Reform yargıya güveni yeniden sağlayacaktır – Reform will restore confidence in judiciary…


  

Today’s Zaman Gazetesinin 28 Haziran 2010 tarihli Venedik Komisyonu Genel Sekreteri ile yaptığı ingilizce mülâkat  Türkçe Zaman‘da çok kısa verilmişti.  İlginç bilgiler içeren mülâkatı,  YARSAV için yapilan Türkçe çevirisiyle aşağıda okuyabilirsiniz.. En aşağıda ise  Türkçe Zaman’ın  haberini  bulacaksınız. Baglantılardan (tıkladığınız takdirde)  ise hem orijinal metinlere hem de mülâkatta adi geçen kuruluş ve belgelere ulasmanız mümkün olacaktır. Bilgilerinize sunulur – Yerelce 

  

Genel Sekreter-Thomas Markert  

Today’s Zaman  

Türkiye’nin, reform paketi 12 Eylül’de kamu tarafından onaylandığında  anayasal değişikliklerin nasıl uygulanacağı konusunda bir strateji geliştirmek üzere anayasa hukukunda Avrupa Konseyi’nin danışma kolu olan  Venedik Komisyonu ile görüşmelere başladığını öğrenmiştir. 

 

  

  

Özel bir mülakatta, Venedik Komisyonu Genel Sekreteri Thomas Markert, Today’s Zaman’a üç hafta önce Strasbourg’da Parlamento tarafından kabul edilen anayasal değişiklikleri tartışmak üzere Türk Adalet Bakanlığından yetkililerin Venedik Komisyonu temsilcileriyle buluştuklarını teyit etmiştir.  “Strasbourg’da Adalet Bakanlığından bir heyet vardı. Böylece paket hakkında oldukça iyi bilgi sahibi olduk,” diyerek, değişikliklerin Venedik Komisyonunun bir ülkeye yapmasını tavsiye edecekleri ile uyumlu olduğunu vurgulamıştır. 

Türk ve Komisyon yetkililerine göre üzerinde anlaşılan hareket(oyun) planına göre, reformlar bir halk oylamasında yakında oylanacağından, anayasal değişiklikler konusunda bu aşamada resmi, bir görüş talep etmek için çok geçtir. Markert “Venedik Komisyonu uygulama sürecine dahil olacaktır. Zira değişiklikler yeni kanunların kabul edilmesini gerektirecektir,” demiştir. Hukukçular, anayasal değişiklikler ile yasal sistemi uyumlaştırmak için 100’den fazla kanunun gözden geçirilmesi veya yeniden yapılması gerektiğini belirtmektedirler. 

Venedik Komisyonundan uzmanlar sadece  çok önemli kanunlarla ilgilenirler ve  demokrasi, hukuk devleti ve temel insan hakları konularında Avrupa Konseyinin standartlarıyla aynı çizgiye nasıl gelineceği hususunda görüş bildirirler. “En karmaşık maddenin Anayasa Mahkemesi ile ilgili olan” olacağını düşünüyorum. “Markert Türk Anayasası ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi arasında hakların tanımındaki farklılıklara dikkat çekerken, ‘Mahkemeye bireysel başvuru hakkı tanınmasına ilişkin madde(önerilen) formüle edilirken çok dikkat edilecek, ustalık gerektiren bir madde olacaktırdemiştir. Türkiye anayasal değişiklikler konusunda Komisyon’un görüşünü resmi olarak almamış olmasına rağmen, Genel Sekreter değişikliklerin Venedik Komisyonu’nun kriterleriyle aynı çizgide olduğunu belirtmiştir. 

Markert “Paketin Venedik Komisyon’un genel anlamda diğer ülkelerle benimsediği pek çok tutumu kabul ettiğini görmekteyiz. Genel olarak,  paket Venedik  Komisyon’unun bir ülkeye yapmasını tavsiye edecekleri ile uyumludur” açıklamasını yapmıştır. Bununla birlikte, siyasi parti yasağını zorlaştıran tasarının bertaraf edilmesinden üzüntü duyduğunu söylemiştir. Bu madde Parlamento’da yeterli oy almamıştır. 

Reform yargıya güveni yeniden sağlayacaktır 

Markert, yargıya dair son önerilen değişikliklerle, Türkiye’de siyasallaşmış, partizan  yargının  güç kaybedeceğine inandığını belirtmektedir. “Bazı insanlar Türk mahkemelerinin siyasi bir gündeme sahip olduğundan şüphelenmekteler ve halkın tümü Türk yargısına güvenmemektedir” demiş ve reformların yargıya güveni arttıracağı yönündeki ümidini belirtmiştir. 

Venedik Komisyonu HSYK’na dair değişiklikleri de memnuniyet verici bulmaktadır. Kurulu her seviyedeki hakimlere açmanın en büyük değişiklik olduğunu belirtmektedir. Markert “Bu Kurula tüm hakimlerin dahil olacak olması kesinlikle pozitif bir gelişmedir” diye eklemiştir. HSYK kararlarının bir mahkemede yargı denetimine tabi olması Komisyon’un alkışladığı(takdir ettiği) bir şeydir. Markert  mahkemelerin hakimlerin disiplin veya görevden alınma kararlarını kesinlikle yeniden incelemesi gerektiğine vurgu yaparak, “yüksek yargı konseylerinin kararlarının bir mahkemede yeniden incelenmesini diğer ülkelere söylemiştik. Kararlar mahkemede itiraz edilebilmelidir” demiştir. 

HSYK’nın görevden alma kararlarını yorumlarken, Venedik Komisyonu Genel Sekreteri bir hakimi bir davadan almanın hiç olmaması gereken bir şey olduğunu söylemiştir. “Hakimlerin görevden alınması sadece çok istisnai durumlarda olmalıdır” demiş ve  HSYK’nun hakimi niçin görevden aldığını detaylı olarak açıkladığı  gerekçeli kararında, bir hakimin görevden alınmasını gerektiren durumu ortaya koyması ve gerekçesini doğrulaması gerektiğini belirtmiştir. 

Venedik Komisyonu, Anayasa Mahkemesi ile ilgili değişiklikleri memnuniyetle karşılamaktadır ve insan hakları ihlallerine karşı bireylere Mahkemeye başvurma hakkı tanınmasını çok pozitif bulmaktadır. “Ayrıca bunun, Strasbourg’da ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde daha az Türkiye davasına sahip olmamız için, insan hakları davalarında bir filtreleme mekanizması olarak işleyeceğini ümit ediyoruz. Strasbourg’da sonlanacak daha az dava görmek Türkiye’nin lehine olacaktır. Bu konular ulusal seviyede çözülmelidir” demiştir. 

‘İnsanlar belli bir yaştan sonra değişmez’

Reformların uygulanmasında hakimlerin kafa yapısının nasıl değişeceği sorulduğunda Markert, “yargının kafa yapısının değişmesi her zaman çok zor ve yavaş bir şey” olduğunu ileri sürmektedir. “İnsanların belli bir yaştan sonra değişmek istemeyeceğini düşünüyorum” demiştir. 

Anayasa Mahkemesinin reform paketini incelerken nasıl ele alacağı konusunda yorum yaparken Markert, Anayasanın emrettiği gibi, Mahkemenin  usul(şekil) açısından değişiklikleri inceleme görevi olduğunu belirtmiştir. Mahkemenin daha öteye geçerek, davayı esastan inceleyeceğine inanmamaktadır. “Anayasa Mahkemesi şekil incelemesine odaklanacaktır ve Mahkemenin öyle yapacağını düşünüyorum. Fakat bununla birlikte hangi esasa dair gerekçelerle reform paketinin ilerlemesini önleyeceğini anlamak zordur” demiştir. 

Genel Sekreter, güçlü bir biçimde  Palamento’da kabul edilen değişikliklerin  Anayasa’nın ilk üç maddesiyle ve orada düzenlenen ilkelerle uyumlu olduğuna inanmaktadır. “Bu maddeler kuvvetler ayrılığıyla ilgilidir ve Avrupa’da bu konuyu farklı ele alma yolları bulunmaktadır. Bu maddeler sizin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğinizi söylemek için   bir bahanesi olarak kullanılmamalıdır diye altını çizmiştir. Markert, yasamanın yeni kanunlar kabul etmesinin ve yargının onları yorumlamasının normal olduğunu vurgulamıştır. 

Markert,  Türkiye’nin siyasi partilerin  yasaklanmasına dair kanunda değişiklik yapmasını ısrarla tavsiye etmektedir. Markert “Bir siyasi partinin kapatılmasını isteme kararı tek bir kamu görevlisine bırakılmayacak kadar önemlidir” demiştir. Modern demokrasilerde siyasi partilerin yasaklanması konusunda çok ihtiyatlı olunmasına ve bu tercihin sadece yasal olarak doğrulanabilen ve siyasi olarak hassasiyet yaratan istisnai hallerde kullanılmasına değinmektedir. “Bazı durumlarda, özellikle terörizm söz konusu olduğunda haklı olabilir. Şiddeti desteklediğinde bir partiyi yasaklamak meşrudur. Siyasi olarak parti kapatmak akıllı(makul) olmamakla birlikte, yasal gerekçelerle meşru olabilir” demiştir. Venedik Komisyon’u daha önceden Türkiye’de Siyasi Partiler Kanunu hakkında pek çok problem tespit ettiği bir görüş yayımlamıştır. 

Markert ayrıca, madde oylamasıyla her maddeye itiraz edildiği halde, tüm değişikliklerin bir bütün olarak referanduma sunulmasında her hangi bir problem görmemektedir. “Aslında, her bir madde hakkında kişisel sorular sorarak seçmenler şaşırtılabilir, çünkü bu maddelerden bazıları birbiriyle bağlantılıdır ve insanların soracağı çok fazla şey olacağını düşünüyorum” demiştir. Ayrıca “bu değişikliklerin  Anayasa başlıklarının önemli bir gözden geçirilmesi olarak değerlendirilebileceğinin” ve böylece Venedik Komisyon’unun rehber ilkelerine göre tek bir oy atılabileceğinin altını çizmektedir. Ayrıca “Diğer yaklaşım aynı başlıkta ilgili maddeleri gruplamak olabilir” demiştir. 

Venedik Komisyonu, oya sunulacak her sorunun değişik kısımları arasında asli bir bağ oldukça, paketin bir bütün olarak referanduma sunulmasında her hangi bir problem görmediğini belirtmektedir. Bununla birlikte Komisyon, anayasanın başlıklarının bir bütün olarak veya esaslı gözden geçirilmesi söz konusu olduğunda,  bu gereklilikten vazgeçilebileceğini belirtmektedir.   

2007 yılında Komisyon tarafından yayımlanan Referandumlarda İyi Uygulamalar Kurallarına dair gözden geçirilmiş görüş, bir bütün olarak anayasanın gözden geçirilmesi hariç, düzenleme içeriğinin bütünlüğüne uygulanıp uygulanmayacağını tartışmaktadır. Rapor “Aynı zamanda bir metnin birkaç başlığının gözden geçirilmesi tümden gözden geçirmeye denktir” demektedir. 

Markert Anayasa Mahkemesi seçimine Parlamento’nun dahil olmasında herhangi bir sorun görmemektedir. “Parlamento gerçekten hakimlerin seçiminde önemli bir role sahip olmalıdır. Bununla birlikte Parlamento’da tüm partilerin görüşlerini sağlayacak dengeli bir mekanizma bulunması ve sadece iktidar partisinin sesini duyurmaması” uyarısını yaparak, “bu Avrupa’da olağan bir uygulamadır” demektedir. “Tüm partilerin süreçte söz hakkına sahip oldukları bir mekanizma olmalıdır” demektedir. 

Türkiye’nin yargı sisteminin askeri ve sivil yargı sistemi olarak bölünmüş olmasını Komisyon’un nasıl değerlendirdiği sorulduğunda Markert, “Askeri mahkemelerin yargı yetkisinin mümkün olduğunca dar olması gerektiğini düşünüyorum. Askeri mahkemeler  sadece askeri personel hakkında disiplin gibi askeri konularla ilgilenmelidir. Genel nitelikli suçlarla bakmamalıdır” demiştir. Ayrıca askeriyenin çok hiyerarşik bir yapı olduğuna ve askeri mahkemelerin daima sivil mahkemelerden daha az bağımsız göründüklerine işaret etmiştir. 

En üst mahkeme hakimi çekilmelidir 

Venedik Komisyonu yetkilisi ayrıca son günlerde Anayasa Mahkemesi hakimlerinden birine karşı yöneltilen taraf tutma talimatları konusunda da yorum yapmıştır. Avrupa insan hakları Mahkemesi’nin bir hakimin çekilmesine dair rehber ilkelerinin oldukça açık olduğunu söylemektedir. Markert “Mahkeme, eğer yargı önyargılı olmamakla birlikte, öyle görünüyorsa, o zaman davada hakimi reddetmek için yeterli sebep bulunduğunu  söylemiştir” açıklamasını yapmıştır. 

Türkiye’deki hukukçular Anayasa Mahkemesi üyesi Fulya Kantarcıoğlu’nu istifaya davet etmişlerdir. Hükümeti devirecek bir darbe yapmaktan sorumlu yasadışı bir örgüte odaklanan Ergenekon soruşturması kapsamındaki eski bir Adalet Bakanıyla yasal olarak dinlenen telefon konuşmasında oyunu belirtmektedir. Konuşmasında Kantarcıoğlu eski Adalet Bakanı Seyfi Oktay’la davayı tartışmakta ve davanın seyrini etkilemesi için diğer üyeleri aramasını tavsiye etmektedir. 

Türk medyasında yayınlanan konuşma kayıtları, reform paketi hakkında bir şey yapmasını söyleyen eski CHP lideri Deniz Baykal’la yaptığı bir telefon konuşmasından sonra Oktay’ın Kantarcıoğlu’nu telefonla aradığını göstermektedir. Paket Parlamento’dan Mayıs ayında geçmiş ve akabinde 12 Eylül’de paketle ilgili gerçekleşecek referandum olmasına rağmen Anayasa Mahkemesinden iptali talep edilmek suretiyle CHP tarafından itiraz edilmiştir. Ergenekon davasında şüpheli olması nedeniyle, Oktay’ın konuşması yasal olarak dinlenmektedir. 

Haberal hakkındaki tartışmalı karar 

Markert ayrıca Yargıtay’ın devam eden bir davada hakimleri  bir şüpheliye tazminat ödemeye mahkum etmesinin sık sık vuku bulan bir şey olmadığının  altını çizmektedir. Bununla birlikte, bunun olağan olmadığını vurgulamaktadır. Dava, avukatlarının sağlığı nedeniyle müvekkillerinin tutukluluk durumunun kaldırılması için çeşitli üst ceza mahkemelerine pek çok itiraz yapılan Ergenekon şüphelisi Mehmet Haberal’la ilgilidir. 

Bununla birlikte, itirazlar mahkemeler tarafından reddedilmiştir. Bundan dolayı avukatları Yargıtay 4. Dairesinde cezai şikayette bulunmuşlardır. Daire, zararlar için tazminat ödenmesine hükmederek, hakimlerin cezalandırılmasına karar vermiştir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Bu karar hukuka ve Anayasa’ya aykırıdır. Son derece ideolojiktir. Hakim ve savcılarımızı korkutup sindirmeyi amaçlayan bir skandaldır” diyerek, Mahkemeyi çok sert eleştirmiştir. Hukukçular 4. Dairenin tartışmalı kararının binlerce hükümlünün cezaevi sürelerine itiraz etmeleri yolunu açtığını söylemektedirler.  

Mahkeme kararına saygı gösterilmelidir 

Anayasa Mahkemesi bir veya daha fazla maddeyi, özellikle HSYK ve Mahkemenin kendisiyle ile ilgili başlıca değişiklikleri iptal ederse, Venedik Komisyon’unun nasıl tepki vereceği sorulduğunda, Markert “Bu üzüntü verici olacaktır,”  demekle birlikte,  mahkeme kararının saygı duyulması gerektiğini vurgulamıştır. Eğer Mahkeme maddeleri iptal ederken yetkisini aşarsa, hükümetin Mahkeme kararını görmezlikten gelmesini söyleyen Anayasa Mahkemesi raportörü Osman Can’ın önerilerinin bir ölçüde tehlikeli bir spekülasyon olduğunu belirtmiştir. Markert “Anayasa Mahkemesinin Anayasa’ya uygun karar vereceği varsayımından hareket etmeliyiz” demiş ve bu tür spekülasyonların tehlikeli olduğunu vurgulamıştır. “Çok uzağa gitmeye gerek yok. Türkiye’ye zarar verecek olan böyle bir krize sahip olmak çok akıllıca olmayacaktır” diye eklemiştir. 

Demokratik Yargı isimli liberal hukukçular derneğinin eş başkanı Can,yorumlarıyla tartışmayı kışkırtmıştır. Çoğu hukukçu Anayasa Mahkemesinin tamamen  esasa ilişkin gerekçelerle değişiklikleri iptal etme yetkisine sahip olmadığını söylemek suretiyle  Can’ın beyanlarına desteklerini belirterek aynı tarafta yer almışlardır. Hükümet her  ne olursa olsun mahkeme kararına saygı duyacağını söylemiştir. 

Cihaner’in tahliyesi alışılmadıktır 

Markert ayrıca Yargıtay 11. Ceza Dairesinin alt derece mahkemesinin  dosyasını beklemeksizin bir savcının karıştığı, devam eden bir dava hakkında karar vermesini çok alışılmadık bulmaktadır. “Tüm Türk usul kurallarını bilmiyorum, fakat  gerçekten çok alışılmamış görünüyor” demiştir. Markert  “Normal olarak, alt derece mahkemelerin kararları yüksek mahkemelere itiraz edilir” diye eklemiştir. 

Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 18 Haziranda savcının tahliyesine karar vermesi, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’i hapishaneden kurtarmak için bozguncu bir planın somut bir sonucu olarak görülebilecektir. Cihaner terörist bir örgüte üye olmakla ve  ayrı davalarda yetkisini kötüye kullanmakla suçlanmaktadır. Gözlemcilerin çoğuna göre, bir mahkeme için dava dosyasını incelemeksizin  hapishaneden bir şüpheliyi tahliye etmenin kanunlara ve düzenlemelere aykırı olup, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin Cihaner hakkındaki kararı Türkiye’de önceden görülmemiş bir şeydir.  

Türk hukuk sisteminde öncesi bulunmadığından, karar Türkiye’de  hararetli bir tartışma başlatmıştır.  Daire öncelikle, Ergenekon terör örgütü üyeliğiyle suçlanan Cihaner’in alt derece mahkemelerindeki terör davalarıyla  ilgili orijinal evraklarını  beklemeksizin  şüpheli savcıya aleyhinde devam eden iki davayı oybirliğiyle birleştirmeye karar vermiştir. Evraklar halen Erzurum 2. Ağır Ceza mahkemesindedir. 

 

 

  

 İngilizce haberin Türkçe aktarılışı

Politika

Venedik Komisyonu’ndan reforma destek: Hem Türkiye’yi hem Avrupa’yı rahatlatır…

 

 

  

 

 

 

 

Paketteki değişiklikleri memnuniyetle karşıladıklarını söyleyen Markert, Anayasa Mahkemesi, HSYK, askerî yargıya ilişkin düzenlemelerin Venedik Kriterleri’ne uygun olduğunu vurguladı. Yüksek Mahkeme’ye bireysel başvurunun hem Türkiye’yi hem de AİHM’yi rahatlatacağının altını çizdi. Tek üzüntü kaynaklarını, siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıran teklifin reddedilmesi olarak gösteren Genel Sekreter, Anayasa Mahkemesi’ne de mesaj gönderdi: “Mahkeme’nin şekil bakımından inceleme yetkisi var. Ancak paketin, Anayasa’nın değişmez üç maddesi ile bağlantı kurularak iptal edilmesi yanlış olur.”  

Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu Genel Sekreteri Thomas Markert, Adalet Bakanlığı’yla da referandum sonrası yasal düzenlemeler konusunda Venedik Komisyonu olarak ortak çalışma kararı aldıklarını ifade etti. Uzmanlar anayasa değişikliğinin kabulünün ardından 100’ün üzerinde uyum yasası çıkması gerektiğini söylüyor. Ortak çalışma yaz sonrası başlayacak ve Anayasa Mahkemesi’nin çalışma esası gibi önemli kanunların hazırlanmasında Venedik Komisyonu devreye girecek.  

Markert, anayasa değişikliği paketinde en çok tartışılan konuların başında gelen HSYK’daki değişiklikleri olumlu bulduklarını ve Adalet Bakanı’nın kurulda yer almasının garip olmadığını belirtti. “Benzer uygulamalar Avrupa ülkelerinde de var.” diyen Markert, askerî mahkemelerle ilgili düzenlemeyi ise “Mümkünse bütün davalar sivil mahkemelerde görülmeli.” şeklinde değerlendirdi. Markert, “Askerî yargı sadece askerle ilgili disiplin gibi suçlara bakmalı, genel suçlarla ilgili konulara ise sivil yargı bakmalı.” diye konuştu. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının önemli olduğunu da vurgulayan Venedik Komisyonu Genel Sekreteri, bu sayede Türkiye aleyhine AİHM’e gelen şikayet davalarının azalacağına inandıklarını ifade etti. “Bu sistem bir nevi filtreleme mekanizması sağlayacak ve hem Türkiye’yi hem de AİHM’yi rahatlatacaktır.” derken, yasaların hazırlanması ve Venedik Kriterleri’ne uygunluğunun sağlanması konularında Türkiye’ye yardımcı olacaklarını bildirdi.  

Markert, parti kapatmayı zorlaştıran düzenlemenin paketten düşmesine ise üzüldüklerini aktardı. Parti kapatmanın sadece bir kamu yetkilisine bırakılamayacak önemli bir konu olduğunu vurguladı. Anayasa değişikliklerinin paket halinde referanduma sunulmasının Venedik Kriterleri’ne aykırı olmadığı da belirtti.  

Yargı, partizan bir görüntü arz ediyor  

Thomas Markert, Türkiye’de son dönemde yargının verdiği bazı kararları eleştirirken, adalet sistemine halkın güven duymadığının altını çizdi. Yargıtay 11. Dairesi’nin, fotokopi üzerinden devam eden davada dosyanın aslını beklemeden karar vererek İlhan Cihaner’i serbest bırakmasına tepki gösteren Markert, “Türk yargı usulünün tüm detaylarını bilmiyorum ama bu son derece garip bir durum gibi gözüküyor.” dedi. Yargıtay 4. Dairesi’nin de Mehmet Haberal’ı tahliye etmeyen hakimler hakkında tazminat kararı vermesi konusunda da, devam eden davaya üst mahkemenin müdahale etmemesi gerektiğini kaydetti. Markert, “Eğer illa da hakim davadan el çektirilicekse bu gerekçeli kararla kamuoyuna duyurulmalıdır.” ifadelerini kullandı. Anayasa Mahkemesi üyesi Fulya Kantarcıoğlu’nun dinlemeye takılan konuşmaları üzerine “Bana göre bir yargıç önyargılı olmasa bile, kamuoyunda önyargılı olduğuna dair kanaat oluşması durumunda davadan kendini geri çekmesi gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu. “Yargı, partizan ve siyasî görüntü arz ediyor.” diyen Markert, anayasa değişiklikleriyle beraber yargıda güven ortamının tesis edilebileceğine dikkat çekti. 

ABDULLAH BOZKURT 

28 Haziran 2010, Pazartesi 

%d bloggers like this: