Vatan ki bu insanların evidir, sevgilim, onlar vatana düşman…


Toprak doyurası gözleri doymuyor

Çok, çok para kazanmak istiyorlar ;

Öldürmemiz, ölmemiz lâzım geliyor

Çok, çok para kazanmaları için.

Elbet de aşikâre yapmıyorlar bunu ;

Renk renk fener asmışlar kuru dallara,

Yalanları salmışlar yollara,

Hepsinin de kuyruğu telli pullu.

(…)

Aldanıp, aldanmamak,

İşte bütün mesele.

Aldanmazsak ; varız !

Aldanırsak ; yok !.

Nâzım Hikmet Ran – En Mühim Mesele, 1951

***

Satarsın gözlerinin dikkatini, ellerinin nurunu, bir lokma bile tatmadan yoğurursun

Bütün nimetlerin hamurunu.

Büyük hürriyetinle çalışırsın el kapısında, ananı ağlatanı

Karun etmek hürriyetiyle hürsün !

(…)

En yakın insanınmış gibi verirsin memleketini,

Günün birinde meselâ,

Amerika’ya ciro ederler onu, seni de büyük hürriyetinle beraber,

Hava üssü olmak hürriyetiyle hürsün !.

(…)

Bu hürriyet hazin şey yıldızların altında.

Nâzım Hikmet Ran – Bu Memleket Bizim, 1951

***

Dörtnala gelip, Uzak Asya’dan

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan

Bu memleket bizim !

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

Ve ipek bir halıya benzeyen toprak

Bu cehennem, bu cennet bizim ! (…)

Nâzım Hikmet Ran – Davet

***

Koyun gibisin kardeşim,

Gocuklu celep kaldırınca sopasını

Sürüye katılıverirsin hemen

Ve adeta mağrur, koşarsın salhaneye.

(…)

Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.

Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer

Ve hâlâ şarabımızı vermek için

Üzüm gibi eziliyorsak

Kabahat senin – demeye de dilim varmıyor ama –

Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim. (…)

Nâzım Hikmet Ran – Dünyanın en tuhaf maklûku

***

Bursa’da havlucu Receb’e,

Karabük fabrikasında tesviyeci Hasan’a düşman,

Fakir, köylü Hatçe kadına,

Irgat Süleyman’a düşman,

Düşünen insana düşman,

Vatan ki bu insanların evidir,

Sevgilim, onlar vatana düşman…

Nâzım Hikmet Ran – İsimsiz Şiirler, 1945

***

Seversin dünyayı doludizgin

Ama o bunun farkında değildir.

Ayrılmak istemezsin dünyadan

Ama o senden ayrılacak.

Yani sen elmayı seviyorsun diye

Elmanın da seni sevmesi şart mı ?

Yani Tahir’i Zuhre sevmeseydi artık

Yahut hiç sevmeseydi

Tahir ne kaybederdi, Tahirliğinden ? (…)

Nâzım Hikmet Ran – Tahir ile Zuhre Meselesi, 1949

***

Bu bahçe, bu nemli toprak, bu yasemin kokusu, bu mehtaplı gece

Parıldamakta devamedecek ben basıp gidince de.

Çünkü o ben gelmeden, ben geldikten sonra da bana bağlı olmadan

Vardı ve bende bu aslın sureti çıktı sadece… (…)

Nâzım Hikmet Ran – Rubailer

***

Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,

Ölürsem kurtuluştan önce yani,

Alıp götürün

Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni.

(…)

Ve de uyarına gelirse

Tepemde bir de çınar olursa

Tas mas da istemez hani. (…)

Nâzım Hikmet Ran – Vasiyet, 1953

Fotoğraflar :

M.Halit Umar, Moskova – Temmuz 2010

* * * * *

You’re like a scorpion, my brother,
you live in cowardly darkness
like a scorpion.
You’re like a sparrow, my brother,
always in a sparrow’s flutter.
You’re like a clam, my brother,
closed like a clam, content,
And you’re frightening, my brother,
like the mouth of an extinct volcano.

Not one,
not five-
unfortunately, you number millions.
You’re like a sheep, my brother:
when the cloaked drover raises his stick,
you quickly join the flock
and run, almost proudly, to the slaughterhouse.
I mean you’re strangest creature on earth-
even stranger than the fish
that couldn’t see the ocean for the water.
And the oppression in this world
is thanks to you.
And if we’re hungry, tired, covered with blood,
and still being crushed like grapes for our wine,
the fault is yours-
I can hardly bring myself to say it,
but most of the fault, my dear brother, is yours.

Nâzım Hikmet Ran – The Strangest Creature on Earth

Fotoğraf :

Nâzım Hikmet ve Zafer Karadağ, Moskova, Ocak 2003

%d bloggers like this: