek koşuluyla, yerel makamlar kendi iç idari örgütlenmelerini, bunları yerel ihtiyaçlarla uyumlu kılmak ve etkin idare sağlamak amacıyla, kendileri kararlaştırabileceklerdir.

2-Yerel yönetimlerde görevlilerin çalışma koşulları liyakat ve yeteneğe göre yüksek nitelikli eleman istihdamına imkan verecek ölçüde olmalıdır; bu amaçla yeterli eğitim olanaklarıyla ücret ve mesleki ilerleme olanakları sağlanmalıdır.

Madde 7
Yerel Düzeydeki Sorumlulukların Kullanılma Koşulları

1- Yerel düzeyde seçilmiş temsilcilerin görev koşulları görevlerin serbestçe yerine getirilmesi olanağını sağlayabilmelidir.

2- Görev koşulları söz konusu görevin yürütülmesi sırasında yapılacak masrafların uygun biçimde mali tazminiyle birlikte, uygunsa, kazanç kaybının tazminine veya yapılan işin karşılığında ücret ve buna tekabül eden sosyal sigorta primlerinin ödenmesine olanak sağlayacaktır.

3- Yerel olarak seçilmiş kişilerin görevleriyle bağdaşmayacak işlev ve faaliyetler kanunla veya temel hukuki ilkelere göre belirlenir.

Madde 8
Yerel Makamların Faaliyetlerinin İdari Denetimi

1- Yerel makamların her türlü idari denetimi ancak kanunla veya anayasa ile belirlenmiş durumlarda ve yöntemlerle gerçekleştirilebilir.

2- Yerel makamların faaliyetlerinin idari denetimi normal olarak sadece kanunla ve anayasal ilkelerle uygunluk sağlamak amacıyla yapılacaktır. Bununla beraber, üst-makamlar yerel makamları yetkili kıldıkları işlerin gereğine göre yapılıp yapılmadığını idari denetimine tabi tutabileceklerdir.

3- Yerel makamların idari denetimi, denetleyen makamın müdahalesinin korunması amaçlanan çıkarların önemiyle orantılı olarak sınırlandırılmasını sağlayacak biçimde yapılmalıdır.

Madde 9
Yerel Makamların Mali Kaynakları

1- Ulusal ekonomik politika çerçevesinde, yerel makamlara kendi yetkileri dahilinde serbestçe kullanabilecekleri yeterli mali kaynaklar sağlanacaktır.

2- Yerel makamların mali kaynakları anayasa ve kanunla belirlenen sorumluluklarla orantılı olacaktır.

3- Yerel makamların mali kaynaklarının en azından bir bölümü oranlarını kendilerinin kanunun koyduğu sınırlar dahilinde belirleyebilecekleri yerel vergi ve harçlardan sağlanacaktır.

4- Yerel makamlara sağlanan kaynakların dayandığı mali sistemler, görevin yürütülmesi için gereken harcamalardaki gerçek artışların mümkün olduğunca izlenebilmesine olanak tanımaya yetecek ölçüde çeşitlilik arz etmeli ve esneklik taşımalıdır.

5- Mali bakımdan daha zayıf olan yerel makamların korunması, potansiyel mali kaynakların ve karşılanması gereken mali yükün eşitsiz dağılımının etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik mali eşitleme yöntemlerinin veya buna eş önlemlerin alınmasını gerektirir. Bu yöntemler ve önlemler yerel makamların kendi sorumluluk alanlarında kullanabilecekleri takdir hakkını azaltmayacaktır.

6- Yeniden dağıtılan kaynakların yerel makamlara tahsisinin nasıl yapılacağı konusunda, kendilerine uygun bir biçimde danışılacaktır.

7- Mümkün olduğu ölçüde, yerel makamlara yapılan hibeler belli projelerin finansmanına tahsis edilme koşulu taşımayacaktır. Hibe verilmesi yerel makamların kendi yetki alanları içinde kendi politikalarına ilişkin olarak takdir hakkı kullanmadaki temel özgürlüklerine halel getirmeyecektir.

8- Yerel makamlar sermaye yatırımlarının finansmanı için kanunla belirlenen sınırlar içerisinde ulusal sermaye piyasasına girebileceklerdir.

Madde 10
Yerel Makamların Birlik Kurma ve Birliklere Katılma Hakkı

1- Yerel makamlar yetkilerini kullanırken, ortak ilgi alanlarındaki görevlerini yerine getirebilmek amacıyla, başka yerel makamlarla işbirliği yapabilecekler ve kanunlar çerçevesinde birlikler kurabileceklerdir.

2- Her devlet, yerel makamların ortak çıkarlarının korunması geliştirilmesi için birliklere üye olma ve uluslararası yerel makamlar birliklerine katılma hakkını tanıyacaktır.

3- Yerel makamlar, kanunlarla muhtemelen öngörülen şartlar dahilinde, başka devletlerin yerel makamlarıyla işbirliği yapabilirler.

Madde 11
Özerk Yerel Yönetimlerin Yasal Korunması

Yerel yönetimler kendi yetkilerinin serbestçe kullanımı ile anayasa veya ulusal mevzuat tarafından belirlenmiş olan özerk yönetim ilkelerine riayetin sağlanması amacıyla yargı yoluna başvurma hakkına sahip olacaklardır.

II. BÖLÜM
Muhtelif Hükümler

Madde 12
Yükümlülükler

1- Her Akit Taraf, bu Şart’ın I. Bölümündeki paragraflardan en az 10 tanesi aşağıdakilerin arasından seçilmek üzere en az 20 paragrafı ile kendisini bağlı kabul etmeyi taahhüt edecektir:

  • Madde 2,
  • Madde 3, paragraf 1 ve 2,
  • Madde 4, paragraf 1,2 ve 4,
  • Madde 5,
  • Madde 7, paragraf 1,
  • Madde 8, paragraf 2,
  • Madde 9, paragraf 1,2 ve 3,
  • Madde 10, paragraf 1,
  • Madde 11

2- Sözleşmeye taraf olan her Devlet onay, kabul veya tasvip belgesini tevdi ederken, bu Maddenin 1. paragraf hükümlerine uygun olarak seçtiği paragrafları Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirecektir.

3- Herhangi bir Taraf Devlet, bu Maddenin 1. paragrafı hükümlerine göre Sözleşmenin henüz kabul etmemiş olduğu herhangi bir paragrafıyla veya paragraflarıyla kendini bağlı addedeceğini daha sonraki herhangi bir tarihte Genel Sekretere bildirebilir.
Sonradan kabul edilen bu tür yükümlülükler, böylece bildirimde bulunan Akit Tarafın onay, kabul veya tasvip işleminin ayrılmaz bir parçası addedilecek ve Genel Sekreterin bildirimi aldığı tarihten sonra geçecek üç aylık süreyi izleyen ayın ilk gününden başlamak üzere aynı etkiyi taşıyacaktır.

Madde 13
Bu Şart’ın Kapsayacağı Makamlar

İşbu Şart’ta yer alan özerk yerel yönetim ilkeleri Akit Tarafın ülkesinde mevcut bulunan yerel makamların tüm kategorileri için uygulanır. Bununla beraber her bir Akit Taraf, onay, kabul veya tasvip belgesini sunarken, bu Şart’ın yerel veya bölgesel makamların sadece hangi kategorileri için uygulanmasını öngördüğünü veya uygulama dışında bırakmayı öngördüğü kategorileri belirleyebilir. Avrupa Konseyi Genel Sekreterine daha sonra yapabileceği bildirimlerle, yukarıdakilerden başka yerel veya bölgesel makam kategorilerini de Şart’ın kapsamına dahil edebilir.

Madde 14
Bilgi Sağlanması

Her Akit Taraf bu Şart’in hükümlerine uygunluk sağlamak amacıyla kabul ettiği mevzuat hükümleriyle aldığı öteki önlemler konusuna ilişkin tüm bilgiyi Avrupa Konseyi Genel Sekreterine iletecektir.

III. BÖLÜM

Madde 15
İmza, Onay ve Yürürlüğe Girme

1- Bu Şart Avrupa Konseyi üyesi tüm ülkelerin imzasına açık olacaktır. Onay, kabul veya tasvip işlemine tabi olacaktır. Onay, kabul veya tasvip belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tevdi edilecektir.

2- Bu Şart Avrupa Konseyi üyesi ülkelerden dördünün bu Şart’la bağlı olmayı kabul ettiklerini yukarıdaki paragraf hükümlerine uygun olarak daha sonra bildirmelerinden itibaren geçecek üç aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

3- Bu Şart’la bağlı olmayı kabul edeceğini daha sonra beyan eden herhangi bir üye Devlet bakımından, bu Şart onay, kabul veya tasvip belgesinin tevdi tarihinden sonra geçecek üç aylık bir süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Madde 16
Topraklara İlişkin Hüküm

1- Herhangi bir Devlet, imzalama sırasında veya onay, kabul veya tasvip belgesini tevdi ederken bu Şart’ın uygulanacağı toprak ya da toprakları belirleyebilir.

2- Herhangi bir Devlet daha sonraki herhangi bir tarihte yapacağı ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne muhatap bir beyanla, bu Şart’ın uygulanma alanını beyanda belirleyeceği başka herhangi bir toprağı teşmil edebilir. Şart, bu tür topraklar için, bu beyanın Genel Sekreterin eline geçtiği tarihten sonra geçecek 3 aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

3- Yukarıdaki iki paragraf çerçevesinde yapılan herhangi bir beyan, bu beyanda belirlenen herhangi bir toprak bakımından, Genel Sekretere hitaben yapılacak bir bildirim ile geri çekilebilir. Bu geri çekme, Genel Sekreterin bu bildirimi aldığı tarihten sonra geçecekaltı aylık süreyi izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girecektir.

Madde 17
Çekilme

1- Herhangi bir Taraf, kendisi bakımından bu Şart’ın yürürlüğe girişini izleyen beş yıllık bir sürenin geçmesinden sonra, bu Şart’tan çekilebilir. Bu durumlarda, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine altı ay önce bildirimde bulunulacaktır. Bu tür çekilmeler, Taraf Devlet sayısının dörtten az olmaması koşuluyla diğer Taraf Devletler bakımından Şart’ın geçerliliğini etkilemeyecektir.

2- Yukarıda paragrafta belirlenen hükümler çerçevesinde herhangi bir Taraf Devlet, 12. maddenin 1. paragrafında öngörülen sayı ve tipteki paragraflarla bağlı olduğu sürece, Şart’ın I. Bölümünün herhangi bir paragrafından çekilebilir. Herhangi bir Taraf Devlet bir paragraftan çekilerek 12. maddenin 1. paragrafının gereğini karşılamayan bir duruma geliyorsa, Şart’ın kendisinden de çekilmiş sayılacaktır.

Madde 18
Bildirimler
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri :

a) Her imzalamayı;
b) Tüm onay, kabul veya tasvip belgelerinin tevdiini;
c) Bu Şart’ın 15. madde hükümlerine göre her yürürlüğe giriş tarihini;
d). 12. Maddenin 2. ve 3. paragraflarının hükümlerinin uygulanması çerçevesinde alınan her bildirimin;
e) 13. Maddenin hükümlerinin uygulanması çerçevesinde alınan her bildirimi;
f) Bu Şart’a ilişkin diger herhangi bir işlem, bildirim veya yazişmayi Avrupa Konseyi üyesi Devletlere bildirecektir.

Yukarıdaki hükümleri kabul zımnında gereği gibi yetkili kılınmış aşağıda imzaları bulunanlar işbu Şart’ı imzalamışlardır.

Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanacak işbu Sözleşme, Ingilizce ve Fransızca olarak ve her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere, tek nüsha halinde 15 Ekim 1985 tarihinde Strasbourg’da düzenlenmiştir. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Avrupa Konseyi üyesi Devletlerin her birine buŞart’ın aslına uygun suretlerini iletecektir.
 

 

Aynı konuda :

 

%d bloggers like this: